KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI?
3: Scienza
Dünya'dan uzaklaşalı tam 24 saat olmuştu.
Her ne kadar aşırı yorgun olsa da, Halilintar bir saniye olsun uyuyamamıştı. Böyle yaparak kendini daha da zayıf düşüreceğini biliyordu ama ne fark ederdi ki? Güçlü olsa bile kurtulabilecek miydi?
Kenardaki yatağa benzeyen, sert düzlükte uyuyan Emily'e baktı, bilekleri ayrıldıktan sonra kendisinden uzaklaşmış ve oraya uzanmıştı. Kısa süre sonra uyuyakalmasına bakılırsa, gerçekten bitkin düşmüştü.
Sessiz bir iç çekti, o kadar uzun süre ağladıktan sonra bitkin düşmesine şaşmamak gerekti. Kendisi uyumayı düşünmüyordu. Aslında aşırı bitkin hissediyordu ama bunun sebebi aç olması olabilirdi. En son bir şeyler yediğinde, Dünya'da, okulundaydı...
Dünya'yı düşünmek tekrar hüzünlenmesine neden oldu. Artık oradan çok uzaktaydı—kardeşlerinden de öyle...
Emily'e bir bakış daha attı, en azından o huzurla uyuyabiliyordu. Kendisi de birkaç defa can sıkıntısıyla uyumayı denemişti fakat sürekli kendisini hatırlatan açlığıyla uyumak imkansızdı.
Çaresizce Emily'nin uyanmasını beklemeye devam etti, bu metal duvarlardan oluşan uzay gemisinde yapacak pek bir şey yoktu. Sadece uzayı izleyebilir ve yıldızları sayabilirdi fakat uzaya ne kadar bakarsa o kadar çok dalgınlaşıyor, dalgınlaştıkça da kardeşlerini tekrar hatırlıyordu. Tamamıyla acı dolu bir döngüydü.
Ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu, bir süre sonra halsiz düşmüş ve aşırı bitkinlikten dolayı uyuyakalmıştı. Bir el omzuna dokunduğunda, hala huzursuz bir şekilde uyumaktaydı.
İnce bir ses, fısıltıyla, "Hali, uyan..." demekteydi.
Aşırı aç, aşırı yorgun ve aşırı üzgün Halilintar uyanmamak için direndi. Huzursuz ve keyifsiz bir uyku olabilirdi ama uyku, uykuydu. Tüm sorunlardan, düşüncelerden ve duygulardan uzaktı.
Ne var ki kişi de en az onun kadar inatçıydı. Uyanana kadar omzunu dürtmeye ve seslenmeye devam etti.
Sonunda Halilintar teslim oldu, gözlerini zar zor açtı ve üzerine eğilmiş olan Emily'e bitkin bir bakış attı. Acaba bir şey mi olmuştu?...
"Ellerimizi ne zaman çözdüler?" diye sordu Emily bileklerini işaret ederek. "Metal bileklikler hala duruyor ama çözmüşler... Neden öyle bakıyorsun?"
Halilintar donup kalmıştı, onun ciddi olup olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Sen... Hatırlamıyor musun? Geldikten kısa süre sonra çözmüşlerdi... Uyumadan önce."
"Öyle miydi?" Emily kafa karışıklığıyla başını ovuşturdu ve onun yorgunluk ve açlıktan rengi çekilmiş yüzüne baktı. "Şey... Emin misin? Belki halüsinasyon görmüşsündür."
Halilintar iç çekti ve ona acıma dolu bakışlarla karşılık verdi. Açıklama yapmaya çalışmayacaktı, zaten yeterince bitkin hissediyordu.
Kız onun cevap vermeyeceğini sezmişçesine, ondan uzaklaştı ve pencereden dışarı, uzayın derinliklerine baktı. "Gerçi ne fark eder? İki türlü de, kaçamayız... Dünya çok uzakta kaldı, sen de savaşamayacak haldesin. Tüm şartlar bizim aleyhimize, tam da onların istediği gibi."
"Bunu... Bilerek mi yaptılar?" diye sordu güçlükle, bir cümle kurmak bile yüz sayfalık bir makale okumak kadar zordu.
"Elbette Hali, sence seni unutup da bana yemek vermeleri mümkün mü?" diye karşılık verdi Emily iç çekerek ve ona bakıp, hafifçe gülümsedi. "Çok umut kırıcı konuştum değil mi? Neyse... Bu durum sonsuza kadar böyle sürmez, tabi seni öldürmeyi planlamıyorlarsa ama sanmıyorum. Dünyalı bir denek istediklerini söylemişlerdi."
"Ben sadece Dünyalı değilim. Gur'latan kanı da taşıyorum¹." diye karşı çıktı fakat sesi o kadar kısıktı, söylediği gerçek olmasına rağmen duyan biri ona inanmazdı.
"Sadece Gur'latanlı da değilsin. Neyse, bu önemli değil. Sadece... Biraz daha dayan." dedi Emily, son kısımda sesi kısılmış olsa da oda tuhaf derecede sessiz olduğu için Halilintar onu duyabilmişti. "Tamam..."
Yolculuğun geri kalanı daha normal -tabii ki ne kadar normal olabilirse- ve sakin geçti. Halilintar uzun -gerçekten uzun- bir uyku çektikten sonra açlığını o kadar hissetmemeye başladı ve aşırı enerjik hissetmese de, doğrulmayı başardı.
Tam bu noktada, Blister sanki dalga geçer gibi ona az da yemek vermeye başladı. Ne var ki iki gün yemek yemeyip sadece su içen Halilintar yeterince zayıflamıştı. Az yemek verildiği için zayıflamaya devam edecek gibiydi.
"Sanırım Szcéi bile daha iyiydi, değil mi?..." diye sordu Emily, Scienza'ya iyice yaklaştıkları sırada. Şaşırtıcı bir şekilde, Szcéi hakkında anlattıklarını hatırlıyordu. Yolculuk sırasında kendisinde tuhaf bir unutkanlık baş göstermişti. Tuhaf derecede sıradan detayları hiçbir şekilde hatırlayamaz olmuştu.
Halilintar düşünceli bir şekilde dışarıdaki yıldızlara bakarken, "Hayır." diye cevapladı. "İkisi de eşit derecede ama kıyaslanamayacak kadar kötü. Scienza'da neler olacak bilmiyorum... Ama Szcéi'de Noir bana sürekli eziyet ederdi. Fiziksel bir zarardan ziyade kardeşlerimin geldiğini gösteren hologramlar hazırlar ve boş yere umutlanmamı sağlardı. Sonra da gülerdi, acı çekiyor olmam onu hiç rahatsız etmezdi..."
"Ama seni aç bırakmamıştır?" dedi Emily şu anki durumun ne kadar kötü olduğunu hatırlatırcasına.
"Hayır. Beni kullanmaya muhtaç olduğu için asla zayıflamama sebep olacak bir şey yapmazdı. Hatta her gün belli bir saatte ateşim yükseldiğinde iyileşmem için elinden geleni yapardı. Ne kadar kötü olsa da, şimdi o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başladım... Belki de sadece... Delirmişti."
"Belki de." dedi Emily ve ikisi de sustu.
Bir süre sonra uzay gemisi yüksek bir binanın üzerine iniş yaptı ve Emily'nin yüzünde korku dolu bir ifade belirdi. "Burası yatakhanelerin olduğu bina değil... Ne planlıyorlar?"
"Sakin ol, şimdi anlarız." dedi Halilintar, tamamen içgüdüsel olarak kızın kolunu tutmuştu.
İkisi de tam vaktinde kapıya döndüler ve aynı anda içeri giren Blister'a baktılar.
"İki güzel denek, harika." dedi adam neşeyle ve kapıdan çekilerek, "Neden orada duruyorsunuz? Çıkın hadi." diye ekledi. Dışarıdan gören biri onların misafir falan olduğunu düşünebilirdi.
Halilintar Emily'nin kolunu daha sıkı kavradı ve birlikte kapıdan geçtiler. Eh, en azından bu aşamada bir şey olmamıştı.
Geminin kaptan köşküne çıkan bu koridorda bir kapak vardı. Onları Dünya'dan koparan ve şimdi Scienza'ya çıkartacak olan bir kapak... Kapaktan aşağı atlamaları gerekiyordu ama zaten çok yüksek değildi.
İkisi de sırayla atladıktan sonra, Blister da onlara katıldı ve üzerine iniş yaptıkları binayı kastederek, "Sen burada yokken pek çok şey değişti Snobile." dedi.
Emily onu açıkça duymazdan geldi ve sessizce derin bir nefes aldı.
"Pekala, hadi gidelim!" dedi Blister, bu adam sebepsiz bir şekilde hep neşeliydi.
Binaya girdiler ve uzun, camdan bir asansörle aşağıya inmeye başladılar. Bina gerçekten uzundu, bu yüzden asansörle indikleri halde slt katlara ulaşmaları normale kıyasla uzun sürdü.
Sonunda kim bilir kaçıncı katta durdular ve asansörden indiler. Blister kendinden emin adımlarla önden giderken, Halilintar'la Emily onu takip ediyorlardı. Emily ayaklarını sürüyerek yürüyordu, aslına bakarsanız, Halilintar onu yürümeye zorluyor gibiydi. Elbette zalimlik olsun diye yaptığı yoktu, sadece... Başka çareleri yoktu, ilerlemek zorundaydılar.
Üzerinde tuhaf bir alfabeyle bir şeyler yazılmış kırmızı renkli bir kapının önünde durdular ve Blister el iziyle kapıyı açtıktan sonra onları içeri ittirdi. Hemen ardından kapı kapandı ve ikisi içeride kaldı.
"Yeni esirler!" dedi bir ses. Bunun üzerine ikisi de şaşkınlıkla o yöne döndü.
Kızıl saçlı, orta boylu bir kız ikisine ama özellikle Halilintar'a dikkatle baktı. Sonra şaşkınlık dolu bir ifadeyle, "Halilintar?!" diye çığlığı bastı.
"Tanışıyor muyuz?" diye sordu Halilintar kaşını kaldırarak.
"Evet?? Ben Jen, beni hatırlamadın mı?" diye sordu kız şaşkınlıkla.
"Ah şimdi hatırladım. Sen... Ah doğru, seni götürmemiştik..." diye mırıldandı Halilintar düşünceli bir tavırla.
"Evet..."
"Siz ne zaman tanıştınız?" diye sordu Emily Jen'e yönelerek. "Hali ve Taufan burada çok kısa süre kaldılar."
"Aynı yatakhanedeydik." diye yanıtladı Jen gülümseyerek, Emily'nin sorgulayan bakışları onu rahatsız etmemişti.
"Hmm..." Emily omuz silkti, ona pek ilgi duymamış gibiydi. Dar, uzun odanın diğer tarafına ilerledi ve boş bir yatak bulup, uzandı. Muhtemelen uyuyacaktı.
Halilintar da onun gibi boş bir yatak buldu. Yol uzun sürmüştü ve zaten uyumak dışında yapılabilecek bir şey yoktu.
Devam edecek...
Ya bi yazamadım biliyorum ama napayım. Yazamadım işte.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder