POİSON NOİR- 7. BÖLÜM (REWRİTE)

 Bölüm 7: Ormanın Kalbi

"Ormanın Kalbi neresi olabilir ki?" diye sordu Duri, merakla. "Bu civarda bir sürü orman biliyorum. Hangisi olduğunu nereden bileceğiz?"

"Biraz spesifik olmalı Duri." dedi Solar bitkince.

İkisi üç gündür Ormanın Kalbi olarak kastedilen yeri arıyorlardı ama hala bir sonuca ulaşamamışlardı. Ve... Solar kafayı yemek üzereydi.

"Hali'nin durumu ciddileşmeye başladı, bu yüzden acele etmemiz gerekiyor." dedi Solar, parmaklarını masaya vurarak. "Zehir kalbini sıyırıp geçti, yani kalbine ulaşmadı ama boynuna tırmanıyor. Yani sınırlı vaktimiz var."

"Onu iyileştirememek çok kötü." dedi Duri üzgünce. Rastgele bir kitabı aldı ve sayfalarını karıştırırken... Bir anda gözleri parladı. "Sol, şuna bak!"

Solar eğildi ve ilgisiz gözlerle satırları inceledi. Ne var ki gördüğü şey gözlerinin ilgiyle parlamasına neden oldu. "Ormanın Kalbi, ya da Szcéleşçede, 'Zski Hué' Szcéi gezegeninde bulunur. Bu koca ağacın dev gibi bir kovuğu vardır. Genç bir Zski Hué'nin uzunluğu ve genişliği ise Dünya'daki yaşlı bir çınarla eşittir. Evet! Harikasın Duri."

Solar ikizine beşlik çaktı ve kitabı kaptığı gibi odadan dışarı fırladı. O koşar da, Duri yerinde durur mu? O da peşinden koştu.

"Vay canına, aşırı hızlısın inek." diye alay etti Blaze gözlerini devirerek. "Üç gün oldu ama sen daha yeni buldun."

"Ona anlayış göster..." dedi Gempa yavaşça, Halilintar'ın durumundan sonra güçlü duruşu tamamen yok olmuştu. Oldukça bitkin görünüyordu.

Yedizler bu aralar sık sık yaptıkları şekilde, salonda toplandılar. Iman ve Halilintar hariç herkes oradaydı. Onlar yukarıda, Ori Üçlüsünün odasındaydılar. Zehir biraz daha yayılmış, bunun sonucunda zaten doğru düzgün dinlenememiş Halilintar yorgun düşmüştü. Iman da kardeşinin yanında kalmayı tercih etmişti.

"Pekala, bu tuhaf isimli gezegen nerede yer alıyor?" diye sordu Taufan ciddiyetle; ne Iman, ne de Halilintar olmadığından, ve Gempa da konuşamayacak kadar bitkin göründüğünden liderlik ona kalmıştı. Görevini hakkıyla yerine getireceğine şüphe yoktu.

"C019 sektöründe." diye cevapladı Solar görev tabletine eğilerek. "Bu sektör galaksinin diğer ucunda. Açıkçası Ochobot'un ışınlanma gücü olmasaydı ve oraya uzay gemisiyle gidecek olsaydık ömrümüzün yetmezdi."

"Mantıklı teorilere ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum..." dedi Gempa kayıtsızca, baş ağrısı biraz hafiflemiş olmalıydı ki doğrulmuştu. "Ama gideceğimize göre, bir çanta hazırlamamız şart."

Eh, mizah yapabildiğine göre hala umut vardı."

...

"Ah, burası çok ürkütücü." Blaze etrafa kaçamak bakışlar fırlatarak, bitkince yürüyen en büyük yedizin arkasına saklandı. Halilintar şaşırtıcı bir şekilde sessiz kaldı, ona çıkışamayacak kadar bitkin hissediyordu.

"Tamam, belki de sessiz olmak iyi bir fikir." diye fısıldadı Blaze ve yolculuk boyunca ağzını bıçak açmadı.

Yanlarından geçmekte oldukları bir çalı kıpırdayınca hepsi irkildi. Etrafta ağaçlar, çalılar ve sarmaşıklar dışında bir şey yoktu ve gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Bu durum görüşlerini kısıtlıyordu, tek kelimeyle ürkütücü olduğu kesindi.

Aniden önlerine biri çıkınca, Taufan ve Duri'nin çığlık atması bu yüzdendi.

"Sonunda yine karşılaştık Boboiboy!"

Bu Adu Du'ydu.

"Burada ne işin var Adu Du?! Görevde bile değiliz!" diye bağırdı Halilintar öne çıkarak. Gempa ona sakin olmasını işaret etti ancak kardeşi onu görmezden geldi.

"Oh, bir şey değil, sadece güç küresini almak istiyorum." dedi Adu Du pis pis sırıtarak ve Taufan'ın elindeki kızıl taşı işaret etti.

"Kör müsün, o bir taş!" diye çıkıştı Halilintar, elini alnına vurarak.

"Buna kanacak kadar aptal olduğumu mu sanıyorsun?" Adu Du güldü ve Probe'a işaret etti.

"Tamamdır Incik Boss¹! Roket atışları!"

Taufan elindeki taşla bir süre bakakaldı, bu yüzden Probe'un attığı roketlerden gereken zamanda kaçamadı. "Ah!"

"Taufan!"

Diğerleri Adu Du'ya öfkeli bakışlar fırlatırken, Halilintar Taufan'ın yanına çöktü ve gözlerini kıstı. İkizi ciddi bir zarar almamıştı ama canının acıması bile yeterince kötüydü (kaldı ki Probe'un roketleri oldukça can yakıcıydı).

"İsh, berani kau²!" Kılıçlarını çekti ve ileri atıldı. Adu Du'yu yenmek eskisi kadar kolay değildi, kendini geliştirmişti ama Halilintar da kendini geliştirmeye devam ediyordu.

Nitekim Yıldırım elementi yine Adu Du'dan üstün geldi. Küp kafalı uzaylı nakavt olmuştu.

Halilintar nefes nefese ona baktı. Kılıçları titreyen ellerinin arasından kayıp düştü. Dayanma gücünün sınırına gelen Halilintar'ın kendisi de yere düşmek üzereyken, Gempa atik davranarak onu yakaladı.

"Devam etmeliyiz." dedi, yarı yarıya bilinçsiz olan kardeşini sırtına alırken. "Fazla zamanımız kalmadı."

Gerçekten de, siyah desenler Halilintar'ın çenesine doğru ilerlemekteydi. Eğer bir çözüm bulamazlarsa, alnına ilerleyecek, gözlerine ulaşacak ve onu acılar içerisinde öldürecekti.

Devam Edecekti...

¹: İncik Boss lakabını çok seviyorum. Bu yüzden bu haliyle kullanacağım.

²: Ne cüret anlamına gelen Malayca bir kalıp.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11