Kayıtlar

IN WHITE- BÖLÜM 16

Uyarı: Kan, şiddet ve sadist eylemler/sözler içermektedir! Okumaktan rahatsız olacaksanız yazardan özet talep edebilirsiniz (emberia.aeris11@gmail.com). 16: Aranan Şey Halilintar korkunç bir rüyanın ortasındaydı. Taufan karşısında, o ana kadar gördüğü en korkunç ifadeyle duruyordu. El bıçaklarını tehditkar bir şekilde çekmişti ve anlamadığı bir şeyler söylüyordu. Aslında kaçmak istiyordu ama bir ses dikkatini dağıtıyordu. Ses mi? Böyle bir anda ne sesiydi bu? Ne oluyordu? Bu telefonunun zil sesi değil miydi— "Hah?!" Nefesi kesilerek doğruldu. Evet, tam bu noktada uyanmıştı. Ah, telefonu onun dehşetinden habersiz çalmaya devam ediyordu. Parmaklarını saçlarına geçirdi; yataktan aşağı yuvarlanmamaya dikkat ederek telefonuna uzandı ve iç çekerek aramayı açtı. "Günaydın teyze..." "Günaydın Halilintar... Ne yapıyorsun canım?" Ne mi yapıyordu? Bunu nasıl anlatmalıydı? Az önce uyuyordum ve sen arayınca uyandım derse teyzesi çok üzülecekti. Öyleyse... "İ-iyiyi...

IN WHITE- BÖLÜM 15

Bölüm 15: Aile Gempa, Taufan’ın uyarılarını aldığı andan itibaren karşılaşabileceği şeylere karşı kendini hazırlamıştı; yine de Halilintar’ın yüzündeki o dehşete dolu ifade onu korkutmaya yetti. Halilintar’ın yeniden ayağa kalkmasına yardım ederken sakin kalmaya çalışarak konuştu: “Hali, ne diyorsun sen? Anlamıyorum. Hala kötü mü hissediyorsun, başın mı dönüyor yoksa?” Halilintar inleyerek Gempa’ya bitkin bir bakış attı. “Gempa. Başım dönüyor. Ne halde olduğumu görüyorsun zaten. Sadece eve gitmek is—” “Eve gitmek yok!” diye çıkıştı Gempa, ayağını yere vurup kollarını kavuşturarak. “Kendine bir bak Halilintar! Seni kafasız! Annenin evine gideceğiz! Ayrıca önce beni meraklandırıp sonra susamazsın!” “Hahh... Ben konuşmadan gitmeyeceksin yani, ha?” diye iç geçirdi Halilintar ve isteksizce devam etti. “Sıkıntı şu ki: Taufan en başından beri her şeyi biliyordu. Yani her şey planlıydı, Gempa; birçok şey hiçbir zaman bizim kontrolümüzde değildi. Burnumuzdan tutulup doğruca onun tuzaklarına çek...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 9

 9: Hayat Nedir? Hayat neydi... Neydi? Elle tutulamayan soyut bir şey; can, canlı olma durumu... Anlamı bu muydu? Bu kadar... Basit miydi? Saatlerdir yattığı yerde bunu sorguluyordu. Aşırı kederden ve sessiz hıçkırıklardan bitkin düşmüş, mecburen sakinleşmişti. Diğerlerinin ne yaptığını bilmiyordu fakat bunu araştıracak mecali yoktu. Hayat neydi sahi?... Nasıl bir şeydi? Adil miydi? Görünüşte hayır. Ama adaleti dünya hayatında aramamalıydı insan... Büyükler hep demez miydi, bu dünya imtihan dünyasıydı... Benim imtihanım da bu mu olacak , diye düşündü kederle. Kardeşlerimi kaybedeceğim, kaybedeceğim... Sonsuza kadar böyle mi gidecek?... "Zavallı Hali." dedi Duri endişeli bir tonda, bir yandan akşam yemeği için getirdikleri konserveleri sokağın bir köşesine kurdukları mutfağa taşıyordu. "Gerçekten yıkılmış görünüyor..." "Hmm..." Onun getirdiği konserveleri tabaklara boşaltan Solar onaylarcasına başını salladı ve adı geçen kardeşe baktı. Biraz ileride, Duri...

OVERLAPPİNG STORMS- 59

 59: Savaşın Sonu... "Demek Windara'nın üçüncü prensi bu." Bu ses, Satriantar Ratna'nın torunu, yeni Gur'latan İmparatoriçesi Kira'na'ya aitti. Kızıl saçlı kadın, beşikte yatan bebeğe baktı ve ağırbaşlılıkla gülümsedi. "İleride ne olacağı bilinmez ama şuan için oldukça tatlı bir bebek." dedi Windara İmparatoriçesi Kuputeri'ye dönerek. Kuputeri gülümsemekle yetindi, bu durumda söylenebilecek pek bir şey yoktu. "Nerede o?!" diye bağırdı biri, sesi ince ve meraklı bir tondaydı. Anlaşılan o ki, bu kişi— "Anne, nerede o?" Bu Kira'na'nın en küçük oğlu, üçüncü Gur'latan prensi Thun'dan başkası değildi. Normalde, on dört yaşındaki ağabeyi Halilintar'la neredeyse aynı olan bir adı vardı, yani Thunder'dı fakat herkes ona Thun dediği için, her yerde böyle bilinirdi. Eğer Gur'latan halkına onu sorarken Thunder derseniz, halk size tuhaf tuhaf bakar, çok kaba ve gereksiz derecede resmi olduğunuzu düşünürdü. S...

OVERLAPPİNG STORMS- 58

58: Savaş Ⅱ "Argh! Ah, ah! Olmuyor işte!" Bu öfkeli ve çaresiz bağırışlar, dokuz yaşındaki Beliung'tan başkasına ait değildi. Kraliyet sarayının etrafında, rüzgar elementini geliştirmek için pratik yapıyordu fakat anlaşılan o ki işler pek de yolunda gitmiyordu. "İki saattir çalışıyorum fakat bir türlü beceremiyorum..." diye söylendi keyifsizce. Üzerine Kupuri sarayı inşa edilmiş olan, rüzgarlar sayesinde havada duran adanın ucuna gitti ve kenara çöküp, oturdu. Bitkin hissettiğinde böyle yapardı. Rüzgarların uğultuları, kişilerin ona vereceği nasihatlerden bin kat daha iyiydi. Sanki biliyormuş gibi konuşuyorlar, diye düşündü yanağını avucuna yaslayarak. Hayatlarında kaç defa Rüzgar Taşıyıcısı oldular acaba? Annem bile bana bu kadar nasihat vermiyor. Başını gökyüzüne kaldırdı; rüzgarlarla birlikte, mavi bir gökyüzü... Kardeşi Taufan ile annesini düşündü. Kardeşi henüz Rüzgar elementini çıkarabilecek kadar büyük değildi, günlerini sarayda koşmakla ve Maripos'un...

KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 8

Fırtına öncesi sessislik 👀 8: Hayat Devam Ettiği Sürece Acılar da Devam Edecekti... "Aaargh!" Halilintar bir an şaşkınlıkla durdu, hiç böyle bağırmazdı... Neden bağırmıştı ki? Kafa karışıklığı içerisinde etrafa bakarken, yerdeki kırmızı kan lekelerini gördü ve bu lekelerin kendisinden geldiğini anlaması da uzun sürmedi. Evet, deneylerden sonra her zaman kıyafetlerinde bu kırmızı lekeler oluşurdu fakat hiç böyle yere damlamamıştı... Neler oluyordu böyle? Bu sırada yatağının önünde durduğunu gördü ve kendini yatağına bıraktı. Madem çok yaralıydı, o zaman— "Hey, kalk! Yatamazsın!" Tanıdık sesin sahibine baktı, Emily mi?... Emily neden yattığı için ona kızsın ki? Hem... Neden ağlıyordu?! Ne oluyordu be?!!! ... "Ah..." Kendine gelirken, yavaşça gözlerini araladı. Az önceki şeylerin saçma sapan bir rüyadan ibaret olduğunu anlayınca şaşırmakla birlikte rahatladı. Rüyanın nasıl olduğu pek de umurunda değildi, bacaklarında hissettiği rahatlatıcı hisse odaklanmak i...