OVERLAPPİNG STORMS- 38

 38: En Büyük ve En Küçük Ⅱ

"Tam vaktinde." dedi Luís memnuniyet içerisinde. Saat tam olarak 10:00'dı ve onlar eğitim odasına yeni ayak basmışlardı.

"Bugün ne yapacağız?" diye sordu Angin enerjik bir şekilde zıplayarak. İyi bir uykudan sonra tüm iyimserliği ve enerjikliği geri dönmüştü.

"Oh." Luís kibarca gülümsedi ve hiçbir şeyden haberi yokmuşçasına etrafına bakarken, elindeki çubuk benzeri şeyle onu dürttü. "Duruşunu korumayı unutma."

"İsh, abang—" diye itiraz etmeye çalıştı Angin ancak Luís şakayla karışık bir kez daha çubuğuyla, bu kez başına hafifçe vurdu. "Dışarıda 'abang' yok. Yanlış anlaşılmaya neden olabilirsin."

Sonuç olarak beş dakika sonra Angin duvar kenarında surat asıyordu.

"Hey, sadece dışarıda abang yok dedim. Yalnızken bana istediğin gibi seslen." diye kıkırdadı Luís, ona göre kardeşi suratı asıkken çok sevimli görünüyordu ama tabii bunu Angin'e söylemeyin. O, yeterince sinirli göründüğünü düşünüyordu.

"Sen de, abang Taufan da, ikiniz de hiç farklı değilsiniz. Sinir bozucu..." diye homurdandı Angin, sabahtan beri ikinci kez aynı şeyi söylediğini fark etmeyerek. "İkiniz de ağabeyimsiniz, kızamıyorum da... Yoksa ne güzel ikinizi de pataklardım..."

"Hala pataklayabilirsin, benim için sorun yok... Tabii Taufan için aynısını söyleyemem." dedi Luís neşeyle. Sonra iç çekti ve muzip sırıtışını saklamak için arkasını döndü. "Surat astığına göre... Herhalde bugünkü yürüyüş dersini bırakacaksın, değil mi?"

"Bu gerekli mi?... Yürüyüşüme kim önem verecek, alt tarafı yürüyüş." diye söylendi Angin, bu cümle tarzı ona değil Taufan'a aitti ama sonuç olarak surat asmak da Taufan'a özgü bir davranıştı değil mi? Başkasına özgü bir hareket diye, surat asmayı bırakacak değildi.

"E tamam o zaman, bir gün Windara'ya dönersek sen Kepaku köyünde yaşarsın." dedi Luís omuz silkerek ama aslında gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Angin hızlıca başını kaldırdı ve endişeyle, "Beni bırakacaksınız yani?" diye sordu.

"Amaaaaan sen de, her şeyi çok ciddiye alıyorsun. Bir yürüyüşten sebep seni ortalıkta bırakacağımızı mı düşündün?" diye güldü Luís, kardeşinin yanağını sıkarak—Angin'se, kendisiyle dalga geçtiği için eline vurdu. "Şimdi dikkatlice odanın koridora bakan penceresinden dışarı bak. Taufan oradan geçecek."

Angin kapıya yürüdü ve yüzünü dışarıdakilerin içeriyi görememesi için karartmalı yapılmış pencereye yapıştırarak dışarıya bakarken, "Neden bakıyoruz? Hem oradan geçeceğini nereden biliyorsun?" diye fısıldadı.

"Şey... Ehehe... Boş ver?" dedi Luís hafifçe kızararak ve suçlu birinin gerginliğiyle kıkırdadı.

Tam bu sırada, gerçekten de Taufan görüş alanlarına girdi. Angin'in bayıldığı beyaz, bol kapüşonlusunu ve mavi pantolonunu giymişti. Havasında olmadığı her halinden belliydi; şapkasını takmamış, kapüşonunu da iyice çekmişti.

"Depresif çocuk." diye homurdandı Luís bıkkın bir gülümsemeyle (neredeyse gülümseme sayılamayacak bir gülümseme). "Ah, bekle... O benim kapüşonlum! Ne zaman, nereden aldı?!"

"Ona bu kadar bol gelmesine şaşmamalı." dedi Angin kıkırdayarak. "O kapüşonluyu gerçekten seviyor."

"Ben de seviyorum ve kaybettiğimi zannediyordum..." diye homurdandı Luís ancak bu sitemli hali hemen yok oldu. Gittikçe uzaklaşan Taufan'ı işaret ederek, "Yürüyüşüne bak." dedi. "Bir farklılık var mı?"

"Tekdüze." dedi Angin oldukça hazırcevap bir şekilde, bu soruyu sormasını bekliyordu veya başından beri bu konuya dair her zaman bir yorumu vardı. "Hiçbir zaman sekerek yürümez, kollarını sallamaz, aşırı acil olmadıkça koşmaz, eğer bunlardan birini veya birkaçını yaparsam bana da, 'rahat dur Angin' der."

"Aldığı eğitim gereği böyle davranıyor. Elinde değil." dedi Luís kıkırdayarak, Angin'in Taufan'ı taklit etme biçimi onu güldürmüştü. "Anlatmak istediğim şey şuydu: biri onu dürtmese bile oldukça düzgün ve sessiz yürüyor. Bilmiyor olabilirsin ama sessiz yürüyüş de önemlidir."

"Ama bu haksızlık!" diye itiraz etti Angin daha fazla dayanamayarak. "Sen ve abang Taufan eğitiminizi benim yaşımda tamamlamışsınız, bense yeni başlıyorum! Beni onunla kıyaslama!"

"Haklısın, haklısın, ama bir örnek vermem gerekiyordu değil mi?" dedi Luís biraz savunmacı bir şekilde, ardından sessizce, "Ayrıca önemli değil, zaten yakın zamanda Windara'ya dönmeyeceğiz." diye ekledi. Umursamazca söylemiş olsa da, ses tonundaki bir şey Angin'in endişeyle ona bakmasına neden oldu.

O ise pencereden uzaklaşmış, sırtını dönmüştü.

"Bekle bekle bekle!" Angin aniden aydınlandı ve bu sefer o muzipçe sırıttı. Hızla ağabeyinin önüne geçti ve ağabeyine hevesli bir bakış attı. "Bana gücünü gösterecektin! Söz verdin!"

"Hey, sözlerimi çarpıtma, söz vermedim!" dedi Luís dehşet içerisinde ellerini kaldırarak ve neşeyle gülen çocuğun saçlarını karıştırdı. "Şaka yapıyorum. Eğer istersen küçük bir düello yapabiliriz."

"Neee?" Angin heyecanla zıplamaya başlamadan önce kocaman gözlerle ağabeyine baktı. "Sahiden mi?"

Beliung birkaç seri ve zarif adımla eğitim odasının uç kısmına çekildi ve gülümseyerek ona baktı. "Sahiden."

Angin özgüvenli bir şekilde gülümsedi, elbette ağabeyi güçlü bir Rüzgar Taşıyıcısıydı ama yetenekli biriyle düello yapmaktan daha zevkli ne olabilirdi ki?

"İlk sen başlayabilirsin." dedi Beliung sakince, rakibinin zayıf olduğunu biliyor ama ona saygı duyduğunu belli ediyordu.

İşte Angin'in özgüveni o an yok oldu, çünkü ağabeyinde zayıf bir nokta bulamıyordu. Taufan'ın nasıl dövüştüğünü artık biliyordu; genellikle savunmacı görünür ve beklenmedik bir anda atakta bulunurdu. Beliung ise gerçek bir rakipti, çünkü onu tanımıyordu.

Yine de bir yerden başlaması gerektiği için, ileri atıldı. Ne yapacağına bile karar vermemişken, çok ama çok güçlü bir rüzgar onu odanın diğer ucuna fırlattı (ki eğitim odaları çok büyük).

"Alamak (olamaz)!" Beliung panikle oraya koştu ve duvara resmen yapıştığı için sersemlemiş kardeşinin ellerini tuttu. Endişe, suçluluk ve panik karışımı bir ifadeyle, "Üzgünüm Angin! Şey, ben gücümü uzun zamandır kullanmıyorum..." dedi.

Angin sersemliğini üzerinden attı ve ayağa fırladı. "Hayır, bu çok havalıydı!" dedi hayranlıkla. "Beni tek hamlede nakavt ettin! Abang Taufan bile yapamamıştı!"

"Onun gücünü dengeli kullanması gerekiyor, yoksa seni yenebileceğinden eminim." dedi Beliung sesi yumuşarken. "İstersen şimdi koşuya başlayalım. Koşudan sonra da yürüyüş şekillerini gösteririm."

Yaklaşık üç saatlik bir eğitimin ardından, saat birde öğle yemeği için TAPOPS'un büyük yemekhanesine gittiler. Taufan da oradaydı ancak onlara hiç bakmadı ve oldukça uzak bir masaya oturdu.

Beliung ve Angin yemeklerini aldıktan sonra, küçük bir masa seçtiler ve karşılıklı oturdular. Angin konuşmaktan doğru düzgün yemek yiyemiyordu, ağabeyine anlatacak o kadar çok şeyi vardı ki, Beliung onu uyarmak için üç beyhude girişimde bulundu.

"O gün pikniğe gittik, benim—"

"Angin—"

"Bacağım kırıktı ama yine de keyif aldım—"

"Angin, yemeğini—"

"Abang Taufan o gün aslında oldukça nazik davrandı."

"Şükürler olsun." Beliung kardeşi cümlesini tamamlayınca iç çekti ve Angin'in omzuna şakayla karışık hafifçe vurdu. "Yemeğini de ye Angin. Seni yemekten sonra dinleyeceğim."

"Ah, oh—doğru ya, yemeğim..." Angin kıkırdadı ve bu sefer bir yandan yemeğini yerken, anlatmaya devam etti. "Tüm ağabeylerimi seviyorum. Kardeşlerimi de. Ama en çok Halilintar'ı seviyorum."

"Buna şaşırmam. Diplomatik ilişkilerde zorlanırdım ama Voltra'yla ilişkimiz her zaman iyiydi. Resmi olsun ya da olmasın." dedi Beliung gülümseyerek ancak gülümsemesi sona doğru silindi. "Sahi... Voltra yaşıyor mu? Savaştan sonra ondan haber alamadım... Geçen ziyaretimizde onu göremeyince... Yani, yaşıyor mu?"

"Şey... Evet ama..." Angin tereddütle duraksadı, ağabeyinin kimden bahsettiğini anlayamamıştı. "Yani, hangi Voltra?"

"Hangi Voltra mı?" Şaşırma sırası Beliung'taydı. Kafası karışmış bir şekilde ona baktı ve başını ovuşturdu. "Gur'latan veliaht prensi, üç prensin en büyüğü, Voltra?"

Angin ona kötü haberi vermeden önce bir süre duraksadı ve tereddütle ağabeyinin -elbette lensleri yüzünden- koyu kahverengi gözlerine baktı. "Şey... Bildiğimiz kadarıyla o... Öldü." diye fısıldadı ve başını eğdi.

"Öldü mü?" Beliung masadan geri çekildi ve nefes dahi alamadan ona baktı. Elinde olmadan sesi titreyerek, "Voltra... Öldü mü?" diye tekrarladı. "Bu... Mümkün değil..."

Angin ne diyeceğini bilemedi; yakınlarını kaybetmiş birini nasıl teselli edeceğini bilmiyordu. O şuana kadar yalnızca sevdiklerinden uzakta yaşamak zorunda kalmıştı, hepsi bu.

"...Yemeğin bittiyse, eğitim odasına geri dönelim." dedi Beliung konuyu daha fazla uzatmamak için değiştirerek ve bunu o kadar başarılı bir biçimde yaptı ki, Angin ısrar etmek yerine başını salladı.

O gün eğitime devam ettiler ama keyifli oldukları söylenemezdi—en azından Beliung ilk defa büsbütün mutsuz görünüyordu.

...

Akşam odalarına döndükleri sırada Angin, Taufan'la paylaştığı odanın önünde durdu. O kaygı ve tereddütle kapıya bakarken, Beliung yavaşça, "İstersen burada kalmayı deneyebilirsin." dedi. "Taufan bana kızgın, sana değil. Seni hala çok sevdiğinden eminim."

"Peki..." dedi Angin ancak o gittikten sonra bile cesaret edip odaya giremedi. Tam vazgeçip Beliung'un odasına gitmeyi düşündüğü sırada omzunda bir el hissetti ve bu irkilerek arkasına dönmesine neden oldu. "A-a-abang?"

"Gir hadi." dedi Taufan kısaca, onunla göz teması bile kurmadan ve elindeki kartla kapıyı açtı.

Angin odalarının tanıdık eşyalarını görünce gevşeyerek gülümsedi ve hızlıca yatağına tırmandı. Tam yatağına gömüleceği sırada, ağabeyinin kendisine seslendiğini duydu ve durup baktı. "Hm?"

"Bir aşağı insene." dedi Taufan yeri işaret ederek. Bir şey mi diyecekti? Yine ne olmuştu?

Angin fazla düşünmeden söylenene itaat etti, ağabeyinin bunu üstünü değiştirmediği için söylediğini tahmin ediyordu ama yanılmıştı.

Ayakları yere basar basmaz sıcak bir kucaklamanın içine düştü. Sıcakkanlı biri olarak sarılmayı çok sevdiği için, o ağabeyine daha sıkı sarıldı. Yaşasın kardeş kucaklaşması!

"Ben sana kızgın değilim." dedi Taufan, hala sıcak cümleler kurma konusunda iyi değildi ama en azından başını okşuyordu. "Sadece biliyorsun, kızgınken herkese kızıyorum."

"Hali bir keresinde her sözün arkasında bir gerçek olur demişti ama tamam." dedi Angin ve geri çekilip ağabeyine gülümsedi. Neyse ki Angin affetmek konusunda hiç zorluk çekmeyen biriydi. "Peki abang Beliung'u affedecek misin? Onu daha çok üzdün..."

"Elbette hayır! Üzgünmüşmüş... Zaten ona kızdım." diye çıkıştı Taufan tekrar sinirlenerek ve kendi kendine homurdanarak banyoya gitti.

Angin ise onun arkasından kıkırdıyordu; masumca ama kışkırtıcı bir soruydu onunki.

E ne var yani, ara sıra Taufan'la uğraşamaz mıydı?

Devam Edecek...

Evett, yine komik bir son. İşler gittikçe ilginçleşiyor ve ben bu üçlü hakkında saçmalamaya bayılıyorum.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11