KORUNAKLI BİR SOKAK MI, YOKSA TEHLİKELİ BİR YUVA MI? - 7
7: 'Halilintar' 'Voltra' Olmak Acı Çekmektir
Halilintar şu zamana kadar pek çok şey istemişti. Sakin bir hayat yaşamak, kardeşleriyle bir arada kalabilmek, annesini tekrar görebilmek... Annesini görmek gibi, bazıları imkansızdı bu isteklerin...
Ama asla böyle bir şey istememişti. 'Ben acı çekiyorum, bu yüzden kardeşlerim gelip beni kurtarsınlar, yakalanıp yakalanmamaları umurumda değil' dememişti. Bu ne bencil bir istekti! Evet, acı çekiyordu fakat kardeşlerinin kötülüğünü asla isteyemezdi, bunu onlara yapamazdı...
Ne yazık ki artık çok geçti.
Babasının isteği üzerine bunu da gizli tuttu ancak birkaç gün boyunca yüzüne derin bir hüzün hakimdi. Kendisini kontrol etmeye ve üstünlük taslamaya çalışan Emily de cabasıydı. Gerçekten bunalmış hissediyordu.
"Yatmadan önce duş almalısın. Bu yaptığın yatakhane kurallarına aykırı!" diye cırladı -ona göre bu bir cırlamaydı- Emily, deneylerden geldiği gibi yatağına yığılan Halilintar'ın omzunu sarsarak.
Halilintar koluyla yüzünde kalmış olabilecek gözyaşlarını sildi ve kızın bileğini yakaladıktan sonra, ona kötü bir bakış attı. Öfkeli fakat birçok sebepten kısılmış bir sesle, "Git başımdan..." diye çıkıştı—ya da en azından çıkışmaya çalıştı. "Yatakhanelerde kural olmaz... Normalde olur fakat buranın normal olan bir tane bile yanı yok..."
Emily bir an duraksadı, bileğini tutan eline baktı. Sonra hızla elini çekti ve hışımla, "Spiritel çok haklı, sen çok kötüsün!" diye tıslayarak yanından uzaklaştı.
"Vesaire vesaire..." diye mırıldandı Halilintar ve bir an önce vücudundaki acıyı unutabilmek için uyumaya çalıştı.
...
"Hey."
Halilintar şaşkınlıkla etrafına baktı, nereye gelmişti? Niye Scienza'daki yatakhanesinde değildi? Her taraf simsiyahtı...
"Boboiboy kardeşlerin en büyüğü... Bu tarafa bak."
Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve önüne baktı. İleride, çok uzakta ya da çok yakında değil, ikisinin arasında bir yerde bir figür duruyordu.
Tuhaf bir şekilde, giyimi, uzunluğu Satriantar Ratna'ya benzeyen, yarı saydam biriydi fakat Ratna'ya benzemesine rağmen, fiziki özellikleri erkek olduğunu gösteriyordu. Onun saçlarına benzeyen saçları, kızıl renkteydi. Çenesinin altında, Halilintar'daki gibi fazla göze batmayan bir ben vardı. Onun gibi esmer tenliydi. Tüm bedeni kırmızımsı-beyaz bir enerjiyle parlıyordu, gözleri kırmızı renkteydi—tıpkı onunkiler gibi. Somut görünmeye çalışan soyut bir şeye benziyordu daha çok...
"Sen—" diye başladı fakat hemen sözü kesildi: "Voltra."
Bir süre sessizlik oluştu, ikisi de kıpırdamadan birbirlerine bakıyorlardı. Neden sonra Halilintar ileri çıktı ve elini uzattı, Voltra'ya dokunmaya çalıştı. Ne var ki sadece hafif, elini gıdıklayan bir elektrik akımı hissetti. Ne kan, ne kemik, ne de canlı bir vücut; hiçbir şey yoktu.
"Sen nesin?" diye sordu şaşkınlık ve hafif korkuyla kaşlarını çatarak.
"Güç küresinden çıkan bir enerji. Bedenim yok." diye cevap verdi Voltra (robot gibi hiçbir yerini hareket ettirmeden konuşması biraz ürperticiydi). Bir an duraksadıktan sonra, ekledi: "Bulunduğum bedenin şeklini alırım."
