THE ELDEST AND THE YOUNGEST

 Burada yaş farkı var.

Halilintar(Thunder): 20

Taufan(Cyclone): 20

Gempa(Quake): 19

Blaze/Ice(Ais): 17.

Duri (Thorn): 15

Solar: 14

Bu hikayeyi sırf şu ikilinin ilişkisine bayıldığım için yazdım.

Solar'ın en sevdiği ağabeyi Thunderstorm'du. Diğer ağabeylerine kıyasla son derece az yapışkandı ve genellikle onunla alay etmezdi. Endişeli olduğu zamanlar dışında, sessiz ama şefkatliydi. Solar biliyordu, istediği zaman ağabeyine sarılabilir, bir şey isteyebilir ya da öyle bir şey.

Ama endişeli olduğu zamanlarda, gerçekten katı ve sert olurdu. Yine de bu, favorisi olmasını değiştirmeye yetecek bir özellik değildi.

Solar'la Thunder'ın arasında 6 yaş vardı. 6 dolgun yaş. Eh, bu ilişkilerini daha dengeli yapıyordu, Blaze'le olduğu gibi sürekli kavga etmiyordu— her ne kadar Blaze ağabeyi olsa da.

Cyclone, Thunderstorm'un ikiziydi, bu yüzden aynı yaştalardı. Buna rağmen, ikizinin aksine dışa dönük ve kaygısızdı.

Gempa ikizlerden sonra en büyüğüydü. 18 yaşını bitirmişti. Ama yaşına göre son derece olgundu.

Blaze ve Ais çift yumurta ikiziydiler. İkisi de 17 yaşındaydılar.

Thorn, Solar'dan sonra en küçüğüydü. Aralarında sadece bir yaş vardı ama Sol yine de onun büyük olduğunu hissediyordu.

Ve Solar... En küçüğüydü. Ama ağabeylerinin altında ezilmiyordu, çünkü o bir dâhiydi.

Haha, bu bir şakaydı okuyucu. Asıl neden şu; tüm ağabeyleri onu gerçekten çok seviyordu. Gerçekten.

...

Sıradan bir sabah, kahvaltıdan sonra Solar ağabeyinin -Thunder- hazırlanmış olduğubu gördü.

"Nereye gidiyorsun?"

Thunder sıcak havalara aldırmadan giydiği ağır botlarını kapının önüne koyarken, durdu ve göz ucuyla Solar'a baktı.

"Gezmeye... Geliyor musun?"

"Bekle— ben de mi geleceğim?"

Solar'ın yüzü neşeyle aydınlandı ve çocuk koşarak üst kata çıktı.

"Solar, koşma! Thunder zaten seni bekliyor!"

Quake merdivenleri çıkarken acele ettiği için kardeşini azarladı ancak muhtemelen Solar onu duymamıştı bile.

Thunder kapıya yaslanırken sırıttı.

"Boş ver. Düşmediği sürece önemi yok."

"Düşmediği sürece önemi yokmuş... Thun, zaten düşmemesi için onu uyarıyorum!" Quake burun köprüsünü tutarak iç çekti. "Ugh, tüm sorunlarımın %99.5'i senden kaynaklanıyor... Eee, Sol'u nereye götürüyorsun?"

Thunder'ın gözlerinde yaramaz bir parıltı belirdi— her zaman olduğundan çok farklı görünüyordu.

"Bunu söyleyemem."

Quake suratını astı ve kendi kendine söylenerek yukarı çıktı.

"Geldim— huh... Geldim! Beni bekle!"

Solar merdivenleri uçarcasına indikten sonra, hızla ceketini ve ayakkabılarını aradı. Aynı hızla giyindi ve heyecanla daha botlarını giymeyi yarılamış olan Thunder'a baktı.

Thunder'ın dudaklarında gizli bir gülümseme oluştu. Ah, tatlı küçük kardeş...

"Sol, yavaş ol biraz. Bir yere kaçmayacağım, söz veriyorum."

Eh, sanırım Thunder'ın içinde de alaycılık vardı— kullanılmadığı için paslanmaya yüz tutmuş bir kinayecilik.

Solar suratını astı ve ağabeyine yarı şaka yarı ciddi bir tekme attı.

"Hayır, kaçıyorsun. Geçen sefer beni çağırdığını hatırlıyorum— ve iki dakika sonra yoktun!"

Thunder iç çekti ve başını kaldırıp Solar'a bıkkın bir bakış attı.

"Bak— bu benim hatam değildi. Neden gidip Cy'a sormuyorsun?" Sinsi ama karanlık bir sırıtışla ekledi— "Eminim bu konuda benden daha bilgilidir."

"A—" Solar dondu. "Bunun... Bunun Cy'la ne ilgisi var?!"

"Görürsün. Sen dediğimi yap ve onu süpernova etkili müthiş tepkisini benim için kayda al." dedi Thunder ve ayağa kalktı. Sonunda botlarının bağcıklarıyla boğuşmayı bitirmişti.

"Hadi gidelim."

"Evet!"

Solar'ın ilgisiz gözleri, bir anda neşeyle parladı. Thunder'la gezmeyi seviyordu. Aralarındaki büyük yaş farkına rağmen.

...

Solar ağabeyinin arabaya yürüdüğünü fark ettiğinde, şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

"Eh? Arabayla mı gideceğiz? O kadar uzak mı?"

Thunder omuz silkti.

"Belki de... Aslında fazla uzak değil ama seni oraya kadar yürütürsem çok yorulacaksın ve döndüğünde de o yorgunlukla beni Quake'e şikayet edeceksin."

Solar sırıttı. "Quake'ten korkmadığını sanıyordum."

Thunder kardeşine keskin bir bakış attı. "Dinle— Quake'ten korkmuyorum, ondan büyüğüm ve eğer ciddiysem, Quake bana karşı çıkmaz. Ama onun endişelenmek için yeterince çok sebebi var, bunlara seni eklememeli."

Solar başını salladı.

"Oh, anladım. Bu mantıklı..."

"Arabaya otur artık Sol."

Yolculuk sessizdi. Solar konuşmuyordu ama göz ucuyla ağabeyini izliyordu.

Thunder araba sürerken, son derece rahattı. Dikkatini yola verir, arkasına yaslanırdı ve direksiyonu gevşekçe— ama yeterince sıkıca tutardı.

Solar istemsizce Cyclone'u düşündü. Brr, aynı temkinlilik niye Cyclone'da yoktu? Onunla araba yolculuğu her zaman isteyeceği bir şey değildi. Eğer ciddi bir durum varsa ve Cy'ın onu acilen götürmesi gerekiyorsa, tamamdı ama değilse— uh, bir şeyler yememeliydi, hayır. Kusmak istemiyordu.

"Araba kullanmayı seviyor musun?"

Thunder bir an kaşını kaldırarak Solar'a baktı. Sonra dudakları, onun gibi biri için gülümseme sayılabilecek kadar kıvrıldı.

"Elbette. Küçükken araba oyunlarını severdim— mesela Need For Speed Underground 2. Hiç oynadın mı bilmiyorum. 5 yaşındayken oyunu ezbere biliyordum."

"Oohh..." Solar düşünceli bir ifadeyle başını salladı. "Peki hiç drift attın mı? Gerçi—"

Thunder dayanamayarak güldü.

"Evet— yani, demek istediğini anladım. Drift atabilmek için bu amaçla yapılmış pistlere veya kırsal bölgelere gitmen gerekir. Trafikte drift atmak yasak. Cyclone bu yüzden neredeyse trafikten men edilecekti. Tch, dikkatsiz şey..."

Solar istemsizce bir kahkaha attı. Bu sadece Cy'ın cesaret edebileceği bir işti.

Sonunda Thunder durduğunda, Solar merakla etrafa baktı. Burası... Burası bir sahildi! Hem de sevdiği türden— ıssız, tenha.

Hızla arabadan indi ve karşısındaki nefes kesici manzaraya hayranlıkla baktı.

"Vaay... Çok güzel değil mi?"

Thunder kardeşini yanında tuttuğundan emin olurken, başını sallamaktan geri durmadı (eğer ona bir şey olursa Quake beni öldürür... diye düşündü).

"Bekle... Sormak istediğim çok şey var— burayı nasıl buldun? Ve neden diğerleri bilmiyor? En önemlisi— neden beni buraya getirdin?"

Thunder sırıttı ve kardeşine göz kırptı.

"Yüzmek ister misin?"

"Ne— bekle, bu yüzden mı kısa giyinmemi söyledin?! Hayırhayırhayır bekle, cidden hazır değilim, ben yüzme BİLMİYORUM— THUUUUN!!"

En büyük ağabeyi tarafından suya ittirilirken Solar'ın tek yapabildiği şey bağırmaktı. Daha sonrasında suya resmen gömüldü ve çıkana kadar mücadele etmesi gerekti.

Thunder onun acınası ama komik halini izlerken gülmeden edemedi. Solar'ın suya tepkisi çok iyiydi. Sonunda yüzeye çıktığında nefes nefese olmasına rağmen hala ona bağırabilmesiyse, şaşırtıcıydı.

"AAH! YEMİN EDERİM— BLERGH, BU SU İĞRENÇ TAMAM MI!!"

Thunder gözlerini devirdi.

"Tamam, üzgünüm. Mutlu musun? Şimdi bekle, yanına geleceğim."

Ceketini ve ayakkabılarını çıkardı ve kumların üzerine bıraktıktan sonra, Solar'ın yanına atladı. Kendisine surat asan kardeşine kaşını kaldırarak baktı ve elini uzatarak ileriyi işaret etti.

"Derinlere gitmek ister misin Sol?"

"Ben yüzme bilmiyorum!"

Solar öfkeyle bağırdı ve surat asmayı sürdürdü. Kıyafetleriyle suya girmek zorunda kalmıştı ve şimdi bir de—

"Ama ben biliyorum. Peşimden gel."

Thunder bir uyarı bile vermeden kardeşini derinlere sürükledi. Yani, Solar'ın parmak ucunda durmasına rağmen batıp çıktığı noktaya.

"Eeee, Bay Dâhi, böyle nasıl?"

Thunder sürekli dalgaların altında kalan kardeşine bakarken, gizlice gülümsemeyi sürdürüyordu.

Solar bir an derin bir nefes aldı ve sonra— bum.

"Ben de senin sağduyulu olduğunu düşünüyordum! En kötüsü sensin!"

Thunder bir kahkaha patlattı ve kardeşini tutarak batmasını engelledi.

"Olabilir, bu lakaptan hoşnutsuz değilim. Ama en azından, Cy gibi seni boğmuyorum."

Ve Solar sustuğunda, hedefi on ikiden vurmuş olduğunu anladı. Thunder Solar'ı zayıf noktasından vurmayı çok iyi biliyordu, bu kardeşini çaresiz bırakacağı için yapmaktan kaçınıyordu sadece.

Bir süre sonra, iki kardeş denizden çıktı ve kumların üzerine oturdular.

"Iıığ, ıslak kıyafetlerimle kuma oturmaktan nefret ediyorum."

Solar üzerine yapışan kumlara bakarken, surat astı. Bu iğrençti.

"Ana odaklan Sol, kıyafetlerini değiştireceksin ve eve gittiğinde duş alabilirsin. Sadece... Düşünme bunu."

Thunder dalgın bir şekilde konuştuktan sonra, eski sessizliğine geri döndü.

"Ağabey... Biliyor musun, en sevdiğim ağabeyim sensin sanırım."

Solar ansızın ağzını açtı ve kelimeler ağzından döküldü. O kadar ani olmuştu ki, kendisi bile şaşırmıştı.

"Ha—ne?!"

Thunder şaşkınlıkla -belki de biraz kızararak- Solar'a baktı.

"Ne, ne diyorsun?"

"Şey... En sevdiğim ağabeyim... Sensin sanırım. Çü-çünkü beni rahatsız etmiyorsun. Baskı yapmıyorsun. Fazla alay etmiyorsun— Cycy'a kıyasla en azından, çünkü o—"

"Cy da ağabeyin, bunu unutma Sol."

Thunder kardeşini sessizce uyardıktan sonra devam etmesini söyledi.

"O kadar işte."

"Hah, bunu diğerleri duymasın. Özellikle de drama kraliçesi Cy..." diye homurdandı Thunder ama sesinde hafif bir eğlence seziliyordu.

Bir süre daha havadan sudan konuştular— daha çok Solar konuştu tabii. Öğle vakti geçtiğinde ve rüzgar esmeye başladığındaysa, eve döndüler.

(Quake uzun ıslak kıyafetleriyle durdukları için onları azarladı.)

Son.

Bu Ao3'ten birine hediye.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11