OVERLAPPİNG STORMS- 37

 37: En Büyük ve En Küçük

Luís (şey, yani Beliung) ve Angin'in yanından ayrıldıktan sonra, Taufan geldiği hızla odasına döndü. Öfkesini takdir edilecek kadar iyi tutmuştu, karşılaştığı insanlara çıkışmamış veya saldırgan davranışlarda bulunmamıştı.

Tabii bu odasına geldiğinde değişti.

Odaya girdi ve kapıyı çarparak kapattı. O kadar sinirli, üzgün ve öfkeliydi ki, sadece gülebildi. Kapıya yaslanarak yere çöktü ve gülünecek bir durum olmadığı halde, kahkahalar atmaya başladı. Sinirleri çok bozulmuştu, çok.

Yıllardır görmediği ağabeyini görmek mi? Berbattı. Ama zaten buna değil, kendi aptallığına gülüyordu. Neden onunla konuşmaya tenezzül etmişti ki sanki? Kavganın anlamsız bir şey olduğunu, içini soğutmadığını yıllar önce anlamıştı zaten, neyin ısrarıydı bu?

Bir süre sonra sinir bozukluğundan kaynaklanan kahkahaları yavaşça dindi. Şimdi daha da öfkeli hissediyordu ama aynı zamanda çaresizdi. Angin kelimenin tam anlamıyla Beliung'a bayılmıştı ve muhtemelen onun dizinin dibinden ayrılmayacaktı.

Ama Taufan'ın görevi onu korumaktı... Beliung varken Angin'i ona bırakıp, Beliung'u görmezden mi gelmeliydi? Yoksa Angin'i de yanına alarak TAPOPS'u terk mi etmeliydi? Ama öyle olursa Beliung onları yine de takip edebilirdi... O zaman ne yapacaktı?

Bilmiyordu ve işin kötüsü, duyguları karmakarışıktı. Sağduyusu, geçmişe bir sünger çekerek Beliung'u affetmesini söylüyordu—ayrıca yine sağduyulu tarafı onun hatalı olduğunu, Beliung'un ise hiçbir suçu olmadığını söylüyordu!

Gururlu -ve de inatçı- tarafı ise, sağduyusunu dinlememesini, Beliung'un kesinlikle affedilemez davranışları olduğunu ve onunla konuşmasının bile yanlış olduğunu söylüyordu.

Taufan genellikle gururlu tarafını dinlerdi—zaten hayatındaki bazı soruların nedeni de bu sağduyu eksikliğiydi.

Tabii öfkesini bir şekilde çıkarmak zorundaydı. Bu öfkeyle uyumaya çalışırsa gece boyu yatağında döner, Beliung'a sövmediği için pişmanlık duyardı.

Hışımla ayağa kalktı. Kolsuz, mavi ceketinin önünü yırtarcasına açtı ve çıkarıp kenara fırlattı. Muhtemelen odası dağılacaktı ama umurunda değildi. Öfkesini boşaltmanın garip ama en etkili yolu buydu. Kıyafet, kağıt benzeri şeyleri yırtmak, etrafa bir şeyler saçmak, bir şeyler kırmak rahatlatıyordu onu.

Bu yöntemi kabusları başladığı zaman, yaklaşık on yıl önce bulmuştu... Oldukça etkili olduğu da söylenebilir.

Eline geçen her şeyi bir yere fırlattı; 'bir yer' duvar, pencere, tavan, zemin, yatak veya başka bir yer olabilirdi. Eline geçen eşya da herhangi bir şey olabilirdi; yastık, süs eşyası veya... terlikleri!

Sonunda yorgun düştüğünde, kendini yatağına bıraktı. Tüm süre boyunca aktığını fark etmediği gözyaşları yüzünden yanakları ıslanmıştı ve gözleri kızarmıştı.

Sadece yatağında uzanabildi ve bitkince üstteki yatağın demirine bakabildi. Ne ağlayacak, ne kahkaha krizine girecek, ne de bağıracak hali kalmamıştı. Bitap düşmüştü.

Zaten bu yorgunluğun etkisiyle, kısa süre içerisinde uykuya daldı ve Beliung, sinir krizi, gözyaşları... Hepsi karanlığa karıştı.

...

"Ah..." Angin hiçbir huzursuz edici rüya görmemenin de etkisiyle, dinlenmiş bir şekilde gözlerini açtı. İlk başta değişik bir şey fark etmedi ve gerindi, gözlerini ovuşturdu.

