KAYIP FIRTINA (REWRİTE)

 1: Başlangıç

"Ah..."

Kırmızı-siyah giysili genç inledi ve yavaşça gözlerini açtı. "...Neredeyim ben?"

Kalkmak için ellerinden destek almak istediğinde, bağlı olduğunu fark etti. Şok ve biraz öfke içerisinde hareket etmeye çalıştı. "Ne oluyor—aaaargh!... Hah...Hah..." Acıdan nefes nefese kalırken, karşı karşıya kaldığı kişiye çaresizce bakabildi.

"Belki de sessiz olmayı denemelisin." dedi ona elektrik şoku veren kişi acımasızca. "Şimdi beni dinle uyuyan prens—"

"Kimsin sen?! Ne halt ettiğini sanıyorsun?!" diye sözünü kesti genç, bağlarından kurtulmayı bir şekilde başarmıştı ancak bir türlü ayağa kalkamamaktaydı. Korkunç derecede bitkindi ve karşısındaki kişinin bunu fark etmemesi için elinden geleni yapıyor gibiydi. "Beni bu karanlık yerden çıkarmazsan—"

"Ne? Beni mi öldüreceksin?" Kişi eliyle ağzını kapatarak, zehir gibi tatlı bir sesle kıkırdadı. "Şuan avucumun içindesin tatlım, kaçamazsın."

"Sen öyle zannet—ha? Ne yapıyorsun—aaaargh! Bırak beni, seni aşağılık kadın!"

Kadın, genci sıkıca tuttu ve elindeki enjektörü boynuna batırarak, şırıngadaki sıvıyı sonuna kadar damarlarına enjekte etti. Yüzüne kötü bir sırıtış yerleşirken, sahte bir şefkatle gencin başını okşadı. "Harika. Artık hazırsın."

"Ne yaptın, ne yaptın sen? Her yerim yanıyor..." diye mırıldandı genç, acı içerisinde.

"Sızlanmayı kes ve beni dinle! Sana bir görev vereceğim, eğer başarısız olursan canından olursun. Ayrıca görevin boyunca karşılaştığın kişilerin de canını alırım. Bunu istemezsin değil mi?" dedi kadın, genci kollarından tutarak kaldırdı ve karanlıkta bir yere doğru sürükledi. Işığın içeri sızdığı bir giriş veya çıkışa...

Beraber bulundukları dar ve karanlık ortamdan, daha aydınlık bir ormana çıktılar.

Genç istemsizce temiz havayı içine çekti ve gözleri kadına kaydı. Kim olduğunu anlaması uzun sürmedi. "Sen..."

"Sonunda anlamana sevindim, umarım artık daha uslu olursun BoBoiBoy Halilintar." Noir kötücül bir şekilde gülümsedi ve onu ağaçların arasında duran uzay kapsülüne sürükledi. Onu sıkıca tuttu ve sertçe kapsülün içine itti. Çıkmasına fırsat kalmadan, kapsülün kemeri otomatik olarak yerinden fırlayıp takıldı.

Noir Halilintar'ı keskin bakışlarla süzdü. "Seni uyarıyorum çocuk, gözüm her zaman üstünde olacak. Karşılaştığın kişilere gerçek kimliğini ifşa etmeyeceksin. Sana sorular soracaklar, hepsine bilmiyorum diye cevap vereceksin. Kendinle alakalı bir şey olsun anlatırsan, zehrimi tekrar yayarım. Al şu hapları da." Kırmızı haplarla dolu bir keseyi kucağına attı. "Bunlardan her gün bir tane iç. Panzehir görevi görecek."

Daha sonra kapsülün kapısını kapattı ve rotasını Dünya'ya ayarlayarak çalıştırdı.

Halilintar ise, kapsülün içindeyken, enjekte edilen şeyin etkisiyle kısa süre sonra derin bir uykuya daldı.

...

(P.N'den 4 ay sonra, 10 Mart, bir pazartesi günü)

Taufan okul için hazırlanırken iç çekti. Erken saatte kalkmaktan hoşlanmıyordu. Daha doğrusu yataktan kalkmayı sevmiyordu. Ama okula gitmek dışında yapacak önemli bir şeyi yoktu.

Odaya giren Gempa, bir türlü kurtulamadığı ağız alışkanlığıyla, "Hey Taufan, Hali'yi uyandırdın mı—" diye soracak oldu ancak her sabah olduğu gibi, o sabah da acı dolu gerçek yüzüne vurdu.

Boş, çarşafları dümdüz, dokunulmamış kırmızı yatak. Dört aydır boş. Artık olmayan birinin varlığını temsil ediyor.

Taufan ifadesini nötr tutmaya çalışarak, yatağa kısa bir bakış attı.

"B-ben... Özür dilerim Taufan, yanlışlıkla—"

Taufan derin bir iç çekti ve yaklaşıp Gempa'nın omzuna hafifçe vurdu. "Belki de oraya yatmalısın. Senin yatağını da Tok Aba'ya verebiliriz, onun da yeni bir yatağa ihtiyacı var."

Kardeşler Halilintar'ın gidişinden sonra, Taufan'a karşı daha hassas davranmaya başlamışlardı. İlk zamanlarda Taufan kontrol edilemez bir depresyon nöbetine girmişti. Oldukça kötü bir dönemdi ancak iki ay içerisinde kendini tamamen toparlamayı başarmıştı.

(Yani... Haftada iki defa terapiye gittikten ve antidepresan kullanmaya başladıktan sonra tabii...)

Ve sonra aniden, Taufan bambaşka birine dönüşmüştü. Onun daha umutsuz versiyonuydu artık. Bazı akşamlar, özellikle yalnızken ansızın ağlardı, bazen diğer kardeşler en ufak gürültü yaptıklarında inanılmaz sinirlenirdi, ama genel olarak durgundu. Bomboş. İfadesiz. Duygusuz. Ayrıca kişiliğinden tamamen uzak, olgun kararlar veren kişi de artık oydu.

Gempa daha kolay panikliyordu. Onun için normalleşmiş bir kaygı ifadesi sık sık yüzünde beliriyordu. Eskiye kıyasla daha sessiz ve daha ilgisizdi.

Blaze işi serseriliğe vurmuştu. Okulu sık sık asardı. Ne yaptığını bilen kimse yoktu, ama sık sık sorun çıkarır, başlarına bela olurdu.

Ais yemek, okul ve ödevler dışında sadece uyuyordu. Duri aşırı sessiz ve kendi halinde birine dönüşmüştü. Solar içine kapanmıştı.

Eğer eksik olan kişi de olsaydı, kendisi de kötü de hissediyor olsa bile, hepsinin kötü duygularını yüklenir, acı çekmelerine izin vermezdi.

Derken o sabah bahçeden gelen büyük bir sesle... Her şey değişti.

Kardeşler bahçede ne olduğunu merak ederek bahçede toplandılar.

"Bu bir uzay kapsülü." dedi Solar kayıtsızca.

Taufan temkinli bir şekilde yaklaştı ve kapsülün içine açıldığını düşündüğü kapıyı çekti. Başarılı olmuş, kapı açılmıştı.

Ancak içindeki şeyi, daha doğrusu... Kişiyi görünce panik dolu bir çığlık atarak geri çekildi.

Kardeşlerin hepsi yaklaşıp baktı ve hepsinin yüzünde Taufan'ınkiyle aynı ifade oluştu.

"B-bu... Halilintar."

Devam Edecek...

Evettt, geçen sene Kayıp Fırtına'ya 24 Kasım'da başlamıştım. Bu sene 28 Aralık'ta başladım. Bir sene sonra Rewrite yazabilmek güzel.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11