Kayıtlar

OVERLAPPİNG STORMS- SIDE STORY 1

Birçok angsttan sonra şimdi biraz tatlı şeyler okuyacaksınız :)  1: Güneş Doğar Bir Yerin Üzerine... Windara'da güzel bir gündü. Her zamanki gibi rüzgarlı fakat yine de her açıdan hoştu. Savaş kazanılalı ve Windara'ya yerleşeli tamı tamına bir yıl olmuştu. Beliung ve Taufan pek değişmemişlerdi—yani, Beliung'un Müslüman olmaya karar vermesi hariçti tabii. Yaklaşık altı ay ya da daha yakın bir süre önce, Beliung, "Neden sabahları kalkıp şeyi yapıyorsunuz... Adı neydi, ha, namaz?" diye sormuştu. Uzunca bir süre onları gözlemlemiş ve oruç tuttuklarına da şahit olduktan sonra, sonunda sormuştu. "Biz Müslümanız, bu yüzden bunları yapıyoruz." diye açıklamıştı Taufan omuz silkerek fakat bu Beliung'u tatmin eden bir cevap değildi. Onunla baş edemeyeceğini anlayan Taufan onu, bunu daha iyi açıklayacak birine götürmeye karar verdi. Söz gelimi, bir imam veya şeyh olabilirdi. Bunun için, Dünya'ya yolculuk ettiler. Zaten İslam'a sıcak bakmakta olan Beliung...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 11

Önemli not: hikayeyi tek seferde ve dikkatlice okumanız tavsiye edilir. Detayları ve duygu akışını kaçırmamanız için... 11: Az Çoktur, Yokun Yanında... "Geliyorlar, Spiritel." dedi kahverengi saçları rüzgarda savrulan kız, duvar gibi bir ifadeyle. "Gelebilirler." dedi ona yaklaşan mavi-neon yeşili saçlı genç adam soğukça gülümseyerek. "Karşılaşacakları tek şey ölüm olsun." ... "Beş milyon kere söyledin ve ben de sen iyi olmadığını kabul edene kadar iyi misin diye sormaya devam edeceğim. Sırf merakımızı tatmin etmek için. Bakalım ne zaman kabul edeceksin?" dedi kararlı bir ses. Bu Gempa'ydı, kuşkusuz. Gempa ile Halilintar, ordudan biraz daha hızlı ilerliyorlardı. Aslında başta Halilintar yalnızdı fakat Gempa -ki o da bir binek edinmişti- ona yetişmişti. Savaş öncesi motivasyon konuşması , diye düşündü Halilintar suratını asarak. "Sana iyi olduğumu söylediysem iyiyimdir." dedi göz teması kurmaya tenezzül etmeden. "Bunu yeterince...

KAYIP FIRTINA SIDE STORIES- 7

Deniz Mavi Renktedir, Güneş Aydınlattığında Dıt. Dıt. Dıt. Dıt. Alarmı çalıyordu. Taufan ofladı ve iç çekti. Sert bir hareketle alarmını susturduktan sonra, tekrar yatağa gömüldü. Kim kurmuştu bu alarmı? Uyanmayacaktı. Hiçbir şey yapmayacaktı. Bunu açık bir şekilde belli ettiğini sanıyordu—iki haftadır böyleydi. Her ne kadar istese de, tekrar uykuya dalamadı. Uykusu sanki havaya karışıp gitmişti. İnledi ve yatak örtüsünü üzerinden attı. Zar zor, oflaya puflaya kendini yataktan kaldırdı ve eliyle zaten dağınık olan saçlarını karıştırırken, saate baktı. "Altı mı? Cidden mi? Hah..." Her ne kadar böylesine erken bir saatte uyanmış olmaktan memnun olmasa da, yatak nedensiz bir şekilde az önceki kadar cazip görünmüyordu şimdi. Gerçi, lavaboya gitmek için de can attığı yoktu. Gelgelelim ya şu ya da buydu, bir şey yapmak zorundaydı. Ayak sürüyerek lavaboya gitti. Fazlasıyla yavaş hareketlerle elini yüzünü yıkadı ve durdu. Tam lavabo çıkışının önünde. Şimdi ne yapacağım , diye düşündü...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 10

  10: Ve Karadelik Güneşi Bile Yuttuğunda... Ertesi sabah Halilintar güneş -ya da Scienza'yı aydınlatan yıldızın- ışınlarının yüzüne vurmasıyla uyandı. Nerede olduğunu, neler olduğunu bir an hatırlayamadı, sersemce etrafına baktı. Bir çöpün kenarındaydı—çöp her ne kadar kapalı ve hijyenik görünse de, kokusu öyle değildi ve tüm geceyi orada geçirmek zorunda kalan Halilintar da bunu çok net bir şekilde anlamıştı. Elininin tersiyle sertçe yüzünü ovuşturdu, kalkması gerekti. Taufan'ı kurtarmak için... Taufan için. Doğruldu ve pelerinin uyku sırasında kayan başlığını tekrar başına geçirdi. Sonra dünkü amfiteatra yürümeye başladı. Acaba Gempa ve diğerleri ne yaptı , diye düşündü gökyüzüne bakarak. Keşke tüm bunlar bir anda bitse ve beraber evde sıcak kakao içsek... Eğer kardeşlerini... Kaybederse, bir daha ne sıcak kakao içebileceğinden, ne de Tok Aba'nın dükkanına gidebileceğinden emin değildi. Ağlamadan içemezdi, hayır. Amfiteatra vardığında, bomboş olduğunu gördü. Dün tıklım t...

OVERLAPPİNG STORMS- 60 (FİNAL)

 60: Sonunda Vakit Geldi, Günü Bitiren Gün Batımı¹... "Sence abang Bel uyanmış mıdır?" diye sordu Angin, bir sabah TAPOPS istasyonunda yürürken. Savaş biteli tam bir hafta olmuştu— bir hafta . Eh, normalde bir haftada pek bir şey yaşanamaz gibiydi fakat son bir haftaları o kadar stresli geçmişti ki, bir haftanın sonunda artık boğulacak gibi hissediyorlardı—gerçi, Taufan kendi adına öyle hissediyordu. Savaşta yaşananlar yetmemiş gibi -Angin onun aslında baygın olmadığını öğrenince bayağı şaşırmıştı- bir de savaştan sonrası dertleri vardı. Sırtındaki kılıç yaraları bir hafta içerisinde oldukça toparlamıştı ama sorun kendisi değildi zaten: Beliung'tu. Hiç ağabeyinin bu kadar uzun süre bilinçsiz kaldığını görmemişti—keşke sadece bilinçsiz olsaydı tabii! Savaştan sonraki ikinci gün, TAPOPS'a geldiklerinde, onun felaket derecede solgun olduğunu ve yüksek ateş yüzünden fazlasıyla huzursuz göründüğünü görmüşlerdi. Tabii enfeksiyon riski çok yüksek olduğundan, ziyaret etmeleri...

IN WHITE- BÖLÜM 16

Uyarı: Kan, şiddet ve sadist eylemler/sözler içermektedir! Okumaktan rahatsız olacaksanız yazardan özet talep edebilirsiniz (emberia.aeris11@gmail.com). 16: Aranan Şey Halilintar korkunç bir rüyanın ortasındaydı. Taufan karşısında, o ana kadar gördüğü en korkunç ifadeyle duruyordu. El bıçaklarını tehditkar bir şekilde çekmişti ve anlamadığı bir şeyler söylüyordu. Aslında kaçmak istiyordu ama bir ses dikkatini dağıtıyordu. Ses mi? Böyle bir anda ne sesiydi bu? Ne oluyordu? Bu telefonunun zil sesi değil miydi— "Hah?!" Nefesi kesilerek doğruldu. Evet, tam bu noktada uyanmıştı. Ah, telefonu onun dehşetinden habersiz çalmaya devam ediyordu. Parmaklarını saçlarına geçirdi; yataktan aşağı yuvarlanmamaya dikkat ederek telefonuna uzandı ve iç çekerek aramayı açtı. "Günaydın teyze..." "Günaydın Halilintar... Ne yapıyorsun canım?" Ne mi yapıyordu? Bunu nasıl anlatmalıydı? Az önce uyuyordum ve sen arayınca uyandım derse teyzesi çok üzülecekti. Öyleyse... "İ-iyiyi...