LİES- BÖLÜM 14
/Taraf: Erin'in Gülü\ 14:
Taufan'ın gelişinin üzerinden yaklaşık bir ay geçmişti ama Halilintar sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi tuhaf bir hisse kapılmıştı. Terapide karşılaştığı kişi Taufan'dı, bundan emindi ama neden—yani neden Taufan onu çekiyordu?
Güzel olduğu için? Hayır, çünkü Taufan görebileceği en zayıf, en soluk çehreli kişiydi. Bedeninde güzel denebilecek tek şey mücevher gibi görünen mavi gözleriydi.
Sevilecek biri olduğu için mi? Hayır, Taufan çok sessiz ve kendi halinde biriydi. O zaman onu ne çekiyordu? Neden Taufan'a bir can simidine yapışır gibi yapışmak istiyordu? Kaldı ki bunu yaparsa Taufan'ın olumlu bir tepki vereceğinden de emin değildi.
Bir aydır bunu düşünüyordu ama hala bir cevap bulabilmiş değildi. Elinden gelen tek şey Taufan'ı gözlemlemekti. Neyse ki Taufan bunu sorun etmiyor gibiydi.
Halilintar tanıştıkları anı hatırlayınca irkildi (şükürler olsun ki o an odada kimse yoktu).
"Merhaba Halilintar. Tekrar görüşeceğimizi düşünmüş müydün?"
Deli gibi donup kaldı ve dik dik Taufan'ın uzattığı eline baktı.
Taufan gülümsemeye devam etti ancak gözlerinde gergin bir bakış belirmişti.
"Ah, erm, merhaba?..." diye mırıldandı Halilintar saygısızlığı yüzünden kıpkırmızı kesilerek ve gerginlikten dolayı çocuğun elini biraz fazla sert sıktı.
Taufan irkildi ve tamamen refleks olarak elini hızla geri çekti. Kendisi de bir an şaşırsa da, sonra hemen gülümsedi. "Ah, affedersin. Bunu beklemiyordum."
Halilintar'sa, yeterince utandığı için kapüşonunu gözlerine kadar çekti ve Gempa'nın arkasına sığındı. Lütfen bu tanışma seansı sona ersin artık, diye düşündü, yüzü alev alev yanarak.
"Şey, eşyalarımı nereye koyayım?" diye sordu Taufan, Halilintar'ın davranışıyla ilgili tek bir yorum bile yapmamıştı.
"Nereye istersen. Şu dolaba yerleştirebilirsin, benim kıyafetlerim ve Hali'ninkiler de orada ama bir şekilde yer bulabileceğinden eminim."
Halilintar iç çekti, o günü bir şekilde atlatmıştı sonuçta ama Taufan hayatı boyunca yanında olacağı bir kardeşi olmuştu artık. Ondan kaçışı yoktu.
(Ne zamandan beri bu kadar asosyaldi?...)
Taufan'ın sadece kıyafetlerini getireceğini düşünmüştü, halbuki yanında başka neler getirmişti neler! Bir top, bir eskiz defteri ve bir keman! Evet, Taufan keman çalabiliyordu!
Halilintar onun tüm bu hobilerine oldukça şaşırmıştı, üçünde de iyi olması daha da şaşırtıcıydı!
Tabii bu hobilerini hemen ilk geldiği gün öğrenmemişti.
Taufan onunla ilk konuşmasından sonra epey sessizleşmişti. Halilintar onu hiç tanımıyor olmasına karşın, sadece terapi kampında gördüklerine dayanarak bile kötü zamanlar geçirdiğini anlayabiliyordu.
Bu yüzden sessizliğini yadırgamadı, kapüşonlusunu burnuna kadar çekmiş Taufan'ı hala hatırlıyordu ve yine aynısını yapmamak için direndiğine yemin edebilirdi.
Keman çaldığını gelişinin üzerinden bir hafta geçtikten sonra, bir akşamüstü herkes aşağı kattayken görmüştü. Üstüne kırmızı kapüşonlusunu almak için -çünkü üstünde sadece siyah tişörtü vardı ve o bir süredir sadece tişörtle dolaştığında tedirgin oluyordu-, odaya girdiği sırada, Taufan'ı fark etti. Fark etmemek elde değildi.
Taufan pencerenin yanında ayakta durmuş, çenesini elindeki kemana yaslamış, çalıyordu... Kemanı olduğunu bile bilmeyen Halilintar'ın ne kadar şaşırdığını söylemeye gerek bile yok.
Onun geldiğini hemen fark eden Taufan kemanı hızlıca arkasına saklamış ve sessiz kalmıştı. O odadan çıkana kadar başını öne eğik tutmuş ve hiç kıpırdamamıştı.
Halilintar yakalandığı için utandığını mı, yoksa başka bir şey mi olduğunu anlamasa da, kapüşonlusunu aldıktan sonra onu yalnız bırakmayı tercih etmişti. Anladığı kadarıyla onun buna ihtiyacı vardı.
14:
Ve şimdi o ovethink yapmayı sürdürürken, o da yaptığına oturmuş eskiz defterine bir şeyler karalıyordu. Çizim yaptığını saklamamıştı, zaten saklaması da mümkün değildi. Her gün mutlaka bir şeyler çizerdi.
Ve çizimleri... Hala bir sırdı. Ne çizdiğini çok merak etmesine rağmen, Halilintar onun defterini karıştırmaya ya da yanına gidip bakmaya cesaret edemiyordu. Çekindiği için değil ama Taufan'ı daha da içine kapanmaya iteceğinden korktuğu için.
"Halilintar."
"Hı—ney?" Halilintar elinde olmadan irkildi ve çekinerek Taufan'a baktı. O da fazlasıyla tereddütlü görünüyordu, bu yüzden kendini toparlamaya, en azından daha ciddi görünmeye çalıştı. "Evet?"
"Gelsene." Taufan başını defterine eğdi ve eliyle gelmesini işaret etti.
Gitse mi gitmese mi? Gitse mi gitmese mi? Halilintar kafasından hızlıca bir hesap yaptı ve gitmeye karar verdi. Madem onu çağırıyordu, madem çizimlerini göstermek istiyordu, öyleyse gitmeliydi. Zaten o da bunu merak etmiyor muydu?
"Oh—"
"Nasıl? Beğendin mi?" diye sordu Taufan sakince gülümseyerek.
"B-bu benim değil mi?" diye sordu Halilintar kekeleyerek. Hem etkilenmiş, hem de çok utanmıştı. Taufan bunu çizebilmek için onu epey gözlemlemiş olmalıydı!
"Evet. Kıyafet tasarlamayı seviyorum ama bu seferki benden değildi. Daha önce denediğim bir kıyafetti ve sana yakışacağını düşündüm. Sonuç bu." diye açıkladı Taufan biraz gururlu bir ifadeyle çizimini süzerek. "İçe siyah gömlek, üstüne kırmızı yelek ve mümkünse bir tane de siyah kravat. Bunların hepsi renk olarak da, model olarak da sana uyacaktır."
"Şey, uuh... Teşekkürler." diye mırıldandı Halilintar, utançtan kızarmamak için elinden geleni yaparak.
"Biraz keman çalsam rahatsız olur musun?" diye sordu Taufan yavaşça ve bu, o sırada yatağına geri dönen Halilintar'ın yine irkilmesine neden oldu. "Şey, eh, tabii, sorun olmaz..." diye bir şeyler geveledi ve konuşmayı bile beceremediği için kendine kızarak, Gempa'nın kendisine hediye ettiği kitaba gömüldü. Düşününce, onun sorunu değildi! Yaşadığı olaylar onu beceriksiz ve asosyal birine dönüştürmüştü!
(Bebekken de böyle utangaç olduğundan haberi yoktu...)
Tam bu sırada Taufan keman çalmaya başladı; çaldığı şey kulağa oldukça hüzünlü geliyordu. Buna bir de kendi sesi eklenince -şarkının sözleri de varmış meğer- Halilintar gözlerinin acıdığını hissetti. Ne olduğunu bilmiyordu ama bu şarkıda içini sızlatan bir şeyler vardı.
Kitabını yavaşça indirip Taufan'a baktığında, onun da düşünceli, belki de biraz hüzünlü bir ifadeyle söylemekte olduğunu fark etti.
Neden sonra Taufan kemanını çalmayı bıraktı, ancak söylemeye devam ediyordu. Bir süre devam ettikten sonra, aniden sustu ve kemanını umutlu bir şekilde çalmaya başladı.
"İşte bitti." Taufan derin bir iç çekti ve memnuniyetle Halilintar'a baktı. "Nasıl? Şey, eğer sesim kötüyse üzgünüm, söylemeden çalamıyorum."
"Hayır, iyiydi..." Ama neden insanı hüzünlendiriyordu? Halilintar'ın zihnini meşgul eden şey buydu.
"Şarkının sözlerinin belli bir anlamı yok ama nedense insanı hüzne boğuyor." dedi Taufan, sanki onun hüzünlendiğini fark etmişti. "İlk dinlediğimde oturup ağlamıştım, beni çok etkilemişti. Ondan sonra bir daha ağlamadım ama ne zaman bunu dinlesem yine karamsarlığa düşerim. Moralim bozukken de bunu çalarım ya da dinlerim."
Ve böylelikle kendisiyle alakalı iki şeyi bilmeden ortaya çıkarmış oldu.
Halilintar ne dediğini fark etmeyen Taufan'a dikkatlice bakarken, morali bozukken bunu dinliyor, diye düşündü. Öyleyse şuan morali bozuk ve bunu çok iyi saklayabildiğine göre rol yapmada oldukça yetenekli.
"Öyleyse şuan iyi değilsin." dedi kaşlarını çatarak. Bizzat kendi deneyimlerinden biliyordu ki, morali bozuk birinin üstüne gitmemeliydi. Ama sormadan da edemezdi, bu da nezaketsizlik olurdu.
"Şey, evet..." diye itiraf etti Taufan suçlu bir gülümsemeyle başını ovuşturarak. "Ama beni boş ver, ben genel olarak böyleyim. Bir iyi, iki kötü."
"Sende bir sorun var..." diye düşündü Halilintar ona bakmaya devam ederken ancak bu düşüncesini dile dökmedi. Neler yaşadığını bilmiyordu, onu suçlarsa belki de haksızlık etmiş olurdu ve onu daha fazla incitebilirdi.
Ne zamandan beri yabancılar üzerine bu kadar düşünüyordu ki? Uff...
Gün boyunca üstünden çıkarmadığı kapüşonlusunu çıkarıp askıya astı ve tekrar yatağına gömüldü. Uyku vakti...
"Ah, uyuyacak mısın?" Taufan hızlıca yatağından kalktı ve onun şaşkın bakışları altında, ışığı söndürdü.
"Hey, bunu yapmana gerek yoktu! Yatmayacaksan ışığı açmanda sıkıntı yok!" dedi Halilintar panikleyerek fakat istemeden sesini gereğinden fazla yükseltmişti.
Oda karanlık olmasına rağmen, Taufan'ın dehşete düştüğünü görebiliyordu. "Şey, ben, yani... Rahatsız olursan diye kapattım... E-eğer istemiyorsan tekrar a-açabilirim..."
"Boş ver, kalsın böyle..." diye iç çekti Halilintar, garip atmosfer daha da garipleşmişti. "Seni korkuttuysam özür dilerim, bağırmak istememiştim. Sadece... Panikledim işte."
"..." Taufan cevap vermedi, yalnızca yatağına uzandı ve örtüyü iyice çekti.
Halilintar suçlulukla başını ovuşturdu, istemeden onu incitmişti, yani öyleydi galiba... Taufan'ın yüksek seslere karşı hassasiyeti olduğunu fark etmişti aslında, neden bağırmıştı ki?...
(Elinde değildi, panikleyince sesi yükseliyordu...)
Daha fazla düşünmeyi bıraktı, yoksa uyuyamayacaktı veya kabuslarında Taufan'ı defalarca inciterek kötü bir gece geçirecekti.
...
Halilintar gece yarısına doğru, korkunç derecede öğürmeye benzeyen bir ses ve ardından bir öksürük duyunca, isteksiz de olsa doğruldu.
Etrafına baktığında, Taufan'ın öksüren ve—amanın!
Yatağın yanına çökerken, "Oh... S-sen... İyi misin?" diye fısıldadı paniklememeye çalışarak.
"N-ne oldu?..." Hafifçe doğrulan Taufan kafa karışıklığı ve uykuda kusmuş olmanın verdiği sersemlikle etrafına baktı. "Ah... K-kusmuşum... Ne zaman oldu?..."
"Az önce." dedi Halilintar dalgınca. "Hasta mı oldun?" Ancak hemen ardından bunu sorduğuna pişman oldu. Taufan'ın terapideki hallerini hatırlamıyormuş gibi konuşmuştu!
"Şey, hayır, ben... Boş ver işte." Taufan iç çekti ve yatağının hemen üstündeki pencereyi açtı. Anlaşılan o da kokudan rahatsız olmuştu.
"A-annemi çağıracağım." dedi Halilintar kararlılıkla, sonunda kendini toparlamayı başarmıştı.
Ancak tam gideceği sırada, Taufan kolunu tuttu. Şaşkınlıkla ona baktı, ancak çocuk elleriyle yüzünü örttüğü halde, yalnızca başını iki yana sallayarak istemediğini belirtti. Sonra onu hafifçe itti.
Halilintar yalnızlığa ihtiyaç duyduğunu anlıyordu ve ona saygı duyuyordu ama bu şekilde durmaması gerekiyordu... Burun sağlığı için!
Bu yüzden koruyucu ebeveynlerinin yatak odasına gitti ve annesine durumu haber verdi. Sonraysa hemen yattı. Doğrusu, Taufan'ın garip hallerine daha fazla şahit olmak istemiyordu.
Devam Edecek...
Evet, bu seriye geri dönüyorum. Yakında zaman atlaması yapacağız çünkü artık bu kısımda anlatacak bir şey kalmadı.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder