OVERLAPPİNG STORMS- 39
39: "En azından böyle bir arada olabileceğimizi ummuştum..."
"İlginçler, değil mi?"
"Ah... Abang?" Küçük çocuk şaşkınlıkla yanındaki daha büyük ama henüz erişkinliğe ulaşmamış çocuğa baktı. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdıktan sonra, neşeyle gülümsedi. "Evet, hepsi çok ilginç! Ben tam anlayamadım ama yine de çok güzel! Normal kelebekler azıcık yaşıyormuş, ama o süper olanlar çok daha uzun, neredeyse kocaman bir süre yaşıyormuş!"
"Monark kelebekleri gerçekten büyüleyici canlılar. İlginç ama burada değil, Dünya adlı başka bir gezegene ait bir canlı türü." dedi büyük çocuk gülümseyerek. Boyundan beklenmeyecek bir şefkat ve olgunlukla küçüğünün saçlarını okşadı. "Büyüdüğümde seni Dünya'ya götüreceğim. O zaman gerçek Monarkları görebiliriz. Onları görmek ister misin?"
"Evet, isterim!"
—SLAP!!
"Senden nefret ediyorum!"
Ah...
"Sana ne olduğunu bilmiyorum..."
Hey...
"Sen artık tanıdığım *-*?!*-?*- değilsin...."
Hayır, hayır, bu doğru değil!!
"Bunu nasıl söylersin?..."
HAYIR!
...
"Ah..." Taufan gözlerini açmadan önce inledi. Başında sebepsiz bir şekilde korkunç bir ağrı vardı. Kim bilir neyden kaynaklanıyordu?
Yavaşça doğruldu ve gözlerini kısarak etrafa baktı. Odaları neden bu kadar aydınlıktı? Gece lambasının yanıyor olması gerekiyordu, bu gözüne cam gibi batan beyaz büyük lambanın değil.
"Angin! Bu ışık hakkında anlaştığımızı biliyorsun! Öyleyse neden bunu yaktın?!"
"Ah, uyanık mıydın abang? Şey, kusura bakma, ben—" Banyodan başını uzatan Angin onu sakinleştirecek bir açıklama yapmak için ağzını açtı ancak devamını getiremedi. Gülmekle, şaşkınlık dolu bir çığlık atmak arasında kaldığı için, kekeleyerek, "A-a-abang, s-sen—yani, sorun nedir?" diye sordu.
"Ne?" diye homurdandı Taufan tahammülsüz bir tavırla, baş ağrısı onu daha huysuz birine dönüştürüyordu. "Neyden bahsettiğini anlayabilmiş değilim."
"Dürüst olayım... Ağlıyorsun." dedi Angin, kafa karışıklığı yüzünden kaşlarını çatmıştı.
"Ha?" Taufan duraksadı ve bir an durunca gerçekten de gözyaşlarının aktığını fark etti.
"...İyi misi?" diye sordu Angin tereddütle ancak bir anlığına soru şekli ve sesindeki yumuşak ton öylesine Luís'i anımsatmıştı ki, zaten kötü bir ruh hali içerisinde olan Taufan, "İyiyim!" diye parladı. "Kendi işine bak Angin!"
"Peki...?" Angin kafası karışmış olsa da, banyoya geri döndü ve saçlarını taramaya devam etti. Taufan ise o banyodaki işini bitirene kadar uzanmaya devam etti.
Ne kötü bir başlangıçtı!
...
İkisi de hazırlanmayı bitirdikten sonra, birlikte eğitim odalarına yürümeye koyuldular. Angin her zamanki gibi neşeli bir şekilde bir şeyler anlatırken, farkında olmadan Taufan'ın elini tuttu ve bu gencin rahatlayarak iç çekmesine neden oldu.
Geçen gün yaşananlardan sonra Angin'in Beliung'u daha haklı bulup kendisini bırakacağına dair kötümser bir hisse kapılmıştı ama anlaşılan o ki, iyimser ve affedici kardeşi ona tekrar bağlanmakta güçlük çekmemişti.
"Abang... Bir şey soracağım ama kızmadan dinle?"
Taufan düşüncelerinden sıyrılarak gözlerini kırpıştırdı ve Angin'e baktı. Söylediğini kavrayınca, kuşkuyla gözlerini kıstı. "Söz veremem. Sorunun ne olduğuna bağlı."
"Belki de hemen karar vermek için erkendir, bilmiyorum ama ben biraz düşündüm..." diye başladı Angin ve bir süre durdu. Kelimeleri nasıl toparlayacağını düşündü ve ağabeyinin karşısına geçip, devam etti (geri geri yürüyordu ve bu ağabeyinin dikkatini daha çok çekti). "Abang Bel'i mi, yoksa seni mi daha çok seviyorum diye uzun uzun düşündüm. Sonunda seni sevdiğime karar verdim."
"Ve?" Taufan Windara için umutsuz vaka gibi görünen kardeşine baktı. Diplomatik ilişkilerde tam bir fiyasko olacak, diye düşündü yorgunca. Duygulara fazla takılıyor.
"Ama bu tuhaf değil mi? Sen bana çok kötü davrandın, abang Bel ise bana çok nazik davranıyor." diye devam etti Angin, şaşkın bir tonda. "Neden sana daha yakın hissediyorum? Mantıken abang Bel'i daha çok sevmeliyim, öyle değil mi?"
"Hayır değil... Ugh, çok fazla düşünüyorsun Angin." Taufan derin bir iç çekti ve dikkatle söyleyeceklerini beklen kardeşine doğru bir yanıt verebilmek için bir süre düşündü—neyse ki Beliung o an orada değildi, yoksa Taufan onu bakışlarıyla öldürürdü. "Bak, yıllarca beraber olduğun kişiye mi, yoksa tanıdığının çok güvendiği biri diye yeni tanıştığın kişiye mi daha çok güvenirsin?"
"Şey, yıllarca beraber yaşadığıma güvenirim..." diye itiraf etti Angin, ensesini ovuşturarak.
"İşte bu." dedi Taufan kayıtsızca. Açıklaması boyunca ifadesi tamamen nötr kalmıştı. "Ayrıca sana her zaman kötü davranmıyordum. Üç yaşından sonra, eğitimine başladığımda bile hala çok yumuşaktım."
"Peki neden—he, doğru, anlatmıştın...." diye mırıldandı Angin, başını hafifçe sallayarak.
"Güçlü bir Rüzgar Taşıyıcısı olmak için zorlanman gerekir ama seni iyi eğittiğimi düşünmüyorum." dedi Taufan dürüstçe, daha çok kendine kızıyor gibiydi. "Diğerlerinden saklamaya çalışmam gereksizdi. Bunun eğitimin bir parçası olduğunu söyleyerek onları ikna edebilirdim, aslında Windara'ya dair pek bilgileri yok."
Neden sonra, başını iki yana salladı. "Boş ver, bunlar, bunlar çok... Aptalca konular. Konuşmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek."
"Yani, tamam o zaman. Seni daha çok seviyorum!" diye ilan etti Angin neşeyle. "Ama ben abang Bel'den nefret etmiyorum."
Taufan kendisiyle alay ettiğini sezdiği için kardeşine dil çıkardı. "Umurumda değil. Ne istiyorsan yap."
Windara'da yaşasalardı Angin muhtemelen Beliung'u daha da çok severdi ve bu Taufan'ı çileden çıkarıyordu. Kıskanç olduğunu biliyordu ama elinde değildi. Beliung'u zaten sevdiği yoktu, kendisinin nefret ettiği kişiyi kardeşinin çok sevmesi ise daha da sinir bozucu bir durumdu!
"İşte geldik! Eğitim zamanı~" diye tezahürat etti Angin neşeyle ve birlikte üç numaralı eğitim odasına girdiler.
