Kayıtlar

YEDİZLER- KRONOLOJİK ÖZET

 1: 2024'le Başlayan... Tekrardan merhaba! Kanalımda yaptığım anketin sonucu olarak, şuana kadar Yedizler hakkında yazdığım hikayeleri kronolojik sırayla özetleyeceğim. Bazılarının yazılı hali bulunuyor, onları da özellikle belirteceğim ve okumak isteyenlerin bana ulaşabilmesi için mail adresimi de bırakacağım. Hadi başlayalım! 2024 Mayıs İlk zamanlarımda hikayelerin yanına yazılma tarihini yazmadığım için ortalama bir tarih belirledim :) İşte Mayıs ayında yazdıklarım: Yedi Gün Yedi Bahar Bu hikaye yedizleri ilk defa kullandığım hikayeydi. Onları tanıttığım, daha çok Baş Belası Üçlüye değindiğim eğlenceli bir şeydi. Okumak isterseniz bana mail atmaktan çekinmeyin: mercan.tasarim11@gmail.com Zehir ve Panzehir Zehir ve Panzehir ikinci hikayemdi ve çoğunlukla Taufan odaklı, fakat diğerlerinin de arada geçiyor. Bu hikayenin de bir kopyası hala duruyor, bu yüzden okumak isterseniz: mercan.tasarim11@gmail.com Globofobi Başlığından da anlaşıldığı üzere, bu balon korkusu hakkında. Yedizler...

OVERLAPPİNG STORMS- 56

 56: Beraber, Omuz Omuza Rüzgarların uğuldayarak estiği Kupuri sarayı, her zamanki gibi görünüyordu. Uzun ve heybetli. Değişen hiçbir şey yok gibiydi ama aslında bazı kısımları hasar almış gibi görünüyordu. Yine de normal gibiydi... Ne var ki bu görünüşten ibaretti. Annesinin artık olmadığını bilen Beliung için saray artık sıradan, taştan bir yapıydı. Annesinin bedenini sıkıca sarılmış, öylece da kalmıştı. Onun son sözlerini duyduktan sonra bir daha kıpırdayamamıştı, onu bir daha göremeyeceğini biliyordu. "Beliung, Taufan... Beni dinlemenizi istiyorum." demişti, belki de daha beş dakika önce. "Kavga etmeyi bırakmanızı ve barışmanızı rica ediyorum... Angin'e göz kulak olmalı, Windara ve Rüzgar elementini korumalısınız... Beliung, Taufan'ı Angin'le beraber Dünya'ya gönder... Eğer Galaksi Mahkemesi seni bırakırsa da hemen onların yanına git..." Her cümlesi başlı başına bir sorumluluk yüklemişti. Annesine sarılırken, gözyaşları içerisinde başını sallaya...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 5

5: Her Gözyaşı Hüzünden mi Doğar? Her şey sıradan geliyordu artık. Halilintar bu noktaya nasıl geldiğini gerçekten bilmiyordu ama doğruydu. Yatakhaneyi, yatağını , giydiği gösterişsiz ve çirkin kıyafetleri, Blister'ı, yatakhane arkadaşlarını , hiçbirini yadırgamıyordu artık. Tuhaf bir uyuşukluk içinde yaşıyordu; hem yaşıyor gibiydi hem de bir simülasyondaymış gibi hissediyordu. Sabah kalkıyor, öğlen sabah nasıl kalktığını hatırlamıyordu. Öğlen denek olarak kullanılıyor ve gerçekten ağlayacak duruma geliyordu—elinde değildi, acıyla verdiği tek tepki bu oluyordu fakat... Akşam olup uyuduktan sonra sabah kalktığında tekrar aynı şeyi yaşayana kadar hiçbir şey hatırlamıyordu. Sanırım Emily gibi aklımı kaçıracağım ve burada yapayalnız bir şekilde öleceğim , diye düşündü korkutucu bir umutsuzlukla. Emily... Emily bambaşka bir soru işaretiydi. Blister'ın ayartmasıyla kendisinden tamamen soğuyan arkadaşı, onun dışında herkesle -Blister'la bile- oldukça iyi anlaşıyordu. Son derece sa...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 4

 4: "En Sevdiğim Kişi..." İlk birkaç gün sakin geçtiği için, Emily buranın hatırladığı kadar da kötü olmadığına dair saçma bir hisse kapıldı. Belki de Halilintar gibi geride ailesini bırakmadığı içindi... Sonuçta Halilintar sahip olabileceği bir aileye bedeldi; bir ebeveny figürü değildi belki ama tam bir ağabey gibiydi. Tabii ki bu hissin doğru olmadığını çok acı bir şekilde öğrendi. "Emily!" diye bağırdı Halilintar, titreyen elleriyle sendeleyen kızı içgüdüsel olarak yakalarken, gözleri şoktan dolayı irileşmişti. "Ne oldu—" "Scienza'nın ne demek olduğunu hatırladı diyebilirsin." dedi kapıda duran Blister kötü kötü gülerek. "Burası Scienza ve deney yapmayan herkes denek olmaya mahkumdur." O umursamadan çekip giderken, Halilintar'ın yardımıyla yatağına oturan Emily, "İyiyim..." diye fısıldadı fakat inlemeye dönüşen sesi bile bunun doğru olmadığını biliyordu. Halilintar herhangi bir karışıklık vermedi ama geri çekilmeme...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 3

 3: Scienza Dünya'dan uzaklaşalı tam 24 saat olmuştu. Her ne kadar aşırı yorgun olsa da, Halilintar bir saniye olsun uyuyamamıştı. Böyle yaparak kendini daha da zayıf düşüreceğini biliyordu ama ne fark ederdi ki? Güçlü olsa bile kurtulabilecek miydi? Kenardaki yatağa benzeyen, sert düzlükte uyuyan Emily'e baktı, bilekleri ayrıldıktan sonra kendisinden uzaklaşmış ve oraya uzanmıştı. Kısa süre sonra uyuyakalmasına bakılırsa, gerçekten bitkin düşmüştü. Sessiz bir iç çekti, o kadar uzun süre ağladıktan sonra bitkin düşmesine şaşmamak gerekti. Kendisi uyumayı düşünmüyordu. Aslında aşırı bitkin hissediyordu ama bunun sebebi aç olması olabilirdi. En son bir şeyler yediğinde, Dünya'da, okulundaydı... Dünya'yı düşünmek tekrar hüzünlenmesine neden oldu. Artık oradan çok uzaktaydı—kardeşlerinden de öyle... Emily'e bir bakış daha attı, en azından o huzurla uyuyabiliyordu. Kendisi de birkaç defa can sıkıntısıyla uyumayı denemişti fakat sürekli kendisini hatırlatan açlığıyla uyum...

OVERLAPPİNG STORMS- 55

 55: Keyifli Bir Gün "Günaydın Angin... Ağabeyin nerede, hmm? Yine ortalarda görünmüyor." On beş yaşındaki Voltra gülümsemeyi bırakıp Taufan ve Angin'e ait odada şöyle bir göz gezdirdi. Sonra Taufan'ın yatağında oturan ve aslında Halilintar'a ait olan oyuncaklarla oynayan bebeğe döndü. "Neyse, önemli değil. Bak, Halilintar da seninle oynamak istiyormuş." Bir yaşındaki Angin bir yandan elindeki oyuncağı yatağa bastırırken, Voltra'nın yanındaki Halilintar'a meraklı bir bakış attı. Beş yaşındaki Halilintar da gülümseyerek karşılık verdi ve Angin'in yanına oturdu. İkisinin anlaştığını gören Voltra gülümsedi ve önemli bir işi olmadığı için, onları izlemeye koyuldu. Bir süredir elindeki oyuncaktan sıkılmış gibi görünen Angin ani bir hareketle Halilintar'ın elindeki oyuncağı aldı ve ağzına götürdü. Halilintar şaşkın görünmekle birlikte, "Ngii!! O beniim!" diye bağırarak oyuncağını almaya çalıştı. Voltra arabuluculuk yapamadan, Angin el...

KAYIP FIRTINA- FİNAL BÖLÜM (REWRİTE)

 21 (Final): Bir Sabah Erkenden... "Gempa, bir şey sorabilir miyim?" diye sordu Emily heyecanlı ama sessiz bir şekilde ve şaşkınlıkla başını sallayan Gempa'yı mutfağa sürükledi. "Ah... Bir sorun mu var? Diğerleri seni rahatsız mı etti?" Gempa şaşkınlıkla kaşlarını çatarken, Emily hızla çevreyi kontrol etti. Kimsenin olmadığından emin olunca, alçak sesle, "Hali'yi sahil götürmem gerek..." dedi. Hafifçe zıplarken, beklenti dolu gözlerle Gempa'ya baktı. "Lütfen lütfen lütfen, götürebilirim değil mi?" Gempa kıkırdadı. "Olabilir, benim açımdan bir sorun yok. Ama onu Taufan'dan ayırman gerek. O ikisi en son birlikte uyuyorlardı—dün gece Hali'nin telefonunda bir şeyler yaparken uyuyakalmışlar sanırım." "Ah, o sorun değil." Emily sırıttı ve gururlu bir ifadeyle duruşunu dikleştirdi. "Onu ikna ederim ben." Gempa gülümseyerek, koşarak yukarı çıkan Emily'nin arkasından baktı. "Sanırım gerçekten de o...