Farklı bir yerde olduğunu etrafa bakınca anladı.

Birincisi, yatakta beyaz, bembeyaz çarşaflarla örtüler vardı (onun yatağı mavi tonlarını içerirdi). İkincisi, odanın aydınlatması ne fazla parlak, ne de fazla loştu. Angin ve Taufan'ın odası genellikle çok aydınlık olurdu, bu yüzden sabah ve akşam gece lambası kullanırlardı.

Tüm bu detaylar yeteri kadar tuhaftı, bu yüzden Angin gözlerini kırpıştırdı ve, "Neredeyim ben?..." diye fısıldadı.

Tam bu sırada, odanın kapısı tıssslayarak açıldı ve Luís odanın girişinde belirdi. Muhtemelen daha önce duşa girmişti, çünkü omuzlarında küçük bir havlu vardı. Kıyafetleri ise her zamanki resmi kıyafetlerinden çok farklıydı. Gerçekten Windara havasını veren mavi, uzun ve bol bir kapüşonluyla beyaz, bol bir eşofman giymekteydi. Elinde de bir kupa sıcak kahve vardı.

Onun uyandığını ve sersem sersem bakmakta olduğunu fark edince gülümsedi ve nazikçe el salladı. "Günaydın günaydınnn~"

"Günaydın..." dedi Angin şaşkın bir tonda. Luís'i... Yani onu gerçek haliyle hiç görmemişti. Şimdi, böyle, aniden...

"Şaşırtıcı, değil mi?" diye tahmin etti Luís, kendisine dik dik baktığı için kızmış gibi görünmüyordu. Aksine gayet keyifliydi. "Herkes uykudayken böyle giyinirim. Bu saatte kimseyle karşılaşmam, karşılaşacağım kişiler de benim Beliung olduğumu bilir."

Zihni yeni yeni açılan Angin başını salladı ama anladığı pek söylenemezdi.

Yavaşça yataktan aşağı süzüldü ve ranzanın altındaki yatağa oturan Luís'in yanına oturdu. Çocuklara özgü, meraklı ama masum bir ifadeyle ağabeyine baktı. "Biliyor musun? İyi görünmüyorsun abang."

Luís duraksadı ve ona cevap vermeden önce, kahvesinden bir yudum aldı. Sonra iç çekti ve gözlerini kapattı. "Çünkü değilim... Ama merak etme, iyileşeceğim."

"Yalancı. Abang Taufan'dan hiç farkın yok..." diye söylendi Angin gözlerini devirerek. "O sorunlarını asla anlatmıyor ve sorduğumda beni geçiştiriyor. Sen ise iyi olmadığını kabul ediyorsun ama yine de beni geçiştiriyorsun. İkisi de aynı."

"Haklısın." Luís pişmanlık içerisinde bir kahkaha attı. "Ama bunun belli bir sebebi var. Sana her sorunumuzu anlatamayız, çünkü hepsi kaldırabileceğin sorunlar değil. Biliyorsun, sen dokuz yaşındasın, ben ise yirmi dört."

"Neredeyse on yaşındayım!" diye karşı çıktı Angin bir an ancak onun yaşını duyunca şok içerisinde ağabeyine bakakaldı. "Yi-yirmi dört mü?..."

Luís onun tepkisine güldü ve başını salladı. Sonra ikisi de sessizleşti.

Neden sonra Angin, "Bugün ne yapacağız?" diye sordu. Bir yandan da neşeyle bacaklarını sallıyordu.

"Yürüyüş eğitimi Belki biraz da rüzgar elementini gösterirsin, ha?" dedi Luís şakacı ama şefkatli bir ifadeyle ve Angin'in yanağını sıktı.

"Sen beni zaten gördün, ben senin rüzgar gücünü görmek istiyorum!" diye itiraz etti Angin başını iki yana sallayarak. Beliung'u tanıdığından beri, rol model olarak onu seçmişti ve rol modelinin gücünü görmek istiyordu. Kuvvetli olduğunu ümit ediyordu.

"Tamam, belki de gösteririm." Luís kıkırdadı ve eliyle kibarca banyoyu işaret etti. "İstersen banyoyu kullanabilir veya duş alabilirsin. Ben zaten duş aldım, ayrıca dolapta bir yerlerde sana uyacak kıyafetlerim vardı sanırım."

Angin neşeyle başını salladı ancak banyoya gireceği sırada, Luís'in, "Angin." dediğini duydu. Şaşkınlıkla ve biraz tereddütle durdu, yanlış yere mi gidiyordu? "Efendim?"

