KAYIP FIRTINA SİDE STORY- 2: BLAZE
2: Blaze
Blaze öfkeliydi. Çok öfkeliydi. Halilintar sözünde durmamış, onları, onu terk etmişti.
"Güvenimle oynamaya nasıl cesaret eder?" diye düşündü öfkeyle. Tüm bunların onun suçu olmadığını bilmesine rağmen, çocuksu kalbi bu gerçeği kabullenemiyordu.
Okulu salladığı günlerden biriydi. Geç kalmayı ya da gitmemeyi umursamıyordu. Bu tarz şeyler Blaze'in umursadığı şeyler değildi. Şuan kızgındı, çok kızgındı...
Bir yandan sokakta yürürken, alçak sesle Halilintar'a kızmaya devam ediyordu.
"Seni affetmeyeceğim; Poe'nun kuzgunu gibi, bir daha asla..." diye homurdandı Blaze ve öfkeyle yolun kenarındaki tenekeye bir tekme attı.
(Blaze'in edebiyat yapmasına şaşıran tek kişi ben olamam değil mi? :D)
Ancak aniden durdu ve tekmelediği tenekeye baktı. Nedense birden vicdanı sızlamıştı. Duygusal biri olmadığı için, bu tuhaftı. Yine de eğildi ve tenekeyi gördüğü bir çöpe atmak üzere aldı.
İki haftaya yakın bir süredir diğerleriyle doğru dürüst konuşmuyordu, Ais'la bile... Okula gitmiyor veya gidiyorsa bile geç gidiyordu. Neden aniden pişmanlık duymaya başladığını bilmiyordu, belki de bastırmakta başarısız olduğu suçluluk ve sorumluluk duygusuydu.
Her ne sebepten olursa olsun, ayaklarını okul yönüne çevirdi ve koşmaya başladı.
Okulun kapısına geldiğinde, boğazı düğümlendi. Şaşkınlıkla kaşlarını çattı, şimdi neden ağlamaklı olmuştu? Bugün gerçekten tuhaf davranıyordu.
Bir süre kendini sakinleştirmeye çalıştıktan sonra, okula girdi. Hızlıca sınıfına çıktı ve kapıyı çalmayı unutarak, içeri girdi.
"Kim o—" Bu sırada ders anlatan öğretmen; nefes nefese, koşarken dağılmış saçları ve kesinlikle okul üniforması olmayan başka bir kıyafetle sınıfa giren Blaze'i görünce kaşlarını çattı. Kollarını kavuşturdu ve yavaşça kendisine yaklaştı. Topuklu çizmelerinin çıkardığı tok ses sınıfta duyulan tek sesti. "Geç kalmanın, üstelik dersin ortasında sınıfa dalmanın bir açıklaması var mı, Blaze?"
Blaze gayet hazır cevap bir şekilde, "Açıklama yok." dedi. "Okula gelmeyi planlamıyordum ama sonra gelebileceğimi fark ettim ve... O kadar işte."
Blaze başka bir açıklaması olmadığı için 'o kadar işte' demişti fakat öğretmen bunu saygısızlık ve meydan okuma olarak algıladı. "Demek kuralları ciddiye almıyorsun..."
Blaze öfkesini bastırmaya çalışarak, "Herhangi bir kuralı çiğnemedim." dedi. "Okula geç kalma hakkım var sonuçta, değil mi?"
Tüm sınıf şok içerisinde, öfkeyle hızlı hızlı soluyan Blaze'e bakıyordu.
"Hala ciddiye almıyorsun, öyle mi?" Öğretmen yavaşça masasına yürüdü ve çekmecesinden bir cetvel çıkardı. Normalde bu öğretmen kolay kolay şiddete başvurmazdı fakat bugün onun da ruh hali kötüydü ve Blaze de sinirleriyle oynamıştı. "Avuçlarını aç Blaze."
Blaze başına gelecekleri belki tahmin ediyordu, belki de farkında bile değildi. İkinci seçenek daha olasıydı, çünkü öğretmen cetveliyle ellerine vurduğunda dişlerini sıktı ve ellerini hızlıca çekti.
"Yeter. Yerine otur ve bir dahakine öğretmeninle saygılı konuş."
Blaze bir şey demedi, kehribar gözlerinde meydan okur bir ifadeyle öğretmenine baktıktan sonra Ais'ın yanına oturdu.
...
Teneffüste Ais sakince ona baktı. Hiçbir şey söylemese de, Blaze ikizi olarak açıklama talep ettiğini anlayabiliyordu.
Başını çevirdi ve elini başına yasladı. "Ais... Şöyle bakmayı kes."
Ais hiçbir şey söylemeden başını çevirdi fakat bekleyişi bile öyle bir baskı oluşturuyordu ki, Blaze huzursuzca kıpırdandı ve Ais'a baktı. "Ne?"
"Canın yandı mı?" diye sordu Ais sakince -bakmamasını söylediği için hala sınıftaki tahtaya bakıyordu- ve bu Blaze'in öfkeyle, "Sence?!" diye onu terslemesine neden oldu. "Ais, sen ciddi misin?!"
Ais başını çevirdi ve kendisine diktiği gök mavisi gözleri şapkasının altından parladı. "Evet."
"Biraz acıdı, eğer merak ettiğin şey buysa..." diye homurdandı Blaze, içinden sabır çekerek. "Daha kötülerini de görmüştüm..."
"Öyleyse neden ağlıyorsun?"
"Ben—ben ağlamıyorum tamam mı?!" diye çıkıştı Blaze fısıldayarak.
"Ağlıyorsun. Gözyaşlarını tutuyorsun sadece." dedi Ais sakince, Blaze'in tepkilerini duymuyormuşçasına hala kayıtsızdı. "Hali için mi?"
"O Pikachu için mi—" diye başladı Blaze ancak sesi titreyince, sözünün devamını getiremedi. Sustu ve başını eline yasladı. "Ais. Sus. Lütfen sus."
Bunun üzerine Ais anlayışlı bir şekilde sessiz kaldı. Onun hissettiğinin aynısını hissediyordu, sadece onun hüznünü boşaltma yolu çok daha farklıydı.
O günün sonunda, Blaze yatağına gömüldü ve sessizce ağladı. Zaten depresyon nöbetleri geçiren Taufan'ı daha da kötü hissettirmek istemiyordu. Kimseye yetemediği için tükenmiş hisseden Gempa'yı daha fazla yormak istemiyordu. Çocuksu kalbine ağır gelen şoku atlatamadığı için kendisini bahçesine adamış olan Duri'yi daha fazla üzmek istemiyordu. İçine kapanmış Solar'ı iyice içine kapanmaya itmek istemiyordu.
Geriye kalan en iyi seçenek Ais'tı.
Sırt üstü uzandığı yatağından doğruldu ve yukarı doğru, "Ais... Uyudun mu?" diye fısıldadı.
Yukarıdaki yatakta, bir türlü uykuya dalamamış olan Ais -ki son zamanlarda uyku problemleri çekiyordu- sakince, "Hayır, henüz değil." diye cevapladı. "Bir sorun mu var?"
Blaze kendini tekrar yatağına bıraktı ve ofladı. "Uyuyamıyorum."
"O zaman uyuma. Uyumak zorunda değilsin." dedi Ais kısaca, ki bu seçenek oldukça makuldü.
"Gözlerim acıyor..." diye sızlandı Blaze, başını yastığına gömerek. "Ağlamayı hiç sevmiyorum... Sadece daha kötü hissettiriyor."
"Senin için böyle olduğundan eminim." dedi Ais hafifçe gülümseyerek, elinde olmadan aynı şeyi söyleyen en büyük yedizi hatırlamıştı.
"Ben hep... Onu sevmediğimi düşünürdüm. Çünkü beni sinir ediyordu." diye homurdandı Blaze, son kısımda suratını asarak. "Fakat... Sanırım onu seviyordum."
"Hali gerçekten iyi bir kardeşti." dedi Ais gülümseyerek, en büyük yedizle -kilosuyla alay ettiği zamanlar hariç- hiçbir sorunu olmadığı için bunu söylemek onun için kolaydı. "Bazen çok çocuksu ve inatçı oluyordu ama bunun dışında iyi bir yöneticiydi. Kesinlikle lider değildi ama. Gempa kadar sabırlı ve şefkatli değildi..."
(Elbette Ais bunları aynı anda söylemedi ve Blaze de ara sıra bazı onay belirten şeyler söyledi ama önemli değil)
Blaze tüm bunları dinlerken, hafifleyen acısı tekrar kuvvetlendi ve bu, başını tekrar yastığına gömmesine neden oldu. "Ama yine de iyiydi... Kalabilirdi..."
Ais yavaşça yatağından aşağı indi -vay canına, üşenmemişti- ve battaniyesi omuzlarında olduğu halde, Blaze'in ayak ucuna oturdu. Kocaman battaniyenin içinde yalnızca yüzü gözüktüğü için, gözleri olan bir battaniye yığını gibi görünüyordu. "Ama kalmadı. Yapacak bir şey yok."
"Çok kötüsün. Olanlar yüzünden uyuyamadığını bilmesem senin onun gidişini umursamadığını düşünürdüm." diye homurdandı Blaze ve battaniyesini başına kadar çekip, uyumaya çalıştı.
Ais da, bir battaniye yığını olarak onun ayak ucunda uyudu. Onun açısından sorun yoktu, her türlü rahat edebilirdi ama sabaha kadar her ayağını uzattığında Ais'a değen ve bu yüzden uyanıp duran Blaze için aynısını söyleyemeyeceğim...
Son.
Embéria Aéris.
Evet, aslında bu kadar komik değildi ama OOC (Out of Character) yazmak istemiyorum. Bu yüzden değiştirdim, evet.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder