OVERLAPPİNG STORMS- 12

 12: Geri Dönmek

"Elimizden geleni yapıyoruz efendim. Lütfen sakin olun."

"Nasıl sakin olmamı söylersin?! O benim—"

"Abang. Biz sabahın bu erken saatinde neden kalkıyoruz?" diye sordu Angin, sabahtan beri 10 milyonuncu kez.

Elleriyle lacivert saçlarına az da olsa şekil vermeye çalışan Beliung durdu ve dehşetle bıkkınlık karışımı bir ifadeyle kaşını kaldırdı. "Ciddi misin Angin?"

Angin sadece omuz silkti.

"Haih..." Beliung iç çekti ve saçlarıyla uğraşmaya devam ederken, "Halilintar bugün taburcu oluyor." dıye homurdandı. "Onu ve Voltra'yı almaya gideceğiz."

"Onlar arabayla gitmemiş miydi?" diye sordu Angin kafa karışıklığı içerisinde. Saçlarına istediği şekli veremediği için öfkelenen ağabeyini izlemek yerine, Rüzgarı parmak uçlarında çeviriyor, bir takım şekiller oluşturuyordu. Sonra üfleyerek yok ediyordu.

"DAHA ÖNCE DE DEDİĞİM GİBİ, Crystal eve dönerken arabayı geri getirdi, çünkü lazım oluyor." dedi Beliung sinirlenerek.

Fakat belli ki Angin sesindeki imayı fark etmemiş, ya da aldırmamıştı. "Uyanır uyanmaz söylersen aklımda kalmaz ki, o sırada hala uyku sersemi oluyorum." dedi kayıtsızca. Sonra hayretle başını kaldırıp, aynadan göz ucuyla kendisini izleyen Beliung'a baktı. "BEKLE! Biz Halilintar'ı almaya gidiyoruz! Eve dönüyor, yaşasın—"

"Allah aşkına sessiz ol biraz!" diye uyardı Beliung, çocuğun bağırmasını engellemek için ağzını kapatırken. Elini çekmeden önce, çocuğun gözlerinin içine baktı. "Bağırma, Angin."

"Üzgünüm abang, sanırım fazla heyecanlandım." dedi Angin kıkırdayarak ensesini ovuştururken.

"Bana pek pişman görünmedin... Neyse, yeterli. Artık gitmemiz gerekiyor." Kayıtsızca saatini kontrol etti -saçları hala dağınıktı, çünkü onlarla uğraşmaktan vazgeçmişti- ve Angin'i bileğinden tutarak merdivenlere sürükledi.

Ne var ki Angin ne olursa olsun merdivenlerde Rüzgar güçlerini kullanmaya bayılıyordu. Bileğini Beliung'un tutuşundan kurtardı ve merdivenlerin başında zıpladı. Basamaklara parmağının ucu bile değmeden, süzülerek aşağı kata iniş yaptı.

Beliug iç geçirdi fakat yorum yapmadı. Holdeki anahtar askılığından Mavi Morpho anahtarlığı olan bir anahtarı alınca, Angin'in gözleri heyecanla büyüdü. "Arabanla mı gideceğiiiz?"

Kan Beliung'un beynine sıçradı. "Bağırma Angin!"

"Bağırma derken bağırması ne ironik..." diye mırıldandı Angin fakat Beliung'un bakışları gergince kıkırdayarak susmasına neden oldu.

"Evet, Mavi'yle gideceğiz. Halilintar'ın yürüyebileceğini mi düşündün?" diye homurdandı Beliung. Başka bir şey söylemeden, askıda duran beyaz bir kapüşonluyu aldı ve ayakkabılarını hızlıca giyindi. Angin'in giyinmesini bekledikten sonra, hızlıca evden çıktı.

"Abang! Ben öne oturabilirim!"

"Öyle mi? Bildiğim kadarıyla sekiz yaşında bile değilsin."

"Sekiz buçuk!"

"Yaş sınırı on iki, arkaya otur ve gürültü yapma."

Sonuç olarak tartışmanın kazananı yine Beliung'tu.

Angin süklüm püklüm arkaya oturdu ve yine Beliung'un uyarısı üzerine kemerini bağladı.

Bereket versin Beliung sıkıcı bir şoför değildi. Radyosunda her zaman keyif verici bir şeyler bulunurdu. Genellikle Angin'in bilmediği bir dildeki şarkıları tercih ederdi, Angin'in şaşkın bakışları altında kendisi de şarkıya eşlik ederdi.

Bugün de olduğu gibi.

Angin, Beliung'u nadiren böylesine neşeli görüyordu. Başını hafifçe sallayarak eşlik ediyor, şarkının melodisini dahi mırıldanıyordu.

Sonunda şarkı bittiğinde, gülümseyerek -????- Angin'e döndü. "İyi değil miydim?"

Angin, hala şaşkın olsa da, hayranlığı şaşkınlığını baskıladı ve heyecanla başını salladı. "İyiydi! Sesin çok güzel abang."

Fakat bakışlarını tekrar yola diken Beliung'un ifadesinde birdenbire hayal kırıklığı ve belki biraz da öfke belirmişti. Nitekim bir daha da konuşmadı.

Mavi'yi, hastanenin karşısına park ettiler ve arabadan indiler. Angin hastanenin önünde duran Voltra ve Halilintar'ı görünce, Beliung'un uyarılarının tamamını duymazdan gelerek karşı kaldırıma koştu.

Voltra'nın irileşen gözlerini fark ettiğinde, arabaları hesaba katmadığını fark etti. Bir şey düşünemeden, aniden sıkıca sarıp sarmalandığını hissetti.

"Angin."

Gözlerini açtığında Beliung'un kısmen de olsa endişeyle parlayan neon mavisi gözleriyle karşılaşmayı beklemiyordu.

"A-abang...? Sen nasıl—" Kafa karışıklığı içerisinde ağabeyine bakarken, sustu. Beliung çok hızlı koşabiliyordu değil mi? Ama bu... Saniyelik bir şey değil miydi? "Nasıl yaptın?"

"Önemli bir şey değil." Beliung Angin'i bırakırken, üstünü silkeledi ve ayağa kalktı. Tekrar ifadesizleşmişti.

"Bizi korkuttun Angin!"

Angin irkildi ve çekinerek, hemen arkasında duran Voltra'ya döndü. Ağabeyi iki elini beline yaslamış, son derece öfkeli bir şekilde kendisine bakıyordu. Halilintar'sa kendi kendine mırıldanıyor ve Beliung'a kaçamak bakışlar fırlatıyordu. Ağabeyi de bunun farkında gibiydi fakat umursamıyor gibi görünüyordu.

"Bir de seninle mi uğraşmamız gerekiyordu?"

Yanağını ovuştururken, gergince kıkırdadı. "Şey, üzgünüm abang Voltra... Sorun çıkarmak istemedim."

Voltra Angin'i azarlamaya devam edemeden, Beliung onu durdurdu. "Yeterli. Halilintar'ın ayakta dikilmesi değil, oturması gerekiyor." dedi kayıtsızca ve Halilintar'ın diğer koluna girdi.

"Beni neden çok kırılganmışım da her an parçalanabilecekmişim gibi tutuyorsunuz?" diye homurdandı Halilintar. İfadesine bakılırsa, kendisine böyle davranılması hoşuna gitmemişti.

Angin Halilintar'a göz kırparak, "Hadi~ Abang Beliung'a da karşı çıkacak değilsin!" diye güldü.

Beliung kaşını kaldırdı fakat herhangi bir tepki vermedi.

Arabaya otururlarken, Voltra bir kez daha Angin'e döndü ve ciddiyetle konuşmaya başladı. "Angin, Halilintar'a fazla dokunmamaya çalış. Onunla oynamak istediğini biliyorum fakat hala iyileşme evresinde ve dikişleri var. Enfeksiyon kaparsa bir süre daha oynayamazsın."

"Elbette, elbette dikkat edeceğim abang." dedi Angin ciddi görünmeye çalışarak ve bu herkesin kıkırdamasına neden oldu—Beliung bile, "Seni küçük bilmiş." diye yorum yapmaktan kendini alamadı.

...

Eve girişleri tam bir curcunaydı. Halilintar içeri adımını atar atmaz, herkes aynı anda, "Umarız hoş bulursun Halilintar!" diye bağırdı -13 kişiden oluşan bir koro- ve sonra uzun bir kahkaha tufanı koptu.

Sonraki birkaç gün de aynı geçti; hep beraber yemekler yendi, vakit geçirildi, Halilintar'ın yatağında dinlenirken sıkılmaması için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Evet, odak merkezi genellikle Halilintar'dı ve kendisi bundan son derece hoşnutsuzdu.

Bu şekilde, pazartesi günü, beklenenden daha hızlı gelmişti. Gece, herkes yorgun argın yatağa girdi. Voltra ve Halilintar dışında herkes eğitime geri dönecekti ve iyi dinlenmeleri gerekiyordu.

Ama kimsenin beklemediği bir şey olacaktı.

...

"Abang Voltra!"

"Ne oluyor—!" Voltra uykusundan, biri tarafından sarsılarak uyanırken, şok içerisinde bağırdı—hemen ardından Halilintar'ı uyandırmaması gerektiğini kendine hatırlattı. Gözlerini kırpıştırdı ve başında dikilen silueti tanımaya çalıştı. "Ha-a? A-Angin? Ne oldu?"

"Abang Beliung!" diye neredeyse bağırdı Angin, Voltra'nın başının bir kez daha zonklamasına neden olarak.

"Ne olmuş Beliung'a?" diye sordu, sersemce gözlerini ovuştururken. Henüz 'Beliung' ve 'sorun var' kelimelerini zihnine işleyemediği belli oluyordu.

"Hasta olmuş! Bir gecede!" diye devam etti Angin, panikten sesi iyice yükselerek.

"Olabilir. Herkes ara sıra hasta olur." dedi Voltra kayıtsızca. Zavallı gencin kafası öylesine allak bullak olmuştu ki, Beliung'un hasta olmasının ne kadar tuhaf olduğunu fark edememişti.

"Ama çok sıcak! Ve sayıklıyor..." dedi Angin, sesi yavaşça kısılırken. Voltra'nın sakinliğinden dolayı, ifadesi hayal kırıklığı ile rahatlama arasında gidip geliyordu.

"Ha? Bekle bir dakika— ne dedin?" Voltra sonunda olayı kavrayabildiği için yüzünde şaşkınlık ve endişe karışımı bir ifade oluşmuştu. "Emin misin?"

"Çok eminim!" diye başını salladı Angin, onun endişelendiğini sezince rahatlamıştı. Bir an için ağabeyinin onu dinlemeyeceğinden korkmuştu.

"Tamam, bir bakalım."

 Her şeyden habersiz olan Halilintar'ın yukarıda homurdandığı duyuluyordu. "Sabahın bu saatinde neden gürültü yapıyorsunuz?..."

Angin onayı alınca, Voltra'nın elini tuttu ve onu odalarına sürükledi.

"Geliyorum Angin, beni sürüklemene gerek yok..."

"İşte, bak!" dedi Angin, parmağıyla Beliung'un alttaki yatağını işaret ederken.

"Ah." Voltra bile son derece şaşkındı şimdi. Beliung gerçekten de hasta görünüyordu, hem de çok hasta. Üzerindeki örtüyü kenara, ayak ucuna fırlatmıştı ama kollarını vücuduna dolamış, tir tir titriyordu. Aşırı sıcaktan veya belki de bir yeri ağrıdığı için, alçak sesle inlemekteydi.

Voltra yaklaştı ve elini Beliung'un alnına değdirdi. Dokunduğu anda da geri çekti, kaşları çatılmıştı. "En son ateşi bu kadar yükseldiğinde hala çocuktu. Şimdi neden?..."

"İyileşecek mi abang?..." diye sordu Angin, endişe içerisinde.

"İyileşecek inşAllah (y.n: gülerseniz pataklarım)... Ama tamamen iyileşene kadar ondan uzak durmalısın Angin. Bulaşıcı bir şey olması ihtimaline karşı—ki öyle olduğunu düşünüyorum." dedi Voltra ciddiyet içerisinde, bakışları Beliung'tan bir türlü ayrılmıyordu.

"Peki abang..."

Voltra kardeşine döndü ve saçlarını karıştırdı. Gülümsemeye çalışsa da, gözleri endişe ve kafa karışıklığıyla parlıyordu. "Beni Beliung'la yalnız bırakabilir misin?"

Angin biraz korkuya kapılmasına rağmen, itiraz etmedi ve başını salladı. "Ta-tamam abang?..."

O odadan çıkınca, Voltra kapıyı kapattı ve ranzanın yanına, yere çöktü. Kibarca ama sertçe Beliung'un omzunu sarsarken, biraz sinirli görünüyordu. "Yine ne yaptın Bel?"

