AMOUR- 2 (REWRİTE)
2: Sevgi ve Nefret
"Ugh, seni getirmek zorunda kaldığıma inanamıyorum..." diye homurdandı Halilintar gözlerini devirerek ve hevesli Emily'e sert bir bakış attı. "Urgh, kıpırdanmayı kes! Çok sinir bozucusun."
"Sen de çok kötüsün." dedi Emily, somurtkan bir ifadeyle ona bakarak. Belindeki tahta hançeri çıkardı ve şaka yollu onun karnına bastırdı. Halilintar gıdıklandığı için eğilip büzülürken, Emily kahverengi saçlarını savurdu. "Hıh. Beni küçümsemekle büyük hata ediyorsun."
"Eğer benimle dalga geçiyorsan söyleyeyim, komik değilsin." diye iç çekti Halilintar, kızı susturmak istiyordu.
Fakat aniden önlerine bir robot çıktı ve onları durdurdu. "Durun. Burası yasaklı bölge."
"Uzayda değiliz metal kafalı. Burada öyle kafana göre yasak koyamazsın." diye homurdandı Halilintar bıkkınca. Kılıçlarını çekti ve kırmızı kıvılcımlar çıkararak robota doğru atıldı. Hızlı birkaç hamleyle onun işini bitirdikten sonra, "Kolaydın..." diye mırıldandı tatminkâr bir ifadeyle.
Kılıçlarını yok etti ve nefes nefese arkasına döndü. Fakat Emily orada değildi. "Emily?"
"Zavallı robotum... Türünün tek örneğiydi halbuki..."
Halilintar işin içinde bir iş olduğunu sezerek, diğer tarafa öndü fakat gördüğü manzara bir an dilinin tutulmasına neden oldu. "Se-sen—"
"Biliyorum , farklı görünüyorum." dedi Emily ürpertici bir kıkırdamayla. "Ama ben gerçekte böyleyim. Yetim hikayesine kanman çok safça."
Halilintar bakışlarını onda ayırmaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Sanki bakışları kızın üzerine yapışmış, bir türlü ayrılmıyordu.
Emily'nin yüzüne sahte bir gülümseme yayıldı. "Sonunda keşfettin."
"Ne yaptın?..." diye sordu Halilintar, tehditkar derecede alçak bir sesle.
"Ah, demek bilmiyorsun? Hihihi, keşke kardeşin Amourbot'un etkilerinden bahsederken onu dinleseydin." dedi Emily kıkırdayarak fakat ne yaptığını gizli tutmaya devam ediyordu.
Halilintar gözlerini kızdan ayırmadan, daha doğrusu ayıramadan, saati aracılığıyla diğerlerine acil durum mesajı ve konum gönderdi. Ardından temkinli bir şekilde kıza doğru birkaç adım attı. "Tamam... Yeterince eğlendin, şimdi durma vakti."
"Hayır! Amourbot'un tüm etkilerini öğrenmek istiyorum!" diye bağırdı Emily ayağını yere vurarak. Öfkeli hali korkunç oluyordu. Ancak derin bir nefes aldıktan sonra, eski haline geri döndü. "Pekala, şimdi gel ve diz çök. Önümde."
"Ciddi misin? Bunu yapacağımı düşünmüyorsun değil mi?" dedi Halilintar alaycı bir gülümsemeyle, belki de bu yüzden beş saniye sonra önünde diz çöktüğünü fark edince dehşete düştü.
"Şaşırdın değil mi? Hadi itiraf et, şaşırdın!" dedi Emily kıkırdayarak, Halilintar'sa bu sefer kesinlikle korkuya kapılmıştı. Altıncı hissi ona kötü şeyler söylüyordu.
"Ah, inanamıyorum! Sonunda Dünyalı bir deneğim oldu!" diye tezahürat etti Emily neşeyle ve zıplayarak Halilintar'ın etrafında dolaştı. Sonra önünde durdu ve inanılmaz bir enerjiyle parlayan kahverengi gözlerini ona dikti. "Söylesene, sen gerçek misin?"
"Ben hologramım." diye homurdandı Halilintar, gözlerini devirmek istiyor ama kızdan gözlerini ayıramadığı için yapamıyordu.
"Kinaye, kinayeydi değil mi? Kinaye yapıyorsun." dedi Emily hızlıca fakat onun cevap vermesini beklemeden, başını kaldırıp sokağın sonuna baktı. "Onları da buraya davet ettiğini bilmiyordum. Uf, şimdi eğlenmeye ara vermek zorundayım! Çok kötüsün!"
Emily'nin bahsettiği 'davetsiz misafirler' yedizlerden başkası değildi. Her ne kadar manzara onları şaşırtsa da, bir sorun olduğunu Halilintar'ın diz çökmüş olmasından anladılar.
"SİZE SÖYLEMİŞTİM! O BİR HAİN!" diye bağırdı Blaze öfkeyle ve elleri öfkeden dolayı alev aldı.
"Blaze, dur! Hali'yi inciteceksin." diye uyardı Gempa ve Emily'e döndü. "Emily, bize bir açıklama borçlusun. Hali'ye ne yaptın?"
"O—" diye başladı Halilintar ancak Emily gözlerini yedizlerden ayırmadığı halde, hançerini -bu sefer gerçek demirden- çıkardı ve boynuna doğrulttu. "Sen sus Hali... Sen sus."
Halilintar öfkeyle dişlerini sıktı. Canına susamış olsaydı susmazdı ama can kıymetliydi.
"Ehem, Amourbot'un gücünü test ediyorum diyelim." dedi Emily naif bir tonda. "Ve oldukça etkili, değil mi Hali~?" Halilintar kızıl gözlerinde korkutucu bir parıltıyla ona bakarken, Emily komik bir şaka yapılmış gibi, neşeyle kahkaha attı. "Halilintar artık bana ait!"
"Saçmalamayı kes, onu manipüle ediyorsun sadece." dedi Solar, öfkeyle gözlerini kısarak.
"Manipüle etmek mi? Onu manipüle etmediğimi kanıtlayabilirim." Emily elindeki Amourbot'u devre dışı bıraktı ve Halilintar'a çocuksu bir gülümsemeyle baktı. "Bana sarıl, Hali."
Halilintar pek umursuyormuş gibi görünmüyordu, Amourbot devre dışıydı değil mi? Bir şey yapamazdı...
Belki de bu yüzden kızın kollarını hissettiğinde şaşırdı. Öfkeli hissetmesi gerekirken uyuşuk hissediyordu. Gözleri... Gözleri kapanıyordu... Bir şeyler yanlıştı...
"İşte tuzak diye buna denir." Emily boş şırıngayı bir kenara fırlattı ve baygın Halilintar'ı sırtına aldı. "Bu size herkese güvenmemek gerektiğini öğretir kardeşler. Umarım en büyüğünüzü bir daha görebilirsiniz... Ya da göremezsiniz, hahaha!"
Gempa kız kaybolduktan sonra, şok içerisinde, "Onu... Onu kaybettik...?" diye fısıldadı.
....
Halilintar yavaş yavaş bilinci yerine gelirken, duyduğu ilk şey söylenen birinin sesi oldu. Gözleri yavaşça açıldı ve Emily'nin kahverengi gözleriyle karşılaştı. "Sen..." Bağıramadı, sesi zayıf çıkıyordu.
Kız gülümseyerek geri çekildi. "Bu kadar erken uyanmanı beklemiyordum.. Pekala, günaydın öyleyse." Onun kahverengi saçlarını karıştırdıktan sonra, işine geri döndü.
"Uzak dur benden..." diye tısladı Halilintar fakat sesi hala kısık çıkıyordu.
"İsterdim ama şuan dişlerini sayıyorum." dedi kız ciddiyetle. "Buna göre bu bilgiyi de Dünyalılar hakkında yazdığım kitaba ekleyeceğim."
"Otuz iki yaz gitsin..." diye homurdandı Halilintar gözlerini devirerek.
Emily geri çekildi ve ellerini beline dayayarak, ofladı. "Bu yaşta otuz iki dişin olmamalı şaşkın, dişlerin zaman içinde tamamlanıyor." Burnunu dürttü. "Şimdi sessiz ol, yoksa ben saymayı bitirene kadar senden uzaklaşmayacağım."
Halilintar iç çekti ama daha fazla itiraz etmedi (bu durumdan bir an önce kurtulmak istiyordu).
"Tam yirmi sekiz bembeyaz diş!" Kız gülümsedi ve elindeki büyük deftere bunu not etti. "Ah, bu arada, sana uzaylı olduğumu söylemiş miydim? Bu defteri, Amourbot'u ve seni gezegenime götüreceğim. Eminim sana bayılacaklardır."
"Beni götüremezsin!" diye karşı çıktı Halilintar öfkeyle.
"Ah, sanki bensiz yapabilecekmişsin gibi." Emily ciddi bir ifadeyle gözlerinin içine baktı. "Benden bir saat olsun ayrılırsan mahvolursun, şapşal Pikachu."
"Ne?..." Amourbot'un etkileri bu kadar ciddi miydi? Bu kız gerçekten çok pervasız ve acımasızdı!
"İstersen bir test yapalım." dedi Emily sakince ve onun göremeyeceği bir yere geçerek, dudaklarını sımsıkı kapadı.
Halilintar onun yokluğundan rahatsızlık duyduğunu fark edince öfkelendi. "Tamam, anladık! Seni göremediğimde daha kötü hissediyorum (zaten yeterince kötü hissediyordum)... Şimdi deneyine bir son ver."
Emily tüm etkileri görmek istiyordu, bu yüzden kendine bir kahve almaya gitti ve bu sırada Halilintar'a ne olacağını merak etti.
Halilintar onun yokluğunun yirminci dakikasında, göğsünde tuhaf bir ağrı hissetmeye başlamıştı. Henüz rahatsız edici değildi ama anormaldi. "Urgh, yeter artık. Çık ortaya!"
Kahvesini içip gelen Emily sabretti ve kırkıncı dakikaya kadar bekledi.
"Ergh..." Halilintar elinde olmadan inledi. İlk başlarda sadece rahatsızlık veren göğsündeki ağrı, şimdi nefes almasını dahi zorlaştıran bir ağrıya dönüşmüştü. "E-Emily... Yeter..."
"Tamam, gerçekten yeter, gerçekten." Emily ortaya çıktı ve gülümseyerek, acısı hafiflemeye başladığı için tuttuğu nefesini bırakan Halilintar'a baktı. "Sana demiştim. Beni göremezsen acın böyle devam eder. Öldürmez belki ama çok acı çekersin. Neyse... En azından sana nasıl eziyet edeceğimi öğrenmiş oldum."
Halilintar sadece homurdanmakla yetindi.
Emil şefkatle yanağına bir fiske vurdu ve deneylerine geri dönerken, "Kim bilir?" dedi. "Ben biraz sadist bir kızım Hali."
Bu cümle Halilintar'ın şakağından aşağı bir ter damlasının süzülmesine neden oldu.
Devam Edecek...
Evet, biraz değiştirdim. Öbür türlü Hali çok zavallı görünüyordu, ayrıca Emily o kadar acımasız biri değildi aslında. Neyse, bu hikaye bayağı eski. Poison Noir'den bile daha eski ama Sori'den ve Iman'dan çok daha sonra (sanırım öyleydi?).
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder