TAUFAN İLE YEDİ GÜN- 3: KARDEŞİMLE BİR GÜN
3: Kardeşimle Bir Gün
"Taufan... Taufan... Taufan!"
"Ha—ne oldu?!" Taufan irkilerek düşüncelerinden sıyrılırken gözlerini kırpıştırdı ve burnunun dibine girmiş kardeşini görebilmek için geri çekildi. "Uuh.. Blaze?"
"Evet, benim!" diye tısladı Blaze fakat pek mutlu görünmüyordu. Aksine sinirli olmalıydı ki, ellerinden buharlar çıkıyordu (o ateş elementi). "Beni duymamanın sebebi nedir?"
"Eheheheh... Düşünüyordum." diye kendini savunmaya çalıştı Taufan yanağını ovuşturarak fakat Blaze onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı. "Çok fazla düşünüyorsun... Şimdi beni dinle. Harika bir fikrim var—"
"Bekle." Taufan elini kaldırarak kardeşini susturdu ve kaşını kaldırarak, "Bu fikri Halilintar'a sordun mu?" diye sordu. Normal bir soru gibi görünebilirdi ama oldukça önemliydi ve ayrıca oltalama sorusuydu.
"Elbette!" diye bağırdı Blaze öfkeyle. Bunun üzerine Taufan onu daha fazla kızdırmamak adına sustu ve konuşmasını işaret etti.
"O kırmızı pikachu'ya sordum ve o da kararı senin vereceğini söyledi. Gerisine karışmayacakmış."
"Peki bu harika fikir tam olarak ne?"
"Birlikte dışarı çıkalım!" dedi Blaze, kehribar gözleri çocuksu bir coşkuyla parlıyordu fakat Taufan yavaşça başını iki yana sallayınca, kaşları çatıldı. "Ama niye?! Halilintar zaten izin verdi!"
"Korkarım Gempa izin vermeyecek." dedi Taufan yavaşça. Pek bir şey söylememişti ama ses tonundaki bir şey çok umut kırıcıydı. "Ayrıca her gün dışarı çıkıyoruz zaten, değil mi? Bugünün özelliği ne?"
"Çünkü bugün... Çarşının oraya gidebiliriz!" dedi Blaze tekrar aydınlanarak fakat Taufan tekrar başını iki yana salladı. "Sanmıyorum Blaze... Hem zaten uykum var. Hali'yle yaşadıklarımızı biliyorsun değil mi? Güzel, şimdi biraz kestireceğim..."
Taufan kanepenin kırlentini başının altına koydu ve birkaç dakika sonra gerçekten de uykuya daldı.
Blaze ise, yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden surat asmaktaydı. Aklından neler neler geçti... Solar'ın laboratuvarından zihin kontrolünü sağlayan bir serum çalmayı ya da Gempa'dan Taufan'ı ikna etmesini istemeyi bile düşündü.
Sıkıntı içerisinde inledi ve yerinden kalkıp, yukarı kata, Ais'ın yanına gitmeye çalıştı. Fakat kapıdan çıkamadan biriyle çarpıştı. Ah, dalgınlık...
"Heh, ikna olmadı değil mi?"
Blaze başarısızlığıyla dalga geçmekten hoşlanan Halilintar'a dilini çıkardı ve yukarı çıkmayı tamamen unutarak, omzuna pek de şakası olmayan bir yumruk attı. "Defol git... Zaten—"
"Ah, hayal kırıklığı..." diye iç çekti Halilintar dramatik bir şekilde ve bu sefer Blaze ona ciddi derecede sert bir tekme attı. "Kapa çeneni! Urgh, seni sinir bozucu kızgın kırmızı pikachu!"
Halilintar ciddileşerek, "Tamam, sus. Onu uyandıracaksın." dedi ve huzursuzca bir şeyler mırıldanarak diğer tarafına dönen Taufan'ı işaret etti. "Zaten uykusuz ve o uyuyamamak düşüncesinden nefret ediyor. Bu yüzden sessiz ol."
"Beni sen sinir ediyorsun." diye homurdandı Blaze kasıtlı olarak ona omuz atarak fakat onunla aynı kanepeye oturmuştu.
(B: Başka kanepe yoktu!)
"O zaman sen de sinir olma." diye fısıldadı Halilintar neşeyle ve onun delici bakışlarını görmezden gelerek devam etti. "Taufan gelmek istemiyor, çünkü benim sorunuma çare bulamadığı için çıldırıyor. Gerçi bence çıldırmasına gerek yok, ben bile bu durumla barıştım... Neyse. Bir de depresyonu var tabii..."
"Sen çok konuşabiliyorsun." dedi Blaze, ses tonu kayıtsızdı fakat kaşlarını kaldırmasına bakılırsa şaşırmıştı. "Eskiden senin dilini yuttuğunu düşünürdüm."
"Kelimeleri gerekli olduğu kadar sarf etmek, sıradan ve herkesin yapması gereken bir tasarruftur." dedi Halilintar bilgece bir tavırla. Oturduğu yerden kalkarken, Blaze'e göz ucuyla baktı ve aniden elinde tuttuğu kırlenti yüzüne yapıştırdı.
"HEY!" Blaze öfkeyle Halilintar'a üst üste tekme attı fakat kardeşi koluyla hepsini savuşturdu. Sonra da sırıttı. "K ve O... K.O."
"İİİSH!" Blaze'in elleri alev alırken, öfkeyle titreyerek ona baktı.
"Neyse, nitekim Taufan dinlendikten sonra seninle gelmek isteyecektir." dedi Halilintar onun alevleriyle ilgilenmeden ve salonun kapısında durup ona göz kırptı (?). "Tabii, nasıl olsa bana inanmazsın sen şimdi..."
"Ööf, defol git!" Blaze elini kovalarcasına salladıktan sonra, çizgi romanlarından birini almaya gitti. Taufan uyanana kadar da, orada oturdu ve çizgi roman okudu.
Taufan uyandığında, saat ikiye geliyordu.
"A-aah... Oh, Blaze, burada mıydın?" Taufan gözlerini ovuşturmayı bıraktı ve gülümsedi. "İyi ki uyumuşum. Biliyor musun, öğlen yarım saat dahi uyusam bile çok iyi geliyor."
"Farkındayım." Blaze kendi kendine bir şeyler homurdandıktan sonra, keyifsizce kardeşine baktı. "Sanırım çarşıya gitmek istemezsin."
"İsterim." dedi Taufan gülerek—içten bir kahkaha. Blaze'in sevdiği türden. "Dinlediğim için, çarşıya kadar yürüyüp, orada dolaşabilir ve eve kadar da yürüyebilirim."
"Yok yok, o kadarı gerekli değil." diye kahkaha attı Blaze, kardeşinin neşeli hali ona da geçmişti.
"Hadi gidelim o zaman."
Çarçabuk hazırlandılar ama elbette evden çıkmak o kadar kolay olmayacaktı.
"Siz ikiniz nereye böyle?"
Bu sırada ayakkabılarının bağcıklarıyla uğraşan iki kardeş aynı anda gergin bir kahkaha attılar ve sorgular bakışlar atan Gempa'ya döndüler. "Çarşıya...
"Size kim izin verdi peki?" diye sordu Gempa gözlerini kısarak fakat kardeşler cevap veremeden, Halilintar yanında belirdi (onu korkuttu ama tabii farkında değildi). "Bırak gitsinler, ben izin verdim."
"Öyleyse sorumluluk sana ait." dedi Gempa kuşkulu bir şekilde ama Halilintar tereddüt etmeden, "Eğer bir yere veya kendilerine zarar verirlerse tüm masrafları ben karşılayacağım." diyerek garantiledi.
Gempa kardeşinin kendisiyle alay ettiğinden şüphelense de, başını sallayarak onayladığını belirtti.
"Hey! Bize bebek gibi davranmayı bırakın, on dört buçuk yaşındayız!" diye karşı çıktı Taufan fakat aslında sinirli filan değildi.
"Evet, sağduyu yaşınız da beş." diye cevapladı Halilintar kayıtsızca ve bunun üzerine hepsi güldü. Onun şaka yaptığını biliyorlardı elbette.
"Şaka bir yana..." Halilintar gülmeyi bıraktı ve cebinden çıkardığı telefonunu ikizine fırlattı. "Al bunu. Ve seni uyarıyorum, acil aramalar dışında telefonumu karıştırırsan seni yaptığına pişman ederim."
"Fotoğraf?" diye sordu Taufan umutla.
Neyse ki Halilintar başını salladı. "O olur. Ama bunu dışında bir şey yaptığını görürsem veya duyarsam..." Elini boynuna götürdü ve kesme işareti yaptı.
"Ehehehe... Anlaşıldı. Sonra görüşürüz, assalamualaikum!" Taufan kapıyı hemen çekti ve elinden geldiğince hızlı bir şekilde evden uzaklaştı.
"Biz niye koşuyoruz şimdi?" diye sordu Blaze nefes nefese, tramvay durağına binecekleri yere ilerlerken.
"Uff, ne bileyim, Hali'den kaçacağım derken ne yapacağımı şaşırdım." diye söylendi Taufan ve biraz yavaşladı.
Birlikte tramvay durağına vardılar ve tramvayın gelmesini beklediler. Zaten çok geçmeden çarşıya giden tramvay geldi ve bindiler.
Taufan cam kenarında boş bir koltuk bulup hemen oturdu ve Blaze'e de oturmasını işaret etti fakat kardeşi başını iki yana salladı. "Yok, ben ayakta daha iyiyim."
Taufan şaşırsa da, bir şey demedi ve camdan dışarısını seyretmeye koyuldu. Dükkanlar, arabalar, yollar... Taufan'ın izlemeye bayıldığı şeylerdi bunlar.
Blaze oturup yolu izlemeyi sıkıcı bulurdu, açıkçası aşırı enerjik biri olduğu için oturup başka hiçbir şey yapmadan izlemek onun için çok bunaltıcıydı.
Bu yüzden tramvayın içinde ara sıra dolaştı, onu dinlemediğini bilmesine rağmen Taufan'a bir şeyler anlattı ve birkaç durağın sonunda pes ederek, yanına oturdu.
Kardeşi o kadar huzurlu görünüyordu ki, "Pencereden dışarıyı izlemenin anlamı ne?" diye sordu. "Bunlar neredeyse her gün gördüğümüz şeyler."
"Olabilir ama kimin umurunda?" dedi Taufan gülümseyerek ve izlemeye geri döndü. Blaze de daha fazla iğneleyici yorum yapmaktan kendini alıkoydu. Kardeşiyle çok iyi anlaşıyor olmasına karşın, düşünce yapılarının çok farklı olduğunu o da biliyordu.
Sonunda çarşıya geldiler ve dolaşmaya başladılar. Blaze etrafa daha çok yemek odaklı bakarken, Taufan daha çok hediyelik eşyalarla ve işine yarayabilecek pastacılık aletleriyle ilgileniyordu. Tabii koca bir çarşıyı turladıktan sonra o da yemeklere bakacaktı ama henüz değil.
"Hey Blaze." Taufan bir süredir incelediği şeyden başını kaldırmadan, kardeşine seslendi. "Baksana, şu tam da Hali'ye göre. Zaten ablamın hediye ettiği kupayı kırdığımız için kızgındı, ona yenisini alarak bunu telafi edebiliriz değil mi?"
Fakat cevap gelmedi.
Taufan korkuya kapılarak etrafına baktığında, kardeşinin yakındaki bir seyyar satıcıdan atıştırmalık bir şeyler almakta olduğunu gördü ve rahatladı. "Blaze!"
"Hmm?" Aldığı şeye gömülmüş olan Blaze şaşkınlıkla yaklaştı ve onun işaret ettiği şeye baktı. Sonra ağzı dolu olduğu halde güldü. "Hmmm hmmm... Hmm hmmmm hm hm hma hmm hmşph¹."
"Değil mi? Bence de sevecek." diye onayladı Taufan Blaze'i en iyi anlayabilen üçüncü kişi olarak² ve birkaç şeyle beraber bardağı da alarak o dükkandan ayrıldılar.
Çarşının sonlarına doğru, tam da ikisinin damak tadına uyacak menüleri olan bir erişte dükkanı gördüler.
"A-ha! Burada kesssinlikle ramen olmalı." dedi Blaze ve hala hayran hayran etrafı inceleyen Taufan'ı kolundan yakalayarak oraya sürükledi.
"E-eeeh?! Ne yapıyorsun Blaze! Henüz şuraya bakmadım!" diye karşı çıktı Taufan çırpınarak fakat Blaze kararından taviz vermeyecekti. "Ah hadi ama, saatlerdir yürüyoruz." diye homurdandı. "Hem inan bana, buna bayılacaksın."
Ve onu dükkana soktu.
Gerçekten de, bir süre sonra Taufan mutluluk içerisinde bir tabak ramen yiyordu.
"Dedim değil mi? Sevdin." Blaze arkasına yaslanırken, memnun bir ifadeyle sırıttı. Sürekli sorun çıkaran ve bencil biri gibi görünse de, aslında çevresine oldukça değer veren biriydi. "Bir tabak ramene kim hayır der ki?"
Yemeklerini bitirdikten ve tabii hesabı ödedikten sonra, dışarıda yol kenarındaki banklardan birine oturdular ve ufak, dizi dizi dükkanlarla dolu çarşıyı seyrederken dinlendiler.
Neden sonra Blaze ansızın, "Senin sorunun ne?" diye sordu. Bir süredir gökyüzüne bakan kardeşinde bir tuhaflık sezmişti ve sezgileri onu yanıltmazdı.
"Hm? Ben mi? Hiç..." Taufan omuz silkti ve güldü fakat başını tekrar çeviremeden, Blaze onu omuzlarından yakaladı ve ve gözlerinin içine baktı. "Düzgünce cevap ver. Ben o pikachu gibi yalanlara katlanamıyorum, bu yüzden sabrımı sınama ve bir şeyler saklamayı bırak."
"Bir şey sakladığımı da nereden çıkardın?" Taufan tekrar güldü fakat Blaze cebinden belli bir kutuyu çekip alınca, gülüşü dondu. Şaşırmakla beraber, suç üstü yakalanmanın verdiği o öfkeyle kaşlarını çatmıştı. "Sen bunu nereden—"
"Beni aptal mı sanıyorsun? Elbette evde neler olup bittiğini biliyorum." Blaze sinirli bir şekilde güldü ama kolunu Taufan'ın omzuna atıp onu kendine çekerken, kehribar gözleri nadir bir duyguyla, anlayışla parlıyordu. "Elbette en sevdiğim kardeşimin sorunlarını bileceğim."
"Sekiz tane kardeşin var ve en çok beni mi seviyorsun? Ne şanslıyım!" diye güldü Taufan, konuyu değiştirmek istediği açıktı ama Blaze neredeyse tehditkar bir tonda, "Söz ver. O hapları içmeyeceksin." dedi. "Onlara bağımlısın ve gittikçe daha da fazla kullanıyorsun."
"Herkesin rahatlama şekli farklıdır." Taufan banktan kalktı ve göğe bakarken gülümsedi. Blaze bir kez daha, gerçek Taufan'ı gördü; güçlü, her şeyi içinde tutabilen ama en nihayetinde yeniyetme bir çocuk.
"Hadi eve dönelim, hava kararmaya başladı." dedi Taufan konuyu uzatmadan ve Blaze de ısrar etmedi. Yalnızca, kaşını kaldırarak, "Söz mü?" diye sordu. Elinde hapların bulunduğu kutuyu tutuyordu.
Taufan kutuyu aldı ama gülümsüyordu. "Bakacağız."
Eve dönerken Taufan yine yolu izledi ama Blaze bu sefer hiçbir yorum yapmadı.
...
"Siz ikiniz! Neredeyse akşam ezanı okunacak! Nerede kaldınız?!"
"Ah hadi ama Gempa..." Taufan kıkırdadı ve bu hareketi üzerine daha sinirli görünen Gempa'nın yanağını dürttü. "Yolda olduğumuzu biliyordun değil mi? Canlı konum gönderdik."
"Doğru... Ve çok fazla para harcadığınızı da görüyorum." dedi Halilintar ölümcül derecede alçak bir tonda ve telefonunun ekranını Taufan'ın yüzüne tuttu. "1500 lira?..."
"A-ahahaha..." Taufan gergince kıkırdarken soğuk terler döktü. "C-cüzdan Blaze'in cebindeydi..."
"Ah! Taufan!"
"Hey sakin ol, bayılmadı. Sadece ödemek zorunda kalacağı para kalbine ağır geldi."
Her şeye rağmen, Taufan'ın bakışlarına bir canlılık geldiğini, daha rahat güldüğünü fark etmişlerdi fakat sorgulamadılar.
Böylesi çok daha iyiydi.
Devam Edecek...
¹: Blaze burada, 'Hm hm, tam olarak Halilintar'a göre bir şey.' dedi. Ehe, mükemmel konuşması için Blaze'e teşekkür ediyoruz.
²: Blaze'in her türlü davranışını ve sözlerini anlayabilen tek kişi Ais'tır. Ondan sonra onu neredeyse her türlü anlayabilen Gempa gelir. Ve son olarak Taufan, Blaze'in her söylediğini anlayabilir fakat davranışlarının arkasındaki nedeni çözemeyebilir.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder