POST-KAYIP FIRTINA 1: PAİNFUL
Bunu Bayramda yazdım- daha doğrusu yolda. Pffff- bu yüzden muhtemelen karışık olacak.
Kayıp Fırtına Sonrası 1: Acıtıcı
Giriş
Halilintar'ın geri gelmesinin üzerinden 1 hafta geçmişti. Kardeşler son derece mutlulardı; en büyük yediz eski sağlığına kavuşmuştu. Eski anılarından kalan tek iz, dirseğinden biraz yukarıdaki desenlerin iziydi. Buradaki desenler tamamen geçmiş, ama geride kırmızımsı bir iz bırakmışlardı. Bunun dışında Halilintar gayet iyiydi.
Ancak bir sabah...
...
Herkes derin uykudaydı. Taufan ve Gempa, odadaki ikizlerini hissedebildikleri için, huzurlu bir uykudalardı.
Halilintar'sa, tuhaf bir şekilde huzursuzdu. Sürekli parmakları seğiriyor, terliyor, titriyordu.
Bir süre sonra aniden, nefesini tuttu. Yüzü kızarmaya başlamıştı, ancak bir türlü nefes alamıyordu. Yaklaşık birkaç dakika sonra, neredeyse havasızlıktan boğulmak üzereyken tuttuğu nefesi bıraktı ve yüksek sesle nefes aldı. Gerçekten havasız kalmış olmalıydı.
Diğer ikisi bile, onun bu huzursuzluğunu hissetmişlerdi. Ancak biri daha yoğun hissetmiş ve uyanmıştı.
"Hmmh... O ses neydi?"
Taufan uykulu bir şekilde mırıldandı ve yavaşça doğruldu. Yorgun gözlerle etrafa baktı ama oda tekrar sessizliğe gömülmüştü. Bir şey olmadığını düşünerek tekrar yatağına, uykuya gömüldü.
Ancak beş dakika bile geçmeden, yüksek bir nefes sesi duydu ve bu sefer gerilerek hızla doğruldu. Gözlerini ovuştururken, yatağından aşağı, odaya baktı.
"Huh? O ses kimden geliyor—"
Gempa huzurlu gözüküyordu. Hatta fazla derin bir uykuda olmalıydı, yoksa ondan önce kalkmış olurdu.
Öyleyse...
"Hah!"
Nefesi kesildi ve ranzanın alt katında yatan Halilintar'a baktı. Neyi vardı... Ah! Neden nefesini tutuyordu?! Yüzü zaten kıpkırmızı olmuştu!
"Hali?"
Taufan gözlerini kıstı ve biraz endişeyle kaşlarını çattı. Gece lambasının ışığında bile zorlandığını görebiliyordu... Neler oluyor?
Aniden, Halilintar tuttuğu nefesi bıraktı ve öksürmeye başladı. Sonra küçük ve kesik nefesler alarak uyumaya devam etti.
Taufan yataktan aşağı atladı ve Halilintar'ın başucuna çöktü. Yokluğunda sezgileri son derece gelişmişti— en az Halilintar kadar, bu yüzden bunun hiç de hayra alamet olmadığını hissedebiliyordu.
Kardeşinin omzuna dokunurken, onu korkutmamaya çalışarak fısıldadı.
"Hali... Hali, iyi misin?"
Halilintar uyanmadı ve cevap vermedi— daha doğrusu bilinçli bir cevap vermedi. Konuştuğunda, Taufan'ın hiç beklemediği bir şey söyledi.
"Lütfen—yapma..."
Taufan şaşkınlıkla ağzını açıp kapattı. Ne diyeceğinden emin değildi. Bu yüzden tek yaptığı şey, başını kardeşine eğmek ve fısıldamak oldu: "Hali, bir şey yok. Kimse sana bir şey yapmıyor..."
Ancak Halilintar'dan cevap yerine, boğuk bir hıçkırık geldi.
"Ha-hayır... Onlara zarar verme... Beni al..."
Taufan dehşete düşerek bir an geri çekildi. Daha sonra tereddütle Halilintar'ın elini tuttu.
"Kardeşim... Uyan."
"Ha-hayır hayır... Yapma..."
Halilintar'ın hıçkırıkları arttı ve nefesleri düzensizleşti.
Taufan onun elini iki eliyle sardı. Kardeşinin elleri soğuktu ve titriyordu.
Halilintar'ın başından ayrılmadan, mırıldanmadan biraz daha yüksek bir sesle, odadaki diğer kardeşine seslendi.
"Gempa... Uyan..."
"Hhhh... Neler oluyor?"
Gempa dirseklerinden destek alarak doğruldu ve gözlerini ovuşturarak Taufan'a baktı.
"Bir şey mi var? Önemli bir şey?"
"Halilintar..." Taufan kaygılı bakışlarını tekrar huzursuzlaşan kardeşine dikti. "Çok huzursuz. Hissedebiliyorum. Bir şeyi var."
"Ne?"
Gempa hızla doğrulurken, gecenin uykusuz geçeceğini daha o an anlamıştı. Halilintar huzursuzsa... Onların huzurlu olmasına imkan yoktu.
"Neden? Neyi var? Ağlıyor mu?"
"Sakin ol, neyi olduğunu anladığımda söyleyeceğim... Ama evet, ağlıyor."
Gempa yatağından hızla kalktı— öyle ki üzerine örttüğü örtü neredeyse yere düşecekti- ve Taufan'ı nazikçe kenara iteleyerek yatağın yanına çöktü.
"Hali... Hali, uyan, tüm bunlar sadece bir rüya..."
"..."
Taufan Gempa'nın omzunu tuttu ve başını iki yana salladı. Bu anlayışlı ama çaresiz bakışların anlamı şuydu: "Anlıyorum ama yapamazsın. Uyanmayacak."
Gempa iç çekti ve Taufan'a yaslandı. "Ah... Yorgunluğumun iyice arttığını hissediyorum..."
Taufan tamamen içgüdüsel bir hareketle onun başını okşarken, dudaklarını büzdü. "Bence... Bence sen git ve ablamı getir. Bizden kat kat tecrübeli olmalı."
"Peki, öyle diyorsan..."
Gempa isteksizce Taufan'ın isteğini kabul etti ve ayağa kalktı. Odadan çıkmadan önce Taufan'a kısa bir bakış attı. "Birazdan geleceğim."
Taufan ona baş parmağını kaldırdı ve göz kırptı.
"Endişelenme. Hali'nin iyi olacağından eminim."
O gittikten sonra, oda derin bir sessizliğe gömüldü. Tek duyulan ses, Halilintar'ın düzensiz ve kesik nefesleriydi.
Taufan derin bir nefes aldı ve elini hafifçe hareket ettirerek, Halilintar'ın saçlarını okşayan hafif bir esinti oluşturdu.
Halilintar, sanki bu esintiyi hissetmişçesine, biraz sakinleşti. Ancak nefesleri hala tereddütlü ve kesikti.
Taufan ciddiyetini kaybetmedi. Kardeşinin elini avuçları arasına aldı ve baş parmağıyla okşadı.
"Sakin ol Hali... Beni duyabildiğini biliyorum, bu yüzden bana odaklanmanı istiyorum. Derin nefes almaya çalış, olur mu? Lütfen. Ellerime odaklan."
Halilintar'ın nefesleri yavaşça düzene girdi— göğsü sakince inip kalkıyordu. Ancak Taufan onun yüzündeki taze gözyaşı izlerini görüyordu, bu yüzden ellerini çekmedi.
"Buradayım Hali... Buradayız. Güvendesin. Her şey bitti..."
Taufan kardeşinin elini hafifçe sıktığını hissetti.
"Bi-bitti mi?..."
"Evet, güven bana."
"Taufan? Hali iyi mi?"
Iman odaya girerken, fısıldayarak sordu ve o da yatağın yanına çöktü.
