Kayıtlar

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 8

Fırtına öncesi sessislik 👀 8: Hayat Devam Ettiği Sürece Acılar da Devam Edecekti... "Aaargh!" Halilintar bir an şaşkınlıkla durdu, hiç böyle bağırmazdı... Neden bağırmıştı ki? Kafa karışıklığı içerisinde etrafa bakarken, yerdeki kırmızı kan lekelerini gördü ve bu lekelerin kendisinden geldiğini anlaması da uzun sürmedi. Evet, deneylerden sonra her zaman kıyafetlerinde bu kırmızı lekeler oluşurdu fakat hiç böyle yere damlamamıştı... Neler oluyordu böyle? Bu sırada yatağının önünde durduğunu gördü ve kendini yatağına bıraktı. Madem çok yaralıydı, o zaman— "Hey, kalk! Yatamazsın!" Tanıdık sesin sahibine baktı, Emily mi?... Emily neden yattığı için ona kızsın ki? Hem... Neden ağlıyordu?! Ne oluyordu be?!!! ... "Ah..." Kendine gelirken, yavaşça gözlerini araladı. Az önceki şeylerin saçma sapan bir rüyadan ibaret olduğunu anlayınca şaşırmakla birlikte rahatladı. Rüyanın nasıl olduğu pek de umurunda değildi, bacaklarında hissettiği rahatlatıcı hisse odaklanmak i...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 7

7: 'Halilintar'  'Voltra' Olmak Acı Çekmektir Halilintar şu zamana kadar pek çok şey istemişti. Sakin bir hayat yaşamak, kardeşleriyle bir arada kalabilmek, annesini tekrar görebilmek... Annesini görmek gibi, bazıları imkansızdı bu isteklerin... Ama asla böyle bir şey istememişti. 'Ben acı çekiyorum, bu yüzden kardeşlerim gelip beni kurtarsınlar, yakalanıp yakalanmamaları umurumda değil' dememişti. Bu ne bencil bir istekti! Evet, acı çekiyordu fakat kardeşlerinin kötülüğünü asla isteyemezdi, bunu onlara yapamazdı... Ne yazık ki artık çok geçti. Babasının isteği üzerine bunu da gizli tuttu ancak birkaç gün boyunca yüzüne derin bir hüzün hakimdi. Kendisini kontrol etmeye ve üstünlük taslamaya çalışan Emily de cabasıydı. Gerçekten bunalmış hissediyordu. "Yatmadan önce duş almalısın. Bu yaptığın yatakhane kurallarına aykırı!" diye cırladı -ona göre bu bir cırlamaydı- Emily, deneylerden geldiği gibi yatağına yığılan Halilintar'ın omzunu sarsarak. Halili...

OVERLAPPİNG STORMS- 57

 57: Savaş Angin neden böyle olduğunu gerçekten bilmiyordu fakat tekrar Windara'ya gideceklerini duyunca çok sevindiğini hissetti. Orada yetişmemiş, orada kendisini ilgilendiren bir şey yaşamamıştı ama yine de seviyordu... Belki de sadece vatan sevgisiydi. Ya da belki de, annesinin ve ağabeylerinin oraya ait hissetmesi, onun da Windara'ya benzer hisler beslemesi için yeterli oluyordu. "Angin! Çantanı topladın mı?" Ranzanın üstündeki yatağında uzanan Angin, odaya giren ağabeyine kısa bir bakış attı ve uzanmaya devam etti. Eğer onu görmezse bu işi bir süre daha erteleyebilirdi. Şuan çanta toplamakla uğraşmak— "Angin!" İrkildi ve başını çevirip bakınca, ağabeyinin -belerttiğinde çok korkunç görünen- mavi gözleriyle karşılaştı. Suratını asarak, "Toplamak istemiyorum abang... Beni rahat bırak." diye söylendi ve sinek kovalarcasına elini salladı. Ağabeyi salladığı elini sertçe yakaladı ve sabırsız bir öfkeyle, "Windara'ya işimiz biter bitmez gid...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 6

 6: Aranan Duygu Halilintar uzun zamandan beri ilk defa kendini tamamen güvende hissetti. Bu hissi unutalı çok olmuştu, yedi yaşındayken kaybettiğinden beri bir daha bulamadığı şeylerden biriydi... Şimdiyse, yüzünü adamın göğsüne—hayır, o güvenli kucağa gömmüşken, sanki tekrar yedi yaşına geri dönmüş gibi hissediyordu... Hiçbir şey umurunda değildi, sadece bu hissi, saçlarını okşayan elini sıkıca tutmak ve bir daha asla  bırakmamak istiyordu... O onun gözünde her zaman bir rol model olmuştu... "Hali, tatlım, o poşetler çok ağır. Bırak baban taşısın." "Hayır! Ben taşıyacağım!" "Linlin, hadi oynayalım!" "Ben babamla oynayacağım." "Biraz kardeşlerinle de oynayabilirsin Lin." "...Sonra beraber oynayacak mıyız?" "Tabii ki, hadi koş." O acı güne dair anıları bulanıktı... Diğerlerinin ağladığını hatırlıyordu... Taufan ona sarılmıştı... Kendisinin ağladığına dair bir şey hatırlamıyordu ancak... "Hey Hali, bizimle pa...

KAYIP FIRTINA SIDE STORY- 6: "EN SEVDİĞİM KİŞİ..."

 6: "En Sevdiğim Kişi..." Emily (çevrimiçi) Taufan, Kokotiam'da buluşabilir miyiz? Yatağında sırt üstü uzanmış, zihinsel bitkinliğini gidermeye çalışan Taufan, yatakta bir yerlerde duran telefonun -ki yeni alınmıştı- titrediğini hissetti. Şaşkınlıkla gözlerini açtı ve mesajın kimden geldiğine baktı. "Emily mi?" Ona neden böyle bir mesaj atmıştı acaba?... Biraz gönülsüzce yatağından aşağı atladı ve askıda duran siyah kapüşonlusunu üzerine geçirip, aşağı indi. "Nereye? Taufan, dur! Nereye gidiyorsun?" Taufan bitkince kendisini durduran Gempa'ya baktı. Dışarı çıkmak zaten zordu, bir de açıklama yapmak zorunda kalması daha da kötüydü. Elbette Gempa da haklıydı... Majör depresif bozukluğu olan birine elbette öylece güvenemezdi ve bu mantıklı bir davranıştı. "Kokotiam'a... Neden?" diye sordu. "Pekala." Kardeşi kolunu bıraktı fakat temkinli bir ifadeyle onu izlemeyi sürdürdü. Ona başka bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmedi ve ayak...

YEDİZLER- KRONOLOJİK ÖZET

 1: 2024'le Başlayan... Tekrardan merhaba! Kanalımda yaptığım anketin sonucu olarak, şuana kadar Yedizler hakkında yazdığım hikayeleri kronolojik sırayla özetleyeceğim. Bazılarının yazılı hali bulunuyor, onları da özellikle belirteceğim ve okumak isteyenlerin bana ulaşabilmesi için mail adresimi de bırakacağım. Hadi başlayalım! 2024 Mayıs İlk zamanlarımda hikayelerin yanına yazılma tarihini yazmadığım için ortalama bir tarih belirledim :) İşte Mayıs ayında yazdıklarım: Yedi Gün Yedi Bahar Bu hikaye yedizleri ilk defa kullandığım hikayeydi. Onları tanıttığım, daha çok Baş Belası Üçlüye değindiğim eğlenceli bir şeydi. Okumak isterseniz bana mail atmaktan çekinmeyin: mercan.tasarim11@gmail.com Zehir ve Panzehir Zehir ve Panzehir ikinci hikayemdi ve çoğunlukla Taufan odaklı, fakat diğerlerinin de arada geçiyor. Bu hikayenin de bir kopyası hala duruyor, bu yüzden okumak isterseniz: mercan.tasarim11@gmail.com Globofobi Başlığından da anlaşıldığı üzere, bu balon korkusu hakkında. Yedizler...

OVERLAPPİNG STORMS- 56

 56: Beraber, Omuz Omuza Rüzgarların uğuldayarak estiği Kupuri sarayı, her zamanki gibi görünüyordu. Uzun ve heybetli. Değişen hiçbir şey yok gibiydi ama aslında bazı kısımları hasar almış gibi görünüyordu. Yine de normal gibiydi... Ne var ki bu görünüşten ibaretti. Annesinin artık olmadığını bilen Beliung için saray artık sıradan, taştan bir yapıydı. Annesinin bedenini sıkıca sarılmış, öylece da kalmıştı. Onun son sözlerini duyduktan sonra bir daha kıpırdayamamıştı, onu bir daha göremeyeceğini biliyordu. "Beliung, Taufan... Beni dinlemenizi istiyorum." demişti, belki de daha beş dakika önce. "Kavga etmeyi bırakmanızı ve barışmanızı rica ediyorum... Angin'e göz kulak olmalı, Windara ve Rüzgar elementini korumalısınız... Beliung, Taufan'ı Angin'le beraber Dünya'ya gönder... Eğer Galaksi Mahkemesi seni bırakırsa da hemen onların yanına git..." Her cümlesi başlı başına bir sorumluluk yüklemişti. Annesine sarılırken, gözyaşları içerisinde başını sallaya...