Kayıtlar

RÖVANŞ: EMİLY'İ YENEBİLİR MİSİNİZ?

 Bu hikaye, 'Halilintar'ı Yenebilir Misiniz?' hikayesinin devamıdır. Rövanş: Emily'i Yenebilir Misiniz? Pikachu (yazıyor...) Rövanş istiyorum Emily dari Scienza (çevrimiçi) Ne Hali İyi misin???? Saat sabahın altısı, bilmem görüyor musun Pikachu (yazıyor...) Umurumda değil BİLMEM GÖRÜYOR MUSUN Emily dari Scienza (yazıyor...) Gıcık Hali Ne rövanşı bu Pikachu (yazıyor...) Geçen günkü yere gel Emily dari Scienza (yazıyor...) İyi Bir süre sonra ikisi de geçen gün buluştukları ormandaydı. Belki de burası, Kayıp Fırtına'da Halilintar'ın sığındığı ormanın başka bir bölümüydü, kim bilebilirdi ki? "Evet Hali. Ne rövanşı bu?" diye sordu Emily kahverengi gözlerini ona dikerek—kimse saat altıda dışarı çıkmak istemez, sosyal kelebek Emily de öyleydi. Yani, çağıran kişi Halilintar olduğu için daha sinirliydi, çünkü 'çok sevgili' arkadaşı başka bir saat yokmuş gibi altıda gelip duruyordu. "Şöyle diyelim: bu sefer seni yeneceğim." dedi Halilintar onu...

OVERLAPPİNG STORMS- 54

 54: Her Zaman Acıyla Birlikte Gelen Sıcaklık Yatağımdayım... Yatağımda... Ah. Taufan yavaşça doğruldu ve esneyerek etrafa baktı. Ne olmuştu? Her şey bir rüya falan olamazdı değil mi? Beliung'la barışmaya kadar uzanan TAPOPS mektubu... Bir an hepsinin upuzun bir rüya olduğundan şüphe etse de, ranzanın üst yatağında uyuyan Beliung'u görünce her şeyin gerçek olduğuna dair şüpheye yer kalmadı. Angin Halilintar'la kalmak istediğini söylemiş ve Gur'latanlı iki kardeşin odasında uyumuştu. Böylelikle de, normalde diğer üç misafirle birlikte salonda yatan Beliung, Angin'in yatağına yatabilmişti. Taufan iç çekti ve kendini tekrar yatağına bıraktı. Rahatlayıp uyumaya devam... etmeliydi... Tekrar uyandığında saat on biri geçiyordu. Herkes uyanmış olmalıydı, diğer odalardan ve aşağı kattan konuşma sesleri geliyordu. Elini yüzünü yıkayıp aşağı indiğinde, gerçekten de herkesin mutfakta toplanmış olduğunu gördü. Eh, bu kötü , diye düşündü surat asmamak için büyük bir çaba harcayar...

KAYIP FIRTINA- 17 (REWRİTE)

17. Bölüm: Yeni bir Başlangıç Halilintar'ı ormandan getirdikleri günden sonra, ona olan ilgileri yoğunlaşmış ve kendisine hassas bir vazoymuş gibi davranmaya başlamışlardı. Öyle ki Halilintar belalı bir tip sayılabilecek Blaze'e, onu maceralarına sürüklemesi için neredeyse yalvarmaya başlamıştı. Ateşli kardeşi ona bakarken keyifle sırıtır ve daha çok yalvarsın diye isteğini hemen yerine getirmezdi. Yedizler evden dışarı bir adım dahi atmasını kesinlikle yasaklamışlardı. Bahçeye çıkacaksa bile, artık güvenilir biri sayılabilecek Duri de onunla gelmeliydi. Gempa, yalnız başına bir yere giderse onu o 'balonlarla dolu odaya' hapsetmekle tehdit etmişti. Ama sonuç olarak her şey yoluna girmişti... "Hali~" diye ona seslendi Taufan neşeyle, odalarına girerken. Söylemesi gereken çok komik bir şey vardı. "Eh?" Kardeşi cevap vermemişti. Endişeyle kaşlarını çattı,  Halilintar ne yapıyor? Görünüşte Halilintar'ın yaptığı özel bir şey yoktu. Yatağına oturmuş, c...

OVERLAPPİNG STORMS- 53

 53: Başarısızlık Nedir? Bunun tanımını yapmakta hiç zorlanmazdı. 'Yapamadım' üç-dört yaşlarındayken anlamını kastederek söyleyebildiği kelimeydi. 'Yine başarısız oldun' beş yaşından sonra başlayan eğitimlerin sonuçlarının kendisine söylediği şeydi. 'Başarısızlık' kardeşiyle kavga ettikten sonra onu pes ettiren hissin adıydı. 'Başarısızlık'  savaştan sonra kaybettiği annesine bakarken onu hıçkırıklara boğan duyguydu . Başarısızlığı her şekilde tanımlayabilirdi, her türlü örneği vardı ama kimse bunun ne olduğunu sormadığına göre... Neden anlatsındı ki? Hem, şikayet etmenin bir anlamı yoktu... Şikayet etse de kime edecekti ki? Kardeşlerinden biri küçüktü, ona dert yanmak saçmalık olurdu. Diğeri daha büyük ve dirayetliydi ama yine de onun gözünde küçük kardeşiydi. Ayrıca onun da kendi sorunları vardı, daha fazlasını anlatıp onu bunaltmaya gerek yoktu... Kendisi ne anemosis nöbetleriyle uğraşmamış, ne de kardeşiyle tek başına ilgilenmek zorunda kalmamıştı. H...

KAYIP FIRTINA- 16 (REWRİTE)

  16. Bölüm: Yoğun bir Fırtına "Geçmişe takılıp kalmış gibisin." Halilintar irkildi ve odanın diğer ucunda, bir sandalyede oturan kadına baktı. Şaşkınlıkla kaşını kaldırdı. "N-neden böyle düşündünüz? Ben sadece çok—" "Geçmişi düşünenlerde hep aynı belirtiler görülür." diye devam etti kadın sakin bir ses tonuyla. "Bazısı öfke verici şeyleri hatırlar, kaşları çatılır, öfkelenir. Bazısı üzücü şeyleri hatırlar, gözlerinden birer damla yaş süzülür. Bazısı mutluluk verici şeyleri hatırlar, neşelenir. Ama sen... Sen hepsini birden hatırladın. Bir dakika içinde kızdın, üzüldün ve sonra hafifçe gülümsedin." "Şey, sadece... Ben bir şey yaşadım." Halilintar iç çekti ve kadınla konuşmaya devam etti. Kendini inanılmaz derecede rahat hissetmesi tuhaftı, sonuçta kadını tanımıyordu. Ama yılların yükünü paylaşmak iyi geliyordu. "Hmm... Seni anlıyorum. Biraz dinlenmek ister misin? Yorucu bir gün geçirmişsin." Halilintar başını sallayarak onayla...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI?

Uzun bir seri olmasını planlamıyorum, korkmayın XD 1: Sevgi Bencillik Midir, Yoksa Fedakarlık Mı? Halilintar'ın sıradan bulduğu bir gündü. Okula gittiği ve etütte gizlice uyuduğu günlerden biri. Şaka şaka, elbette etütte uyumuyordu ama öğle arasında yemek yemek yerine uyuduğu doğruydu. Ah şu uyku apnesi, ona neler yaptırıyordu böyle! Aslında şikayetçi değildi, kimse yokken sınıfta uyumak keyifliydi. Özellikle de bu sene cam kenarında oturduğu için daha da iyiydi. Yüzünü kollarına gömüyor ve güneşten gelen ışınların, vücudunun geri kalanını ısıtmasına izin veriyordu. Huzur vericiydi... Etüde geri dönelim. Halilintar parmaklarını ritmik bir şekilde ders kitabına vurdu; eh, dersleri dikkatle dinlediği pek söylenemezdi ama sınav puanları iyiydi, değil mi? Önemli olan buydu ve bunu bilen öğretmenler de Halilintar'ı azarlamayı bırakmışlardı. Herkesin bir öğrenme yolu vardı ve onunki de buydu. Ama yine de... Etütler olmasa ne iyi olurdu! Özellikle de bu yakıcı günde! Uyuşuk bir şekild...

OVERLAPPİNG STORMS- 52

 52: Yorgunken Dinlenmek Zayıflık Değildir Angin iki ağabeyinin arasında ne yaşandığını bilmiyordu ama yaklaşık iki gündür... Onlarda bir tuhaflık seziyordu. Başlangıçta umursamamıştı, çünkü iki ağabeyi zaten her zaman tuhaf davranıyordu. Yani, bir önceki saniye tartışırken, sadece bir sonraki saniye şakalaşmaları tuhaf bir şey sayılabilirdi ona göre... İki gün önce işler daha da tuhaflaşmıştı. İlk gün, iki ağabeyi de geç kalkmıştı. Beliung sürekli gülümserken (aslında bakarsanız, Taufan'la göz göze geldikçe sessiz sessiz gülüyordu) Taufan onun aksine ruh gibi, herkese dik dik bakmış fakat gün boyu gerçekten tek kelime etmemişti. Ayrıca Beliung'a ya hiç hoş olmayan bakışlar atmış, ya da direkt onu görmezden gelmişti. Angin ne yaşandığını gerçekten bilmiyordu, belki de Beliung Taufan'ın rüyasına girmiş ve onu sinirlendirmişti?... Bu mantıklıydı, çünkü eğer tartışmış olsalardı Beliung da en az Taufan kadar kötü bir ruh halinde olurdu. Ama aksine, Beliung daima gülüyordu—ne y...