LİES- BÖLÜM 18
/Taraf: Erin'in Gülü\ 18: Uzun Bir Aradan Sonra Mutlu
"Pekala, ben geçmişimi anlattım. Sıra sende." dedi Taufan göz kırparak. "Bunu ben yaptım sen de yap anlamında söylemiyorum. İkimiz de birbirimiz hakkında fikir edinebilelim diye söylüyorum."
"Peki..." Halilintar bir süre gergince kitabının sayfalarıyla oynadı. Anlatmak için henüz hazır olmadığını anlayan Taufan boş bardağını mutfağa götürmek için odadan çıktı. Geri geldiğinde Halilintar'ın kendi kendine motivasyon konuşması yaptığını gördü ve güldü. "Bunu yapmak için benim gitmemi mi bekliyordun?"
"Hayır..." Halilintar kızararak güldü fakat hemen ardından ciddileşti. "Biliyor musun, aslında benim hayatım oldukça lüks içerisinde geçti. Ne var ki bu lüksün benden aldıklarını soracak olursan sana hangi birini anlatacağımı bilemem."
Pratik Taufan, "Öyleyse en başından anlat." dedi.
"Ben, sana bahsettiğim yetimhanede büyüdüm. Duyduğuma göre altı aylıkken kapısına bırakılmışım. Erin annemin dediği gibi, yağmurlu bir günde yetimhanenin kapısı çalınmış... Erin annem mi? O şey, nasıl desem, beni büyüten kişi. O sıralar bir bebeği de olduğu için, beni emziren kişi de o. Dolayısıyla... Annem işte. Süt annem."
"Eh, tamam, sana inanıyorum... Bu kadar açıklamaya gerek yoktu." dedi Taufan gülerek.
"En başından anlat dedin!" diye çıkıştı Halilintar ama o da kahkahalarla sarsılıyordu. "Ah ah, neyse işte... Beni on yaşıma kadar Erin annem büyüttü. Sonra geçenlerde öğrendiğime göre, eşi öldüğü için yetimhaneyi terk etti. Aurora ablam ve Erin annemi bir daha görmedim ama ara sıra vakit ve para bulabildiğinde bana mektup gönderiyor."
"Peki sonra ne oldu?" diye sordu Taufan merakla, Halilintar'ın hikayesindeki kötü noktayı duymak istiyor gibiydi. Eklediği sözleri de bunu kanıtlıyordu. "On yaşına kadar gül gibi büyümüşsün, peki sonrası? Daha mı kötüydü?"
"Sonra... Arish'le sorunlarımız başladı. Daha önce de vardı ama korumasız kaldığım için iyice bana sataşmaya başladı." dedi Halilintar, kötü anılardan dolayı sesi ağırlaşmıştı. "Aileme ait tek fotoğrafı da o zaman kaybettim. Parçalarını hala saklıyorum ama bir şey anlayabilmek mümkün değil."
"Yatılı okuldaki zorbalar da benim önemli bir eşyamı parçalamışlardı." dedi Taufan öfkeyle. "Yetim olduğumu bilen herkes beni eziyordu zaten!"
"Niye böyle olduğunu bilmiyorum ama haklısın." dedi Halilintar başını sallayarak. "Her neyse. Bir keresinde evlat edinildim, bunu hiç istemediğim için bir hafta boyunca sorun çıkartmıştım. Hatta bir tane öğretmen dayanamayıp bana bodrumu temizleme görevi vermişti."
"Sanırım ikimizin de bodrumla ilgili kötü anıları var." diye homurdandı Taufan oflayarak.
"Boş ver gitsin, hoş anılar değil." diye güldü Halilintar gergince, sonra ciddileşerek devam etti. "Evlat edinildiğim evde bir kız vardı ve sanırım takıntılı biriydi. Bir gece odama geldi ve emin değilim ama sanki kötü bir şeyler planlıyordu. Tabii Arish sayesinde (!) kendimi savunmayı biliyordum ama kızın ailesi bu durumu hoş karşılamadı. Üstelik beni kötü ve nankör biri olarak gördüler. Benim, benim namussuz biri olduğumu söylediler..."
"Ouvv, bu kötü olmuş." dedi Taufan yüzünü buruşturarak. "Peki kendini temize çıkarabildin mi?"
"Hayır. Kimse bana inanmadı ve bu işleri daha da kötüleştirdi." dedi Halilintar iç çekerek. "Yetimhanede bir süre daha kaldıktan sonra, bu aile beni evlat edindi ama bu sefer de... Onları çoktan affettim tabii ama Blaze diğerlerini de yardım etmeleri için kışkırttı ve beni bir güzel bağlayıp cevap vermek istemeyeceğim sualler sordular. Özellikle de Blaze travmamı oluşturan kişi oldu, çünkü elindeki bıçağı yüzüme yaklaştırdığında korktuğumu fark etti ve bunu bana karşı kullandı."
"Tabii bundan sonra terapiye gittin." diye tahmin etti Taufan.
"Hemen değil. Annemler ilk başta iyileşeceğimi düşünmüşlerdi." dedi Halilintar, bilinçsizce eski izlerin bulunduğu ellerini ovuşturuyordu. "Ama ben her yemekten sonra kusmaya devam edince ve ufacık tefecik biri olunca beni terapiye götürmeye karar verdiler. Sonrasını biliyorsun zaten."
"İkimiz de gerçekten zor zamanlar geçirmişiz." dedi Taufan iç çekerek ve çizim defterini bir kenara bırakarak, ona baktı. "Hadi aşağı inelim. Annem bizi yemeğe çağırıyor."
Halilintar gülümsedi ve başını salladı. Her şeyi anlattıktan sonra içi ferahlamıştı.
Akşam yemeği her zamanki gibi neşe dolu geçti fakat bu sefer koruyucu ebeveynlerinde bir tuhaflık vardı. İkisi de birbirlerine bakıyor, sonra koruyucu anne-baba olarak evlat edindikleri Taufan ile Halilintar'a bakıyor ve başlarını hafifçe iki yana sallayarak, yemek yemeye devam ediyorlardı:
Neden sonra, herkes doyup sofradan kalktığında, diğerleriyle birlikte kalkan Taufan ile Halilintar'ı durdurdular. "Taufan, Halilintar. Size bir şey söylemek istiyoruz."
İki genç şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Halilintar başını öne eğerek, konuşmayı onun sürdürebileceğini belirtti.
"Evet anne, baba? Bir sorun mu var?" diye sordu Taufan gülümseyerek..
"Bu sorun sayılmaz aslında." dedi koruyucu babaları hafifçe gülümseyerek. "Sadece nasıl karşılayacağınızı bilmediğimiz bir haber."
"Biz sizi evlat edindikten sonra, aranızdaki benzerlikleri fark ettik ve araştırmaya koyulduk." dedi anneleri nazikçe. "Hiç kolay olmadı, bunu söyleyebilirim. Ama aileniz hakkında bilgi edinmeyi başardık. Ve düşündüğümüz şey doğru mu değil mi merak ediyoruz, bu yüzden yarın ikinizi DNA testine götürmek istiyoruz."
Halilintar Taufan'a baktı, Taufan Halilintar'a baktı... Sonra ikisi de şaşkın bir ifadeyle koruyucu ebeveynlerine baktılar. "Bizim... Kardeş olduğumuzu mu düşünüyorsunuz?"
Başlarını salladılar.
"Bu mümkün değil." dedi Taufan yavaşça gülümseyerek. "Hali'yle hiç benzemiyoruz."
"Ama eğer istiyorsanız DNA testi yaptırabiliriz... Değil mi Taufan?" dedi Halilintar dirseğiyle onu dürterek, biraz heyecanlanmıştı. Eğer gerçek değilse büyük hayal kırıklığına uğrayacaktı ama olsun.
Ertesi gün testi yaptırmaya gittiler. Sonucu bildiren mailin gelmesi on günü bulunca, Halilintar'ın ne kadar kaygılandığını tahmin edebiliyorsunuzdur.
Sonunda testin sonucunu bildiren mail geldiğinde, Halilintar telefonu koruyucu annesinin elinden kaptı ve Taufan'ın yanına koştu.
Telefonu, yatağında ciddiyetle kitap okuyan Taufan'ın yüzüne tutarken, "Bak!" diye bağırdı.
"Ne yazıyor? Okuyamıyorum Hali, uzak tut şunu." Taufan başını biraz geriye çekerek okumaya başladı ve sonucu görünce kaşlarını kaldırdı. "%99,99 kardeş olasılığı... İlginç, neden yüzde yüz değil?"
"Urgggh, takıldığın şey bu mu?! Biyolojik kardeşler olmamız değil yani?!" diye çıkıştı Halilintar, hiç heyecanlanmamış olması onu hayal kırıklığına uğratmıştı.
"Yani, on altı yaşındaki ağabeyin olarak daha ağırbaşlı olmam gerekiyor." dedi Taufan boğazını temizleyerek.
"Iyyy, seni gıcık... Hemen havalara gir..." diye homurdandı Halilintar ve iç çekerek, kendini yatağına bıraktı.
"Ama gerçekten, hiç benzemiyor oluşumuz çok ilginç." dedi Taufan gülerek. "Ama ailemin yaşamadığını düşünürken kardeşimin hala yaşadığını öğrenmek çok hoş. Hem de uzakta değil, tam karşımda bana surat asıyor."
"Dünyanın EN KÖTÜ Ağabeyi ödülü var mı? Yok mu? Tüh, olsaydı sana verecektim..." Halilintar suratını asarak inlerken, Taufan kendini beğenmiş bir şekilde sırıttı. "Yaşasın ağabey zorbalığı."
"Yaşamasın." diye ofladı Halilintar, ona sertçe baktı ve tehdit edercesine, "Seni zorla Arish'in yanına götürürüm, üstüne bir de sarılmanızı sağlarım." dedi.
"Yapamazsın, gelmem. Ayrıca onun böyle bir şeyi kabul edeceğinden emin değilim." dedi Taufan omuz silkerek ve kitabını okumaya devam etti.
Diğerleri bu habere oldukça şaşırmakla birlikte, iki kardeşi uzun bir incelemeye aldılar. Özellikle de her işe burnunu sokan Blaze ve her şeyi didik didik araştırmayı seven Solar.
"Taufan kahverengi saçlı." dedi Solar kaşını kaldırarak.
"Kestane rengi." diye düzeltti Taufan nazikçe.
"Hali siyah saçlı." dedi Blaze kaşlarını çatarak.
"Taufan buğday tenli."
"Hali esmer ama cildi pürüzsüz—"
"Bu ne demek oluyor?!" diye çıkıştı Taufan ve Halilintar aynı anda, Blaze'e bakarak.
"Senin sivilcelerin var, Hali'nin yüzü ise hala bebek gibi." diye açıkladı Blaze omuz silkerek.
"Taufan mavi gözlü, Hali ise kırmızı." dedi Solar ve, "Son olarak, Taufan daha uzun boylu ve zayıf; Hali ise daha... Yani Taufan'a kıyasla daha kilolu ve yaşıtlarına göre biraz kısa." diye ekledi.
Halilintar ters ters ona bakarken, Taufan gülümseyerek, "Bunun nedeni evden pek çıkmaması olabilir." dedi. "Ama yüzüm için söylediklerini unutacağımı sanma Blaze. Bu acımasızcaydı."
"Umurumda değil." dedi Blaze yine omuz silkerek.
Akşam olduğunda ve herkes yattığında, Taufan ve Halilintar, odasını paylaştıkları Gempa'yı da rahatsız etmeden konuştular.
"Her ne kadar inanmak istemesem de, sanırım gerçekten kardeşiz, değil mi?" diye sordu Taufan, pencereden dışarı bakarken.
"%0,01 olmama payı var." dedi Halilintar ciddiyetle ancak ses tonundaki çokbilmişliği sezen Taufan ona döndü -beraber onun yatağında oturuyorlardı- ve alnına bir fiske vurdu. "Çok fenasın."
"Açıkçası ben bu durumdan rahatsız değilim. Sadece tuhaf." dedi Halilintar, alnını ovuştururken. "Anne babamız öldüğü için seni bırakmış olamazlar, çünkü bir yıl sonra ben doğmuşum. E kardeş olduğumuza göre... Ne oldu? Ama aynı zamanda ben de yetimhanede büyüyorum? Sonra ebeveynimin öldüğünü söyleyen not... Tüm bunlar tuhaf değil mi?"
"Sanırım işin içinde bir iş var." dedi Taufan düşünceli bir şekilde. "Belki de tehdit altındalardı ve sonra tehdit amacıyla ikimizi de kaçırdılar. Rehin alınmamız hiçbir işe yaramamış olmalı ki, bizi onlardan tamamen kopardılar."
"Hah, böyle olmuştur kesin. Ayak üstü hikaye yazdın resmen." diye homurdandı Halilintar başını iki yana sallayarak. "Bence biz hastanede karıştık."
"Bu mantıksız, o zaman başka bir ailenin çocuğu olmamız gerekirdi." diye itiraz etti Taufan ve ona muzaffer bir bakış attı. "Hikaye yazan kim şimdi, ha?"
"Ugh, neyse. Hadi uyuyalım." dedi Halilintar, yatağına gömülürken. "Gece gece beynimi yakmak istemiyorum..."
"Burası benim yatağım aptal, kalk!"
"Yok. Bugün burada yatacağım, kalkmaya üşeniyorum."
"Hali, seni pataklamamı istemiyorsan beş saniye içerisinde yatağımdan kalksan iyi olur."
"Uff, hiç eğlenceli değilsin."
Kavga ediyormuş gibi görünseler de, ikisi de gülüyordu ve belki de uzun zamandan beri, ikisi de o gece iyi bir uyku çekti.
Devam edecek...
Bu ara angst yazmıyorum ya 🙄 (o sırada Overlapping Storms 44'ü yazarken ağlamaklı olur)
Çizimlerim bile komik benim yauvvv ne diyorsunuz? Angstçı değilim ben yaa
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder