LİES- BÖLÜM 15

/Taraf: Mavi Kelebek\ 15: Sıcak Bir Yuva, Soğuk Bir Özlem

Taufan burayı sevdiğini düşünüyordu.

Halilintar'la tekrar karşılaşmaları oldukça tuhaf geçmişti. Çocuk ondan hala çekiniyor gibiydi. Eh, bunun için onu suçlayamazdı. Dışarıdan bakıldığında gerçekten tuhaf ve hatta korkutucu biriydi.

İlk başta iyiydi, yenilikler ona iyi gelmişti. Evi ve insanları tanıdıkça daha çok seviyordu (her ne kadar kardeşleri hakkında bir söylenti kulağına ulaşmış olsa da). Ayrıca Shaed ile de, sık sık mektuplaşıyordu.

Ancak zaman geçtikçe, Shaed'e ve yetimhanede bıraktığı arkadaşlarına karşı olan özlemi artmaya başladı. Zihni eski, mütevazi hayatını daha çok seviyor gibiydi.

İlk başta pek umursamadı. Terapistinin de önerdiği gibi, çevresindeki insanlarla sosyalleşmeye çalışmakla meşguldü. Fakat bunun kendisini kötü etkilediğini fark etmedi.

Sıradan bir akşam olması gerekiyordu, sessiz ve huzurlu. Ama Taufan huzursuz hissediyordu. Bir yandan aklındaki tasarımı, yanında kitap okumakta olan Halilintar'a uydurmaya çalışırken, bir yanda da zihnini boşaltıyordu. Huzursuzluğunun neden kaynaklandığını bilmiyordu ama kötü bir şey olacağı hissine kapılmıştı.

O an bununla ilgilenmedi; dikkatini çizimine verdi. Yine çizimi bittikten sonra, biraz keman çalarak zihnini oyalamaya çalıştı.

O akşam öylece sonlandı ancak Taufan hala huzursuzluğu üzerinden atamamıştı.

...

Gece, boğazından sıcak bir şey yükselerek uyandığında tüm huzursuzluğunun sebebini anlamış oldu. Uzun zamandır kusmamışken neden birdenbire kusmuştu?

Bunun nedenini anlamaya çalışırken, ağzında kalan kötü tattan dolayı birkaç kez daha öğürmüş ve öksürmüş olmalıydı ki, Halilintar da uyandı.

Onu başından savmaya çalıştı -zaten duyguları karmakarıştı- ama pek de başarılı olamadı. Üstelik koruyucu annelerini çağırmaya gitmişti.

"Taufan, iyi misin tatlım?"

Hatırladığı tek şey, bu soruydu. Cevap olarak sadece başını iki yana sallayabilmişti. Banyoya gittiğini, üstünü değiştirdiğini hayal meyal hatırlıyordu. Gerisini hatırlamıyordu ama Gempa'nın yatağında uyandığına göre oraya yatırmışlardı.

Gempa ne yapmıştı? Ondan haberi yoktu işte.

Bildiği tek şey, ertesi gün çok kötü hissettiğiydi. Yataktan çıkmak istemiyordu ama zaten başkasının yatağını kullandığı için suçlu hissediyordu, bu yüzden yataktan kalkmak zorunda kaldı.

Yatağa gömülme isteği çok fazlaydı ve kötü ruh hali de sağduyusunu etkiliyor olmalıydı ki, Halilintar'ın -o an- boş olan yatağına girdi. Orada tekrar uyuyakalmıştı.

"Haha, Hali, yatağında kim var böyle?"

"Neden bahsediyorsun?"

Taufan başındaki konuşmalardan rahatsızlık duyarak, üstündeki örtüyü başına çekörtü?! Üstündeki örtü neredeydi?

Panikleyerek doğruldu fakat örtüyü aramaya fırsat bulamadan, başucundaki Blaze'le göz göze geldi.

"Oh? Günaydın." dedi Blaze fazla neşeli bır sırıtışla. "Biz de tam senden bahsediyorduk."

Taufan hiçbir şey söyleyemeden, Halilintar'a baktı. Çocuk da epey şaşkın bir şekilde kendisine bakıyordu.

Bakışları yavaşça Blaze'e kaydı. Sonra onun hakkında duyduklarını hatırladı. Beş kardeşin kendi aralarında konuşurken duyduğu bir şeydi bu.

"Halilintar'ı ölümüne zorlayan sendin hatırlarsan. Bunu unutmamanı ve çeneni kapamanı öneririm."

"Ne yapabilirim?! Annemlerin ilgisini bu kadar çektiğine göre, bayağı etkileyici bir özgeçmişi olduğunu düşünmüştüm!"

O zaman kendisi için de aynı şeyi düşünebilirdi, değil mi?

Bu düşünce üzerine hızla yataktan kalktı ve banyoya koştu.

Blaze kafa karışıklığı içerisinde onun arkasından bakakaldı. "E-eee ne dedim ki ben şimdi?..."

"Sanırım kötü ünün biliniyor." dedi Halilintar ifadesiz gözlerle ve bu Blaze 'in ona öfke dolu bakışlar atmasına neden oldu. "Bu konuyu kapattığımızı zannediyordum?!"

Halilintar hala o günden izler taşıyan kollarını ovuşturdu ve, "Henüz değil..." diye mırıldandı.

"Haliii! Beni çıldırtma! Yoksa tekrar bıçağımı göstermemi mi istiyorsun?"

"Bu saatten sonra cesaret edemeyeceğini ve zaten bıçağına annemin el koyduğunu bildiğim için, seni çıldırtıyorum..."

"Gıcık zeki..."

...

Taufan aynadaki yansımasına baktı ve hafifçe yanağına vurdu. "Öğretmen Shaed haklı, fazla paranoyaksın Fan..." diye fısıldadı kendine. "Böyle yaşayamayacağını biliyorsun, değil mi?..."

Yüzünü soğuk suyla yıkadıktan sonra banyodan çıktı ve etrafı kolaçan etti. Herkes kendi işine bakıyor gibi görünüyordu.

Ne var ki kaçındığı kişi hala odasındaydı.

"Top oynamayı sever misin?"

"Aaaaa!" Taufan elinde olmadan çığlık attı, neredeyse düşecekti ancak Blaze düşmeden önce kolunu tuttu. "Bunu kork diye sormadım." diye homurdandı rahatsız bir ifadeyle, ki bu da terapinin ne kadar işe yaradığını gösteriyordu. "Güzel bir topa sahip olduğuna göre futbola ilgi duyuyor olmalısın."

"Şey... Biraz..." diye mırıldandı Taufan başını eğerek. Bildiği kadarıyla kendisi bu çocuklardan bir yaş kadar büyüktü ama hem Blaze daha uzun boylu ve iri yapılıydı, hem de Taufan insan ilişkileri konusunda kötüydü.

(Yani... Bir süredir öyleydi.)

"Pekala, o zaman çift kale maç yapalım." dedi Blaze sırıtarak. "Bakalım o kadar iyi miymişsin?"

O cevap bile veremeden, Blaze onu kolundan çekti ve aşağı sürükledi.

Taufan ise istemsizce geçmişteki anılarından birini hatırlamıştı. Artık ismini hatırlamak dahi istemediği birinin kendisini maça davet etmesini, öğle yemeğini sürekli ertlemek zorunda kalması... Ve sonra... Travması.

Taufan ürperdi ve dış dünyaya geri döndü. Bunları düşünmenin bir yararı yoktu.

Neyse ki çift kale maç dikkatini dağatacak kadar dikkat gerektiren bir şeydi.

Oyun bittikten sonra, iki şey çıkardı: birincisi, Blaze futbolda çok iyiydi. İkincisi, bundan sonra onunla sık sık vakit geçirecekti.

"Başka neler yapabiliyorsun?" diye sordu Blaze, içeri geçtikleri sırada.

"Ke-keman çalabiliyorum... Şey... Bi-bir de çizimlerim var..." dedi Taufan tereddütle, evet, Blaze'le vakit geçirmekten hoşlanmıştı ama kendisi için o hala bir yabancıydı.

"Dostum, şu ifadeyi yapmayı bırak." dedi Blaze, kaşlarını çatarak.

Taufan irkildi ve bir an ona baktıktan sonra bakışlarını kaçırdı. "Ha-hangi ifade?"

"Tam olarak bu." dedi Blaze, gülümseyerek. Tek yanağında gamze olduğu için gülümsemesi çok komik ve tatlı görünüyordu. "Ne duydun bilmiyorum ama benden korkmana gerek yok. İnsanları yemek gibi bir alışkanlığım yok, yemin ederim. Orası tamamen Ice'ın uydurması."

"Ha?" Taufan gülmekle dehşete düşmek arasında kalarak, Blaze'e tuhaf bir bakış attı.

"Şaka yapıyorum." Blaze güldü ve omzunu arkadaşça ovuşturdu. "Hobilerin gayet güzel. Hali de terapistinin tavsiyesiyle -Blaze burada burun kıvırdı- kendine bir hobi edindi."

"Oh? Peki" diye başladı Taufan ancak Blaze odaya girerken, onun sözünü bitirmesine izin vermeden devam etti. "Ne olduğunu henüz bilmiyorum, sır gibi saklıyor. Kursa gidiyor ve orada ne yaptığını asla ve kat'a anlatmıyor. Tamam, bir kere bir cahillik etmiş olabilirim ama bunun için de beni meraktan öldürmeye gerek yok..."

Taufan güldükonu o kadar komik bile değildi ama gerçekten güldü.

"Şimdi bana keman çalacak mısın?" diye sordu Blaze hevesletamamen bambaşka, çocuksu bir Blaze'di bu.

"Çalacağım." dedi Taufan gülümseyerek, kendini daha rahat hissediyordu artık. Kemanını çantasından çıkardı ve Halilintar'ın yatağına oturdu (adı geçen kişinin kendisi görünürlerde yoktu).

Taufan kemanını koluna yerleştirdi ve Blaze'e göz kırptıktan sonra, sevdiği bir melodiyi çalmaya koyuldu. Hem hüzünlü, hem de neşeli bir parçaydı bu.

Kendisi gibi.

"Etkileyici." dedi Blaze ellerini çırparak. Aşırı çocuksu bir yanı da vardı ve bu yanını ilk defa gören Taufan sürekli gülmemek için kendini çimdiklemek zorunda kalıyordu.

"Pekala, sıra bende..." Taufan kemanını çantasına yerleştirdikten ve güvenli bir yere koyduktan sonra, Blaze'e döndü. "Boş zamanlarında ne yaparsın?"

"Ben eşek şakacısıyım." dedi Blaze sırıtarak fakat onun dehşete düştüğünü fark edince panikle ellerini salladı. "Yanlış anlama, öyle demek istemedim! Sadece... Şey, Hali'ye sormaya ne dersin? Şakalarımın nadir kurbanlarından biri -çünkü annnem ona şaka yapınca çok kızıyor- ama yine de bir şeyler anlatabileceğinden eminim..."

"Haha, bir gün soracağım." dedi Taufan gülerek.

Böyle böyle herkese ısınacaktı demek ki?...

Devam Edecek...

Planlarıma göre, bir sonraki bölümde zaman atlaması yapacağız. Trambolinlerinizi getirin, yoksa atlatmam sizi :D

Overlapping Storms'a da haftaya pazartesi kaldığımız yerden devam ediyoruz İnşAllah! Beklemede kalınnnnn!

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11