Beliung onun elini ittirirken, homurdanarak sırtını döndü. "Bir şey yapmadım... Ra-rahat bırak beni..."

"Bir şey yapmadın mı?" Voltra'nın sesi öfkeyle, bir perde daha yüksekten çıktı. "Tişört ve hatta şort giyecek kadar sıcaklıyorsun ama aynı zamanda titriyorsun. Bir şey yapmadın mı demek oluyor bu? Bir şey yapmış olmalısın ki, alev alev yanıyorsun."

"Ne olduğunu biliyorsan neden soruyorsun?" diye homurdandı Beliung, ona dönmeye tenezzül bile etmeden.

"Bazen gerçekten de dayaklık oluyorsun." diye tısladı Voltra, Beliung'un sırtına sinirli fakat şakayla karışık bir yumruk atarak.

"Bunu söylemek seni rahatlatmış olmalı..." diye mırıldandı Beliung, Voltra yüzünü göremese de, dudaklarının muzip bir gülümsemeye kıvrıldığını hissediyordu.

Bir kez daha ona uyarı niteliğinde vurmaktan kendini alamadı. "Endişeleniyorum seni vurdumduymaz aptal."

"Yeter, dokunma bana..." diye inledi Beliung. "Yalnız bırak beni."

"Tabii efendim tabii, sağlığınız çok yerinde çünkü, değil mi?" diye alay etti Voltra fakat beklenmedik bir şekilde ayağa kalkmıştı. "Pekala. Seni yalnız bırakacağım Beliung. İstediğin gibi hasta olabilirsin."

Odadan çıkacakken, kapının orada duraksadı ve ekledi: "Ve bir dahakine ölçülü davran. Kendini hasta edecek kadar çalıştığını biliyordum ama engel olmak istemedim. Malum sen 'bağımsız' ve 'aklı başında' bir gençsin."

Beliung dirseklerinden destek alarak hafifçe doğruldu, onun alaylarına daha fazla sabredemeyecekti. "Yeter! Çık odamdan! Çık!"

Ne var ki onu kovalayamayacak kadar halsizdi.

Voltra kıkırdayarak kendi odasına geri dönerken, kapıda başka biri belirmişti. Hala öfkeyle soluyan Beliung, ismini söyleyene kadar, onun varlığını fark etmedi.

Başını çevirip ilgisiz gözlerle baktı.

Angin kapı eşiğinde durmuş, kaygıyla kendisine bakıyordu. "Abang?... İçeri girebilir...miyim?"

"Ne istiyorsan yap..." diye homurdandı Beliung, yüzünü duvara çevirirken. Özgürce iyileşmek istiyordu, rahatsız edilmek değil.

Angin içeri girerken, kapıyı arkasından kapattı. Aklında kalacağına yanında kalmalıydı. Kesinlikle. Ama önce Beliung'un üstüne kalın bir şeyler örtmeliydi. İsterse kızsındı, bunu yapması gerekiyordu. O, hastayken kendisiyle ilgilenmemiş miydi? Öyleyse şimdi sıra Angin'deydi.

"Ha?"

Üstüne bulabildiği en iyi şeyi örttüğünde, Beliung şaşırdı. Hatta Angin'e ne yaptığını sormak için ağzını açtı fakat ağzından çıkan tek şey mutlu bir iç çekiş oldu. Tamam, bu rahatlatıcıydı; sıcak, rahat ve yumuşak...

"Ben şimdi aşağıya ineceğim abang, Gempa ve abang Crystal'e kahvaltı hazırlamalarında yardım edeceğim."

"Hmmm..."

...

"Hayır hayır hayır, bu olamaz, olmamalı, hayır... Beni serbest bırakmazlar, lütfen doğru olmadığını söyleyin..."

"Maalesef... Elimizden geleni yaptık ama..."

"Lütfen beni affedin beni... Bunu yapmak istememiştim..."

Beliung kötü bir uyku geçiriyordu. Zihninin, kalbinin derinlerine gömdüğü kötü anılar, kabuslar aracılığıyla su yüzüne çıkıyordu. İşin kötüsü, bunu engelleyemiyordu ve sonucunda... panik atak geçirebilirdi.

Hatırlamadığı yüzler, canını acıtan anılar... Beliung sorularla doluydu, hatta Pandora'nın kutusunun ta kendisiydi. Eğer açılırsa hiçbir şey eskisi gibi olmazdı.

"Ha!?"

Nefesi kesilerek uyandı. Avuçlarını gözlerine bastırdı, gözleri aşırı ateşten yanıyordu. Başı, hatta tüm kasları ağrıyordu. Sanki saatlerce taş taşımış da öyle uyumuş gibi hissediyordu.

Kendini tekrar yatağa bırakmayı düşünemeden, odanın kapısı açıldı ve içeri... 6 kardeşi girdi; Voltra, Crystal, Nova, Blizzard, Rimba ve Gamma.

Beliung'u ürküten bir anı tekrar gözünde canlandı ve savunmacı bir tavırla gözlerini kıstı. "Ne istiyorsunuz?..." Sesi istediğinden daha kısık ve zayıf çıkmıştı.

Hepsi yere çöktü, hilal şeklinde oturdular. Crystal sakin ama ciddi bakışlarını Beliung'a sabitlemişti. Hafifçe gülümsüyor olsa da, bakışları ciddi bir mesele için yanında bulunduklarını belli ediyordu. "Beliung... Biz şey hakkında konuşmak istiyoruz..."

Söze girmeyi başaramıyor, diye düşündü Beliung, sinirlenerek. Benim dinlemeye katlanamayacağımı mı düşünüyor?

"Angin." diye sözü sertçe ondan aldı Voltra ve isim Beliung'un irkilmesine neden oldu. Fakat hemen toparladı ve kollarını kavuşturarak Voltra'ya baktı. "Neyi ima etmeye çalışıyorsunuz?"

"Halilintar'ın yaralandığı gün olanları hepimiz biliyoruz." dedi Crystal sakince ve bu Beliung'un kaşlarını çatarak Voltra'ya bakmasına neden oldu. Hepsine anlatmıştı demek?

"Yani?" diye sordu, umursamaz davranmaya çalışarak.

"Neden böyle davrandığını bilmek istiyoruz." dedi hepsi aynı anda ve Beliung sırtından soğuk terler boşaldığını hissetti.

Neden mi? Neden bunu yapmıştı sahi?

Ah, evet, doğru. Oydu. Ama bunu anlatsa da kimseyi kendine inandıramazdı.

Başını iki yana salladı, bakışları kendisinden şüphelenip durdukları için hüsranla doluydu. "Bunu bilmenize gerek yok. Önemli bir şey değil ama mantıklı ve sizi temin ederim ki Angin zarar görmedi."

"Yaklaş, Beliung." diye emretti Crystal sakince, fakat gözleri şefkatle parlıyordu.

Beliung tereddütle söyleneni yapınca, bir anda 6 kişi tarafından sarmalandığını hissetti. En içte Crystal, Rimba ve Nova, dışta ise isteksiz üçlü Voltra, Blizzard ve Gamma vardı.

"Seni yargılamıyoruz Beliung." dedi Crystal gülümseyerek, kafası karışmış gibi görünen Beliung'un lacivert saçlarını karıştırırken. "Biz hepimizin ailesiyiz ve sen de bizim ailemizin bir parçasısın."

Voltra gözlerini devirdi. "Crystal yine her zamanki dramatik konuşmalarına başladı."

Gamma umutsuzca başını salladı, fakat omuzları sessiz kahkahalarla sarsılıyordu. "Crystal umutsuz vaka, dostum."

Crystal ikisine de ölümcül bir bakış attı. "İkiniz de kapayın çenenizi."

Nova ve Rimba ise, Beliung'un yanaklarını sıkmakla meşguldü. "Uzun zamandır seni böylesine sevgiye boğmamıştık, yaşasın!"

Beliung'un kendisi ise suratını asmıştı. "Dokumayın bana!"

Blizzard başını iki yana salladı, yüzü sakin görünse de, gözlerinde eğlenceli bir parıltı vardı. "Bu sefer seni bırakacaklarını sanmıyorum."

Beliung yalnızca bir iç çekebildi ve başını, kendisinden ayrılmayacağı açıkça belli olan Rimba'nın omzuna yasladı. Hala hasta ve halsizdi, ama kimseye söylemese de, bu ilgi ve şefkat ona iyi gelmişti.

...Umut dolu, neşeli, eski günlere ışınlanmıştı sanki.

Devam Edecek...

Kafanızı karıştırmadan yapamıyorum ne yapayım?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11