POİSON NOİR- ... BÖLÜM (REWRİTE)

 Bölüm: Ormanın Kalbi...i?

"İşte! Bu o ağaç olmalı!" diye bağırdı Taufan, aslında Blaze'den destek alarak yürüyordu fakat kurtuluş umudunu görünce ve heyecandan bir anda onu bırakınca neredeyse düşecekti. Yine de dengesini sağlamayı başardı ve kocaman ağaca koştu. Kimsenin bir şey demesine kalmadan, elindeki taşı ağacın kocaman kovuğuna sokuşturdum.

Hepsi nefesini tutup bekledi. Ve gerçekten bir şey oldu. Büyük bir ışık hepsinin gözlerini kamaştırdı ve istemsizce birkaç adım gerilemelerine neden oldu.

"Buraya ulaştığınız için sizi tebrik etmeliyim çocuklar..." dedi bir ses ve ürkütücü bir kıkırdama da buna eşlik etti. "Ancak sizin için hikaye burada bitiyor."

"Durun, burada bir sorun var—" diye bağıracak oldu Taufan panikten gözleri irileşerek ancak sesini bile çıkaramadan büyük bir acı hissetti. Hemen ardından geri savrulduğunu hissetti. Göğsünden ateş çıkıyormuş gibi hissediyordu.

"Taufan!" Gempa ikinci yedizi görebilmek amacıyla etrafa baktı ancak her yeri yoğun bir sis kaplamıştı.

Sis dağıldığında gördükleri şey hepsini şok etti. Tıpkı Halilintar'ın rüyasındaki gibi siyah giysili bir kadın, ağacın gövdesine yaşlanmış, yılansı gözlerinde sinsi bir bakışla onlara bakıyordu.

"Ellerini hemen onun üzerinden çek!" diye tısladı Blaze öfkeyle.

Kadın rahat bir ifadeyle onları süzdü. "Yoksa?"

"Yoksa ben almasını bilirim! dedi Blaze daha da sinirlenerek—ki söylediğini yapacağına da şüphe yoktu.

"Pekala." Kadın hızlıca ama sıkıca bağlamış olduğu Taufan'ı yavaşça ağacın yanına bıraktı ve diğerlerine döndü. Bir Halilintar'ı, bir de Taufan'ı işaret ederek, "Onu verin, bunu alın." dedi. Sesi korkutucu derecede sakindi.

"Bunu yapacağımızı zannediyorsan yanılıyorsun!"

Kadın güldü, onların bu cesareti hoşuna gitmiş gibiydi. "İsteseniz de, istemeseniz de bunu yapacaksınız. Bunu yapmazsanız onu yine kaybedeceksiniz, sonsuza dek."

"Tch, ne saçmalıyorsun?..." diye homurdandı Halilintar, kılıçlarını oluşturmak üzere pozisyon aldı ancak Gempa onu hızla geri ittirdi. "Hayır Hali, sen geride kalıyorsun!"

"Ne?! Ben iyiyim—" diye itiraz etmeye çalıştı Halilintar ancak Gempa hiç olmadığı kadar sert bir sesle, "Bu bir emirdir!" dedi. "Sana seçenek sunmadım, Hali."

Halilintar homurdandı ancak itiraz etmedi. İçten içe Gempa'nın haklı olduğunu biliyordu. Aslında o kadar da iyi değildi zaten, sadece... Öyleydi işte.

Kardeşler kadınla savaşmaya başladılar. Açıkçası çok bir zarar veremiyorlardı, çünkü Taufan menzilin içindeydi. Baygın olduğu için de kaçınabilme ihtimali sıfırdı.

"Kabul edin, Poison Noir yenilemez." dedi kadın kendini beğenmiş bir tavırla, birkaç saldırıyı daha savuştururken.

Bu sırada Taufan yavaşça kendine gelmekteydi. Göğsündeki yanma hissi hala geçmemişti ve kıpırdayamıyordu. Zar zor ayağa kalktı, şükürler olsun ki sadece elleri sıkıca bağlanmıştı.

Bir süre bağlarını çözmek için uğraştı. Yanında olup biten savaşın sesini duyuyordu ancak dikkatini henüz oraya vermemişti.

Bağlarını çözmeyi bitirdiğinde önünde savaşan Poison Noir'i ve kardeşlerini fark etti. Ve gerideki ağaçların dibinde oturan Halilintar'ı da...

Taufan gözlerini kıstı. Halilintar'ın neyi vardı? Bu kadar uzaktan görebilmek mümkün değildi.

Yavaşça aradan sıyrıldı ve ağaçların dibinde duran Halilintar'ın yanına gitti.

Yaklaştıkça fark etti; Halilintar zehirin son evresindeydi. Yanaklarına tuhaf, hummalı bir kızıllık yayılmıştı. Desenler alnında belirmeye başlamıştı ve ara sıra başını ovuşturmasına bakılırsa, başı ağrıyordu.

"Hali? İyi misin?" diye fısıldadı, elini omzuna koyarak.

"İyiyim... Sanırım..." diye mırıldandı Halilintar, kendisinden beklenmeyecek kadar tereddütlü bir cevaptı bu. "Sadece... Biraz sıcaklıyorum...  Hava ısınmış olmalı..."

Taufan, "Hayır, sen sıcaklıyorsun." demek isterdi ama bunu söylemenin bir manası yoktu. Zehir kardeşinin gözlerine ulaşmak üzereydi ama yapabileceği bir şey yoktu.

"Ah... AH!" Halilintar aniden ellerini gözlerine bastırdı ve iyice, kucağına doğru eğildi. Devamlı olarak, alçak sesle inliyordu.

"Hali, sorun ne?!" Taufan panikleyerek bir türlü başını kaldırmayan kardeşini sarstı ve ellerini yüzünden çekmesini sağlamaya çalıştı. "Gözlerine mi—"

Halilintar bir elini hala bir gözüne bastırırken, diğerini yüzünden çekti ve başını kaldırıp ona baktı.

Taufan dehşete düştü ve nefesi kesildi. Halilintar'ın sol gözü artık kırmızı değil, siyahtı (irisi yani). İrisini gözbebeğinden ayırabilmek çok zordu. Aynı zamanda, siyah gözyaşları yanağından aşağı süzülüyordu (aslında acıdan ağlıyordu ama zehirle birleşince gözyaşları da siyah oldu).

Bu sırada, kardeşlerin hepsi geriye savruldu. Noir ışın kılıcıyla hepsini alt etmeyi başarmıştı.

"Halinize bakın. Acınası." dedi Noir kılıcını kınına sokarken. "Anne babanızı ben alt ettim, kime karşı savaştığınızı bilmiyor musunuz? Amacım size ulaşmaktı fakat ebeveynleriniz bunu engellemeye çalıştı. Peki ne değişti? Hiç. O artık elimde." Noir karanlık bakışlarını, Taufan'ın kucağında uzanan, yüzü siyah gözyaşı izleriyle dolu Halilintar'a çevirdi.

Taufan onun bakışlarını ikizine sabitlediğini fark edince, panikle kulağını kardeşinin göğsüne yasladı.

Ölümcül, yanlış bir sessizlik.

Nefesi kesildi ve başını kaldırıp, diğer kardeşlerine baktı. Gözleri irileşmişti. Ağzı konuşmak için açıldı ancak hiçbir ses çıkmadı. Söylemesine gerek yoktu.

"Vakit geldi." dedi Noir soğukça ve yaralı olan beş yedizi kısaca süzdü. Sonra onlara aldırmadan aralarından geçti, zaten hiçbirinin onu engelleyecek ne enerjisi ne de motivasyonu kalmamıştı. Hepsi heykel gibi kaskatı kesilmişti.

Noir Taufan'ın önünde durdu ve alt dudağı titreyen, ama buna rağmen ikizini sıkıca tutan çocuğa keskin bir bakış attı. "Onu teslim et, karşılığında gitmenize izin vereyim. Karşı çıkmaya kalkışma, hepinizden kurtulabilecek güce sahibim."

Taufan cevap vermedi, veremedi, ağzından yalnızca bir hıçkırık kaçtı. "O... O... O zaten... Ö-ölmek üzere... Cesedi... C-cesedi ne işine yarayacak?..."

"Bu seni ilgilendirmez." dedi Noir sertçe ve Taufan'ın daha fazla itiraz etmesine izin vermeden, Halilintar'ı kollarından çekip aldı. Öyle ki, çocuğun siyah şapkası başından düştü.

Onu sağlamca ama önemsiz bir şeymişçesine tutarken, geri kalan yedizlere muzaffer ve aynı zamanda başkalarının acısından zevk alan bir sadistin gözleriyle baktı. "Maceranız buraya kadarmış. Bir daha görüşmemek üzere çocuklar~"

Ve geride bir toz bulutu bırakarak yok oldu.

Uzun bir sessizlik oluştu. Yedizler birbirlerine baktılar, sonra belli bir yedize baktılar. Kaskatı kesilmiş, kadının yok olduğu yere bakakalmış yedize. Nitekim ilk tepki veren de o oldu.

Taufan kendini yere bıraktı ve iyice büzüldü, vücudu sessiz hıçkırıklarla sarsılıyordu. Beş dakikada bir sakinleşecek gibi oluyor, sonra onun nefesini hissedemediği an tekrar zihninde canlanıyor ve tekrar hıçkırmaya başlıyordu.

Neden sonra artık diğerlerini bir arada tutmakla sorumlu olan kişi olduğunu hatırladı ve doğrulup kardeşlerine baktı. Onlar da kendisinden farklı değillerdi.

Blaze öfkeyle bir şeyler mırıldanıyordu, yumruk yaptığı elleri titriyordu ve genellikle açık olan kapüşonunu iyice çekmiş, yüzünü gizlemişti.

Ais, ikizini sakinleştirebilecek tek kişi, hareketsiz kalmıştı. Ne yapacağını bilemeyerek boş boş etrafa bakıyordu. Ara sıra yanaklarından aşağı birer gözyaşı süzülüyordu, onun acısı daha sessiz, daha sakindi. Kendisi gibi.

Duri olayın şokundan çıkamamış, dehşet ve endişe içerisinde kardeşlerine bakıyordu. Neden sonra sanki ortada bir şaka varmış, o birazdan ortaya çıkıp, "Hey, ben yaşıyorum!" diyecekmiş gibi, çocuksu bir umutla onun kaybolduğu noktaya döndü.

Solar, kendini beğenmiş dahi... Elini saçlarına geçirmiş, ne yapacağını bilemez bir şekilde, bakışlarını ayakkabılarına dikmişti. O farkında bile olmadığı halde, gözyaşları süzülüyordu.

Gempa, kendisine anlayışla gülümseyerek bakıyordu.

Taufan'ın nefesi kesildi, yaşanan duruma rağmen gülümsediği için kızmak istedi Gempa'ya. Ancak yaptığı şey, koşup ona sarılmak oldu. Hıçkırıkları sesli, acı hıçkırıklara dönüştü. Kalbindeki acıyı dindiren tek şey, bu gözyaşları ve hıçkırıklardı.

"Ağlaman sorun değil Taufan... Biz de üzgünüz..." dedi Gempa, gülümsemesinin yok olduğunu sesinden anlamak mümkündü.

En büyük yediz Halilintar, geriye bir veda dahi bırakmadan, gitmişti.

Ellerinde kalan tek şey, kırmızı bir gül ve siyah bir şapkaydı.

Son.

Serinin devamı niteliğindeki Kayıp Fırtına'da görüşmek üzere... -Embéria Aéris.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11