"Anlıyorum... Peki burada ne yapıyorsun? Ya da nasıl—"
"Kılıç." dedi Voltra ve Halilintar onun elinde bir an Satriantar'ın kılıcını gördü. Sonraki an ise yok olmuştu. "Seninle bağ kurmamı sağlıyor. İlginç fakat daha da ilginci..." Duraksadı ve düşünceli bir şekilde onun iyileşmeye başlamış yara izleri bulunan yüzüne, boynuna, ellerine baktı. "Sen de acı çekiyorsun... Diğer efendilerim gibi."
"Diğer efendilerini hatırlayabiliyor musun?" diye sordu şaşkınlıkla, o başını sallarken hüzünle gülümsedi. "Beni efendin olarak görmemelisin... Eski efendilerin, Retak'ka bile, bu unvana layıktı ama ben... Ben üçüncü seviyesini bile kontrol edemeyen biriyim. Bana saygı duymana gerek yok Voltra, gerçekten gerek yok."
"İlk defa... Biri böyle dedi." diyerek şaşkınlığını belli etti Voltra, anlaşılan konuşmada pek iyi değildi. "Acı çekiyorsun... Ve saygıdeğer olduğunu gördüm... Defalarca. Ama sen bana... Saygıdeğer değilim dedin... Sana inanmam gerekir... Ama inanamıyorum. Çok garip... Sen çok garipsin."
Onun bu kendine has konuşma tarzı hoşuna gittiği için hafifçe gülerken, "Evet, asla Satriantar Ratna kadar iyi değilim." diye onayladı. Sonra yavaşça, "Sen de acı çekiyorsun derken ne demek istiyorsun?" diye sordu. "Diğer efendilerin bana kıyasla çok daha büyük acılar çekmiştir..."
"Hayır... Hayır. Öyle değil. Demek istediğim... Bu değildi." dedi Voltra başını iki yana sallayarak. "Ratna gerçekten yaralanıyordu... Savaşlarda. Ama aynı zamanda kalbinde... Gizli bir yara vardı. Halkını koruyamama korkusu."
"Retak'ka... Görünüşte iyiydi... Ama o da aslında acı çekiyordu. Güçlerin verdiği çılgınlık... Ona da zarar verdi."
"Kira'na... Halkına duyduğu endişeyle birlikte... Nefret ediyordu. Her şeyden. Babasını öldüren Retak'ka'dan... Öfkesinden beslenen elementi... Ona zarar verdi... Çünkü kontrol edemedi."
"Sen..." Voltra başını kaldırdı ve tüm bedeni gibi parlayan kirpiklerinin gölgelediği kan kırmızısı gözlerini ona dikti (pek tin tin, pek fin fin, pek de edebi). "Diğer efendilerim... Benimle yetişkinken tanıştılar. Onlardan farklı bir şekilde... Doğduğundan beri beni tanıyorsun. Beni kontrol ediyorsun."
(Edemiyorum, diye düşündü Halilintar fakat sözünü kesmedi.)
"Galaksinin koruyucusu... Kardeşlerinin koruyucusu... Tüm bunlarla..." Yine duraksadı, sonra sesi fısıltıya dönüşürken, ekledi: "Acı çekmek için çok küçüksün."
Halilintar normalde bu cümleye sinirlenirdi fakat o an nasıl biriyle konuştuğunun farkına vardığı için, kıpkırmızı kesilmişti. Voltra neredeyse iki asırlık anılara sahip, çok yaşlı bir varlıktı. Eskiden canlı olmayabilirdi fakat anıları onu neredeyse bir canlı yapmıştı. Parlayan yüzüne rağmen görebildiği, Satriantar'a ait yara izi ve yine o kadına benzeyen kıyafetleri, kendisine benzeyen bedeni.
Onun kendisine değil, kendisinin ona saygı duyması gerekiyordu.
"Evet, öyleyim." dedi bir süre sonra ve buruk bir tonda devam etti. "Ve biliyor musun? Gerçekten de acı verici bir durum. Galaksinin koruyuculuğu ne demek biliyorsun, ben de biliyorum ama denemeyenler bilmiyor, anlamıyor. Kardeşlerimle asla normal bir hayatımız olmadı... Elbette normal zamanlarımız oldu fakat her zaman üzerimizde bir sorumluluk ve beklenti vardı. Ben, bilmiyorum, nankörlük gibi geliyor fakat güç istemiyorum artık. Eğer kardeşlerimin ölümüne sebep olacak şeylerle uğraşmam gerekecekse... Galaksinin koruyucusu olmak istemiyorum."
