THE STOLEN BROTHER- BÖLÜM 1

Bölüm 1: Beklenmedik Davet

Elemental kardeşler, belenmedik derecede sakin bir günde, beklenmedik bir davet aldılar.

Gur'latan.

...

Gempa mesajı dikkatle dinledikten sonra Halilintar'a tereddütlü bir bakış attı.

"Sence gitmeli miyiz? Yani, daha önce gitmediğimiz bir gezegen sonuçta."

Halilintar'ın yüz ifadesi her zamanki gibi nötr olsa da, düşünceli olduğu, kısılmış gözlerinden okunabiliyordu. "Gideceğiz. Ama diğerlerine hazırlıklı olmalarını söyle. Bu prenses Kira'na hakkında kötü bir hissim var..."

Gempa kaygılı bir şekilde ellerini ovuşturdu. "Benim de. Ne olduğunu bilmemek daha da rahatsız edici."

Halilintar doğruldu ve odadan çıkmadan önce Gempa'ya kararlı bir bakış attı.

"Öğreneceğiz."

...

Herkes hazırlığını yaptıktan sonra, ışınlanma tüneline girdiler ve Gur'latan'a ayak bastılar.

Etrafta kimse yoktu. Anlaşılan Gur'latan sarayını bulmaları gerekiyordu. İşin kötüsü—

"İyi de, biz buraya ilk defa geldik! Sarayın nerede olduğunu nasıl bulacağız?!" Taufan panikle bağırdı ancak diğerlerine baktığında, manalı gülümsemeleriyle karşılaştı. Bu daha da kafasını karıştırdı.

"... Ne var? Neden öyle bakıyorsunuz?"

Halilintar iç geçirdi— gerçekten de bundan bıkmıştı.

"İşte bu yüzden galaksi hakkında bilgi veren kitapları daha fazla okuman gerekiyor."

Bu sürtüşme denemeyecek kadar komik küçük konuşmanın ardından, Gurlatan sarayına doğru yola çıktılar.

...

"İşte burası."

Önlerinde saraydan başka bir şeye benzemeyen bir yapı vardı. Girişteki nöbetçilere, Kira'na'nın daveti üzerine geldiklerini söylediklerinde, içeri alınmadılar... Çünkü Kira'na'nın bizzat kendisi onların yanına geliyordu!

"Bu ilginç," diye düşündü Halilintar. Bir saraya sahip olacak kadar zenginse, hatta Gur'latan'ın prensesiyse, neden onların yanına gelmeyi seçmişti ki? Bu mantıksızdı; bir soylu asla önemsiz birileri için kalkıp gelmezdi. Her zaman ziyaretçiler onu ziyaret ederdi, o ziyaretçileri karşılamazdı. Belki de—

"Ah, siz Boboiboy kardeşler olmalısınız, öyle değil mi? Gur'latan'a hoş geldiniz!"

Sarayın kapısında beliren uzun boylu, zarif, kızıl saçlı ve güler yüzlü kadın, hepsinin ellerini tek tek sıktıktan sonra, aynı enerjiyle konuşmasını sürdürdü.

"Sizinle tanışmayı çok istiyordum ancak saray işleri yüzünden sizi davet edemedim... Peki, isimleriniz neler?"

Halilintar, Taufan onu dirseğiyle dürtünce, huzursuzca kıpırdandı. Tanıtma işini başkası yapamaz mıydı sanki?

"Ben... Benim adım Halilintar. Bunlar kardeşlerim; Taufan, Gempa, Blaze, Ais, Duri ve Solar."

"Harika! Hepinizin ismi ayrı özel görünüyor. Size Gur'latan'ı gezdirmemi ister misiniz? Görmeye değer çok fazla şey var."

Halilintar diğerlerine döndü ve hepsinin çok iyi bildiği bir bakış attı. "Kabul edelim mi?" bakışı.

Hepsi tereddütle birbirlerine baktıktan sonra, başlarını salladılar.

Halilintar ciddi ifadesini koruyarak, Kira'na'ya döndü ve yavaşça başını salladı. "Tamam... İlk önce nereye gidiyoruz?"

"Gur'latan'ın yıldırım enerjisi santrallerine." Kira'na neşeyle yanıtladı ve zarif adımlarla yürümeye başlarken ekledi: "Orası görülmeye değer bir yer."

Yıldırım enerjisi santralleri, halktan uzak bir noktaya kurulmuş, yıldırım enerjisini çeken, depolayan ve şehre dağıtan bir yerdi. Gur'latan'daki daimi yıldırım enerjisini depolamak ve pazarlamak, son derece ekonomik bir sistemdi. Ayrıca asırlardır kullanılıyor ve gün geçtikçe daha da geliştiriliyordu.

"Sonuç olarak, bu santraller çok, çok önemli— buradaki enerjiden sadece Gur'latan değil, birçok gezegen faydalanıyor, bu yüzden herhangi bir kesinti, ya da patlama çok yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Hem şehirde büyük çaplı bir elektrik kesintisi olur, hem de bölgedeki yaşam etkilenir. İşte bu yüzden, bu santral şehir merkezinden uzağa kuruldu ve herhangi bir patlama olması ihtimaline karşı yedek bir sistem oluşturuldu."

"Hmmm..." Halilintar belli etmese de, dikkatle Kira'na'yı izliyordu. Onda henüz anlamlandıramadığı bir tuhaflık vardı. Sanki—

"Eminim ki sizi buraya çağırma nedenimi merak ediyorsunuzdur."

Şey gibiydi—

"Sizi buraya çağırdım, çünkü..."

Kira'na bir şey istiyordu—

"Size bir teklifim var."

Hayır. Kira'na'nın istediği şey bu olamazdı herhalde, değil mi?...

Elemental kardeşler şaşkınlıkla Kira'na'ya baktılar. Kadının az önceki nazik gülümsemesi yerine, kötücül bir gülümseme gelmişti.

Hepsi Halilintar'ın korumacı ve temkinli hareketini göstermesini beklediler, ancak o bile, donup kalmıştı.

Taufan ondan sonra sözü geçen kişi olduğunu hissederek, bir adım öne çıktı ve çekinerek sordu:

"... Nedir?"

Kira'na'nın gülümsemesi genişledi. Yedi kardeşi etrafında bir tur attıktan sonra, Halilintar'ın yanında durdu. Ve hafifçe eğilerek, çocuğun kulağına fısıldadı.

"Bu teklif sadece onun için geçerli..."

Hepsi şok içerisinde bağırdı: "Ne?!"

Kira'na onların bu tepkisinden keyif almış gibi görünüyordu. Dudaklarındaki gülümseme hiç silinmezken, Halilintar'ı omzundan tutarak kendine çekti.

"Başka bir seçeneğiniz yok. Ya onu verirsiniz, ya da..."

"... Ya da?"

Kira'na kıkırdadı ve aniden arkasından daha önce hiç fark etmedikleri bir kılıç çıkardı. Kılıçla bir şey yapacak gibi görünmüyordu ama Halilintar'ın önüne saplaması kulağa pek de iyi niyetliymiş gibi gelmiyordu.

"Ya da burada ölürsünüz. Santrallerde bunu yapmak için yeterli enerji var."

"Bunu yapamazsın! O güç tamamen Halilintar'a ait, üzerinde hak iddia edemezsin!"

İlk şoku atlatan Taufan, bağırarak karşı çıktı ancak Kira'na gözünü bile kırpmadı.

"Öyle bir yaparım ki, şaşar kalırsın. Sizi niye umursayayım ki? Bana gereken şey Voltra, yoksa kullanıcısı umurumda değil. Eh, kardeşleri hiç umurumda olmaz herhalde, değil mi?"

"... Hayır."

"Ne?"

Herkes şaşkınlıkla bakışlarını Halilintar'a dikti.

Halilintar'ın bakışları bir noktaya kilitlenmişti— yıldırım santrallerine. Üzerindeki bakışlara aldırmayarak, düşünceli bir tonda devam etti.

"Gücümü teslim etmeyeceğim."

Kira'na neşeyle güldü. "Seçim senin." Yere sapladığı kılıcı alarak, Halilintar'ın boynuna yasladı. "Zamanı gelene kadar, Halilintar'ı rehin tutacağım, bu sayede kaçmak için vakit bulamayacaksınız."

Halilintar korkmuş görünmüyordu, kaçmak için bir hareket yapmadı ve son derece kaygılı görünen diğerlerine sakin olmalarını işaret etti.

"Ne yapacağını biliyor musun?" diye fısıldadı Taufan, Gempa'nın kulağına eğilerek. "Ya delirmişse?"

Gempa yüzünü buruşturdu ve bıkkın bir iç çekti. "Taufan, eğer delirmiş olsaydı, şuan böylesine sakin görünmezdi, biliyorsun. Şimdi bekle, Hali'nin bir planı var."

Bir süre sonra, Kira'na aniden geri çekildi. Hiçbir şey söylememesine rağmen, iyi bir şey yapmayacağını kötücül gülümsemesine bakarak anlayabiliyorlardı.

Ki öyle de oldu; Kira'na yavaşça santralin çıkışına yürüdü ve yedi kardeşi dört büyük kontrol merkezinin ortasında yalnız bıraktı.

Az sonra metalik bir ses duyuldu:

"Dikkat! Santral 10 dakika içerisinde kendini imha edecektir. Lütfen bölgeyi terk edin."

Gempa endişeli bir şekilde kardeşine baktı. Neden Halilintar bu kadar tepkisiz görünüyordu?

"Ne yapacağız Hali? Kaçmayı denemeli miyiz?"

"Hayır..." Halilintar yavaşça yerden kalktı ve çevreyi inceledi. "Kira'na önlemini almış olmalı, bizi kilitsiz bırakacak kadar aptal olmadığından eminim. Gur'latan soyundan geliyor, tch..."

"Nasıl yani? Aslında onu tanıyor muydun?"

Halilintar kardeşlerinin talepkâr ve biraz da sinirli bakışlarını görmezden gelerek, sakince devam etti.

"O Satriantar'ın torunu. Onu tanıyordum— yani, belli belirsiz bir şekilde, onu gördüğümü hatırlıyorum. Ve ayrıca, Kira'na Voltra'nın asıl varisi. Ancak bunu hak etmiyor. Voltra'yı hak edecek kalbe ve azme sahip değil. Kendi çıkarlarını, halkından daha çok önemsiyor."

"Bunları başka bir yerde konuşabilir miyiz? Yoksa ille de heyecan yaşamamız mı gerekiyor?"

Blaze sertçe araya girdi ve patlamasına 5 dakika kalmış olan santralleri gösterdi.

Bir an sessizlik oluştu.

"Ne yapmamız gerektiğini biliyorum!"

Herkes sıçradı ve Solar'a döndü.

Solar çekinerek Halilintar'a baktı ve ve tereddütle santralleri işaret etti.

"Re... Retak'ka'nın yaptığı gibi... Buradaki elektriği emebilir misin?"

Halilintar mırıldandı. Bu fena fikir değildi ama—

"Ama Hali bu kadar elektriği kaldıramaz! Retak'ka 3. Seviyeydi ve deneyimli bir element kullanıcısıydı. Hali hala 2. Kademe ve yetişkin bile değil!"

"Emin değilim... Kaldırma ihtimali de var..." Solar mırıldandı ama bu ihtimalin çok zayıf olduğunu en iyi o biliyordu.

"Sorun değil."

Herkes yerinde zıpladı ve Halilintar'a döndü.

Halilintar başını iki yana salladı. "Sorun değil, bunu yapabilirim."

"Hali... Emin misin? Ya sana bir şey olursa?"

"Bunu yapmamaktansa, bunu yapmayı tercih ederim. En azından siz kurtulacaksınız ve önemli olan da bu."

Halilintar yavaşça konuştu ve kararlı bir ifadeyle santrallere baktı.

"Peki bunu nasıl yapacaksın—"

"Böyle."

Halilintar yavaşça 4 ana kontrol merkezinin ortasında durdu ve göğe bakarken, derin bir nefes aldı. Elini havaya kaldırdı— sanki bir şeye uzanıyormuş gibi ve gücünü serbest bırakırken, enerjinin bedenini sarmasına izin verdi. Ve hemen ardından— enerji bir mıknatıs etkisi gösterdi ve ana merkezlerden çıkan kırmızı renkli ve normal bir insanı yakıp kül etmeye yetecek kadar güçlü enerji Halilintar'ın bedenine hücum etti.

Halilintar küçük bir iç çekti. Eh, en azından acısız bir iş olacak gibi görünüyordu.

Ancak dakikalar geçtikçe...

Halilintar gözlerini kıstı ve nefes almaya çalıştı. Zorlanmaya başlamıştı; yeterince enerji depoladığını hissediyordu ama santraldeki enerji hala bitmemişti.

Enerji transferi sonlandırılabilir miydi?

"Argh!"

İstemsizce bağırdı. Transferi sonlandırılabilmeyi ummuştu ama enerjiyi bırakmaya çalıştığı anda, depoladığı enerji zarar verici bir şekil almıştı.

...

"Onu durdurmalı mıyız?" diye sordu Gempa, kaşları kaygı ve endişeden dolayı çatılmıştı.

Solar başını iki yana salladı. "Hayır. Santraldaki neredeyse tüm enerjiyi emmiş durumda. Eğer ona dokunacak olursak, daha o an çarpılırız."

...

Halilintar dizlerinin üzerine çöktü. Bilinci kaymaya başlamıştı.

Bedeni enerjiyi kaldıramıyordu ancak durmak gibi lüksü yoktu. Bu yüzden bir eliyle yerden destek alırken, her an aşağıdaki inebilecek gibi duran elini havada tutmaya odaklandı.

"Patlamaya son 10 saniye..."

Bunu duyduğunda, tüm kaygıları ve 'keşke'leri yok oldu ve havada zar zor tuttuğu elini kararlılıkla yumruk yaptı. Bu enerjinin daha hızlı transfer olmasına neden oldu ve bedenini titretti.

"Son on saniye..."

Halilintar artık kendini düşünemiyordu. Gözlerinden yaşlar aktığını hissediyordu ama bunu umursayacak durumda değildi.

Onları kurtarmak zorundayım.

"Son 5..."

Korkuyla birbirlerine yanaşmış olan kardeşler, kaygıyla Halilintar'a bakıyorlardı.

"4..."

Halilintar bunu başarabilecek miydi?

"3..."

Ya da—

"2..."

Başarsa bile—

"İmha süreci durduruldu. Enerji transferi sonucu yetersiz enerji tespit edildi."

Hayatta kalabilecek miydi?...

...

Halilintar transferin bittiğini duymamıştı bile. Fazla enerji yüzünden çok acı çekiyordu—ne yazık ki yıldırıma karşı bağışıklığı yoktu...

"Halilintar!"

Başarmıştı ama bunun karşılığında—

"Sol, lütfen onun iyi olduğunu söyle!"

"Bilmiyorum, ona dokunmanın güvenli olacağından emin değilim."

Halilintar—

"Hayır, bu doğru olamaz! Hayır, hayır!"

Bayılmıştı ve—

"Ne?! Ne demek istiyorsun?!"

Kısa zamanda uyanacak gibi görünmüyordu.

Devam edecek...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11