Kayıtlar

KAYIP FIRTINA SİDE STORY- 5: SOLAN ÇİÇEKLER...

 5: Solan Çiçekler (Baharda Yeniden Açardı...) "Bitkileri düzenlemede bana yardım ettiğin için teşekkür ederim Hali!" "Haha, sorun değil." Duri, altıncı yediz. Hakkında, "Halilintar'ın yokluğuna aldırmıyor, ne güzel." diye düşünülen kişi. Herkes böyle düşünüyordu ama işin aslında, Duri de acı çekiyordu. Hem de çok. Onun Halilintar'la her zaman sessiz ama anlamlı bir ilişkisi olmuştu. O bitkileri konusunda Halilintar'dan yardım ister, Halilintar da bir yarası veya hastalığı olduğunda ona danışırdı. İki yediz birbirlerini çok severdi; belki Gur'latan'da yaşananlar yüzünden, belki de Duri konuştuğu kişilerin daha iyi hissetmesini sağladığı için (çünkü olaylara her zaman pozitif bir bakış açısıyla bakardı). Sonuç olarak ikisi de bahçede saatlerce dururdu, oradan geçen biri -sessiz olsalar bile- onların yaydığı huzuru hissedebilirdi. Özellikle son zamanlarında hep birlikte oldukları için, Duri ona bir çift bahçe eldiveni almıştı. Ne var ki ...

KAYIP FIRTINA- 8 (REWRİTE)

 8: Umarım... Halilintar önündeki kişiye bakarken suratını astı (nedenini kendisi de bilmiyordu). "Bunu yapmak zorunda mıydın?" "Kesinlikle." dedi karşısındaki kişi kıkırdayarak. "Hasta insanlara daha fazla ilgi göstermek gerekir, biliyorsun." "Benim ekstra ilgiye ihtiyacım yok, teşekkürler." diye homurdandı Halilintar gözlerini devirerek ve kendini tekrar yatağına bıraktı. "Bu senin düşüncen. Bence çok ihtiyacın var." dedi kişi gülerek, onunla uğraşmaktan gerçekten hoşlanıyor gibiydi. "Bi git ya..." diye yakındı Halilintar ama hasta olduğu için onu kovalayacak gücü yoktu (ne tesadüf, yazar da hasta olduğu için Halilintar'la uğraşamıyor). "Tamam tamam, seninle daha fazla uğraşmayacağım." dedi kişi nazikçe ve gitmeden önce başını okşadı. "Sana yemek getireceğim, yani... Yanmamışsa. Umarım yanmamıştır." "Ciddi misin?..." diye mırıldandı Halilintar fakat kişi çoktan gitmişti. Az sonra geri geldiğ...

OVERLAPPİNG STORMS- 46

 46: Gerçek mi? "Bunların hepsi senin suçundu!" "Benim suçum mu? Hiçbir şey yapmadım bile!" "Urgh, yıllardan sonra hiç değişmediğini görmek çok sinir bozucu, Taufan." Taufan sinirli bir ifadeyle dilini çıkardı ve kollarını kavuşturdu. "Değişmekle alakası yok. Ayrıca ben sinir bozucu olabilirim ama senin de benden altta kalır bir yanın yok Maripos." "Tamam, sessiz ol artık. Tekrar yakalanırsak kaçamayız." dedi Maripos alçak sesle ve ikisi de sessizleşti. Neden sonra Taufan düşünceli bir ifadeyle, "Peki şimdi ne yapacağız?" diye sordu. "İlk önceliğimiz en küçük prensi bulmak olmalı. Reramos ona fiziksel zarar vermeyecektir fakat ne yalanlar söyleyeceğini bilmiyoruz." dedi Maripos gözlerini kısarak. "Eğer prens ona inanırsa—" "Angin. Onun adı Angin." diye düzeltti Taufan, sonra alaylı bir gülümsemeyle, "Onun adını unuttun mu yoksa?" diye sordu. Maripos gözlerini devirdi ve onun kıs kıs gülm...

KAYIP FIRTINA- 7 (REWRİTE)

 7: Seni Tehdit Ediyorum Ama Seni Korumak İçin Halilintar başında bir ağrıyla uyandı. İnledi ve uzandığı yerde büzüldü. Biraz ovuşturarak kendini rahatlatabilmek amacıyla elini başına götürdü ve başının sarılı olduğunu fark etti. Ne olmuştu? Gittikçe netleşen sesler duymaktaydı ama aklını oraya veremiyordu. Başındaki acı aniden keskinleşmişti. Boğuk bir sesle tekrar inledi ve bir elinden destek alarak doğruldu. Yattığı şeyin düşündüğü şey değil de, bir kanepe olduğunu fark edince kafası iyice karıştı. Neredeyim ben?...  diye düşündü başının zonklamasını görmezden gelmeye çalışarak. Bu sırada gözü yanına bırakılmış buz paketine çarptı ve onu alıp başının en çok ağrıyan kısmına bastırdı. Acısı uyuşmuştu. "Sen, bana bak! Neden Blaze'i engellemediğini hemen açıkla!" İrkildi ve başını kaldırıp, sinirli bir şekilde kendisine bakan Gempa'ya uyuşuk bir bakış attı. "Ben mi?..." "Evet sen!" dedi Gempa sinirlenerek. "Neden Blaze'i dinledin? Senin sağ...

LİES- BÖLÜM 20

  /Taraf: Erin'in Gülü\ 20: Ziyaret Halilintar yıllardır hiç bu kadar mutlu hissetmemişti. Hem kardeşi vardı -ya da ağabeyi, ugh- hem de sütannesini görmeye gidecekti. Yıllardan sonra ilk defa onu görecekti. Gece boyu gözüne uyku girmemişti zaten, buna rağmen sabah erkenden kalktı ve Taufan'ı da kaldırdı tabii. "Hadiii... Hemen gidelim, kahvaltıyı orada yaparız." dedi Halilintar ağabeyinin omzunu sarsarak. "Ya bırak Hali ya... Öğlen gideriz..." diye bir şeyler homurdandı Taufan uykulu bir şekilde ve sırtını dönüp uyumaya devam etti. Halilintar her ne kadar hayal kırıklığına uğramış olsa da, onu daha fazla zorlamadı ve mecburen o da uyumaya geri döndü.  İkisi de bir süre daha uyudular; Taufan dünün etkisiyle daha fazla uyumuştu, Halilintar ise gece eksik kalan uykusunu tamamladı. Sonunda saat on bir olduğunda, ikisi de kalktı ve -Halilintar ağabeyini buna zorladığı için- hemen hazırlanıp çıktılar. Eğer koruyucu anneleri yanlarına birer ekmek arası koymasaydı ...

OVERLAPPİNG STORMS- 45

 45: Ütopik Bir Yalan Ya Da Acı Gerçekler Ⅰ Taufan tüm hızıyla koşuyordu. Arada sırada arkasına bakıyor, hala peşinde olduklarını görünce daha da hızlanıyordu. Neyse ki, iki saat boyunca koştuğu eğitimler almıştı. Neden mi kaçıyordu? Bir köşede, peşindeki Kelkatua askerlerini atlattıktan sonra, yere çöktü ve nefesini toparlamaya çalışırken, olaylar zihnine akın etti. Reramos, Sibella, Sibella'nın söyledikleri ve sonrasında gelen şok... Ve Beliung... Taufan bir kez daha gelen küfretme isteğini bastırırken, yoğun pişmanlık yüzünden titrek bir iç çekti. Beliung'u engellemekle kalmamış, Angin'i korumayı unutmuştu ve sonra da Beliung... "O aptal bir kez olsun kendi canını düşünse iyi eder." diye düşündü öfkeyle ama bu öfkesi yalnızca kendine olan kızgınlığına dayanıyordu. Ve Beliung onu taht odasından dışarı ittikten sonra, aklının almayacağı kadar çok Kelkatua askeriyle karşılaşmıştı. Zaten bir saattir koşuyor olmasının nedeni de buydu. "Kweeerk... Krook gveeerk...

KAYIP FIRTINA- 6 (REWRİTE)

 6: Verilen Söz Halilintar nefes nefese, dirseklerinden destek alarak doğruldu. Bir kabus daha... diye düşündü, bitkince aldığı nefesi verirken. Bir işkence daha... Neden bitmiyor ki? Bir kez daha titrek bir nefes verdi ve saate baktı. 10.30, diğerleri çoktan okula gitmiş olmalı . Yavaşça kalktı ve pencereye yürüdü. Yumruklarını sıkmıştı, o kadar sıkmıştı ki tırnakları avuçlarına batmıştı. Karamsar bir ifadeyle koyu gri bulutlarla kaplı gökyüzüne baktı. Her kabustan sonra daha fazla z arar görüyorum , diye düşündü. Bahsetmişti değil mi? Voltra gücü... Bir bakalım... Bileğini müthiş bir alışkanlıkla şaklattı -bu tabiri nereden bulduğumu bilmiyorum, defterimde öyle yazıyordu- ve elinde siyah-kırmızı, yıldırımlar fışkıran bir kılıç oluştu. "Vay..." Yalan yok, etkilenmişti. Ne var ki iki saniye bile geçmemişti ki, bedenini büyük bir acı kapladı. İki eliyle sıkı sıkıya tuttuğu ve bir türlü bırakamadığı kılıç avuçlarını yakıyordu. Ani bir refleksle kılıcı bıraktı ve kılıç yok olu...