OVERLAPPİNG STORMS- 2

2: Element Dünyasında Zayıflık Suçtur

"Ergh..." Taufan üzerindeki ince örtüyü üzerinden attı ve bir elinden destek alarak doğruldu. Pencereden içeri giren güneş ışığı, gözlerini acıttı ve başını tutarak inledi. Zaten başı ağrıyordu -muhtemelen dün saatlerce ağladığı için- ve bu da baş ağrısını daha da kötüleştirmişti.

Bekleyin.

Taufan hızla başını kaldırdı ve gözlerini kırpıştırarak odadaki saate baktı.

10 mu?!! Sabah 10'dan mı bahsediyoruz?!

Taufan yataktan başını uzatarak alttaki yatağa baktı. Beliung orada değildi! Hayır hayır, kesinlikle aşağıda onu bekliyordu! Uyuyakaldığı için cezalandırılacaktı!

O kadar paniklemişti ki, yataktan inerken dengesini sağlayamadı ve yere düştü. Ancak canının acısını düşünecek halde değildi, bu yüzden hemen doğruldu ve eğitim kıyafetlerini aramaya başladı.

Tam bu sırada, odanın kapısı açıldı.

Taufan kaskatı kesildi ve nefesini tuttu. "A-abang Bel geldi..."

"Oh? Uyandın demek... Bel uyuduğunu söylemişti aslında ama..."

Taufan rahatlayarak uzun bir nefes verdi, korkuya gerek yoktu; bu Beliung değil, Voltra'ydı. En büyükleri...

Yavaşça arkasına dönerken, aslında sahte olan, ama gerçeği gibi parlak bir şekilde gülümsedi. "Evet, şimdi uyandım... Diğerleri aşağıda mı? Şey, yani.. Abang Bel?"

Voltra kendisinden beklenemeyecek kadar şefkatli bir ifadeyle Taufan'ı süzmekteydi. Sorusunu duyunca hafifçe gülümsedi. "Sanırım yeterince uyumadın... Bugün tatil Taufan."

"Oh—" Taufan yüzünü tekrar dolabına çevirdi; eğitim olmadığı için sevinmesi gerekirken, dehşete kapılmıştı. Bunun sebebi ise, her hafta yaptıkları bir rutindi.

Her hafta kardeşler, eğitmenleri olan ağabeylerinden farklı biriyle takılırlardı. Hem farklı bir etkinlik olması için, hem de kaynaşmalarını kolaylaştırdığı için. Geçen hafta üçüncü en büyük ağabeyi Crystal -Kristal- ile birlikte vakit geçirmişti. Beliung'la 5—hatta 6 gününü geçirdiği için, sırada Voltra vardı ve korkunç olan da buydu!

Hayır, bunun Voltra'yla alakası yoktu, eğer Taufan sıradan bir hayat yaşıyor olsaydı, Voltra'nın yanından ayrılmazdı. Sessiz ama inanılmaz derecede şefkatli ağabeyini seviyordu. Ancak bir yalan makinesinden farksız olduğu için, ondan kaçınmak zorundaydı.

"Korkunç," diye düşündü acı acı. "Ona yalan söylersem hemen anlayacak."

"Eh, yani sonuç olarak evde değiller." diye sözlerini sonlandırdı Voltra—başka şeyler de söylemişti muhtemelen ama Taufan hiçbir şey duymamıştı.

"Kahvaltı... edebiliriz o zaman?" diye sordu Taufan yavaşça, Voltra'yla göz göze gelmemek için dolabını düzenlemeye çalışıyordu. Her şey son derece düzenli olmasına rağmen.

Cidden, ona yalan söylemek zorunda kalırsa... Umarım kalmaz.

"Peki, yatağını toplayıp gel o zaman... Bilirsin, Bel dağınıklığa asla gelemez."

Voltra onu düşüncelerinden habersiz, rahatça konuştu ve aşağı indi.

"Biliyorum," diye düşündü acı bir gülümsemeyle. "Küçükken odamızı toplu tutmadığımda bana vuran, beni bodruma kilitleyen oydu."

Nitekim şimdi elini çabuk tutmalıydı. Voltra'yı fazla bekletmemesi gerekiyordu, en azından şimdilik ağlamaması ve şüphe uyandırmaması gerekiyordu.

"Ne kadar acele ettin." Voltra hafifçe gülümsedi ve nefes nefese karşısındaki sandalyeye oturan kardeşine göz kırptı.

"Beklemeni... istemedim." dedi Taufan nefes nefese.

"Tamam, rahatla ve tadını çıkar. Açıkçası bugün bir yere gitmeye niyetim yok." Bunu söylerken yavaşça yudumladığı çay da bu niyetini açıkça belli ediyordu.

"Abang..." Bir süre sessizlikten sonra, Taufan yavaşça sordu. "Hali'yle nasıl eğitim yapıyorsunuz?..."

"Biz mi?" Voltra ağzına tam bir lokma atmıştı ki, onun sorusunu duyunca, şaşkınlıkla başını kaldırdı. Sonra yüzünü keyifli bir gülümseme yayıldı— Taufan'ın Beliung'ta asla görmediği samimi bir gülümseme. "Yani... Biz eğitime genellikle ormanda, çıplak ayakla yürüyüş yaparak başlarız. Sonra Halilintar beklenmedik bir anda bana bir yumruk atar ve ben onun bu huyunu bildiğim için bundan kaçınırım. Bu şekilde dövüş eğitimi başlar..."

Taufan yanağını avucuna yaslamış, özlemli bir gülümsemeyle onu dinliyordu.

"... Bu, Halilintar pes edene kadar sürer. Onu yere yapıştırırım -çok sert değil tabii- ve benim ağırlığıma dayanamadığı için, bağırarak pes ettiğini söyler. Sonra tahta kılıçlarımızı alırız ve küçük bir eğitim daha yaparız. Halilintar dövüş için fazla çevik ve minyon değil, ama ağır bir kılıcı kaldırabilecek kadar güçlü. Bu yüzden kılıç eğitimi her zaman onun favorisi olmuştur."

Taufan özlem dolu bir gülümsemeyle onu dinlemeye dalmıştı. Böyle rahat bir eğitim nasıl olurdu acaba?...

"—fan... Taufan... Beni duyuyor musun?"

"Ha?" Taufan irkildi ve endişeyle kaşlarını çatmış, kendisine  eğilmiş Voltra'ya baktı. "Ne oldu?"

"Sende kesinlikle bir sorun var..." Voltra gerilen kardeşini dikkatle incelerken, gözlerini kıstı. "Eve geç geliyorsun, ağlamış oluyorsun, bazı günler duş bile almadan uyuyorsun... Senin sorunun ne? İfadene bakarak bile, bir sorun olduğunu görebiliyorum."

Taufan yüzünde nasıl bir ifade oluştuğunu bilmiyordu ama Voltra'nın alnındaki çizgi derinleşti. "Anlatman gereken bir şey var sanırım."

"B-ben iyi-iyiyim..." Taufan gerildiğini, avuçlarının terlediğini belli etmemeye çalışırken, kekeledi. "Sa-sadece çok yorgun oluyorum... Bi-biliyorsun a-abang, e-eğitim akşama kadar sürüyor—"

"Hmmm, bu ilginç..." Voltra gözlerini iyice kısarken, Taufan'ın yüzünü dikkatle inceliyordu. "Pikniğe gittiğimiz zamanlar neden ağlamadığını ve erkenden uyumadığını merak ediyorum."

Taufan köşeye sıkıştırıldığını fark ederek, yutkundu. İşte şimdi yandım.

O başını eğerken, Voltra onu izlemeye devam etti. Bu sırada anahtar sesi duyuldu ve içeri biri girdi.

"Hey millet, evdeyim~" Yedi ağabeyin en küçüğü, ama diğer 7 kardeşten hala büyük olan Gamma'nın sakin, ama keyifli sesi duyuldu.

"Oh." Voltra'nın dikkati Gamma'ya yönelirken, dudaklarında küçük bir sırıtış oluştu. "Hali nerede? Bugün birlikte takıldığınızı sanıyordum."

"Ah, Hali'yle hiçbir zaman anlaşamadım. Birlikte parkı dolaştıktan sonra, kütüphaneye gitmem gerektiğini söyledim ve o da parkta kalacağını söyledi." Gamma mutfak tezgaha yaslanırken, gevşekçe kollarını kavuşturdu ve omuz silkti.

"Eh, bu beklenmedik değil." Voltra mırıldandı. Halilintar kendisi kadar sessiz olan Voltra dışında insanlarla genellikle fazla takılmazdı.

Taufan iki ağabeyini dinlerken, gerginliğinin geçtiğini ve vicdanının hafiflediğini hissetti. Şimdilik Voltra'ya daha fazla yalan söylemek zorunda kalmayacaktı.

Ama sadece Voltra yoktu.

"Taufan? Neyin var kardeşim? Solgun görünüyorsun." Belli etmese de, son derece dikkatli olan Gamma, Taufan'ın çenesini tuttu ve kendine çevirirken, kaşlarını çatarak yüzünü dikkatle inceledi. "Voltra? Bu konu hakkında bir fikrin var mı? Taufan'ın yüzü neredeyse bir ölününkiyle aynı."

"Biliyorum." Voltra  başını sallarken, ses tonu sinirliydi. Masaya dayanarak öne eğildi ve direkt Taufan'a bakarken, ekledi. "Ama ne olduğunu söylemiyor. Değil mi Taufan?"

"Taufan, küçük rüzgar, lütfen bizi yanıtsız bırakma. Crystal'dan bir azar daha işitmek istemiyorum." dedi Gamma ve Taufan'ın elini sıktı—Taufan'ın elleri buz gibiydi.

"İkna edici olduğunu düşünüyorsan, sana söyleyeyim, öyle değilsin." diye homurdandı Voltra.

"Ne var? Sanki daha iyisini biliyorsun... Korkutmak yalnızca çocukları daha fazla gerer. Sadece sekiz yaşında olduğunu unutuyorsun. Sen ve diğerleri." Gamma Taufan'ın başını okşarken, Voltra'ya sert bir bakış attı.

"İkinize de... söyleyemem." dedi Taufan, sesi öylesine kısıktı ki, ikisi de sustu ve ona doğru eğildiler. "Ne?"

"İkinize de... söyleyemem dedim." Taufan tekrarladı. Bu sefer sesi titrek çıkmıştı.

"Ağlıyor musun? Taufan?... Taufan, neden ağlıyorsun?" Gamma suçlulukla Voltra'ya baktığında, onun şüpheli ve sorgulayan bakışlarıyla karşılaştı. "Gamma. Bel'i ara ve hemen eve gelmesini söyle. Hemen. Odama gelsin."

Gamma başını sallarken, Voltra kalktı ve Taufan'ın minik bedenini kaldırdı.

"İndir beni..." dedi Taufan ama sesi çok zayıftı. Bu da Voltra'nın kararlılığını bilemekten başka bir işe yaramadı.

"Hayır, seni odama götüreceğim. İyi değilsin..."

"A-ama iyiyim abang—"

"Hayır, iyi değilsin dedim! Vücudun ateş gibi yanarken nasıl iyi olabilirsin?! Sen aklını mı kaçırdın?!... Bel'e seninle ilgilenmesini söyleyeceğim."

"Hayır..." Taufan Voltra'nın ceketini daha sıkı kavrarken, farkında olmadan sesli bir şekilde düşündü. "O olmasın..."

"Öyleyse Halilintar'a söylerim. İyileşmeden bir yere gitmiyorsun." dedi Voltra sertçe.

"Tamam..." Taufan rahatlayarak, titrek bir iç çekti. Halilintar iyi bir seçenekti.

Voltra Taufan'ı dikkatlice ranzanın altındaki yatağa yatırdı ve dolaptan battaniye çıkararak titreyen Taufan'ın üzerine örttü.

"Ne var Voltra? Beni neden çağırdın—" diye sordu Beliung odaya girerken, ilgisiz bir tonda ancak huzursuz bir ifadeyle kendisine bakan Taufan'ı gördüğünde, sesi kesildi. "Ne—"

"Ne yapmaya çalışıyorsun?!" Voltra Taufan'ı işaret ederken, Taufan'ın ilk kez duyduğu korkunç sert bir tonda bağırdı. "Neden Taufan'ın bağışıklığı bu kadar düştü?! Ne yaptın ona Bel?! Aldığın sorumluluğun farkında mısın?!"

Beliung'un kaşları çatıldı ve delici bakışları Taufan'a kaydı.

Taufan o kadar çaresizdi ki, Voltra'nın bunu göreceğini unutarak, başını hızla iki yana salladı. Bir şey demediğini söylemek istiyordu ama bunu yapamadı— Beliung'sa, ona inanmış gibi görünmüyordu. Yüzünde düz ama yalnızca Taufan'ın anlayabildiği öfkeli bir ifade oluşmuştu.

Belki de... Hasta olduğum içindir, diye düşündü.

"Neyden bahsettiğini bilmiyorum." Beliung kollarını kavuştururken, küstah bir tonda konuştu ve bu Voltra'nın iyice öfkelenmesine neden oldu. "Yalan söyleme Beliung! Taufan neden hasta?! Ona ne yapıyorsun da vücudu bu kadar zayıf?! Eğitim kurallarımızı bilmiyor musun?!"

Taufan'ın gözleri irileşti ve büyük bir şok ve acı hissetti. "Eğitim... Eğitim kuralları... Tabii ya..." diye düşündü acı acı.

"Bu tamamen kendi zayıflığı! Ben hiçbir şey yapmadım!" diye bağırdı Beliung, Taufan'ın korkuyla sinmesine neden olan korkunç bir tonda. Ama karşılığında— Voltra ona vurdu.

Beliung şok içerisinde ona bakarken, Voltra korkunç derece sakin bir ses tonuyla konuştu. "Özrün kabahatinden daha da büyük, Bel... Odana git ve en azından bugün karşıma çıkma. Ama unutma ki, bu konu burada bitmiyor. Bunu Taufan iyileştiğinde ve her şeyi bana anlattığında tekrar konuşacağız." Bunu söylerken Taufan'a baktı ve bu yeterince korkmuş olan çocuğun ürpermesine neden oldu.

"Bunu... senden beklemezdim." dedi Beliung yavaşça ve sonra Taufan'a döndü. Bakışları, "Hepsi senin suçun, gününü göreceksin." der gibiydi.

Daha sonra Voltra'ya hayal kırıklığı dolu bir bakış attı ve odadan çıktı.

Voltra iç çekti. Sonra ona döndü ve sakin, ama karanlık bir tonda, "Sana ne yapıyor?" diye sordu. "Yalan kotan yeterince dolu ve ben de çok öfkeliyim. Bu yüzden doğrularla başlaman senin için en iyisi."

Taufan gözyaşlarının tekrar akmaya başladığını hissetti. Elbette ki bu öfkeli ve haşin Voltra'nın arkasında, şefkatli ve endişeli ağabeyinin olduğunu biliyordu ama yine de... Hıçkırdı.

Voltra iç çekti ve yatağın baş ucuna çöktü. Hıçkıran Taufan'ın ellerini tuttu— bakışlarına rağmen, tutuşu nazikti. "Taufan. Lütfen."

Ancak Taufan başını iki yana salladı. "Ya...yapamam..." Hıçkırdı ve ellerini çekerek, battaniyenin içine gömüldü.

"Bu evde neden kimse bana bir şey söylemiyor?" Voltra kendi kendine söylendikten sonra, iç çekti ve odadan çıktı.

...

"Taufan..." Halilintar yüksek ateşi yüzünden titreyen, huzursuz bir şekilde uykusunda sayıklayan kardeşinin başını okşarken, kalbi acıdı. Taufan asla güçlü olamamıştı ve en sık hastalanan da oydu.

Taufan sanki dokunuşunun altında rahatlamış gibiydi, yüzündeki huzursuz ifade yavaşça yok oldu ve alnını onun eline yaklaştırdı.

Halilintar bir an şaşırsa da, gülümsedi ve elini Taufan'ın alnına koydu.

"Nasıl oldu?" İçeri giren Voltra, sakin bir tonda sordu ama Halilintar onun sesindeki yorgunluğu sezebiliyordu.

"Hala ateşi yüksek. Ama daha huzurlu." dedi, kardeşinin başını okşamayı sürdürürken.

"Hahh..." Voltra iç çekti ve Halilintar geri çekilirken, Taufan'ın baş ucuna oturdu. "Bel'e çok kötü davrandım... Yeterince vicdan azabı hissediyorum ve o da haksız yere ona vurduğumu söyleyerek işleri kötüleştiriyor. Onun dediğine göre, Taufan zaten zayıf bir bağışıklığa sahip, herkesten gizli yaptıkları eğitimin bununla hiçbir ilgisi yok."

"Taufan zayıf değil." diye fısıldadı Halilintar öfkeyle. "Beliung'un suçu, o çok kötü biri abi. Ona çok kötü davranıyor."

"Şşş, onun hakkında böyle söyleme. Onu senden çok daha iyi tanıyorum, ve yaptıklarının arkasında görünenden fazlası olduğu kesin." dedi Voltra ama o bile, Beliung'un içten içe kötüleştiğini biliyordu.

"Neyse, yat artık. Taufan'la ben ilgilenirim."

Halilintar uyuyan kardeşine son bir bakış attı ve Voltra'nın arkasını döndüğü bir an hızlıca alnına küçük bir öpücük kondurdu. Sonra ranzanın üstündeki yatağa tırmandı— hığğ, yüzü yanıyordu.

"İyi geceler..."

"Sana da iyi geceler Lin..."

Devam edecek...

Huweweweww Taufan'a bunu yaptığım için özür dilerim. *asla yapmaz*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11