PERDENİN ARKASINDAKİ IŞIK- 2 (FİNAL)

 Final: Güneş Işığı

Ais, Blaze'le aralarında geçen kısa diyalogdan sonra, çocuğun kendisiyle ilgilenmeyeceğini ummuştu ama yanılmıştı.

Ertesi gün okula gittiğinde, her zaman boş olan yanındaki sıranın üstünde bir çanta olduğunu fark etti. Yalnız oturmaktan her zaman hoşlanmıştı -hem arkadaşı yoktu, hem de yalnızken daha rahat hissediyordu- ama anlaşılan o ki, bugün yalnızlık krallığı işgal edilmişti... Hem de Blaze tarafından!

Evet, adı geçen çocuk sınıfın kapısında belirmiş, sırıtarak kendisine bakıyordu. Yine de hiçbir şey olmamış gibi davranarak yanına oturdu ve, "Ne haber Ais?" diye sordu. "Muhtemelen sormayacaksın ama ben de iyiyim."

"Yanıma oturdun." dedi Ais, sorusunu görmezden gelerek. Bu merak ve kuşku karışımı bir ton taşıyan bir ifadeydi.

"Evet, çok yalnızsın çünkü." dedi Blaze umursamazca. "Bu iyi değil."

"Yalnızlık benim için bir sorun sayılmazdı..." diye mırıldandı Ais ama daha fazla ısrar etmedi. Tartışmayı sevmezdi, zaman ve enerji kaybıydı.

"Öğle yemeğini beraber yiyebiliriz..." diye devam etti Blaze, onun aksine coşkulu bir şekilde. "Değil mi?"

"Pekala pekala, ne diyorsan..." Ais onu kovalarcasına elini salladı ve çenesini sıraya koyduğu kollarına yasladı. Blaze'le daha fazla uğraşmak istemiyordu.

"Çok can sıkıcısın..."

"Hmmm..."

...

Öğle yemeği vaktinde, Blaze zaten yeterince sabretmiş birinin sabırsızlığıyla, ayağa fırladı. "Hadi Ais! Yemekhaneye!" Hareket edeceği için isteksiz olan ama aslında bir yandan da aç olan arkadaşını bileğinden tutarak çekti. "Hadiiii! Daha hızlı!

"Ne acelemiz vardı?..." diye mırıldandı Ais tembelce ancak Blaze ona öfkeli bir bakış attı ve başına vurdu. "Ne acelemiz var?! Ne acelemiz var, öyle mi?! Yemek bulamayınca beni suçlama!!"

"Urgh, çok gürültücüsün..."

Yan sınıftan yeni çıkmış olan Duri ve Solar bu manzaraya tanıklık etmişlerdi.

"Ais gülümsüyor mu, yoksa ben mi yanlış görüyorum?" diye sordu Duri, şaşkınlıkla gözlerini ovuşturarak.

"Doğru gördün... Ais mutluydu." dedi Solar ciddiyetle gözlüklerini ama o da hafifçe gülümsüyordu.

Yemekhanede Blaze'in coşkulu daveti üzerine, yeni iki arkadaşın yanına oturdular. Solar biraz çekingen, biraz da şüpheci bir insandı, bu yüzden fazla konuşmadı. Duri ise, Blaze'le oldukça iyi anlaşmış gibi görünüyordu.

Ve Ais... Hayatında belki de ilk defa yapılan bir espriye kahkaha attı. Eh, Blaze'in espri yeteneği gerçekten iyiydi ve ayaküstü hikayeler uydurma konusunda da oldukça yetenekliydi.

Yemek yedikten sonra, öğle tatilinin tadını çıkarmak için bahçeye çıktılar ve bu sırada konu hobilere kaydı.

Blaze aniden bir şey hatırlamışçasına Solar'a döndü ve kaşını kaldırarak, "Sen kimya deneyleri yapan kulübün başkanıydın değil mi?" diye sordu.

"Eh, evet. Neden?" diye sordu Solar, o ana kadar sessiz kalmıştı ama kendisini ilgilendiren bir mesele olunca Blaze'e dönmüştü.

"Öyleyse kimyayla ilgileniyorsun... Hmmm..." Blaze düşünceli bir şekilde parmağını çenesine vurdu ve Duri'ye döndü. "Ya sen? Boş zamanlarında ne yaparsın?"

"Ben bahçe işlerini çok severim!" dedi Duri neşeyle gülümseyerek. "Okul çıkışında tanıdığım bir çiçekçiye yardım ediyorum. Epey bir şeyler öğrendim."

"Ha, ne güzel!" Blaze sırıttı ve ellerini beline yaslayarak, gururlu bir bakış attı. "Ben de basketbol takımındayım ama sanırım zaten belli oluyordur."

"O kadar uzunsun ki, anlamamak elde değil." dedi Solar ilgisizce.

"İsh, kau ni¹..." Blaze Solar'ın omzuna şakacı bir yumruk attı ama hemen sonrasında ilgisi, sessiz kalan Ais'a kaymıştı. "Ya sen Ais? Senin bir hobin yok mu?"

"Ben... Bilmiyorum." diye itiraf etti Ais, başını eğerek. "Ağabeyinin arkadaşıyla bazen bir şeyler pişiririz. Bunun dışında okul ve evde yaptığım bir şey yok..."

"Bence bu da yeterince iyi." dedi Blaze sırıtışını hiç bozmadan. "Benim mutfağa girmem yasak çünkü her zaman bir şeyleri yakıyorum."

Bunun üzerine herkes güldü ve Ais da, mahcubiyet hissinin yavaşça silindiğini hissetti. Blaze'le göz göze geldiğinde, çocuk ona göz kırptı. Merak etme! Her şey yolunda!

Ama bu yalnızca bir başlangıçtı. Blaze'i tanıdıkça daha da çok sevecekti.

...

"Hey kutup ayısı! Her gün daha da şişmanlıyorsun, daha ne kadar şişeceksin?"

"Dostum, en iyisi ona dokunma, belki kilosu sana bulaşır!"

Ais kendisiyle dalga geçen çocuklara kısa, boş bir bakış fırlattı ve yürümeye devam etti. Ancak yanındaki Blaze'i hesaba katmamıştı.

"Hoi! Berani kau²!" diye bağırdı Blaze öfkeyle. "Kutup ayısı gayet güzel bir anlam taşıyor ve Ais'ın kilosu sizi hiç ilgilendirmez! İnsanların durumunu bilip bilmeden konuşmayın aptallar!"

"Sen de ne abartıyorsun ya... Küfür mü ettik sanki?..." Çocuklar söylenerek uzaklaşırken, Blaze öfkeyle nefesini burnundan verdi. "Onlara alay etmeyi öğreten elebaşını bir bulsam..."

"Bunu yapmana gerek yoktu, şimdi daha da çok sinirlenecekler." dedi Ais sakince ama Blaze başını iki yana salladı. "Hayır, bu onlar için yeterli olur. Boylarının ölçüsünü aldılar."

...

İlerleyen günlerden birinde, esrarengiz bir olay gerçekleşti.

Ais bazen yaptığı gibi, hava almak için terasa çıkmıştı. Normalde buraya yalnız çıkmak yasaktı ancak o bir şekilde izni kapmış gibiydi. Ama şaşırtıcı olan şey bu değildi.

Terasta biri daha vardı.

Ais şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Blaze?"

Evet, bu Blaze'di ama her zaman gördüğünden daha farklı bir Blaze'di. Üstünde kolsuz, kırmızı bir gömlek vardı, kapüşonlusu üstünde değildi. Kapüşonlusunun örttüğü kollarında, omuzlarında eskiden kalma bariz izler vardı.

Ais kelimenin tam anlamıyla dehşete düşmüştü—yoksa bu şaşkınlık mıydı?

"Oh?" Blaze hızla arkasına döndü. İlk anda şaşkınlıkla ona baktıktan sonra, telaşla elinde tuttuğu kapüşonlusunu giyindi ve sırıtmaya çalıştı. "Seni burada görmeyi beklemiyordum."

"Ben de seni burada bulmayı beklemiyordum." dedi Ais sakince ama biraz kuşkuyla. Çocuğun yanaklarındaki gözyaşı izlerini fark edince, "Sorun nedir?" diye sordu.

Blaze sessiz kaldı, başını çevirdi ve uzaklara bakmaya devam etti. Tehlikeli bir şekilde terasın mermer korkuluğu üzerine oturmuştu ancak korkuyor gibi görünmüyordu.

Ais onu fazla zorlamadı, yalnızca yanında durdu ve o da uzaklara baktı. İkisi de oldukça dertli görünüyordu—yani Blaze daha dertli görünüyordu tabii. Ais'ın ifadesinden bir şey anlamak mümkün değildi.

"Herhalde yalnız yaşadığımı söylesem bana inanmazsın." dedi Blaze ansızın, acı bir kahkaha atarak.

"İnanırım, çünkü benim de ağabeyim dışında kimsem yok." dedi Ais sakince, hiç şaşırmış gibi görünmüyordu. "Yalnızlık ne demek iyi bilirim."

"Hayır, öyle bir yalnızlık değil bu." diye devam etti Blaze, aceleyle. "Annem ve babam var, beni seviyorlar ve ben de onları seviyorum ama çok uzaktalar. Onları nadiren görüyorum."

"En azından görebiliyorsun." dedi Ais başını eğerek. "Seni seviyor olmaları bile bir şey."

"Ben hiç görmedim diyeceksin, biliyorum... Ama senin de en azından ağabeyin var." dedi Blaze, hüzünlü bir gülümsemeyle. "Ne olursa olsun seni umursamayan, seninle ilgilenen bir ağabey..."

"Hayır, o o kadar mükemmel bir ağabey değil." dedi Ais sessizce gülerek. "Ama evet, beni umursadığını söyleyebilirsin. Yine de hayatını benimkiyle kıyaslamamalısın. Biz bir sene öncesine kadar doğru düzgün yemek bile yiyemiyorduk. Bunu mu tercih ederdin?"

"Hayır ama..." Blaze iç çekti ve eli istemsizce omuzlarındaki izlere gitti. "İlkokuldayken hiç arkadaşım yoktu... Sık sık zorbalığa uğrardım... Bir nedeni yoktu, toplum içinde zayıf ve hor görülen kişiydim. Kendim koruyamadım..."

Blaze bir an bakışlarını kaçırdıktan sonra Ais'a baktı. "Sorunlarımı paylaşabileceğim bir ebeveynim yoktu, öğretmenlerse benden nefret ediyordu... Sorunlu bir öğrenciydim... Sorunlu..."

"Anladığım kadarıyla bir çatışma oldu." dedi Ais yavaşça. Onun gibi gözleri keskin birinin yanında konuşmak tedirgin edici olabiliyordu. Aniden sırlarınızı sezebilir ve hatta tahmin bile edebilirdi.

"Evet, haklısın..." Blaze ensesini ovuşturdu ve güldü ama bu pişmanlık içeren bir gülüştü. "Bir gün beni aşağılayan bir gruba saldırdım ve sonucu bu yaralar oldu, üstelik öğretmenler elebaşı olduğumu düşünüp bana kızdılar. O olaylardan sonra iyice sessiz ve ürkek birine dönüştüm."

"Ve sessizliğin sana hiçbir şey getirmeyeceğini, yalnızca işleri daha da kötüleştireceğini fark ettin." dedi Ais, hüzünlü bir gülümsemeyle.

"Evet, maalesef..." Blaze okulun bahçesine bakarken derin bir iç çekti. "Tabii pes etmedim. Basketbol kulübüne yazıldım ve basketbola başladım. Boyum uzadıkça insanlar benden çekinmeye başladılar. Ben de özgüvenimi elimden geldiğince tamir etmeye çalıştım."

"Sanırım başarılı olmuşsun." dedi Ais nötr bir ifadeyle ama onu içten içe kıskandığını inkar edemezdi.

"Zorbalığa uğramanın önemli bir şey olduğunu söyleme nedenim de buydu." dedi Blaze, ona keskin bir bakış atarak. "Zorbalara karşı sessiz kalamazsın. Böyle yaptığında daha da güçlenirler."

"Ne yapabilirim ki? Ne söylersem söyleyeyim bir kulaklarından girip diğerinden çıkıyor." dedi Ais, başını eğerek.

"Ağabeyine söyle." dedi Blaze kesin bir dille. "Ağabeyin eminim büyük biridir. Onun bir kez gözdağı vermesi tüm okula yeter."

"Bunu isteyemem, ayrıca yapmaz. O utangaç biri." dedi Ais neredeyse ağlamaklı bir tonda. "Ağabeyim üniversiteye gidiyor ve üniversiteden çıkınca da ders çalışmak veya işini yapmak dışında bir şeye vakti olmuyor. Kabul etse bile... Daha da yorulacak."

"O zaman ben bir şeyler yaparım." dedi Blaze kararlılıkla kaşlarını çatarak. "Birincisi seninle antrenmanlara başlıyoruz, bu kiloları eriteceksin. İkincisi eğer biri sana sataşırsa ben de ona sataşacağım. Bakalım bana bir şey diyebilecekler mi?"

Ais gülümseyerek Blaze'i dinliyordu, arkadaşının coşkulu öfkesi hoşuna gitmişti—aslında hoşuna giden şey onu umursamasıydı.

...

"Hadi Ais! Hadi~"

"Deniyorum... Hufff... Huff..."

Ais için günler artık yoğun geçiyordu. Okul saat 07:30'da başlıyordu fakat Blaze saat 06:00'da kapıya damlıyordu. Basketbol antrenmanlarında öğrendiği gibi ısınma hareketleri yaptırıyor, sonra koşuya başlıyorlardı. Yaklaşık 1 kilometreyle başlamışlardı ancak zaman geçtikçe Blaze bu uzunluğu arttırdı. Okul çıkışında ise, yine koşuyorlardı ve sonra Blaze spor sahasında ona biraz basketbol çalıştırıyordu.

İlk başta Ais çok zorlanmıştı; altıda kalkmakta zorlanıyor, yemek yemeye vakti kalmadığı için enerjisi düşüyor, eve gelince bitkin düşüyordu. Bu zamanlarda Halilintar'ı oldukça endişelendirdi ancak onu bir şey olmadığına ikna etmeyi başardı (zor da olsa).

Ve zaman geçtikçe Ais gerçekten değişmeye başladı. önce yorulmamaya, sonra yavaş yavaş kilo vermeye başladı. Elbette çok hızlı sürede olmadı bunlar ama ikinci dönemde, yaz tatiline yaklaşırken Ais bambaşka birine dönüşmüştü. Ne eskisi gibi çok zayıftı, ne de çok kiloluydu. Boyu uzamıştı ve en önemlisi... Zorbalarla yüzleşmeyi öğrenmişti. Artık uzun boylu olduğu için değildi; ama Ais metanetli olabiliyor ve zorbaları sakince dinledikten sonra sertçe uyarabiliyordu. Uzun boylu olduğu için Blaze gibi bir imaja kavuşmuştu.

Bir öğleden sonra eve dönerken Blaze gururla, "Epeyce geliştin." dedi. "Artık yürüyen damacanaya benzemiyorsun."

Bunun üzerine ikisi de güldü. Akılları pek de hoş olmayan ama kesinlikle komik olan bir anıya gitmişti.

"Teşekkür ederim Laze." dedi Ais sakince gülümseyerek. "İtiraf etmeliyim, beni gerçekten değiştirdin."

"Değişmek istiyordun." diye düzeltti Blaze kararlı bir ifadeyle. "Eğer bunu istemiyor olsaydın bir şey yapamazdım."

Ancak yine de kolunu Ais'ın omzuna attı. Her kötü durum, kötü kalmak zorunda değildi.

Bir zorbalıkla başlayan ilişki, sonsuz bir arkadaşlığa dönüşmüştü.

Son.

Embéria Aéris.

Ağağağağa yazarınızın morali çok bozuk ama mutlu bir son yazdı. Şimdi kaygı ataklarımdan birinde kurtulma zamanı—

Taufan değilim ben ya, vazgeçtim! Duri olmak istiyorum!!! Kaygı kaygı, moral bozukluğu moral bozukluğu nereye kadar kardeşim? Bu Taufan'a bir şey yapsınlar, Allah Allah...

Korkmayın antidepresan kısımları sadece hikayeye dahil!!! Lütfen, maazallah yanii...

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11