"...Buraya gel." dedi Luís nazikçe gelmesini işaret ederek.

Angin kafası karışmış olmasına rağmen yaklaştı ve ağabeyinin önünde durdu. "Şey... Ne oldu?"

"..." Luís bir şey söylemek yerine, Angin'i kendine çekti ve göğsüne bastırdı. Bunu hiç beklemeyen Angin'se, donup kalmıştı.

Beliung kardeşinin başını okşarken, istemsizce gözlerine yaşlar dolmuştu. Angin'i yıllar sonra, çok farklı bir şekilde bulmuştu. Onu görememiş, çocukluğunu kaçırmıştı. Beraber olmaları gereken anılarda onu yalnız bırakmak zorunda kalmıştı.

Şimdi onun gerçek olduğundan emin olmak istiyor, sarılıyor, kokusunu içine çekiyordu.

Geri çekilmeden önce kardeşinin alnına küçük bir öpücük kondurdu ve bu Angin'in şaşkınlığının iyice artarak, "Aaaa!" demesine neden oldu.

"Niye bu kadar şaşırdın?" diye sordu Beliung, kaçamak bir hareketle gözlerini silerek.

"Şey... Yani... Hatırladığım kadarıyla abang Taufan hiçbir zaman böyle şeyler yapmadı..." diye mırıldandı Angin tereddütle. Bu bilginin ağabeyini daha da üzebileceğinden korkmuştu.

Ne var ki Beliung yalnızca içten bir kahkaha attı ve oldukça keyifli bir ifadeyle kardeşinin saçlarını karıştırdı. "Eminim öyledir. O hiçbir zaman, çocukken bile öpmekten ve öpülmekten hiç hoşlanmadı... Bazen dayanamayıp onu öptüğümde beni fena, çok fena pataklardı."

Hüzünlü ifade o an geldi.

"Ama sanırım... Bunu senin için yapsa daha iyi olurdu..."

"Önemli değil, ben alışkınım." dedi Angin hızlıca ve konuyu değiştirmek için, gözlerini işaret ederek, "Lenslerini tekrar mı taktın?" diye sordu.

"...Ah, evet. Biliyorsun, siz ikiniz dışında benim gerçek kimliğimi bilen çok az kişi var." dedi Luís yavaşça, ifadesi hala kırılgandı ancak hüzün yok olmuştu. "Bu yüzden üzgünüm, lenslerimi takmaya devam etmek zorundayım."

"Hmmm... Peki." Angin sonunda banyoya gideceği sırada, zınk diye durdu ve elini alnına vurdu. "Eyvaahhh! Sabah namazını unuttum!"

(Y: Biraz gülmeye hazır mısınız?)

Luís başını kaldırdı, gerçekten şaşkın görünüyordu. "Ha? Sabah neyi?"

"Şey... Sabah namazı?" dedi Angin şaşkınlık içerisinde kaşlarını çatarak. O an Taufan'ın söylediği bir şeyi hatırladı. "Bize İslam'dan bahseden ilk kişi Yaya'ydı ve Dünya'ya geldiğimde beni Müslüman olmaya ikna etti. Zaten ikna kabiliyeti çok güçlü, gıcık şey..."

Angin nefesi kesilerek, kocaman gözlerle, hala şaşkın görünen Luís'e dik dik baktı. "Sen Müslüman değilsiiiiiin!"

(Y: Bir gayrimüslim görünce bizim tepki :D)

"Oh..." Luís'in şaşkınlığı daha da arttı ve başını ovuşturdu. "Şey, neydi o?... Müslüman... Müslüman olmam mı gerekiyor?"

"Biliyor musun, benim kafam yeterince karıştı. Seni daha sonra Yaya ablaya bırakacağım, o açıklasın." dedi Angin telaşla ve daha fazla soruya maruz kalmamak için banyoya kaçtı.

"Onbaşı Yaya?..." Luís kafa karışıklığı içerisinde kardeşinin arkasından bakakaldı. Tamam konuyu değiştirdiğini anlamıştı ama bu gerçekten kafa karıştırıcı olmuştu.

Devam Edecek...

Eh, bugünün bölümü böyleydi. Beliung'a gerçekten acıdım, orası kesin. Daha önce İslam hakkında hiçbir şey duymadı. Eh, ama böyle komik sahneler de olmasa eğlenemeyiz ki?

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11