BLAZE İLE YEDİ GÜN- 1: TAVUK
1: Tavuk
Blaze. Dördüncü yediz, ki bu onu aynı zamanda ortanca yapıyor. Ateşli, fevri, pervasız ve bazı insanlara sinir bozucu gelen bir kişiliğe sahip.
En iyi anlaştığı kardeşleriyse; Ais, Taufan ve Duri'dir. Ama kardeşlerinden birini seçmesini isterseniz kim ne derse desin, Ais'ı seçer. Ais onu en iyi anlayan kişi çünkü.
Bu seride size Blaze'in saçmalıklarından söz edeceğiz (söz vermiyorum ama angst olmayabilir).
...
"Eğer şunu kesmezsen tavukların akşam yemeğim olur!"
"Tavuklarının can güvenliği için bunu yapmasan iyi edersin."
"Bunu yaparsan tavukların kızarmış körili tavuklara dönüşür, ona göre. Ondan sonra oturur ağlarsın."
Eh, konu Blaze olunca tabii, uslu durması için tehdit etmek gerekebiliyordu. Ama dışarıdan görecek biri için bu tehditler çok, çok komikti. Tavuk? Cidden mi?
Eh, bir nevi. Blaze eskiden beri tavuklara ilgi duyardı ve her gördüğü tavuğa küçük (!) sürprizler yapardı... İyi açıdan bakın, o kadar koşmuş tavuğun yumurtası da lezzetli olurdu, sonuçta gezen tavuk yumurtasıydı!!!
Eee, geniş bir bahçeleri de olunca, Blaze (Halilintar, Gempa, Iman ve Tok Aba'nın toplu izniyle) eve tavuk almaya karar verdi. Tavuklar ve onlara gözcülük etmesi için bir horoz.
Blaze'in ne kadar mutlu olduğunu anlatmaya gerek yok ama tabii, zavallı tavukların ne tehditlere maruz kaldığını söyleyemeyeceğim...
Halilintar onu aşırı sinirlendirdiğinde, "Tavuklarını akşam yemeğim yaparım." derdi—ve bunu söylediğinde, söylediğini yapacak kadar sinirli olurdu!
(Blaze ona ne yapıyordu?...)
Ais, ikizi onu atıştırmalık abur cuburlarını yemekle tehdit ettiğinde, karşılık olarak, "Eğer bunu yaparsan tavuklarını bir daha göremeyebilirsin." derdi. Sakince ama karanlık bir sakinlik.
"Seni aptal! Eğer laboratuvarıma bir daha izinsiz girersen tavukların deney farelerim olacak!"
Eh, bunu söylemeye bile gerek yok. Blaze'in haşarılıklarından bıkmış bir Solar.
Blaze genellikle bu tehditlere, kızarak, karşı çıkarak karşılık verirdi—yani, tabii haklı olduğunu düşünüyorsa, ya da kavga etmek istiyorsa... Yani ikisi de.
Peki... Blaze'in tavuklarıyla ilişkisi nasıldı?
...
(Eh, Taufan İle Yedi Gün'den sonra, Blaze ile eğlenen yazarı göreceksiniz)
"Kibrit çöpü! Kalk!"
"Ya yürü git, sabahın köründe ne bağırıyorsun..." diye homurdandı Blaze kaba bir şekilde ve başını yastığın altına soktu. Bu şekilde Halilintar'ı görmezden gelmek istemişti ama elbette ondan kurtulabilen bir uykucu yoktu.
"Bıraksana oğlum! Allah Allah..." diye bağırdı Blaze sinirle, onu yataktan aşağı çeken Halilintar'a tekme atarak. 'Yatan tekme'.
"Kalk. Gempa çağırıyor." diye tekrar etti Halilintar soğukça ve kendisine bir tekme daha savuran Blaze'e ölümcül bir bakış fırlattı. Parmaklarında küçük kıvılcımlar belirmişti.
"Baştan söyleseydin sen de!" diye karşılık verdi Blaze alev alan yumruğunu kaldırarak. "Sabah sabah horoz gibi öttün, sesin güzel olsa hadi neyse de..."
"Ne demeye çalışıyorsun—"
"Kargalardan daha bed seslisin." diyerek dilini çıkarttı Blaze ve yeterince öfkeli olan Halilintar'ın karanlık bakışlarına aldırmadan aşağı indi.