"Evet, sakinleşti. Ama hala ağlıyor abla..."
Taufan başını salladı ve onun Halilintar'la ilgilenebilmesi için geri çekilerek ona alan verdi.
Iman Halilintar'ın alnındaki perçemlerini kenara çekerken, yüzünde anlayışlı bir gülümseme belirdi.
"Bırak ağlasın... Buna ihtiyacı var, yaşadıkları kolay şeyler değildi..."
"Peki. Öyleyse ben yatıyorum abla, yapabileceğim bir şey kalmadı."
Iman gülümseyerek kardeşine hafifçe el salladı.
"Tsbii... İyi uykular."
Taufan ranzaya tırmanarak yatağına uzandı. Çok geçmeden, huzurla uykuya dalmıştı bile.
Iman Halilintar'ın yatağına otururken, kardeşinin başını okşdı.
"Hali..."
Halilintar hafifçe kıpırdandı ve gözlerini ovuşturdu. Onu fark ettiğinde, ifadesinde belirgin bir şaşkınlık oluştu.
"A... abla?..."
Iman onun kızıl gözlerindeki yorgunluğu okuyabiliyordu. Gülümsedi ve başını okşadı.
"İyi misin Halicik?..."
Halilintar bir an gözlerini kırpıştırdı. Neyi kastettiğini düşünüyor gibi gözüküyordu. Daha sonra ifadesi değişti. Alt dudağı titriyordu. Sanki ağlamamaya çalışıyor, ama başaramıyor gibiydi.
"B-ben... Üzgünüm..."
"Şş, sorun değil, sorun değil kardeşim... Ağlamanda sorun yok."
Iman kardeşini kendine çekti ve kollarıyla sarmaladı. Halilintar'ın titreyen omuzlarını okşarken, yüzündeki anlayışlı ifade hiç silinmedi.
"Ağlayabilirsin Hali, kimse seni yargılamayacak... Kimse seni suçlamıyor... Senin hatan değildi..."
Halilintar'ın tüm bunlara ihtiyacı vardı. bir süre ağlamaya devam etti ve Iman da onu hiç bırakmadı. Bazen duracak gibi oluyor, sonra tekrar hıçkırıyordu.
Iman kalbinin sızladığını hissetti. Onun yaşadığı acıları yaşamamış olmasına rağmen, onu çok iyi anlıyordu. Anlatılan şeyler bile onu anlaması için yeterliydi.
Sonunda Halilintar sakinleştiğinde bile, Iman'ın kucağından çekilmedi. Sadece ara sıra burnunu çekti ve Iman'a iyice yaslandı.
Iman hiçbir şey söylemedi ve Halilintar'ın başını okşamayı sürdürdü.
"Abla... Acıyor..."
Halilintar kendisini bırakacağından korkarmışçasına sarılırken, boğuk bir sesle konuştu.
Iman endişeli bakışlarını karanlığa dikti ve sakin bir ses tonuyla endişesini örttü.
"Nedir o o acıyan şey?"
"Bilmiyorum... Ama çok acıyor. Nefes alamıyorum..."
Iman iç geçirdi ve yüzünü kardeşinin yumuşak saçlarına gömdü.
"Ben buradayım biliyorsun değil mi?... Canın yandığında, bunu düşün... Seni umursayan bir sürü insan var..."
"..."
Bir süre sonra Halilintar uykuya daldı.
Iman kardeşinin şakağına küçük bir öpücük kondurdu ve üzerini örttü. Daha sonra da yatmaya gitti.
Şimdilik Halilintar sakindi.
...Ama şimdilik.
Son.
Embéria Aéris.
Burada bahsedilen şey uyku apnesi. Bu bir hastalık; solunum yollarının tıkanması, boğaz kaslarının gevşemesinden kaynaklanıyor. Nedeni her şey olabilir; yaşlılık, obezite, büyük bademcikler veya hormonal değişikler. Ama stres, depresyon, kaygı, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi şeyler de sebep olabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder