LİES- BÖLÜM 9

 /Taraf: Mavi Kelebek\ Bölüm 9: İftira

Sıradan bir sabahtı. Aslında çok sıradan bir sabahtı. Ancak günün geri kalanının da böyle geçeceğini kim garantileyebilirdi ki? Tabii ki kimse.

Taufan odasını biriyle paylaşmadığı için memnundu. Odasını paylaşmayı sevmezdi ve en iyi ihtimalle bu 'arkadaş' zorbalardan biri olrdu.

Taufan gerindi ve saate baktı. Oh, sadece 07:00. Dersler 07:30'da başladığına göre, hala yarım saati var demekti.

Fazla acele etmeden, odasını ve yatağını topladı. Duş alabilmeyi çok isterdi ancak kendisine duş sırası geleceğinden emin değildi. Ayrıca zorbalar, cumartesi günü dışında onun duşa girmesine izin vermiyorlardı.

Taufan iç geçirdi; çok da umurunda değildi ama tüm hafta aynı kıyafetlerle dolaşmak da hiç hoş değildi. Bu yüzden genellikle duşu beklemeden kıyafetlerini değiştirirdi.

Eh... Sonuç olarak bugün duş almak yoktu.

Tekrar iç geçirdi ve kıyafet dolabını açtı.

Bugün giyeceği kıyafetler çoktan belliydi. Sade, ama zarif bir takım. Beyaz bir gömlek, mavi bir yelek ve koyu mavi, İspanyol paça pantolon.

Bu takımı seviyordu; artık adlarını hatırlamak istemediği iki kişinin ona verdiği bir hediyeydi. Her ne kadar onları hatırlasa da, onları hatırlamak istemediği için zamanla yüzlerini hatırlamaz hale gelmişti. Ayrıca onu ziyaret bile etmiyorlardı!

Gözlerini devirdi, elbette biliyordu! Bu baştan savma taktiği anlamayacağını mı sanmışlardı??

Çantasını aldı ve odasından çıkarak, hızlı hızlı yürümeye başladı. Bugünün ilk dersi en alt kattaydı. İngilizce sınıfı...

Ancak Taufan'ın habersiz olduğu bir tehlike yaklaşıyordu.

3. dersin bitiminde, ansızın anons yapıldı.

Taufan ilk başta umursamadı, ancak anonsta adının geçtiğini fark ettiğinde kaşları çatıldı. "Ne oluyor?"

Bu... Ciddi bir durumdu. Müdürün odasına çağırılıyordu.

Sınıftaki fısıltıları duymazdan gelerek, şaşkınlıkla sınıftan çıktı ve az ilerideki müdürün odasına girdi.

"Taufan." Müdürün sesi sertti. "Bir açıklama yapman gerekiyor."

"Ne?" Taufan odadaki zorbaları görmezden gelmeye çalışarak, müdürün gözlerine odaklandı. "Ne, ne için öğretmenim?"

"Arkadaşların senden şikayetçiler." dedi müdür, zorba gençleri işaret ederken. "Söylediklerine göre, onlara metal bir parçayla zarar vermişsin."

'Metal parça' kısmını duyan Taufan, acı acı gülümsedi. Elbette yapacaklardı, kendilerini haklı çıkarmak için bir hikaye uydurmak zorundalardı.

"Benim elimde metal bir parça yok ki öğretmenim." dedi ellerini iki yana açarak. "Belki de bu haber—"

"Ama o parçalardan kurtulmuş da olabilir." dedi zorbalardan biri, parmağını ona doğrulturken. "Böyle bir ihtimal de var."

"A—" Taufan itiraz edemedi, çünkü yalan söylemek için uygun bir yapıya sahip değildi. Doğruluk üzere yetiştirilen vicdanı, ona bunu yapmamasını söylüyordu. "A-ama size zarar vermedim!" diye bağırmadan önce tereddüt etmesinin nedeni de buydu.

"Tamam. Sakin ol ve onlardan özür dile, Taufan. Bu konu da burada kapansın."

Ancak Taufan yalnızca boş gözlerle müdüre baktı. "Ne?... Yapmadığım bir şey için mi özür dileyeceğim?"

"Ah..." Müdür derin bir iç geçirdi ve başını ovuşturdu. "Pekala, gidebilirsiniz. Bu konuyu iyice araştırdıktan sonra sizi tekrar çağıracağım."

Taufan muzaffer bir edayla odadan çıktı ve sınıfına gitti. Ancak bu zafer sevinci çok uzun sürmeyecekti.

...

"Aah! Bırakın beni!"

"Kapa çeneni... Çok fazla ses çıkarıyorsun, öğretmenlerin bizi fark etmesini istemezsin değil mi?"

Her şey çok ani olmuştu. Taufan yalnızca okulun yurt olarak kullanılan katına çıkmak, odasına çıkıp yorgun bedenini yatağına atmak istemişti. Ancak merdivenleri çıkacağı sırada, bir kol beline sarılmış, bir diğeri de kollarını tutmuştu ve onu aşağı çekmişti.

Daha sonra bunların zorbalar olduğunu anladı ve çırpınmaya başladı. Ancak zorbalar sayıca üstünlerdi ve çok fala zorluk çıkardığında, onu durdurabiliyorlardı.

"A-aah! Bu adil değil! Saçımı çekmeyin!" diye bağırdı Taufan ancak zorbalardan biri eliyle ağzını kapatarak bağırmasını engellerken, gözlerini devirdi. "Hayat adil değil bir kere, biz niye adil olalım?"

Sonunda, oraya gelene kadar hırpaladıkları çocuğu, okulun bodrumunda bulunan deposuna soktular.

"Hah?! Nereye gidiyorsunuz?! Bekleyin—kapıyı kapatmayın—!" diye bağırdı Taufan ve hızla kapınnın kulpuna yapıştı ancak çok geç kalmıştı.

Artık kilitliydi. Depoda kilitliydi.

Taufan önce sakin kalmaya çalıştı ancak bu depo hakkında hiç de iyi olmayan söylentiler, zihnine akın ediyordu.

Tüylü bacaklı Tarantulalar, böcekler, örümcekler...

Taufan önce ürperdi (tıpkı yazarın olduğu gibi), sonra derin bir nefes aldı ve tüm gücüyle çığlık attı. Sesi kısılana kadar da bağırmaya devam etti, çünkü gerçekten de hoş bir düşünce değildi. Ayrıca karanlıktı, neye dokunduğunu asla bilemezdi.

Sesi kısıldığında, kapıya yaslanarak yere çöktü ve usulca ağlamayı sürdürdü. Birazcık akıllılarsa, zorbalar onun hakkında bir şey uydururlardı ve kimse de onu aramayı düşünmezdi.

Taufan bu düşünceyle, iyice yalnız hissetti ve elleriyle yüzünü örterken, hıçkırmaya devam etti.

Bir süre sonra, depoya giren minimum ışık da, güneşin batışıyla depodan çekildi. Ve Taufan tekrar karanlıkta kaldı.

Bir yerden sonra, çocuk artık ağlayamıyordu bile. Aşırı kederden sakinleşmişti.

Toz ve isle lekelendiğini hissettiği gömleğine dokunurken, keder ve öfke karışımı bir duyguyla, "Eğer beni bırakmasaydınız böyle olmazdı." diye mırıldandı ve çok geçmeden uykuya daldı.

...

Ertesi sabah, Taufan gün ışığıyla uyandı. Gözlerini ovuştururken, etrafa baktı. Anlaşılan o ki, deponun tek penceresi de doğuya bakıyordu.

Deponun loş da olsa aydınlanmış hali korkutucu değildi. Böcekler ya da tarantulalar yoktu. Sadece bazı yerleri çamurluydu ve etrafta çok toz vardı. Ve örümcek ağları...

Taufan birkaç saniye gözlerini kırpıştırdıktan sonra, küçük bir çığlık attı.

Bir an önce buradan çıkması gerekiyordu.

Kapıyı kontrol ettiğinde, ilginç bir şey oldu.

Kapı açıldı!

Taufan önce gözlerine inanamayarak şaşkınlıkla güldü. Sonra neşeyle depodan fırladı ve bodrum koridorunun başına koşarak, aynı hızla merdivenleri tırmandı.

Güneşin doğuşuyla derslerin başlayışı arasında zaman farkı vardı elbette.

Hızla üst kata çıktı ve duşların hepsinin bomboş olduğunu fark etti—duş sırası henüz başlamamıştı bile!

Odasına koştu ve bir havlu kaparak duş kabinlerinden birine girdi. İlk kez kendine ayrılan gün dışında banyoya girecekti, yehoo!

Yeni yeni uyanmaya başlayan şaşkın öğrencilere aldırmadan, neşeyle odasına geri döndü ve üzerine temiz bir takım almak için dolabı açtı.

Ah.

Kıyafetlerin arasına bir şey gizlenmişti.

Taufan neşeyle kocaman sırıttı, bu annesinin ninni kutusuydu! Öğretmen Shaed tamir etmişti! Geri getirmişti!

Bu neşeyle, seçtiği takımı çıkardı. Bol, bordo renkli bir yeleği, siyah yarım kol bir gömlekle eşleştirmişlerdi. Altına da aynı şekilde siyah pantolon tabii.

Taufan neşeyle odasındaki aynaya baktı. Kırmızı giymeyi genellikle tercih etmezdi, çünkü mavi gözleriyle uyuşmuyordu. Ancak gözlerine takılmadığında, kestane rengi saçlarıyla çok uyumlu bir takım olduğu belli oluyordu.

Her şeye rağmen mutlu hissetmek için birçok nedeni vardı. Elbette çok öfkeliydi, elbette ilk fırsatta zorbaları ihbar edecekti ama bugün keyfi yerindeyken, tadını çıkaracak ve onlara aldırmayacaktı.

Ders kitaplarını okul dolabından aldığı sırada, Shaed'le göz göze geldi. Kadının bakışları her şeyi açıklıyor gibiydi.

"Beni kurtaran oydu..." diye düşündü mutlulukla ve kadına el salladı.

Daha sonra sınıfına girdi ve sınıftakilerin bağırış çağırışına aldırmadan sırasına çöktü. O yalnız olmayı daha çok seviyordu. En azından böyle daha az acı çekecekti.

Tam bu sırada...

Yanına bir çocuk oturdu ve ona canlı bir bakış attı.

Taufan ne diyeceğini bilemeyerek ona bakarken, çocuk elini uzattı ve, "Arkadaş olmak ister misin?" diye sordu.

Taufan önce şaşırdıysa da, sonra gülümsedi ve çocuğun elini sıktı. "İsterim tabii... Benim adım..."

"Taufan Adrian."

Devam edecek...

Normalde (Malayca bir isim olduğu için söylüyorum) Malaylarda soyadı yok. Taufan bin Adrian derler muhtemelen. Ama öyle çok havalı görünmüyor nih nih nih. Siz bilin yeter.

Bu notu kendime bırakıyorum: Aidan da olabilir XD

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11