Tevafuka bakın ki, Luís de oradaydı. Onların geldiğini fark etmemişti çünkü uyuyordu!
Angin en büyük ağabeyinin burada uyumasını sevimli bulduğu için kıkırdadı ancak! Yanındaki Taufan'ın ifadesi gittikçe daha da çok kararıyordu ve o bunun farkında değildi.
Ağabeyinin Luís'in yanına gittiğini görünce telaşlanarak peşinden koştu ve o bir şey yapamadan, her şeyden habersiz uyumaya devam eden Luís'in önüne geçti. "Abang, ne yapacaksın Allah aşkına?" diye fısıldadı hayretle. "Uyuyan insan rahatsız edilir mi? Bırak uyusun."
"Odasında uyusun." diye tısladı Taufan öfkeyle yumruklarını sıkarak fakat Angin onu kolundan çekerek Luís'ten uzaklaştırdı. "Biz buraya eğitim yapmaya geldik, abang Bel'le uğraşmaya değil." dedi azarlar bir tonda.
"Çok biliyorsun ya..." diye homurdandı Taufan, neyse ki Angin bunu duymadı (yoksa nutuk çekmeye devam ederdi). Karşısına geçmiş sırıtarak ona bakıyor, kim bilir yine ne planlıyor- "Hadi düello yapalım! Kendimi geliştirdim, seni yenebileceğimden eminim."
Taufan'ın yüzüne de yaramaz bir sırıtış yerleşti. "Kabul. Ama ben kazanırsam ona istediğim gibi davranmama izin vereceksin. Süresiz." Küçümser bir tavırla elini kaldırdı ve Luís'i işaret etti.
"Tamam ama ben kazanırsam öğle yemeklerimizi onunla beraber yeriz." dedi Angin kıkırdayarak.
Elbette ki bu Taufan'ın hemen itiraz etmesine neden oldu. "Hayatta olmaz! Başka bir şey söyle!"
"Ya da ondan eğitim alırsın, üstüne bir de düello yaparsın." dedi Angin hiç tereddüt etmeden, hala gülüyordu.
"Onunla alakası olmayan bir şey iste!" diye çıkıştı Taufan ayağını yere vurarak ancak Angin omuz silkti. "Yok. Sonuncusu iyi. Seni yenersem abang Bel'le anlaşmak zorunda kalacaksın ve bu harika."
"Beni yenemeyeceksin." diye fısıldadı Taufan öfkeyle.
"Üç... İki... Bir... Ve başla abang!" Angin neşeyle gülümsedi ve başlamak yerine dik dik kendisine bakan ağabeyine göz kırptı. Ağabeyinin ne planladığını bilmiyordu ama tahmin etmek zor değildi.
"Taufan Pengabur!"
Angin gülümsedi, rüzgara alışkın olmayan biri için bu etrafını çepeçevre kuşatan rüzgar korkutucu olabilirdi. O ise yalnızca keyif alıyordu.
Sis yok olduğunda, Taufan da görünürlerde yoktu. Eh, hamlesini nasıl gizleyeceğini biliyordu.
"Hah, yakaladım!" diye bağırdı Angin heyecanlanarak ve hızla arkasına dönerek, saldırmaya hazırlanan Taufan'ı bileklerinden yakaladı.
"Aaah, başarmak üzereydim!" diye tısladı Taufan öfkeyle, bilekleri Angin tarafından sıkıca tutulduğu için rüzgar matkapları yok olmuştu.
"Üzgünüm abang ama gizemli hamlelerle beni yenemezsin." dedi Angin gülerek ve Taufan'ı güçlü bir rüzgarla sıkıştırdı. Sonra fazla sert olmasa da, ilerideki duvara fırlattı.
"Heheyyy, kazandım~" diye tezahürat etti Angin, hızla onun yanına uçmuş ve keskin, tehlikeli bir rüzgarı Taufan'a doğrultmuştu. "Bundan sonra abang Bel'den eğitim alacaksın ve artı, birazdan onunla düello yapacaksın. Bunu yapmak zorundasın, biliyorsun."
"Ah hayır, kesinlikle değilim." diye homurdandı Taufan surat asarak. "Kesinlikle yapmayacağım."
"Yapacaksın ve yapmalısın da." dedi Angin neşeyle ve onu daha fazla dinlemeden, Luís'in yanına gitti.
Genç adam çoktan uyanmıştı; sadece uykusu açılmamıştı ve az önce gördüğü şeyler yüzünden kafası karışmıştı. Sersem sersem etrafına bakıyordu.
"Abang! Abang Taufan'la düello yapar mısın? Lütfeeeeeen!"
Beliung -önemli bir andayız çünkü- gözlerini kırpıştırdı ve neşeyle kendisine bakan Angin'e sersem bir bakış attı. "Ne?... Taufan ne yapmış?..."
"O bir şey yapmadı, onunla düello yapar mısın diyorum." diye tekrarladı Angin, gülümsemesi hiç bozulmadan.
Beliung bir süre boş boş ona baktı. Söylediğini anlayınca şaşkınlıkla başını kaldırdı. "Taufan? Bunu kabul etti? Emin misin?..."
"Eh, onu bir şekilde ikna ettim." dedi Angin kıkırdayarak. "Hadi abang, hadi~ Sonucu çok merak ediyorum!"
"Şey, bunu yapmasam daha iyi olur Angin." dedi Beliung, kardeşine baktı ancak düşüncelere dalmış gibiydi. "Taufan'dan uzak durmam hepimiz için en iyisi." Yavaşça ayağa kalktı ve kardeşinin saçlarını okşadı. "En azından bir süreliğine böyle yapmalıyız. Onun beni istemediğini biliyorum ve anlıyorum da. Ama belki bir gün bunu yapabiliriz."
"Peki..." Angin omuzlarını düşürdü ancak diğer meseleyi hatırlayınca hızla başını kaldırdı. Ne var ki Beliung konu kapandığı için, eğitim odasının çıkışına gitmişti. "Abang, bekle! Neden olmasın, abang Taufan bile kabul ettiğine göre?"
O ana kadar sadece dinleyen Taufan bıkkın bir ifadeyle, "Ben asla kabul etmedim!" diye karşı çıktı.
Beliung kısaca, kendi kendine homurdanan Taufan'a baktı, sonra Angin'e döndü ve gülümsedi. "İşte bu yüzden olmaz." Şefkatli bir ifadeyle sessizce kardeşini süzdükten sonra, başka bir açıklama yapmadan eğitim odasından çıktı.
Angin hayal kırıklığı içerisinde, her şeyi bir köşeden izlemiş olan Taufan'ın yanına döndü. "Abang Bel düello yapmayı kabul etmedi... Nedenini söylemedi ama..."
"Ben biliyorum ve bundan daha kötü bir sebep olamazdı." diye homurdandı Taufan ancak kardeşinin gerçekten yıkılmış göründüğünü fark edince durdu. "Niye bu kadar üzüldün? Alt tarafı bir düello; elbette beyefendi lütfedip de bizim seviyemize inmez kesin ama sonuç olarak her zaman yapılabilecek bir şey."
"Çünkü..." diye başladı Angin, sesi biraz titriyordu. "En azından böyle bir arada olabileceğimizi ummuştum..."
Devam Edecek...
Eveet, sonunda bitti.
Sevgili okuyucularım, çarşamba günü Overlapping Storms-40 yayınlanacak. Bir süreliğine ara vereceğim ve fikirlerimi toparlayacağım. Olay örgüsünde en kritik noktaya ulaştım ve bundan sonrasını yazarken gerçekten adamakıllı düşünmem gerek. Sabrınız için şimdiden teşekkürler, çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.
Bitmedi!
Bu seriye kısa bir ara verecek olsam da, perşembe günleri yeni bir seriye başlıyoruz! Hacebar ile birlikte yürüteceğimiz bu seri için beklemede kalın!
Embéria Aéris.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder