OVERLAPPİNG STORMS- 55

 55: Keyifli Bir Gün

"Günaydın Angin... Ağabeyin nerede, hmm? Yine ortalarda görünmüyor." On beş yaşındaki Voltra gülümsemeyi bırakıp Taufan ve Angin'e ait odada şöyle bir göz gezdirdi. Sonra Taufan'ın yatağında oturan ve aslında Halilintar'a ait olan oyuncaklarla oynayan bebeğe döndü. "Neyse, önemli değil. Bak, Halilintar da seninle oynamak istiyormuş."

Bir yaşındaki Angin bir yandan elindeki oyuncağı yatağa bastırırken, Voltra'nın yanındaki Halilintar'a meraklı bir bakış attı. Beş yaşındaki Halilintar da gülümseyerek karşılık verdi ve Angin'in yanına oturdu.

İkisinin anlaştığını gören Voltra gülümsedi ve önemli bir işi olmadığı için, onları izlemeye koyuldu.

Bir süredir elindeki oyuncaktan sıkılmış gibi görünen Angin ani bir hareketle Halilintar'ın elindeki oyuncağı aldı ve ağzına götürdü. Halilintar şaşkın görünmekle birlikte, "Ngii!! O beniim!" diye bağırarak oyuncağını almaya çalıştı.

Voltra arabuluculuk yapamadan, Angin elini savururken elindeki oyuncakla yanlışlıkla Halilintar'ın yüzüne vurdu ve bu beş yaşındaki çocuğun ağlamaya başlamasına neden oldu.

"İkiniz de çok komiksiniz..." diye güldü Voltra, ağlayan kardeşine sarılırken.

"Urgh, Angin... Öğle uykusu vakti geldi..."

Yeni ses, üçünün de oda kapısına dönmesine neden oldu. Gelen Taufan'dı ve yüzü endişe verici derecede solgundu.

Voltra hafifçe kaşlarını çatarken, "Anemosis nöbeti mi?" diye sordu.

"Her zamanki gibi." diye cevapladı Taufan bitkince ve yanına gelip, bacaklarına sarılan Angin'e baktı. "Uyku vakti. Beni uğraştırma, uğraştıracaksan baştan söyle, seni Blizzard'ın yanına bırakacağım."

Voltra hafifçe kıkırdadı. "Küçük bir çocukla pazarlık mı yapıyorsun?"

Angin yüzde seksen ihtimalle hiçbir şey anlamamış olsa da, kollarını ona uzattı. Ağabeyi onu kucaklarken iç çekti, Voltra ise kıkırdamamak için kendini tuttu. Taufan'ın çocukluk arkadaşı olarak, sarılmaktan hiç hoşlanmadığını biliyordu ve Angin sürekli kucağına çıkmak isteyerek onun sabrını sınıyor gibiydi. Elbette bebekler için bu normaldi ama gün içinde birinin ağlayarak gelip sarılmak istemesi Taufan için büyük bir şeydi. Gerçi anladığı kadarıyla, Taufan kardeşiyle ilgilenirken o kadar da rahatsız olmuyordu.

"Bu seferki nöbeti ne tetikledi?" diye sordu, Angin'i uyutmaya çalışan -buna çabalama denebilirdi- arkadaşına bakarak.

"Angin, başka ne olacak? Tehlikeli tehlikeli hareketler yapıp duruyor. Onu yakalayacağım derken gücümü kullanıyorum." dedi Taufan yorgun bir tonda fakat şikayet etmekten ziyade, gerçekleri dile getiriyor gibiydi. "Azıcık kullansam bir şey olmayacak fakat mübarek yerinde durmuyor ki."

"Anlıyorum..." diye mırıldandı ama ne kadar anlayabilirdi ki? Sonuçta yaşamadığı bir şeydi. "Zorlandığın zamanlarda Crystal'i veya beni çağırabilirsin, biliyorsun."

"Tabii..." Taufan başını salladı fakat yalnız başına hareket etmeye devam edeceğini tahmin etmek zor değildi. Voltra onun savaştan dolayı bu kadar bağımsız hale geldiğini ummak istiyordu.

Onun yatağa uzandığını fark edince, "Uyudu mu?" diye sordu. "Ne çabuk..."

Taufan gözlerini devirdi ve göğsünde tuttuğu kardeşini işaret etti. Hakikaten de, Angin huzurlu bir uykuya dalmıştı ve yorgunluktan zar zor açık tuttuğu gözlerine bakılırsa Taufan da uyuyacaktı.

Onları rahat bırakmak için odadan çıktı.

Her ne kadar arada sırada sessizce şikayet ediyor olsa da, Taufan'ın Angin'e aşırı değer verdiğini biliyordu. Buraya geldiğinde ceketinin üstünde olmadığını, onunla Angin'i sarmış olduğunu görmüşlerdi. Kendisi yol boyunca belki üşümüş, belki de rahatsız olmuştu ama yine de kardeşini öncelemişti.

Sadece o da değildi elbette, gün içinde sık sık görüyorlardı; Angin'in başını okşar, onunla oyun oynar, ilgilenirdi. Bazen öptüğü de olurdu -sonuçta bebeklerin cazibesi büyüktü- ama genel hayatta bu tarz sevgi gösterilerini sevmediği için bunu pek yapmazdı.

Kendisi Halilintar'a ne kadar değer veriyorsa, Taufan da Angin'e o kadar değer veriyordu.

...

"Abang Voltra!"

Voltra kalemini masaya bıraktı ve dönüp, ağlama sesinin sahibine baktı. "Angin? Neden ağlıyorsun?"

"Abang Ufan bana kızdı..." diye hıçkırdı Angin otomatik olarak kollarını açan Voltra'ya sarılırken.

"Sana neden kızsın ki?" diye sordu Voltra şaşkınlıkla. "Belki de yorgundur, o yüzdendir."

"Ama bağırdı."

"Eh, bunu duydum ama sana bağırdığını düşünmemiştim... Dur bakalım, Taufan bağırabiliyor mu?" diye mırıldandı Voltra—Taufan geldiğinden beri doğru düzgün konuşmazken, şimdi neden bağırmıştı?...

Angin'i kucaklayarak kalktı ve kendi odasından çıkarak, yandaki odaya girdi. Fark ettiği ilk şey, odanın aşırı dağılmış olmasıydı. İkinci şey ise, yatağına gömülmüş Taufan'dı.

Temkinli bir ifadeyle, "Tau, Angin senin bağırdığını söylüyor." dedi. "Ona mı kızdın yoksa başka bir şeydi de çocuk sadece sesinden mi korktu?"

Taufan cevap vermek yerine, yatağından kalktı ve onun yanından hızla geçerek, resmen kaçtı.

Voltra iç çekti ve Angin'e baktı. "Sanırım Ufan'ın morali bozuk. O biraz dinlenirken beraber oynamak ister misin? Lin'i de çağırırız."

"Olur! Lintar! Oyun oynayalım!" diye bağırdı Angin odadan dışarı fırlarken. Neyse ki çocuklar böyle şeyleri çok kolay unutuyordu.


Ne yazık ki, bu durum o günle sınırlı kalmadı. Aksine Taufan gittikçe daha da kötüleşti. Sadece Angin'e değil, hepsine karşı kinayeli ve asabiydi. Bu davranışlarından en çok pay alan, ağabeyine sımsıkı bağlı olan Angin'di. İlk başlarda Voltra'ya sığınsa da, büyüdükçe sessizleşti.

Elbette Voltra, çocuğun Taufan'dan korktuğunu görebiliyordu ve bu üzücüydü.

...

Angin tanıştıklarından beri en büyük ağabeyi Beliung'un nasıl hep bu kadar neşeli olabildiğini merak ediyordu. Bir insan onca sıkıntıya rağmen nasıl bu kadar neşeli olabilirdi?

İlk başta ağabeyinin böyle biri olduğunu düşünmüştü ve bu hoşuna gitmişti. Kendisi bile zaman zaman karamsarlaşabiliyordu ama etrafında sürekli gülümseyen biri olması daha iyi hissetmesini sağlıyordu.

Çok daha sonrasındaysa, ağabeyinin gülümsemesini daha çok bir maske gibi kullandığını fark etti. Rol yapmıyordu, onlarla birlikteyken gerçekten mutlu oluyordu fakat göründüğü kadar mutlu biri değildi. Aksine diğer ağabeyi Taufan'a kıyasla çok daha depresif sayılabilirdi. Ama onlarla birlikteyken tüm sıkıntılarını unutup gülüyordu, bunu anlamak kolaydı.

Bazen neden ağabeylerinin neden bu kadar sorunlu ve tuhaf olduğunu merak etse de, sonra hemen kendine kızardı. Rahatlık ve refah içerisinde büyüyen biri olarak bu konuda yorum yapmamalıydı. Ağabeyi Taufan onun yaşında korkunç bir savaşa ve annesinin ölümüne şahit olmuştu, diğer ağabeyi Beliung ise kim bilir neler yaşamıştı.

Gerçi, böyle düşündüğünde de kendisini çok işe yaramaz hissederdi. Her ne kadar ağabeyleri onu eğitmek için ellerinden geleni yapmış olsalar da, aynı seviyede olmadıklarını kolayca anlayabiliyordu.

(Onlarla aynı seviyede olmanın ne kadar zor olduğunu bilmiyordu.)

Sorunlu olsalar bile, ağabeylerinin iyi olduğundan emindi. Soğukkanlıydılar ve yabancı insanlarla konuşmaktan da çekinmiyorlardı (kekelemediklerine göre çekiniyor olamazlardı değil mi?).

Kendisini de sakinleştirmeyi biliyordu. Sonuçta ne Windara'da büyümüştü, ne de katı disiplinli bir eğitimden geçmişti. Kendisinden çok fazla bir şey bekleyen de yoktu, Windara'nın üçüncü prensi olarak kendi halinde yaşayabilirdi. Sadece ağabeylerine fazla sorun çıkarmamalıydı ve onlara yardım etmeliydi. Hepsi bu.

(Kendisini yetersiz görebilmesinin nedeni, sekiz yaşına kadar aldığı sert eğitimleri unutmuş olmasıydı.)

Ve artık, Beliung'un neden normalden daha yorgun göründüğünü biliyordu. Bunu anlatması için Taufan'ı ne kadar zorladığını anlatmayacağız fakat sonunda genç teslim olmuş ve bildiklerini anlatmıştı.

En büyük ağabeyi Beliung -tanıdığı en başarılı kişi olmasına rağmen- başarısız hissediyordu.

Müthiş fikirler bulma konusunda usta olmasa da, en büyük ağabeyini iyi hissettirecek bir şeyler biliyordu. İlk aşama şuydu: ağabeyinin görebileceği yerlere kısa ve hoş notlar bırakacaktı. Ağabeyinin el yazısını tanıyacağını biliyordu ama önemli değildi. Tanısa bile ne olurdu ki? Sadece iyi hissettirecek notlardı, gizli tehditler değil.

Ne var ki iltifat konusunda kendini geliştirmesi gerekiyordu, kağıt kalemi eline aldığı anda bunu anlamıştı. Evet, ağabeylerine hayrandı ama 'neyine hayran olduğunu' anlatmak zordu.

Tam vazgeçeceği sırada, aklına bir tane geldi. Ağabeyi hep gülümsüyordu, değil mi?

"Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama bence
hep gülümsemek çok güzel bir özellik."

Sessizce Taufan'la paylaştığı odaya girdi, işte, ağabeyinin telefonu orada, küçük komodinin üzerinde duruyordu. Notu gizlice ağabeyinin telefonunun üzerine bıraktı, sonra hemen oradan sıvıştı. Elbette fazla uzağa gitmedi, ağabeyinin tepkisini merak ediyordu.

Az sonra Beliung odaya girdi ve düşünceli bir ifadeyle telefonunu aldı. Not yere, ayaklarının dibine düşünce şaşkın ve meraklı bir ifadeyle eğilip aldı. Okurken yüzüne yayılan gülümsemeye bakılırsa, hoşuna gitmişti. Etrafa baktıktan sonra, notu telefonun kılıfının içine koydu ve işine geri döndü—fakat yüzünde bir tebessümle.

İlk aşama tamamdı. İkinci aşamaya geçebilirdi fakat yardıma ihtiyacı vardı.

"Halilintar!"

"Ya Allah! Angin, neden bağırıyorsun??" diye sordu Halilintar, irkildiği için düşürdüğü kitabını eğilip aldı ve biraz bezgin bir tebessümle ona baktı. "Ne oldu?"

"Yardım etmen lazım." dedi Angin ve gözünü bile kırpmadan, dikkatle ona bakınca çocuk kitabını kapatıp dikkatini ona yöneltmek zorunda kaldı. "Pekala pekala... Ne istiyorsun?"

"Bu biraz zor... Sanırım." dedi Angin kıkırdayarak.

"Ne işte?" diye sorusunu yineledi Halilintar, biraz şüphelenmişti.

"Yani... Abang Taufan'ı ikna etmemiz gerekecek, yoksa kolay." dedi Angin onun kuşku dolu bakışlarını görmezden gelmeye çalışarak. "Pasta... Yapmak istiyorum. Abang Bel için. Tabi diğerlerine de veririz ama özellikle onun için yapmak istiyorum."

"Hmmm... Bakalım abang Ufan ne diyecek?" diye mırıldandı Halilintar keyif dolu bir ifadeyle, sonuçta Taufan'a baskı yapmak eğlenceli bir işti. Herkes bunu sevmeyebilirdi ama Halilintar ile Angin onunla uğraşmaya bayılıyordu.

Onu bulup isteklerini ilettiklerinde Taufan umursamazca, "Ne güzel planlar, şansınıza mutfak dolaplarında aradığınız her şey var." dedi. Belli ki kalkmaya niyeti yoktu, salondaki kanepelerden birine oturmuş telefonunda oyun oynuyordu (bağımlı mı olmuştu acaba?).

"Amaaaa, biz yapamayız." diye itiraz etti Angin Taufan'ın bacaklarının üzerine otururken. "Sen baş şefimiz olursan biz de bir şeyler yapabiliriz ama tek başımıza yapamayız."

"Hadi oradan, pasta yapmak çok basit..." diye homurdandı Taufan onu üzerinden atmaya çalışırken. "Ya da en basiti, Voltra'dan biraz para koparın ve hazır alın."

"Emin ol o da hazır almaktansa senin yapmanı tercih eder." dedi Halilintar sırıtarak, faydalı olmanın verdiği gurur yüzüne yansımıştı.

Taufan telefonundan başını kaldırıp ona dik dik baktı, mavi gözleri bu sinirli anında daha da keskinleşmişti. "Dayak mı istiyorsun? Bak istiyorsan söyle, ben de ona göre bir sopa falan ayarlayayım kendime."

"Yok, henüz öyle bir şey istemeyi düşünmüyorum." diye güldü Halilintar, Taufan'ı aşırı sinirlendirirse başına gelebilecekleri elbette biliyordu fakat Voltra'nın kendisini savunacağını düşünüyor olmalıydı.

"Hadi abaaang, hem eminim abang Bel de senin yapmanı isterdi." dedi Angin masum fakat sinsi bir gülümsemeyle. Genellikle saf bir tavır takınıyor olsa da, insanların hassas noktalarını gayet iyi bilirdi. Sadece insanları manipüle etmek onun tabiatına aykırı bir davranıştı.

"İstemez mi! Bana takıntılı zaten, yüzüne tükürsem onu bile sevecek." diye küçümsedi Taufan, iyiden iyiye siniri bozulmuş olmalıydı ki basit bir oyun oynadığı halde ekrana çok agresif bir şekilde dokunuyordu.

"Şey, bence böyle bir durumda—" diye başladı Angin fakat ağabeyinin ne yaptığını hemencecik anladığı için cümlesini yarım bıraktı.

"İyi bir geçiştirme taktiği." dedi Taufan telefonunu kenara bırakarak ve ikisine sırıttı. "Ve ciddi ciddi yemi yuttunuz." Onların boş bakışları pis pis gülmesine neden oldu. "Sizden büyük olduğumu unutmazsanız şaşırmazsınız."

Her ne kadar dirense de, beş dakika sonra...

"Bu iş bittiğinde ikinizi de yaptığınıza pişman edeceğim." dedi Taufan korkunç derecede sakin bir sesle, bir yandan kek çırpıyor olması, görenlerin bu işe gönüllü olduğunu düşünmesine sebep olabilirdi.

Sonucunda Taufan pastayı yaptı. Bu süreçte Beliung'un hiçbir şekilde şüphelenmemesini sağlayan kişiler tabii ki de Halilintar ve Angin'di. Eh, mutfağa gelmesini engellemekte zorlanmışlardı fakat dikkatini dağıtmanın bir yolunu bulmayı başarmışlardı. Arkadaşları ve ailesini yad etmekten hoşlanan biri olduğu için, Voltra hakkında mantıklı, saçma, komik, üzücü demeden sorular sormuşlardı.

Pasta bittiğinde, Taufan söz verdiği gibi ikisini cezalandırdı. Angin bir hafta boyunca Taufan'ın bulaşık yıkadığı günlerde onun yerine çalışacaktı. Halilintar ise o ne isterse yapmak zorundaydı ki, bu Angin'in cezasından çok daha korkunçtu.

"Harika..." dedi Angin, cezasını duyunca homurdanmaya başlayan Halilintar'a bakarak.

Pasta bir gece bekledikten sonra, Angin sabah erkenden kalktı ve bir dilim kesti. Tabağı diğer misafirler gibi -Cheribar, Choral, Kris ve Chiaro- salonda yatan ağabeyinin başucuna bıraktı ve Cheribar'dan tepkisini kaydetmesini istedi.

Öğlen Cheribar'la birlikte videoyu izlediler, kısaca çok tatlıydı.

"Bu ne?..." Beliung gözlerini ovuşturarak, sehpanın üzerinde, tam da telefonunun yanında duran pasta dilimine baktı. "Kim koymuş bunu?..." Pastayı incelerken, yüzüne sıcak bir ifade yayıldı, hala uykulu olsa da mutlu olmuşa benziyordu. "Birileri sürpriz yapmayı seviyor galiba...?"

Angin video olmasına rağmen, pastayı oraya bırakanın kendisi olduğunu tahmin ettiğini anlamıştı. Eh, Taufan olamayacağı zaten belliydi. Taufan'ın neredeyse hiç kullanmadığı bir sevgi diliydi bu.

Yine de... İkinci aşama da tamamıyla başarılı geçmişti—şey, yani, ceza almasalardı tamamen başarılı sayılabilirdi.

Sonuncu aşama ise, hiç beklemediği bir anda Beliung'a sarılmaktı. Angin sırf onu sinirlendirmek için, Taufan'dan bunu yapmasını istemeyi düşünse de, cezasını arttırmak istemediği için vazgeçti. Sadece elinde kamerayla hazır bulunmasını istedi—Beliung'un duygusal anlarını çekmeye bayılan Taufan da seve seve kabul etti.

Sonuncu aşama da başarılı geçti. Taufan'ın aksine sarılmaktan hoşlanan Beliung ilk anda şaşırsa da, sonrasında güldü ve başını okşadı.

"Ne istiyorsun bilmiyorum ama yine de böyle davranmanın benim için bir sakıncası yok." dedi, gülümseyen Angin'e aynı şekilde karşılık vererek.

"İkinizi de hiç anlamıyorum..." diye mırıldandı Taufan kendi kendine, video kaydını kapatırken.

Nihayetinde, Beliung'un sorunları yok olmamıştı ama daha iyi hissetmişti ve bu Angin'in başarılı olduğu anlamına geliyordu! Önündeki diğer bir önemli olay ise, Taufan'ın doğum günüydü. Aynı zamanda Dünya'ya gelişinin onuncu yıl dönümüydü ve bu gerçekten önemli bir olay olduğundan element aileleri toplanıp genel bir durum değerlendirmesi yaparlardı.

Voltra'dan sonra en büyük kişi Beliung olduğu için, bu seneki toplantıyı yönetecek olan oydu.

Bu önemli olaya rağmen, Angin o günü Taufan'a şaka yapmakla geçirdi. Öyle ki, günün sonunda o ve Blaze, Taufan tarafından boğulmaktan zar zor kurtulabildi. Doğum gününden önceki gün onu bu kadar kızdırmak iyi bir fikir değildi belki ama kimin umurunda?

Yarından sonra neler olacağını bilmiyordu ama önemli bir şeylerin yaklaştığını hissediyordu.

Sürprizlerle dolu bir şeyler.

Devam Edecek...

Bir şeyler karalamışım işte, bilmiyorum. Dikkatim çok dağınıktı bu yüzden bi hata görürseniz -bu olay akışındaki bi bozukluk da olabilir- lütfen söyleyin.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

XD