TAUFAN İLE YEDİ GÜN- 7: ABLAMLA BİR GÜN (FİNAL)

 Evet, sonunda finale geldik! Ne üzücü değil mi?...

Ehem, neyse. Bu kadar duygusallık yeter. Umarım bu bölüm o kadar da üzücü değildir (ne yazdığımı bilgisayara geçirirken hatırlıyorum...)

7 (Final): Ablamla Bir Gün

"Taufaan!"

"Neee?..."

"Bu nasıl bir cevap?" dedi Iman, azarlarcasına bir tonda fakat bir karşılık alamadı. İkinci katın sofasında kalakaldı bir an. "Eeee... Neredesin acaba? Ortaya da çıkmıyor mübarek..."

"Abla, eğer benimle dalga geçiyorsan söyleyeyim, canım oynamak istemiyor..."

Iman kendi kendine ağlamaklı bir iç çekti. Taufan'ın morali bozukken onula konuşmaya çalışmak, aç timsahlarla konuşmaya çalışmak gibiydi.

Halilintar, Taufan ve Gempa'nın paylaştığı odaya girdi ve odaya şöyle bir göz attı. Perdeler çekiliydi, kesinlikle Gempa'ya ait olmayan bazı kıyafetler Gempa'nın yatağının üstüne bırakılmıştı. Uyumaya çalışan Halilintar dışında da kimsecikler yoktu.

Ah, doğru ya, Taufan'ın yatağı üstte kaldığı için görünmüyordu!

"İşte buradasın!" dedi Iman neşeyle, yüzü duvara dönük pozisyonda yatan kardeşine bakarak. "Neyin var? Bugün yataktan doğru düzgün çıkmadın."

"Yalnız kalmak istiyorum..." diye homurdandı Taufan, Halilintar'a çok benzer bir sesle ve bu Iman'ın kuşkuyla alttaki yatakta yatan kardeşine bakmasına neden oldu. "Yoksa sen de depresyondasın da haberimiz mi yok Hali?..." diye fısıldadı Taufan'ın duymaması için.

Sırt üstü uzanmış, ellerini de başının altına koymuş Halilintar gözlerini açtı ve ona bıkkın bir bakış fırlattı. "Ne saçmalıyorsun? Yok öyle bir şey..." diye mırıldandı uykulu bir şekilde -eğer uykulu olmasaydı sesi daha yüksek çıkardı- ve ona sırtını dönerek, uyumaya devam etti.

"Taufan, beni dinler misin lütfen?..." diye sordu Iman, şefkatli bir şekilde kardeşinin omzuna dokunarak. Ancak karşılık olarak, Taufan arkasına bile dönmeden elini ittirdi. "Konuşmak istemiyorum..." dedi kısaca. "Neden hiçbiriniz anlamıyorsunuz bilmiyorum... Yalnız kalmak istiyorum."

Iman bacaklarına dokunulduğunu hissedince, şaşkınlıkla tekrar Halilintar'a baktı. "Ne var Hali?"

Halilintar işaretlerle, Taufan'ı yalnız bırakmasının daha iyi olacağını anlattı ve sonra sesli bir şekilde, "Ne olur odadan çık artık!" diye ekledi.

"İsh Hali..." Iman Halilintar'a şakacı bir tekme attı ancak yine de odadan çıktı. Eğer Halilintar bile öyle diyorsa, durum gerçekten ciddi olmalıydı. Eh, tabii odadan çıkması için söylemiş olma ihtimali de vardı ama Iman bu kadar alçalmayacağını ümit ediyordu.

...

"Abla... Abla, uyan..."

Iman derin bir nefes nefes alarak diğer tarafına dönerken, "Hali... Yine kabus mu gördün?..." diye mırıldandı. Anlaşılan Halilintar sık sık onu uyandıranlar listesinin başını çekiyordu.

"Hayır abla, benim, Taufan..."

"Fan?" Iman ismi duyunca şaşkınlıkla doğruldu ve kardeşini görebilmek için, baş ucunda duran gece lambasını açtı. "Sorun nedir?"

"Ben... Uyuyamıyorum." diye fısıldadı Taufan ancak fısıldamış olmasına rağmen, Iman onun ağlamamak için kendini tuttuğunu anlamıştı.

"Tamam, sorun değil." dedi şefkatli bir tonda. "Belki de yer değiştirmeye ihtiyacın vardır. Sen yatağıma yatabilirsin, ben de şuracığa ufak bir yatak kurar, orada uyurum."

"Ama—"

"Eh, takde tapi-tapi¹. Hem biliyorsun, ben yerde yatmaya bayılırım." dedi Iman alçak sesle gülerek ve hala tereddüt içerisinde olan kardeşini sıcak yatağına ittirdi. "Şimdi uyumaya çalış, ben de yatağımı hazırlayıp uyuyacağım."

Iman söylediği gibi yatağını hazırladıktan sonra, Taufan'ı kontrol ettiğinde, kardeşinin gerçekten de uykuya dalmış olduğunu fark etti.

"Aslında o kadar yorgunsun ki..." diye mırıldandı, kardeşinin yanağını sıkmamak için kendini zor tutarak. "Küçük bir değişiklik bile tekrar uykuya dalman için yeterli oluyor."

Kendini daha fazla tutamayarak -o tutabilir ama ben tutamam, ah- kardeşinin yanağına küçük bir öpücük kondurdu ve uyumaya geri döndü.

...

"Günaydın abla~"

"Günaydın Fanfan~" Iman gülerek, mutfağa neşeli bir giriş yapan kardeşine baktı. "Bugün daha iyisin sanki, değil mi?"

"Şey... Belki..." diye mırıldandı Taufan, neşesi aniden sönmüştü. Ancak başını iki yana salladı ve tekrar gülümsedi. "Kahvaltı mı hazırlıyorsun?"

"Evet, kimsenin kahvaltı etme gibi bir düşüncesi yok sanırım." dedi Iman şakacı bir şekilde, bunun üzerine Taufan pis pis sırıttı. "O kadar da önemli değil bence... Ha kahvaltı etmişiz, ha etmemişiz..."

"Tabii tabii, öğlen benden yemek isteme o zaman, yalvarsan bile vermem. Nasıl olsa kahvaltı etmesek de olur dedin... Hey, o suyu nereye götürüyorsun?"

"Hm?" Taufan bir an dondu, sonra gergince güldü. "Odaya?"

"Neden—ah, heeeeee, tamam, anladım..." Iman da aynı onun gibi gergince güldü ve giden kardeşine hafifçe salladı.

...

Kahvaltıdan sonra, Iman ve Gempa el birliğiyle mutfağı toplarken, Taufan da onlara katıldı—yani hayır, o manevi destekte bulundu. Sadece konuştu ve onların gülmesine neden olacak pek çok şey söyledi.

Neden sonra Iman, "İşim bitsin, dışarı çıkalım, ne dersin?" diye sordu ve bu iki kardeşin de şaşkınlıkla ona bakmasına neden oldu—o ise ciddiyetle bulaşıkları toplamaya devam ediyordu.

"Dışarı mı?" diye tekrarladı Taufan şaşkınlıkla.

"Neden?" diye sordu Gempa biraz sorgularcasına.

"Elbette sadece Taufan'ı götüreceğim kardeşim." dedi Iman pişmanlıkla gülümseyerek. "Üzgünüm, seninle başka zaman gideriz."

"Ah... Peki?" Gempa kafası karışmış olmasına rağmen, sustu. Taufan'sa neşeyle zıplayarak mutfağı terk etmişti.

"Komik çocuk..." diye düşündü Iman gülümseyerek.

...

 "Nereye gidiyoruz abla?" diye sordu Taufan merakla, dışarı çıktıkları sırada.

"Hava bugün esintili." diye mantıksız bir karşılık verdi Iman gülümseyerek. "Önce birlikte bir şeyler yesek... Sonra da, hmm... Yürürüz biraz, evet."

Öyle yaptılar. Önce Iman'ın bildiği bir kafeye gittiler ve pastayla durian suyu aldılar.

"Elbette senin pastaların daha hafif ve güzel oluyor." dedi Iman, pastalarını yedikleri sırada.

"Yaa, bir de bana sor..." diye homurdandı Taufan ama gülüyordu. Iman'sa ciddiyetle, "Zaten öyle ama güzel olmasının nedeni tadı değil, onu bize yapmış olman." dedi.

Bu küçük atıştırma faslında sonra birlikte yürümeye başladılar. Bir varış noktaları veya bir amaçları yoktu. Sadece yürüyorlardı.

Iman buna şaşıran kardeşinin elini tuttu ve koşmaya başladı.

"Nereye koşuyoruz abla?" diye sordu Taufan, nefes nefese.

"Hiçbir yere veya her yere." dedi Iman şiirsel ama neşeli bir şekilde ve durdu. O da nefes nefeseydi. "Hadi gel, sahil şeridine gidelim. Bu ara sahile gidilmemesi gerektiği söylenmişti ama sahil şeridinde durursak pek sıkıntı olmaz bence. Hem ağaçlar var, hem de oturmak için banklar."

Oraya gittiler.

Iman rüzgarın taşıdığı deniz kokusunu içine çekti ve kardeşine yaslandı. "Bu manzarayı çok seviyorum..."

"Ben de." dedi Taufan kısaca, o da başını Iman'ın omzuna yaslamıştı.

"Konuşmak ister misin?" diye sordu Iman aniden ve bu Taufan'ın belirgin derecede gerilmesine neden oldu. "N-ne konuda?"

"Bilmem, ne konuşmak istersen." dedi Iman gülümseyerek ve kolunu kardeşinin omzuna attı. Böyle kardeşini koruması altına almış bir abla gibi görünmüyordu.

"Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum..." dedi Taufan, her ne kadar ses tonunu nötr tutmuş olsa da, Iman o derinlerden gelen titremeyi fark etmişti. "Hey, bunu üzülmen için söylememiştim. Seni konuşmaya zorlamıyorum, sadece soruyorum."

"Üzülmüyorum zaten." diye karşı çıktı Taufan, ses tonu öylesine Halilintar'a benziyordu ki Iman istemsizce kahkahalara boğuldu. "Ah, kusura bakma, sana gülmüyordum... Bir an Hali'ye o kadar benzedin ki..."

Yine sessizleştiler. Denizden gelen dalga sesleri ve ağaçlardan gelen hışırtılar başlı başına bir senfoniydi.

"Sanırım ilacını tekrar kullanmaya başladın..." dedi Iman, alçak sesle. Böyle şeyleri bağırarak, neşeyle söyleyemezdiniz.

"Böylesi daha iyi..." dedi Taufan yavaşça. "Hali bile bunu kabul etmek zorunda kaldı. Geçtiğimiz hafta benim için zehir gibi geçti... Eğer o ilacı tamamen bıraktığımda böyle olacaksa, kullanırım daha iyi..."

"Haklısın..." diyebildi Iman, başka ne diyebilirdi ki? "Neyin doğru olduğunu hissediyorsan, öyle hareket et Taufan... Biz sana tavsiye veremeyiz, versek de etkili olmaz."

"Zaten öyle yapıyorum ama abla, şuna bak..." Taufan cebinden birkaç buruşturulmuş kağıt çıkardı. "Bir ayda aldığım ilaç sayısı... Çok fazla. Ben... Nedense bu bana yanlış geliyor."

"O zaman sana kısaca söyleyeyim, bu yanlış değil." dedi Iman gülümseyerek ve kardeşinin gözlerinin içine baktı. "Eğer bu ilaçlar olmasaydı depresyonla nasıl başa çıkacaktın? Başka bir çaren yok ve sen e azından hayatına devam edebilmek için bunu kullanıyorsun. Bu mu doğru, yoksa hiçbir şey kullanmayıp hayatına devam edememek daha mı doğru?"

"Yani, ilki sanırım..." Taufan iç çekti. "Neden hepiniz bana overthink yaptırıyorsunuz?..."

"Overthink değil, sen ısrarcı bir şekilde yanlış bir şey yaptığını düşünüyorsun, biz de doğru yaptığını söylemeye çalışıyoruz." diye azarladı Iman kardeşinin yanağını sıkarak. "Hep Hali ve Blaze'in yüzünden bunlar, ikisi de bırak şu ilacı, bırak artık diye diye seni suçluluk duygusuna boğdular."

Taufan dayanamayarak bir kahkaha attı. Iman iki kardeşini komik güzel taklit etmişti ki...


İki kardeş birlikte eve döndüler. Akşam yemeği vakti gelmişti.

"Assalamualaikum~ Akşam yemeği mi? Hemen geliyoruz~"

Birlikte neşeyle, gerçekten neşeyle yemek yediler. Halilintar bile, uykusuzluktan dolayı surat asmayı bırakıp, soğuk espriler yaptı.

Yemekten sonraysa, Baş Belası Üçlü (evet, Taufan uzun bir aradan sonra ikisine katılmıştı!) belli birilerine birkaç küçük şaka yaptı ve karşılık olarak Havalı Üçlü peşlerine düştü. Gempa arabulucu olarak barışı sağladı ve mazlumların hakkı yenmeden, suçlular da cezasız kalmadan sorun çözüldü.

Iman'sa sessiz bir köşede oturarak, tüm bunları keyifle izledi.

Yatma vakti odasına girdiğindeyse, yatağının yanındaki komodinin üzerinde bir çikolata buldu.

"Bu çikolatayı kendime almıştım ama senin hak ettiğini düşünüyorum abla. Afiyyyyettttt olsuunnnn (bir parçasını bana ayırırsan sevinirim tabii...) -İsimsiz Rüzgar Elementi (kendimi ele vermiş bulunuyorum, hehehe)."

Iman duygulanmış olmasına rağmen, aradaki notlar yüzünden istemsizce güldü.

"Ah, Taufan..."

Son.

Embéria Aéris.

Seri sona erdi, inanmıyorum... Ağlamama izin verin...

Ehem, durun, notu unutuyordum az kalsın.

¹: 'Takde tapi-tapi' Amalar yok/Ama yok anlamına gelir. Malayca bir tabir ve çok komik. Kullanmak zorundaydım.

Eh, angst sever yazarınızdan bu kadar. Hacebar'ın yazdığı versiyonunu hatiyazi.blogspot.com'dan okuyabilirsiniz.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11