Kayıtlar

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 10

  10: Ve Karadelik Güneşi Bile Yuttuğunda... Ertesi sabah Halilintar güneş -ya da Scienza'yı aydınlatan yıldızın- ışınlarının yüzüne vurmasıyla uyandı. Nerede olduğunu, neler olduğunu bir an hatırlayamadı, sersemce etrafına baktı. Bir çöpün kenarındaydı—çöp her ne kadar kapalı ve hijyenik görünse de, kokusu öyle değildi ve tüm geceyi orada geçirmek zorunda kalan Halilintar da bunu çok net bir şekilde anlamıştı. Elininin tersiyle sertçe yüzünü ovuşturdu, kalkması gerekti. Taufan'ı kurtarmak için... Taufan için. Doğruldu ve pelerinin uyku sırasında kayan başlığını tekrar başına geçirdi. Sonra dünkü amfiteatra yürümeye başladı. Acaba Gempa ve diğerleri ne yaptı , diye düşündü gökyüzüne bakarak. Keşke tüm bunlar bir anda bitse ve beraber evde sıcak kakao içsek... Eğer kardeşlerini... Kaybederse, bir daha ne sıcak kakao içebileceğinden, ne de Tok Aba'nın dükkanına gidebileceğinden emin değildi. Ağlamadan içemezdi, hayır. Amfiteatra vardığında, bomboş olduğunu gördü. Dün tıklım t...

OVERLAPPİNG STORMS- 60 (FİNAL)

 60: Sonunda Vakit Geldi, Günü Bitiren Gün Batımı¹... "Sence abang Bel uyanmış mıdır?" diye sordu Angin, bir sabah TAPOPS istasyonunda yürürken. Savaş biteli tam bir hafta olmuştu— bir hafta . Eh, normalde bir haftada pek bir şey yaşanamaz gibiydi fakat son bir haftaları o kadar stresli geçmişti ki, bir haftanın sonunda artık boğulacak gibi hissediyorlardı—gerçi, Taufan kendi adına öyle hissediyordu. Savaşta yaşananlar yetmemiş gibi -Angin onun aslında baygın olmadığını öğrenince bayağı şaşırmıştı- bir de savaştan sonrası dertleri vardı. Sırtındaki kılıç yaraları bir hafta içerisinde oldukça toparlamıştı ama sorun kendisi değildi zaten: Beliung'tu. Hiç ağabeyinin bu kadar uzun süre bilinçsiz kaldığını görmemişti—keşke sadece bilinçsiz olsaydı tabii! Savaştan sonraki ikinci gün, TAPOPS'a geldiklerinde, onun felaket derecede solgun olduğunu ve yüksek ateş yüzünden fazlasıyla huzursuz göründüğünü görmüşlerdi. Tabii enfeksiyon riski çok yüksek olduğundan, ziyaret etmeleri...

IN WHITE- BÖLÜM 16

Uyarı: Kan, şiddet ve sadist eylemler/sözler içermektedir! Okumaktan rahatsız olacaksanız yazardan özet talep edebilirsiniz (emberia.aeris11@gmail.com). 16: Aranan Şey Halilintar korkunç bir rüyanın ortasındaydı. Taufan karşısında, o ana kadar gördüğü en korkunç ifadeyle duruyordu. El bıçaklarını tehditkar bir şekilde çekmişti ve anlamadığı bir şeyler söylüyordu. Aslında kaçmak istiyordu ama bir ses dikkatini dağıtıyordu. Ses mi? Böyle bir anda ne sesiydi bu? Ne oluyordu? Bu telefonunun zil sesi değil miydi— "Hah?!" Nefesi kesilerek doğruldu. Evet, tam bu noktada uyanmıştı. Ah, telefonu onun dehşetinden habersiz çalmaya devam ediyordu. Parmaklarını saçlarına geçirdi; yataktan aşağı yuvarlanmamaya dikkat ederek telefonuna uzandı ve iç çekerek aramayı açtı. "Günaydın teyze..." "Günaydın Halilintar... Ne yapıyorsun canım?" Ne mi yapıyordu? Bunu nasıl anlatmalıydı? Az önce uyuyordum ve sen arayınca uyandım derse teyzesi çok üzülecekti. Öyleyse... "İ-iyiyi...

IN WHITE- BÖLÜM 15

Bölüm 15: Aile Gempa, Taufan’ın uyarılarını aldığı andan itibaren karşılaşabileceği şeylere karşı kendini hazırlamıştı; yine de Halilintar’ın yüzündeki o dehşete dolu ifade onu korkutmaya yetti. Halilintar’ın yeniden ayağa kalkmasına yardım ederken sakin kalmaya çalışarak konuştu: “Hali, ne diyorsun sen? Anlamıyorum. Hala kötü mü hissediyorsun, başın mı dönüyor yoksa?” Halilintar inleyerek Gempa’ya bitkin bir bakış attı. “Gempa. Başım dönüyor. Ne halde olduğumu görüyorsun zaten. Sadece eve gitmek is—” “Eve gitmek yok!” diye çıkıştı Gempa, ayağını yere vurup kollarını kavuşturarak. “Kendine bir bak Halilintar! Seni kafasız! Annenin evine gideceğiz! Ayrıca önce beni meraklandırıp sonra susamazsın!” “Hahh... Ben konuşmadan gitmeyeceksin yani, ha?” diye iç geçirdi Halilintar ve isteksizce devam etti. “Sıkıntı şu ki: Taufan en başından beri her şeyi biliyordu. Yani her şey planlıydı, Gempa; birçok şey hiçbir zaman bizim kontrolümüzde değildi. Burnumuzdan tutulup doğruca onun tuzaklarına çek...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 9

 9: Hayat Nedir? Hayat neydi... Neydi? Elle tutulamayan soyut bir şey; can, canlı olma durumu... Anlamı bu muydu? Bu kadar... Basit miydi? Saatlerdir yattığı yerde bunu sorguluyordu. Aşırı kederden ve sessiz hıçkırıklardan bitkin düşmüş, mecburen sakinleşmişti. Diğerlerinin ne yaptığını bilmiyordu fakat bunu araştıracak mecali yoktu. Hayat neydi sahi?... Nasıl bir şeydi? Adil miydi? Görünüşte hayır. Ama adaleti dünya hayatında aramamalıydı insan... Büyükler hep demez miydi, bu dünya imtihan dünyasıydı... Benim imtihanım da bu mu olacak , diye düşündü kederle. Kardeşlerimi kaybedeceğim, kaybedeceğim... Sonsuza kadar böyle mi gidecek?... "Zavallı Hali." dedi Duri endişeli bir tonda, bir yandan akşam yemeği için getirdikleri konserveleri sokağın bir köşesine kurdukları mutfağa taşıyordu. "Gerçekten yıkılmış görünüyor..." "Hmm..." Onun getirdiği konserveleri tabaklara boşaltan Solar onaylarcasına başını salladı ve adı geçen kardeşe baktı. Biraz ileride, Duri...