LİES- BÖLÜM 6

/Erin'in Gülü\ 6: Lekelenmiş

Bayan Erin'in gidişinden beri, Halilintar'ın hayatı tekdüze ve monoton bir hal almıştı. Her sabah aynı şekilde kalkıyor, yatağını topluyor, kahvaltı bile etmeden yetimhanedeki okula gidiyor, ders çıkışında yemekhaneye uğrar ve sonra odasına geri dönerdi.

Tabii aslında önemli olan, ama Halilintar'ın umursamadığı birkaç detay daha vardı.

Bir, artık herkes ona sırtını dönmüştü. Bayan Erin varken onunla ilgilenen kişiler, artık yüzüne bile bakmıyorlardı.

İki, uzun zamandır hayat kalitesi 3. sınıfa düşürülmüştü.

Ve en önemlisi...

Zorbalar.

"Haha! Ne oldu? Erin'in kırmızı gülü kızıyor mu?"

Halilintar yere saçılan kitaplarına ve birkaç eşyasına daha bakarken, öfkesi kabarmaya başlamış, dişlerini sıkmıştı. Ancak sakin kalması, olay çıkarmaması gerekiyordu. Kimse onun tarafını tutmazdı ve cezalandırılırdı.

"Hmm, bu da nedir? Yoksa sevgili küçük gülün önemli bir eşyası mı?"

Zorbalardan biri, Halilintar'ın gerçek ailesiyle olan fotoğrafını fark etti ve yerden alarak inceledi. Ne olduğunu anlamış olmalıydı— dudaklarında kötü bir gülümseme oluştu. Halilintar'a nasıl acı vereceğini bulmuştu.

"Halilintar~ Bak bakalım bu ne?"

Halilintar işin içinde bir terslik olduğunu, ona Halilintar demesinden sezdi ve dikkatlice zorbaların en büyüğüne, yani Arish'e döndü. Ancak elindekinin ne olduğunu anladığında, aniden dondu. Elleri titremeye başlarken, göğsü sıkıştı.

"Ha... hayır! Ver onu bana!"

İleri atıldı ancak Arish kolunu kaldırarak onun fotoğrafa ulaşmasını engelledi. "İstersen... Anlaşma yapabiliriz küçük gül, ne dersin? Eminim seversin değil mi?"

Halilintar fotoğrafı almaya çalışmayı bıraktı ve öfkeyle Arish'e baktı. "... Nedir o?"

Arish'in gülümsemesi genişledi. "Her şeyini bırakıp bu yetimhaneyi terk edersen, belki de bu fotoğrafı alabilirsin."

"Bu—" Halilintar durdu. Hangisini seçecekti? Anılarıyla dolu bir yer mi, yoksa hiçbir şey hissetmediği ama gerçek ailesine ait olan tek şey mi?

"Bu, bu... Hayır, bunu kabul edemem!"

"Öyleyse ailene veda etme zamanın geldi~" dedi Arish ve fotoğrafı yırtacakmış gibi yaptı.

"Hayır, yapma!" Halilintar korku içinde bağırdı ve fotoğrafı almaya çalıştı ancak Arish'in işaretini alan diğer zorbalar onu durdurdular.

Halilintar çaresizlik içinde başını eğdi ve ağladığını belli etmemeye çalıştı. "Ya-yapma..."

"Anlaşmayı kabul etmedin. Kararından dönemizsin." Arish sırıttı ve fotoğrafı tek hamlede yırttı. Ve sonra bir kez daha.

Halilintar titreyerek yere çöktü. Elle tutulabilir tek anısı da parçalanmaya başlıyordu.

"Güle güle, Erin'in gülü..."

Arish yanından geçerken alaylı bir biçimde fısıldadı ve onu acı içinde bırakarak uzaklaştı.

Halilintar gözlerini kapatırken, dişlerini sıktı. "Hayır, ağlamayacağım... Şuana kadar hiç ağlamadım..."

Ancak titreyen elleriyle fotoğraftan kalan parçaları tuttuğunda, ağzından boğuk bir hıçkırık kaçtı. yırtılmış parçaları göğsüne bastırırken, gözyaşları çoktan akmaya başlamıştı.

...

Halilintar dirseklerinden destek alarak doğrulurken, kendini yüz yıl daha yaşlı hissetti. Kederli bakışlarını karanlık odasındaki pencereye dikerken, gözyaşlarının tekrar akmaya başladığını hissetti. Dün akşam fotoğraftan kalan parçaları ağlayarak masanın üzerine bırakmıştı. Hiç görmediği insanlar için neden böyle hissettiğini anlamıyordu.

"Onlarla olan tek fotoğrafım da artık parçalara ayrılmış durumda." diye düşündü acı acı.

Hayattan bunaldığını düşündü ve bu ağlama isteğini daha da kuvvetlendirdi. O da bunu yaptı; başını yastığına gömdü ve hıçkırarak ağladı— ta ki uykuya dalana kadar.

...

"Onu gördün mü? Gözleri kıpkırmızı olmuş."

"Neyi var? Hasta gibi görünüyor."

"Yorgun mu?"

Halilintar sınıfındaki tüm fısıldaşmalarını duymazdan geldi— belki de aklı başka yerde olduğu için duymadı ve sırasına çöktü. Kollarını sıranın üzerine koydu ve başını kollarına gömdü.

Ancak olaylar geldi mi, üst üste gelir.

"Halilintar."

Halilintar sınıftaki tüm bakışların üzerine dikildiğini hissetti ve bu gerilmesine neden oldu. Yavaşça başını kaldırdı ve kırılgan ifadesini belli etmemeye çalışırken, öğretmenine baktı.

"Yanıma gel."

Halilintar biraz çekinerek sırasından kalktı ve sınıftaki fısıltıları duymazdan gelerek sınıftan çıktı.

"Ne oldu öğretmenim?"

"Aslında... Bu iyi bir haber. Ama seveceğinden emin değilim." Öğretmen gülümsedi ve Halilintar'ın ellerini tuttu. "Şöyle ki... Seni evlat edinmek isteyen bir aile var."

"Ne!? Hayır öğretmenim!" Halilintar hızla tepki gösterdi ama öğretmen elini kaldırınca susmak zorunda kaldı.

"Seni yetimhanenin bahçesinde görmüşler. Sakin ve bağımsız olman onların hoşuna gitmiş. Eve yardımcı olarak bir erkek çocuk almayı düşünüyorlar ve sen onların istediği kişi oldun."

"Yani bir hizmetçi olmadığım kalmıştı zaten..." diye düşündü Halilintar dişlerini gıcırdatarak.

"Hazırlansan iyi olur."

...

Halilintar'ın hazırlanıp gitmesi, çok hızlı oldu. Öyle ki, vedalaşmaya bile vakti kalmadı (sanki vedalaşacak biri vardı da).

Yeni evi fazla gösterişli değildi. Sıradan, iki katlı bir ev.

Ailenin bir bebeği ve bir de kızı vardı.

İlk günleri sade ve sıradandı. Evin çocuklarıyla birebir aynı muameleyi görüyordu. Diğerleri tebrik edildiği gibi, o da tebrik ediliyordu. Diğerlerine kızılan konularda o da azarlanıyordu. Eh, yetimhane kadar soğuk bir yer değildi en azından.

Ancak Halilintar bir tuhaflık seziyordu. Kötü bir his... Sanki bakışlar üzerinde, onu delmek istiyormuşçasına devamlı izliyor...

İlk başta bunun kendi kuruntusu olduğunu düşündü. Ancak zaman ilerledikçe fark etti ki...

Evin büyük kızı onu izleyen ve takip eden kişiydi.

Halilintar ne yapacağını bilemiyordu. Ev sahibesine söylerse nankörlük mü etmiş olurdu, yoksa...

Ancak tüm bu düşüncelere ve fikirlere gerek kalmadı.

Bir gece, herkes uyurken, Halilintar'ın odasına biri girdi.

O gece nedense uyuyamamış olan Halilintar, hızla doğruldu ve odaya giren kişiye baktı. "Sen... Biliyordum..."

Kız kapıyı dikkatlice kapayıp kilitledi ve gülümseyerek ona baktı. "Neyi biliyordun tatlım?"

Halilintar yatağında büzüştü ve kıza temkinli bir bakış attı. "Beni izliyorsun."

"Buna bir anlam yükleyebileceğini sanıyorsan yanılıyorsun." Kız sessiz bir kahkaha attı. "Seni izleyemez miyim?"

"Bu, bu tuhaf bir şey... Ben kimsenin ilgisini çekmezdim..." Halilintar iyice büzülürken, kaşlarını çattı. Kızın gittikçe ona yaklaşması hoşuna gitmiyordu.

"Her neyse, nerede kalmıştık?" Kız aniden ciddileşti ve Halilintar'a iyice yaklaştı (bu da çocuğun korkuyla titremesine neden oldu). Gözleri yüzünün her santimini incelerken, dudaklarında küçük bir gülümseme vardı. "Evvet, bildiğini biliyordum. Çok akıllısın."

"Yaklaşma bana." Halilintar tıslarken, bağırabileceğini işaret ederek ağzını açtı ancak kız korkmuş gibi görünmüyordu. Aksine kıkırdadı. "Hiçbir şey demezler. Hatta beni kabul etmediğin için sana kızarlar bile."

Halilintar battaniyenin içine gömüldü ve kıza sırtını döndü.

Kız onun kulağına eğildi ve nazik bir sesle fısıldadı. "Sevgiden bu kadar mı nefret ediyorsun?"

Halilintar cevap vermedi.

"Seni seviyorum Halilintar. Ancak sen ısrarcısın."

Halilintar içinden kıza karşı bir sürü şey geçirirken, sessiz kalmayı sürdürdü.

Kız aniden onu omuzlarından tutarak kendine çevirdi ancak Halilintar korunma iç güdüsüyle kızın göğsüne bir yumruk attı.

Kız kötü bir bakış attı- ama geri çekildi. Odadan çıkarken dikkatlice fısıldadı. "Şeref meselesi ha?... Görürsün sen..."

"Ha?..." Halilintar titredi. Ne planlıyordu?

...

"Demek geri geldin."

Yetimhanenin yeni müdiresi, Halilintar'a hayal kırıklığı dolu bir bakış attı. "Sana inanamıyorum."

Halilintar, "Ben ne yaptım ki?..." diyebildi. "O kız, o kız bana dedi ki..."

Ancak asla sözü geçmemişti. Bu kadın neden onu dinleyesindi ki?

...

Halilintar odasına bir hışımla girdi ve eşyalarını bir kenara fırlattı. Yatağına gömülürken, önce tüm gücüyle bağırdı, sonra son zamanlarda sıradan hale gelen bir şekilde, yüksek sesle ağlamaya başladı. Her şey çok kötüydü, sadece çok kötüydü... Tüm bunlar anlamsızdı.

O gece kabuslarla geçti.

Devam edecek...

Heyyaaa, geri döndüm!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11