Voltra sessizce onu dinledikten sonra, yaklaştı ve sarılma mesafesinde durdu. Her ne kadar ona dokunamıyor, içinden geçiyor olsa da, bedenini parlatan yıldırım enerjisinin yaydığı uğultu Halilintar için yeterliydi. "Nankörlük... Çok daha farklı bir şeydir. Sen sadece... Çocuksun. Bunları istememekte... Haklısın."
Sesi çok yakından geldiği için, Halilintar bir an irkildi.
"Beni... Voltra'yı taşımak... Asla kolay olmadı." diye devam etti elementi, yüzü kendisine benzemesine rağmen yüz ifadesi ona kıyasla çok boştu. Bir kez olsun bir duygu emaresi göstermemişti. "Ve... Duyguların ne olduğunu öğrenen bir varlık olarak... Şunu söylemeliyim ki... Bu benim için de çok zor. Zorluk çıkarmak... Güzel değil. Tek görevim var olmaktı... Ve sonra bir bakmışsın ki... Sırf benim için... Gur'latan ateşe verilmiş, yakılmış... Ratna öldürülmüş... O gün... Varlığımdan utandığım ilk gündü... Devamı da geldi."
Voltra geri çekilip, arkasını döndü. "Çok zordu... Öfke elementi olmak. Barışçıl biri olmadım ama... Kaygısız olmak istedim... Rüzgar elementi Beliung gibi. Neşeli olmak istedim... Doğa elementi Rimba gibi. Ama ben öfkeydim ve... Öyle kaldım. Değişemedim."
"Sen de acı çekiyorsun Voltra." dedi şefkatli bir ifadeyle. "Fakat emin ol... Efendilerin seni suçlamadı."
"Sen de mi..." Voltra sözünü yarım bırakarak, döndü ve ona kısa bir bakış attı. Sonra yüz hatları pek belirgin olmasa da, yüzünde gülümsemeye benzer bir şey göründü. "Gerçekten ilginçsin... Boboiboy Halilintar. Akıl almaz şeylerin var... Asırlık Voltra'yı... Öfke elementini... Gülümsettin."
"Tanıştığıma memnun oldum." diye karşılık verdi, gülümseyerek.
"Ben de öyle. Tanıştığım en ilginç efendi." dedi Voltra ciddiyetle.
"İltifat için teşekkürler." dedi gülerek ve Voltra'ya el salladı. "Sonra görüşürüz."
Element ciddiyetle, "Ben her zaman yanındayım." diye cevaplayınca, tekrar güldü.
Sonra her şey karardı.
...
A-ah...
Neden...
Bu ne?
Kendine gelirken fark ettiği ilk şey, bedenindeki tüm yaraların aynı anda sızladığı oldu. Ağzından elinde olmayan bir inleme kaçarken, neden yaralarının iyileşmediğini merak etti. Uyanana kadar geçmiş olması gerekiyordu.
Fısıltılar duyunca, merakına engel olamadı ve gözlerini açtı. Neler olduğunu algılayamadı, beş çift göz ona bakmaktaydı.
"S-sizin burada... Ne işiniz var?" diye fısıldadı güçlükle, tuhaf bir şekilde ağzı, boğazı çok kurumuştu.
"Seni kurtarmaya geldik!" dedi yeşil gözlü kişi neşeli fakat alçak bir sesle. Bu Duri'den başkası değildi.
"Buraya mı?... Scienza'ya mı?..." diye sordu fakat konuşurken boğazı o kadar zorlanıyordu ki, devam edemedi.
"Al, bunu iç." dedi bir ses ve yanında yeni biri belirdi.
"Iman?..." diye fısıldadı şaşkınlık ve üzüntüyle. O ablasının verdiği şeyi -ne olduğu konusunda hiçbir fikri yoktu- içerken, Iman sırıtarak, "Kılıç talimini boşuna mı yaptık Hali?" diye takıldı. "Eğer o ağır kılıcını boş yere taşıdıysam fena kızarım, ona göre."
"Doğru, doğru..." Gülmeye çalıştı fakat hiç de mutlu hissetmiyordu. İç çekti ve diğerlerine baktı, endişeli olduğunu gösterdiği ilk andı belki de. "Anlamadığınız şey şu ki..." Doğrulmaya çalıştı fakat anında korkunç bir acı hissettiği için yüksek sesle inleyince, konuşmayı bıraktı.
"Dinlenmelisin kardeşim." Bu sefer konuşan, başucunda beliren Taufan'dı. İkizi... İkizi ne kadar değişmişti! Aşırı -gerçekten tehlikeli derecede- zayıflamıştı ve gözlerinin altındaki koyu halkalarla, tam bir pandaya benziyordu. Yine de kendisine uyumasını söylüyor olması ironikti.
"Bana dinlen diyene bak... Benden bin kat daha beter görünüyorsun." diyerek düşüncelerini dile getirdi.
"Öyle mi? En azından tüm gece inlemiyorum." dedi kardeşi fakat onun bir cevap vermesine izin vermeden, ani bir hareketle boynuna sarıldı. Hayır, onu boğmadı. Gerçekten sarıldı. "Yemin ederim öğün atlamadım." diye fısıldadı sadece onun duyabileceği bir sesle ve bu Halilintar'ı hafifçe gülümsetti. "Seni depresif, takıntılı hava kafalı."
"Takıntılı olmakla alakası yok." diye homurdandı kardeşi ve geri çekildi.
"Pekala...Scienza'ya neden geldiniz?" diye sordu ciddiyetle (aslında, biraz hayal kırıklığı ve şefkat de içeriyordu). "Burası... Çok tehlikeli."
"Seni kurtarmak için elbette." dedi Taufan umursamazca.
"Anlamadığınız şey de bu. Buradan kurtulmak diye bir şey yok." dedi, sesi çaresizlikle öfke karışımı bir duyguyla yükselerek. "Scienzalılar sandığınızdan daha güçlüler. Kaçarak kurtulamazsınız."
"Tamam ama tüm galaksinin karşısında duramazlar, öyle değil mi?" diye sordu Solar yavaşça.
"Bilemiyorum... Öyle bir durumda büyük bir kıyım gerçekleşebilir de..." diye mırıldandı umutsuzca.
"HER NEYSE, bu kadar beyin fırtınası yeter. Hali'yi rahat bırakın ki, iyileşebilsin." dedi Gempa her zamanki anne tavukluğuyla ve bunun üzerine herkes söylenerek uzaklaştı.
Halilintar etrafa baktığında, karanlık bir sokakta olduklarını gördü. Neresi olduğunu düşünemedi. Gempa söyledikten sonra hala ne kadar bitkin hissettiğini fark etmişti.
Kaygı ve endişeden uzakta tek yer olan uykuya dalarken, diğerlerine her şeyi anlatmadığını hatırladı. Her şeyi anlatmalı, onları uyarmalı, uyarmalıydı... Scienzalılardan her şey beklenirdi...
Ne yazık ki uykuya direnemedi, direnmeyi bile düşünemeden uyuyuverdi.
"Zavallı Hali, kim bilir neler yaşadı..." diye mırıldandı Gempa, uyuyan kardeşine bakarken. "En az senin kadar zayıflamış Tau."
"İkiz telepatisine yeni bir özellik eklendi: ikiz zayıflaması." dedi Taufan biraz şakacı bir şekilde fakat hemen ardından iç çekti. "Vücudundaki izler sadece görünen kısım, eminim görünmez yaraları da vardır..."
Bir süre sessizlik oldu. Her ne kadar güvende sayılmasalar da, güvendeymiş gibi hissettikleri bir andı... Somut bir şey olmasa da, bu kısa anlar devam etmenin tek yolu değil miydi?
Devam Edecek...
İpucu vermiyorum 👀
Voltra'nın konuşma tarzı çok komik değil mi XD duygular gibi konuşmayı da insanlardan aldığı fakat pek konuşkan bir element olmadığı için böyle konuşacağını düşündüm. Ve evet, kıyafetleri, saç rengi Ratna'ya benzese de, ses ve fizik olarak Halilintar'a benziyor. Sadece çok daha uzun, çünkü Halilintar'ın yetişkin hali gibi. Sonuç olarak çok yaşlı bir varlık, bu yüzden Halilintar'ın yarı yetişkin, ergenlik yaşındaki bedenine giremez değil mi XD
Birdenbire Voltra hakkında böyle bir şey yazmak istedim... Bilmiyorum, elementler hakkında kafa patlatmayı seviyorum. Göründüklerinden ibaret olmadıklarını söylüyorlar ve ben de bu tayfadanım.
Başlık mı? Sadece öyle bir etiket vardı ve ben de Hali angst aşığı olarak... Öyle. Başka bir açıklaması yok (yoksa var mı 👀)
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder