SHOULD HURT YOU- 1

 Evet, bitirmediğim tüm o serileri bile bile yeni seriye başlıyorum. Utanıyor muyum? Hayır. Bu sizi tatmin edecek, çünkü gerçek bir sadizm var (bunun iyi bir şey olduğundan emin degilim).

Bu arada gerçek bir kan ve acımasızlık hadisesi. Bilmiyorum, belki de size öyle gelmez.

Bölüm 1: Benim için Acı Çek

"Halilintar~ Buraya gel."

Bu tatlı ama zehirli ses, kısa kızıl saçlı, kızıl gözlü, pembe dudakları olan ve pürüzsüz, beyaz tenli Prenses Kira'na'ya aitti.

Her ne kadar nazik konuşsa da, ondan nefret ederdi, çünkü prenses onun sonsuz acılarının başlıca nedeniydi. Ayrıca hiç asil değildi ve asil bir kan taşımadığını düşünüyordu.

"Kesin soysuz birine çekti..." diye düşünüyordu hep.

İçeri, siyah, dalgalı saçlara, esmer bir tene ve çarpıcı -korkutucu mu demeliydim yoksa- kızıl gözlere sahip bir çocuk girdi. 14-15 yaşlarında gözüken bu çocuğun adı Halilintar'dı. Tüm bu yakışıklılığına rağmen, sade ve güzellikten yoksun bir kıyafet giyiyordu ve yüzü, kolları, ayak bilekleri yara izleriyle doluydu. Belki de kısa bir kıyafet giyse, vücudunun geri kalanının da farklı olmadığı belli olurdu.

Hafifçe eğilirken, ağzından tek kelime çıkmadı. Aslında prensese karşı bir gram saygı duymuyordu ama eğer eğilmezse, prenses son derece öfkelenirdi.

"Yanıma otur." dedi Kira'na yüzündeki gülümseme hiç silinmezken.

"Majesteleri, bu saygısızlıktır."

"Sana oturmanı emrediyorsam değildir."

"Ama—" Çocuk tereddütle birkaç adım geriledi ama Kira'na'nın gözlerindeki ölümcül parıltıyı yakalayınca, başını eğdi ve tereddütle prensesin yanına oturdu. Tabii olabildiğince uzak durmaya çalışarak...

Prenses 20'li yaşlarda, ondan yaşça büyük bir kadındı ve kesinlikle uzun boyluydu. Eh, kendisi 10-15 yaş aralığındaydı, ama tam yaşını bilmiyordu. Yani aslında prensesin yanına oturduğunda rahatsız olmaması gerekiyordu.

Yine de... Prenses yanında rahat edebileceğiniz bir abla değildi.

Prenses Kira'na ona döndü ve küçümseyerek de olsa, gülümsedi. "Neden uzak duruyorsun? Bana yaslanabilirsin, güven bana."

Halilintar yere sabitlediği bakışlarını bir an Kira'na'ya kaydırdı—bu bakışlar ona yaslanmayı reddettiğini söylüyordu.

"Bana yaslan Halilintar." dedi Kira'na ama bu seferki bir teklif değil, emirdi— çocuğu kendine çekmişti.

Halilintar gerildi ve Kira'na'dan uzaklaşmak istedi ancak Kira'na kolunu sıkı sıkıya ona sarmıştı. "Kıpırdamayı kes."

Halilintar denilene uydu ama altıncı hissi iyi şeyler olmayacağını, dikkatli olması gerektiğini söylüyordu.

"A-aaah!" Kolunda hissettiği dayanılmaz acı yüzünden acıyla bağırdı ve bu sefer sertçe Kira'na'yı ittirdi. Ancak büyük ve devam eden acı onu sersemlettiğinden, kaçamadı ve oturdukları koltuğa düştü.

İlk acıyı atlatmaya çalıştığı sırada, bir ikincisi geldi— bu sefer omzundaydı. Geçen sefer olduğu gibi çığlık atmasa da, bu, canının yandığı gerçeğini değiştirmiyordu.

"Ne oldu kedicik? Canın mı acıdı?" Kira'na onun acı dolu ifadesine bakarken gülümsedi ve elindeki işlemeli bıçağı okşadı.

"Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Halilintar son bir güçle ve bu prensesin öfkeyle yanağına bir çentik atmasına neden oldu.

"Oo Hali, büyük konuşuyorsun. Fark ettin mi, sonunda ağlayan da sen oluyorsun." diye tısladı Kira'na ve dişlerini sıkan, ama gözyaşlarına engel olamayan çocuğun yanağındaki kesiği okşadı. "Şimdi gözlerini sil ve beni takip et."

Dediğini yapan Halilintar, soru sormadı. Nereye götürüldüğünü zaten çok iyi biliyordu.

"Ah!"

Kira'na Halilintar'ı geldikleri hücrenin içerisine ittirdi ve yere düşmesine aldırmadan, yanına çöktü. "Senin neler yapabildiğini biliyorum Halilintar, bu yüzden seni buraya atmakla bırakmayacağım." dedi, hapishanenin zeminine sabitli zincirleri el ve ayak bileklerine geçirirken.

Halilintar başını eğmiş, kaderine razı bir şekilde bekliyordu. Bu ilk kez başına gelen bir şey değildi. Söylenenlere göre, 5 yaşından beri yaşadığı bir şeydi. Bu yüzden her şeye alışmıştı.

"Güle güle Halilintar~ Umarım güzel bir gece geçirirsin." dedi Kira'na kötücül bir gülümsemeyle ve hapishanenin kapısını kapatarak uzaklaştı.

Halilintar bir süre sessizce durdu. Yaralarının sızlayışını hissetti, hapishanenin kenarlarında asılı olan, ışık saçan yıldırım kürelerinden gelen uğultuyu dinledi.

Daha sonra bu sessizliği bir hıçkırık bozdu.

Durdu ve zincirler son derece ağır olmasına, hareketlerini epeyce kısıtlamasına rağmen ellerini kaldırarak ağzını kapattı.

Bu neydi?

Ağlıyor muydu?

Ama neden?

Ağlamaya hakkı var mıydı?

O bir hizmetçi değil miydi?

Duyguları olabilir miydi?

Duygularını yaşamayı hak ediyor muydu?

Hayır, ağlayamazdı. Ağlamaya hakkı yoktu. O sadece bir hizmetçiydi, insani duygulara sahip olmasına izin yoktu. O sadece bir robot gibi olmak zorundaydı, kendine söylenen her şeyi yapacak ve hiçbir şeyi sorgulamayacaktı. Ağlamayacaktı.

Ama o bir robot değildi.

Ağlamak veya ağlamamak elinde değildi.

Avuçlarını serin, nemli hapishane zeminine bastırırken, gözyaşları akmayı sürdürüyordu. Dudağını ısırarak gözyaşlarını durdurmaya çalışan çocuk, gerçekten acınacak durumdaydı aslında.

Yanağından akan kanla birleşen gözyaşları, zemini hafifçe kızıla boyamıştı.

"Khık... Ben.... Ağlayamam..." Halilintar ellerini yüzüne bastırdı ve hıçkırıklarını engellemeye çalıştı. Ancak kendini ne kadar durdurmaya çalışırsa, o kadar çok hıçkırıyordu.

Sonunda zemine kıvrıldı ve hem maddi, hem de manevi acı içinde uyuyakaldı.

...

"Halilintar..."

"Yaklaşma... Yaklaşma bana..." Uykusundaki çocuk huzursuz bir ifadeyle mırıldandı ve parmakları seğirdi.

Ses ısrarla fısıldıyordu. "Halilintar... Gözlerini aç oğlum."

Halilintar yavaşça gerçekliğe sürüklendi. Gözlerini arlarken, ağzından yumuşak bir inilti kaçtı. Bir gecede ne olduysa olmuştu, ama çok kötü hissettiği aşikardı.

Dirseklerinden destek alarak doğrulmaya çalıştığında, omzundaki kesik müthiş bir şekilde zonkladı ve onu inleyerek tekrar uzanmaya zorladı. Vücudu çok gergindi, alev alev yanıyordu ve gözleri de ışığa karşı çok hassaslaşmıştı. Öyle ki, yıldırım kürelerinin yaydığı soluk ve göz acıtmayacak hoş ışığı, gözlerini acıtıyordu.

Bu yüzden gözlerini de kapattı.

"İyi misin çocuğum?" diye sordu, az önceki yumuşak ses, ama bu sefer endişeli gibiydi.

"Canım acıyor..." dedi çekinerek ancak daha fazla güçlü kalmaya çalışmasının bir anlamı yoktu. Ağzından çıkan nefesi boğazını yakıyordu. Konuşmak bile ciğerleri için sonsuz acı anlamına geliyordu.

"Biliyorum. Muhtemelen yaraların enfeksiyon kaptı. Ah, seni zavallıcık... Biraz bekle, sana yardım edeceğim, tamam mı?"

"Biraz bekle," diye mırıldandı Halilintar, güçlükle de olsa gülümseyerek. "Nereye gidebilirim? O pis kadın beni buraya zincirlemişken nereye gidebilirim ki? Yürüyüşe mesela? İyi fikir..."

(Suratını asma okuyucu, zorluklarla başa çıkmanın en iyi yolu mizah yapmaktır, bilmiyor musun?? Belli ki Halilintar biliyor!)

Az sonra bir anahtar şıngırtısı duyuldu ve hapishanenin kapısı açıldı— en azından duyduğuna göre öyleydi.

Yumuşak bir el, yanağındaki kesiğe dokununca, sıçradı ve saniyesinde de inledi. Kesiği öncesine göre daha hassastı.

"Ağlama küçüğüm, ağlama çocuğum, birazdan daha iyi olacaksın." Ses yumuşakça fısıldadı ve aynı yumuşak el Halilintar'ın gözlerinin kenarındaki yaşları sildi.

Halilintar o elin başını tutarak kaldırdığını, ve daha sonra muhtemelen kendisinin kucağına yatırdığını hissetti. Hala gözlerini açabilecek gibi hissetmese de, güvende olduğu hissine kapılmıştı.

Ses rahatlatıcı bir melodi mırıldanırken, sesin sahibine ait nazik parmaklar yanağındaki kesiği okşuyordu. Aynı zamanda, Halilintar fesleğen ve anason karışımı bir koku alıyordu ki— bu, sadece okşamaktan fazlasını yaptığının bir kanıtıydı.

Aniden keskin bir acı hissedince, gevşeyen vücudu tekrar gerildi ve yüksek sesle inledi.

"Tamam, bir şey yok küçüğüm, sadece kesiğin açık kısmını temizliyorum, rahat ol canım..."

Halilintar bedenini gevşetmeye çalıştı. Kesiği feci şekilde sızlıyordu ama ilk şok geçmişti.

Yarasına bir bant yapıştırıldığını hissetti.

"Kolunu uzatır mısın çocuğum?"

Halilintar neredeyse uyuşmuş olan, ama hareket ettirirse mutlaka acı çekeceğini bildiği kolunu dikkatle açtı ve kişinin görebileceği bir şekilde konumlandırdı.

"Bu biraz canını yakacak sevgili küçüğüm. Biraz dayanmaya çalış, olur mu?"

Halilintar başını sallamasına ve kendini hazırlamasına rağmen, yarasına temas eden sıvıyı hisseder hissetmez tısladı. "Aaargh—sshhh..."

"Şşş, iyi olacaksın..." dedi ses şefkatli bir tonda ve nazikçe kolunu sardı.

Sıra omzuna gelmişti ama Halilintar kesinlikle bir kadına ait olan bu sesin sahibinin karşısında kimseye göstermediği omuzlarını ve boynunu açmak istemiyordu.

Ne var ki güçsüzdü, zincirliydi ve kolunu kaldıramayacak kadar canı acıyordu.

Kadın onun zayıfça kendisini engellemeye çalışan ellerini tuttu ve diğer eliyle boynuna sarılı olan eşarbı nazikçe çekti (y.n: bu eşarbı her hizmetçi boynuna bağlar). Daha sonra da, basit kıyafetini sıyırdı.

"Neden kızarıyorsun? Kızdın mı?... Kızma çocuğum, ben sadece senin yaralarını iyileştirmeye çalışıyorum. Sana zarar vermeyeceğim."

Halilintar başını salladı ancak duygularına hakim olamıyordu. Kadına, yüzünün kızarma nedeninin öfke değil, utanç olduğunu asla söylemezdi tabii.

Kadın aynı naziklikle omzunu da sardıktan sonra, sessizce durdu. Ne Halilintar'ın başını kucağından indirdi, ne de bir şey söyledi.

Halilintar bir süre sonra, boğazından yükselen hıçkırığı hissetti.

İşte yine başlıyordu.

Nedenn ağladığını bilmiyordu. Ama acıyan yer kalbiydi bu kez. Göğsünü sıkıştıran, sonsuz ağlama hissi veren kötü bir acı...

Kadın nazik parmaklarıyla saçlarını okşarken, Halilintar'ın sebepsiz bir şekilde son derece aşina hissettiği bir melodi mırıldandı. Ara sıra teselli verircesine, "Buradayım küçüğüm, sakinleş, uyuyabilirsin..." diyor, Halilintar'ın şakağına küçük bir öpücük bırakıyordu. "Ağlayabilirsin canım, bu senin hakkın... Sen bunları hak etmiyorsun, daha iyisine layıktın..."

Halilintar vücut ısısının yavaşça düştüğünü fark etmese de, vücudunun gevşediğini hissetti ve yavaşça uykuya daldı. Kadının gittiğini anlamamıştı bile.

Ertesi gün, Kira'na onu sayısız gözyaşı iziyle dolu, ama huzurlu bir ifadeyle bulacaktı.

Devam edecek...

Kira'na'nın tepkisi ne oldu sizce? Haftaya Perşembe görüşeceğiz...*parmak sallar*

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11