Gempa ve Taufan mutfakta oturmuş, kim bilir ne hakkında konuşuyorlardı. Onun geldiğini görünce sustular—yani, Gempa sustu. Taufan'sa bir süre daha konuşmaya devam etti.
"Blaze, senin tavukların yumurtluyor değil mi?" diye sordu Gempa biraz tereddütle—konu tavukları olunca Blaze'in ne tepki vereceğini bilmek mümkün değildi.
"Evet... Neden?" diye sordu Blaze kaşını kaldırarak, kuşkulanmıştı.
"Kahvaltı için biraz alsak—"
"Hayır! Onlar civciv olacak!" diye karşı çıktı Blaze kollarını kavuşturarak.
"Ve tavuk olunca o piliçleri kesip ızgara yapacağız!" dedi Taufan neşeyle—aslında sadece şaka yapmıştı ama karşılık olarak Blaze onu 'biraz' patakladı.
Taufan bir yandan gülüyor, bir yandan da, "Ah! Ah! Tamam ya, şaka yaptım sadece!" diyordu.
"Şaka yok. O tavuklar benim." diye homurdandı Blaze çocuk gibi surat asarak.
"Peki peki, ama madem yumurta vermiyorsun... Taufan yumurta alsın o zaman."
"Niye ben?! Hali gitsin!"
"O daha yeni markete gitti, yumurta almaya da sen git."
"Uff... İyi."
Blaze ise çoktan bahçeye çıkmıştı bile. Tavuklarını her sabah kontrol ederdi, onun için rahatlama yeri orasıydı. Bu açıdan Duri'yle ortak bir noktaları vardı; ikisi de bahçeyi rahatlama yeri olarak kullanıyordu.
"Oh ya, buradan daha rahat bir yer yok..." dedi Blae kendi kendine, kümesinin dışındaki çimenlere oturmuştu. Bir süre konuşmadan ilgiyle tavuklarını izledi. Chiki adını verdiği bir tombul, kahverengi tavuk toprakta bulduğu börtü böceği yiyordu. Choko adında bir başka beyaz tavuk ise bir o yana bir bu yana yürüyordu. Bekçi olan İbibik -ah çok sevimliii- adlı horozu ise çok fazla dolaşan ve sık sık kaybolabilen Choko'nun peşinden yürüyordu.
Eh, daha fazla tavuk ve horozu vardı tabii ama tavukların bazıları yaşlanıp kartlaştığı için kesmek zorunda kalmışlardı. Elbette Blaze Halilintar tarafından sıkıca tutulmuştu -çünkü kesinlikle izin vereceği bir iş değildi bu- ve sonuç olarak bunu yapmayı istememesine rağmen, tavukları Gempa kesti.
Blaze bu anı üzerine surat astı ve şefkatle endişe karışımı bir ifadeyle Chiki'ye baktı. Chiki hala düzenli olarak yumurtluyordu ama yumurtlamayı bırakırsa onu da keseceklerdi...
Bekle. Chiki yumurtlamamış mıydı? Üstünde beklemesi gereken yumurtalar neredeydi?
Blaze öylesine büyük bir endişeye kapılmıştı ki, tarif edilemez. Hızla ayağa fırladı ve tavukları ürkütmemeye çalışarak kümesin içine baktı (sadece başını soktu XD).
Doğru ya... Üçüncü tavuğu Bıkbık'ı unutup duruyordu hep (ama niye bu kadar sevimli isimler Blazeee?). Bıkbık çok kendi halinde, hareketsiz bir tavuktu. Nadiren kümesin dışına çıkar, sık sık yumurtlardı. Eğer civcivlerin kediler kapmasaydı -ki Blaze o kedilerin Halilintar'a ait olduğundan şüpheleniyordu- şuan belki bir düzine piliç etrafta koşturuyor olacaktı (tabii Bıkbık'ın kendisi gibi tembel olmazlarsa XD).
Ve Bıkbık şuanda da itinayla Chiki ve Choko'nun yumurtaları üzerinde oturuyordu (hepsi neden aynı yere yumurtlamıştı ki?).
Blaze rahatladı ve Bıkbık'ın siyah tüylerini sevgiyle okşadıktan sonra kümesten çıktı. Çocuksu bir sevgi beslediğini biliyordu ama umurunda değildi. Eğer bir lafı olan varsa ve bunu ona söylemekte çekinmiyorsa, ateşli yumruklarını gösterebilirdi. O da bundan çekinmeyecekti.
"Merhaba Blaze!"
"Waaah!" Blaze irkildi -gülümseme hemen yok oldu- ve tehditkar bir savunma pozisyonu alarak arkasında beliren kişiye baktı. Meraklı bir ifadeyle kendisine baka Duri'yi görünce iç çekti. "Oh, Duri... Beni korkuttun."
"Seni korkutmak istememiştim." dedi Duri yanağını kaşıyarak. "Burada ne yapıyorsun?"
"Tavukları kontrol ediyorum. Malum, birileri onları 'chicken translate' yapmak istiyor." diye homurdandı Blaze belli başlı dört kişiyi hatırlayarak.
"Onlara aldırma, sadece seninle dalga geçiyorlar." dedi Duri kıkırdayarak. "Aşırı sinirlendirmediğin sürece hiçbiri tavuklarına gerçekten bir şey yapmaz."
"Eh, o konuda bir şey diyemeyeceğim işte." diye güldü Blaze suçlu bir ifadeyle ensesini ovuşturarak.
"Ama seni anlıyorum açıkçası. Ben de bitkilerime zarar gelmesinden hoşlanmam." dedi Duri, ses tonu bir anlık karanlıklaşsa da, sonra hemen normale döndü. "Eminim Hali de seni anlıyordur, çünkü onun da kedileri var ve bir keresinde kedilerinden biri yaralandığında ellerinin titrediğini gördüm."
"Bunu söylediğini duysaydı şuan tavuk çevirme olan kişi ben olacaktım." dedi Blaze tedirgince ama ikisi de güldü.
"Sanırım kahvaltı vakti geldi. Gempa'nın seslendiğini duyar gibiyim." dedi Duri, biraz uzaktaki evin mutfak kapısına bakarak.
"Hadi gidelim."
Duri'nin tahmini doğruydu.
"Ah, sonunda. Beni duymanız çok şaşırtıcı." dedi Gemp azarlar bir tonda. "Neredeyse Taufan'ı gönderecektim."
Masada oturan Taufan sırıtarak, "Yine yırttım..." diye mırıldandı.
Aniden biri Blaze'in ensesine vurdu ve bu Blaze'in öfkeyle o kişiye dönmesine neden oldu. "Ne vuruyorsun be!? Gıcık kedi aşığı Pikachu!"
"Tavuklarını kesmediğim için bana dua et tavuk aşığı." diye karşılık verdi Halilintar—ona vuran ve sırıtan da oydu, evet.
"Taufan bir türlü yumurta almaya gitmediği için Hali gitmek zorunda kaldı." diye açıkladı Gempa, bıkkınlık içerisinde. Anlaşılan Halilintar'ı ikna etmek de kolay olmamıştı.
"Bir şey değil, sadece yumurtalarının dörtte birini ve üç pilicini verirsen seni öfkemden azat etmeyi düşünebilirim." dedi Halilintar sırıtmaya devam ederek ve bu bardağı taşıran son damla oldu.
Blaze Halilintar'a sağlı sollu ataklarla girişirken, "Sana bir yumurtanın sarısını bile vermem!" diye bağırdı.
Sonuç mu?... Eh, Gempa'nın özel tavasını kullanması gerekti. Blaze ile Halilintar da, kafalarında birer şişlikle yan yana oturdular.
...Niye yan yana oturmuşlardı sahi?
Devam Edecek...
Heyyyy, sizi tamamen terk etmedim, korkmayın! Perşembe günleri buluşmaya devam ediyoruz! Blaze İle Yedi Gün serisinin sadece eğlenceden oluşmasını planlıyorum, elhamdulillah bu aralar mutluyum ve bunu değerlendirmek istiyorum. Taufan ile yedi gün yeterince karamsar bir tondaydı zaten.
Hacebar'ın yazdığı versiyon için hatiyazi.blogspot.com'a bakabilirsiniz! Allah'a emanet olun~
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder