OVERLAPPİNG STORMS- 40

 40:

Onların yanından ayrılan Beliung, Herkülvari -y.n: bu tabire bayılıyorum- denebilecek bir kuvvetle kendii tuttu ve odasına kadar dayandı.

Nihayet mavi tabelanın üzerine beyazla yazılmış Luís yazılı kapıyı görünce, hayat kurtarıcısıymışçasına odaya atladı -resmen atladı- ve kapıyı arkasından kapattı.

Hala şok ve pişmanlıktan kurtulamamıştı. Eğer Angin'in istediğini yapsaydı, Taufan sinirlenip onu öldürebilirdi ve bu korkunç olurdu. TAPOPS'takilerin sinir krizi geçirdiği gerekçesiyle onu affedeceğinden emin değildi. Ama şimdi de kardeşini incitmişti.

Bir çıkmazın içine düşmüştü ama nasıl çıkacağını bilmiyordu.

Bir süre derin nefesler alarak durdu, iyice düşünmeliydi. Aniden karar vermemeliydi.

(Kaç kere böyle düşündüğünü ve daha da fevri davrandığını saymamıştı...)

Yok, dayanamayacaktı. Hem çocukluk arkadaşı yerine geçen kardeşiyle düello yapmayı istemez miydi? Çok istiyordu ama bir yandan da Taufan'dan korktuğunu itiraf etmeliydi.

En iyisi öğle yemeğine kadar beklemekti, öyle alelacele geri dönmek tuhaf olurdu.

...

Angin çenesini sol avucuna yaslamış, bir yandan yemek yerken, "Abang biz ne azman Dünya'ya tekrar gidebileceğiz?" diye sordu.

"Ne bileyim, neden bana soruyorsun?..." diye mırıldandı Taufan hoşnutsuz bir ifadeyle, yemek sırasında konuşmaktan nefret ederdi—Beliung'un aksine.

"Çok can sıkıcısın..." diye homurdandı Angin surat asarak ancak kendilerine doğru gelen kişiyi görünce parlak bir şekilde gülümsedi. "Ah hey, arkana bak abang."

Taufan ilgisizce başını çevirdi ve tam arkasında duran kişiye baktı. Beliung'la göz göze gelince, mavi gözleri bir an öfkeyle parladı fakat sonra yerini hemen kayıtsız bir soğukluğa bıraktı. Önüne dönerek yemeğine devam etti ancak Beliung'un oturacağı yerden olabildiğince uzaklaşmıştı.

Angin'in gözleri çaresizce iki ağabeyi arasında gidip geliyordu. Elinden gelen hiçbir şey yoktu ve onu bunaltan şey de buydu zaten. Beliung davet edilmediği yere gitmiş bir misafirmişçesine gergindi, Taufan ise misafirliğe zorla getirilmiş bir ergen çocuk gibi surat asıyordu.

İlk defa atmosferi ısıtacak bir şeyler bulamamıştı. Bu yüzden sadece yemeğini yedi, başka bir şey yapmadı.

Taufan da görünüşte sadece yemek yiyordu ama bir yandan Beliung'u gözetliyordu ve her zaman elinde tuttuğu çubuk dikkatini çekmişti. Çubuk olmadığı kesindi ve Taufan'ın çok iyi bildiği bir şeye benziyordu.

"O ne?"

Beliung irkildi ve tereddüt içerisinde Taufan'a baktı. Ne olduğunu anlamamıştı ama gerilmişti.

"Düşündüğüm şey mi?" diye sordu Taufan soğukça, parmağını elinde tuttuğu çubuğa doğrultarak.

"Ö-önemli bir şey değil." diye mırıldandı Beliung, bakışlarını yemeğine çevirerek ancak çubuğu Taufan'ın göremeyeceği bir şekilde konumlandırmıştı. Bunu onun bakışlarından rahatsız olduğu için yapmıştı ama bu hareketi kardeşinin dikkatini daha fazla çekti.

"Annemin yelpazesi değil mi?"

Beliung tekrar irkildi ancak bu sefer ona dönmedi. "...Evet."

"Neden buraya getirdin?!" diye sordu Taufan öfkelenerek. Beliung ısrarla sessiz kalınca ona dokunmaktan bile oldukça tiksiniyor olsa da, cevap vermesi için kolunu çekti. "Neden?!"

"Windara'ya ne olduğunu gördün." dedi Beliung olağanüstü bir sakinlikle, başı hala önüne eğikti. "Bu durumda yelpaze kalır mıydı? Aile yadigarlarından bir tanesini kaybetmek ister miydin?"

Taufan kendi kendine bir şeyler mırıldandı ama daha fazla itiraz etmedi. Bunun üzerine ortam daha da gerginleşmişti.

Yemek bittikten sora, iki genç de aynı anda kalktı ancak nefret ettiği kişilerle uğraşmayı seviyor gibi görünen Taufan Beliung'a küçük bir çelme takarak adı geçen ağabeyin sendelemesine ve elindeki tabağı düşürmesine neden oldu. Sonra da hiçbir şey yapmamış gibi kendi tabağını teslim etti.

Beliung hiçbir şey söylemeden tabağını yerden alıp teslim ederken, Angin surat asarak diğer ağabeyine baktı. Görürsün sen şimdi, diye düşündü ona dil çıkararak.

(Y: 😂😂)

Taufan ona aldırmadan yemekhaneden çıkacaktı ki—Angin onu bileğinden yakaladı. Bu sırada yanlarında geçip giden en büyük ağabeylerine de el salladı ve, "Abang Taufan düello yapmayı çok istiyormuş." diye fısıldadı. "Öyleyse sıkıntı olmaz değil mi?"

Biri gururlu, diğeriyse tereddütlüydü, bu yüzden bir süre sessizlik oluştu.

"Ben ne zaman—" Taufan kendisi adına söylenene itiraz etmeye çalıştı ancak Angin ona döndü ve bakışlarıyla susmasını işaret etti. Genç teslim olmuşçasına iç çekti ama Beliung'tan başka her yere bakmaya devam etti.

"Şey... Peki o zaman?" dedi Beliung tereddütle, açıkçası Taufan'ın gerçekten istediğinden emin değildi ama zaten o da bunu yapmayı planlamamış mıydı? Yani... Kabul etmeliydi, evet. "Hadi gidelim?"

"Heheyyy!" Angin neşeyle tezahürat etti ve kayıtsızca ayakta dikilen Taufan'ı bileğinden çekerek koşmaya başladı. Taufan ise ani çekişi yüzünden dengesini zar zor koruyabilmişti. "Woi! Angin, bırak beni!"

Beliung ise sakince onları takip etti, ifadesi normaldi ancak gözlerinde belli bir huzur vardı (lensler duyguyu yansıtabiliyor muydu?).

Angin bir yandan ağabeylerini sürüklerken, diğer yandan da düello kurallarını açıklamaya koyuldu. "Düello bir nevi yarış, bu yüzden birbirinizi öldüremezsiniz, birbirinize ölümcül hasarlar veremezsiniz, hile de yapamazsınız—gerçi, bunu abang Taufan için söylüyorum, sana söylememe gerek yok abang.  Bunun dışında, ölüme veya sakatlığa yol açmayan küçük zararların sakıncası yok. İstediğiniz silahı kullanabilirsiniz -ölümcül olmadıkça- ve birbirinizin dikkat dağınıklığından yararlanabilirsiniz. Eğer kuralları çiğnerseniz ben de sizi çiğnerim ona göre."

Beliung Angin'in çokbilmiş tavırları yüzünden elinde olmadan kahkaha attı, Taufan ise gözlerini devirdi. "Hmm, çok komik..."

Bunun üzerine gülmekten asla çekinmeyen Beliung kıpkırmızı kesildi—ama bu utançtan değildi. İğneleyici bir yorumun verdiği acıydı.

"İşte geldik." dedi Angin neşeyle ve iki ağabeyini de içeri itti. "Hadi hadiiiiii, hemen başlayıııııın!"

(Y: Bekleyemiyoruz bak, başlayın! XD)

"Peki..." Taufan olduğu yerde kalırken, Beliung eğitim odasının diğer ucuna yürüdü.

"İlk sen başlayabilirsin." dedi Taufan sırıtarak. "Söz veriyorum, seni yeneceğim."

"Bundan eminim." dedi Beliung gözlerini devirerek ve hafif bir rüzgarla kardeşine doğru üçtü. Elinde muhtemelen gücünden oluşan bir silah oluşmuştu. Balta gibiydi ama aynı zamanda balta değildi.

Taufan son ana kadar bekledi ve tam Beliung saldırı yapacağı sırada hafif kuvvette bir rüzgarla üstünden atladı. Ancak değil atak yapmak, kaçmanın sevincini yaşayamadan kuvvetli bir rüzgarla yakalandığını hissetti. "H-ha?!"

"Beni yenmek kolay olabilir ama beni atlatmak kolay değildir." dedi Beliung gülümseyerek fakat onunla alay ettiği falan yoktu. Yumruk yaptığı elini gevşeterek Taufan'ı serbest bıraktı.

Ama yanlış bir harekette bulunmuştu.

"Pes edeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun." diye tısladı Taufan öfkeyle ve kuvvetli bir rüzgar dalgasını ona fırlattı. Ardından onun saldırıyı bertaraf etmesini beklemeden ileri atıldı ve elinden gelen her türlü hamleyle ona atakta bulunmaya başladı.

Beliung elbette saldırıları karşılamakta zorlanmıyordu ama yaklaşık bir yıldır neredeyse her gün sıkı bir eğitim görmekte olan Taufan'a kıyasla, dayanıklılığı çok düşüktü.

Bu yüzden on dakikadan sonra, yorgunluk belirtileri göstermeye başladı. Kendini savunmakta zorlanıyor, Taufan'ın hızlı hareketlerine yetişemiyordu.

Taufan'ın kendisi de yorulmuştu ama Beliung'un daha yorgun olduğunu fark etmişti. Bu yüzden doğru anı bekledi ve Beliung'un gelen saldırıyı zar zor karşıladığı bir anda saldırdı. Kuvvetli bir rüzgarla ou duvara fırlattı ve o tekrar elinden kaçmadan önce rüzgarıyla sıkıca sardı.

Beliung biraz fazla sıkı rüzgardan dolayı hafifçe inlerken, Taufan muzaffer bir ifadeyle sırıttı. "Beni yenmek de kolay değilmiş sanırım değil mi?"

Ancak sonra durdu. Beliung da, kendisi de; ikisi de öylece kalakalmışlardı.

"Tebrikler kardeşim, sonunda beni yenmeyi başardın..."

"Ben kazandım! Hehe~!"

Taufan şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı ve başını hızlıca iki yana salladı ama sesler zihninde yankılanmaya devam etti. Yine o rahatsız edici baş ağrısı ve déja vu...

"Henüz değil sanırım."

İşte, bir anlık dikkat dağınıklığından ötürü rüzgarının gücü azalmıştı.

Beliung bunu fark etmekte gecikmedi ve hızlıca, kendisini tutan rüzgardan kurtuldu. Hafif bir rüzgarla havada duran ve kafa karışıklığı içerisinde başını ovuşturan Taufan'a doğru atıldı ve kardeşini kıyafetlerinden yakalayarak, yere serdi. Boynuna doğrulttuğu elinde, keskin bir rüzgar matkabı oluşturmuştu.

"Erken sevindin galiba, değil mi?"

Taufan trans halinden -mecburen- çıktı ve şok içerisinde etrafına baktı. Beliung tarafından yere yapıştırılmıştı ve adı geçen kişi boyuna rüzgar matkabını doğrultmuştu. Ne zaman yapmıştı bunu?!

Hem üstüne çöktüğü için, hem de kaybetme fikrini guruna yediremediği için öfkelenerek geri çekilmeye çalıştı ancak Beliung onu omuzlarından sıkıca tuttu. Kaşlarını kaldırdı ve biraz fazla masum bir şekilde gülümseyerek ona baktı. "İkimiz de kazanmak istiyoruz kardeşim."

"İsh, kapa çeneni! Hem, hem bu sayılmaz! Ben—" Taufan yenilgisine bir bahane düşünmek için bir an duraksamak zorunda kaldı ve bu Beliung'un keyifle sırıtmasına neden oldu. "Başım ağrımaya başladı! Dikkatim dağılmıştı!"

"Eh, dikkatinin dağılması bir şeyi değiştirmiyor." dedi Beliung, omuz silkerek.

"Her zamanki gibi sinir bozucusun!" diye bağırdı Taufan, Beliung'u yenilgiye uğratamadığı için gururu incinmişti. Ağabeyi onu yine yenmişti. Bir yandan da nefret ettiği kişi olması durumu daha da kötüleştiriyordu.

Beliung'u üstünden ittirdi ve ayağa kalktı. Öfkeden titrediği halde, kollarını kavuşturdu ve başını çevirdi.

Beliung ise arkadaşça omzuna vurdu -bir an başını okşamayı düşünse de onu daha fazla sinirlendirebileceği için vazgeçti- ve Angin'e döndü. "Ne düşünüyorsun Angin? İyi miydi?"

"Eh, pek heyecanlı değildi..." diye itiraf etti Angin başını ovuşturarak. "Ben daha iyi bir şey bekliyordum... Ama şey, yani yanlış anlamayın, ikinizi bir arada görmek yine de güzeldi!"

Beliung onun bu telaşlı yorumları karşısında sadece gülümserken, Taufan omuz silkti. Bu düellodan zevk aldığını kabul etmek istemiyordu. Eğer kazansaydı daha mutlu olurdu (Beliung'u aşağılayabilmek için bir nedeni daha olurdu, ah...).

"Bu haberi veren kişi olmak istemezdim ama hala eğitim saati içerisindeyiz." dedi Beliung saatine bakarak. "Ne yapalım Angin? Eğitim için kalayım mı, yoksa sen yalnız başına—"

"Burada kal ve hep beraber oyun oynayalım!" dedi Angin neşeyle. Bunu o kadar masum bir şekilde söylemişti ki, iki ağabeyi de güldü.

Evet, Taufan bile ağzını kapatarak gülmüştü.

"Bunu yapamayız Angin. Hala eğitim yapman gerekiyor." dedi Beliung ciddiyetini korumaya çalışarak—eh, başarılı olduğu pek de söylenemezdi.

"Ah, ben şeyi söylemeyi unuttum! Abang Taufan da bundan sonra seninle eğitim yapacakmış abang." diyerek bir bomba haberi daha patlattı Angin, sinsi bir sırıtışla.

"Mana ada¹! Penipu²!" diye karşı çıktı Taufan, öfkeyle kardeşine bakarak.

"E ama kabul ettiiiiiin." dedi Angin omuz silkerek. "Kabul etmeseydin sen de."

"Kabul etmemiştim!"

"Tamam, her neyse, eğitime başlamamız gerekiyor." dedi Luís sakince gülümseyerek.

"Ben katılmayacağım..."

"Hayır, katılacaksın abang. Söz verdin."

"Sus, Angin. Yoksa seni pataklayacağım."

"Patakla, eğer yapabilirsen. Heh heh heh..."

"Tamam, ikiniz de kesin şunu."

...

Akşam olup da odalarına döndükleri zaman bile, Taufan oldukça düşünceli görünüyordu. İnatçı tarafı ısrarla bağırmaya devam etse de, derinlerde yeni bir bilinç uyanmış gibiydi.

Aslında o gün Angin o ikisinin bir araya gelmesini sağlayarak oldukça doğru bir hareket yapmıştı. Bu sayede Taufan onunla vakit geçirmeye ne kadar çok sevdiğini hatırlamıştı. Onu affetmek istemiyordu ama çok derinlerde hala yaşayan eski benliği elbette onu affedecek kadar yumuşaktı.

Ama elbette bunun anlamı Beliung'a gidip, "Hadi tekrar beraber yaşayalım!" demek değildi. Hayır, bunu yapmayacaktı. Sadece belki Beliung'a kötü davranmayı bırakabilirdi, onunla herhangi bir ilişki sürdürmeye değil, sadece yanında durmaya bile katlanamıyordu. Bugün durabilmiş olabilirdi ama bu gerektiği içindi, yoksa Beliung'la birlikte takılmayı istediği falan yoktu. Hepsi Angin'in inadıydı.

Iyyy, zaten Beliung'u bu kadar düşünmek bile onu tiksindiriyordu. Onun için niye bu kadar kafa yorsundu ki?

Beliung'tan nefret ediyordu ve onu düşünmeyecekti.

Devam Edecek...

¹: 'Yok öyle bir şey' anlamında, sevdiğim Malayca bir tabir.

²: 'Yalancı' anlamına gelen Malayca bir kelime.

Taufan'ın Beliung'un yanında Angin'le atışmasını bir iyileşme olarak görüyor olabilirsiniz ama fark ettiyseniz Taufan ona çıkıştığı kısımlar ve, "Ben katılmayacağım" cümlesi dışında Beliung'la hiçbir şekilde konuşmadı. O son cümleyi de soğuk bir şekilde söyledi zaten. Yani Taufan değişmedi. Yansıtamıyorsam beni suçlayabilirsiniz XD

Küçük bir ara verdiğimi hatırlatmak istiyorum. Bu hafta ve önümüzdeki birkaç hafta -belki daha uzun, bilmiyorum?- başka bir Overlapping Storms bölümü yayınlanmayacak. Fikirlerimi toparlamam gerek ve biraz zamana ihtiyacım var. Anlayışınız için teşekkür ediyorum.

Ve sanırım O.S bittiğinde küçük bir test hazırlayacağım. Okuyuculara duyurulur, hehe.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11