AMOUR- FİNAL (REWRİTE)
Final:
"Bu... Bu da neydi? Az önce gerçekten ihanete mi uğradık?..."
Kardeşler sersemlemiş bir şekilde bu ihaneti sindirmeye çalışıyordu. Emily pek de çaresiz olmayan, güzel bir kızdı ve belki de yetim değildi... Amourbot'u kullanmış, Halilintar'ın kendisine tutulmasını sağlamıştı. Sonra da en büyük yedizi alıp gitmişti.
"Tahmin etmeliydim!" diye bağırdı Blaze öfkeyle, yeri tekmeleyerek.
Gempa elini nazikçe omzuna koydu. "Sakin ol Blaze, hiçbirimiz bilmiyorduk—"
"Umurumda değil! Pikachu'yu geri vermek zorunda!" diye tısladı Blaze, vücudu aniden alev alınca Gempa da geri çekilmek zorunda kaldı.
"Sakin olmalıyız Aze." dedi Taufan ciddiyetle ve elini sıktı.
Blaze Ais'a yaslanırken, "Sakin olmak istiyorum ama herkes beni çıldırtıyor." diye homurdandı. "İhaneti kaldıramıyorum... Ayrıca sen sus, herkes senin gibi duygularına hakim olamıyor."
"Tamam, yeter." diye araya girdi Solar sakince. "Halilintar'ı kurtarabilmemiz için önce yerini bilmemiz gerekir. O yüzden..."
"Planın ne, bay çok bilmiş?
Solar iğnelemeyi duymazdan geldi ve saatiyle uğraşmaya başladı.
Diğerleri boş boş ona bakıyordu.
"İşte!"
"Tam iki dakikamızı harcadın Solar." diye homurdandı Blaze gözlerini devirerek.
"Sinyal bozucuya rağmen yerini bulabildiğim için bana teşekkür etmelisin." dedi Solar kendini beğenmiş bir şekilde.
"Neyse, gidelim!"
...
"Hahaha, gerçekten çok sevimlisin." ded Emily sandalyesinde dönüp ona bakarak. "Beni göremiyorsun ama sesimi duyuyorsun. Bundan daha büyük eziyet olamazdı herhalde."
"S-seni küçük alçak kız..." diye mırıldandı Halilintar zar zor. Zorlanıyordu, çünkü yine göğsündeki o korkunç ağrıyı hissediyordu. Kız onun sınıra dayanmasına neden olacak kadar uzun süre onun görebileceği bir yere gelmemişti. Açıkçası zaten onun o sinir bozucu sırıtışını görmek istediği falan yoktu ama Amourbot'un gücü düşüncelerini de kontrol ediyordu ne yazık ki...
"Her neyse." Emily aniden oturduğu sandalyeden kalktı ve ona yaklaştı. Bağlarını çözerek onu serbest bıraktı ve kısaca, "Peşimden gel." dedi. "Seninle işimiz var."
Halilintar da çaresizce söylenene uydu. Elinden gelen bir şey yoktu.
"Ceketini çıkarmak isteyebilirsin, sıcak olacak." dedi Emily, onun isteksizce uzattığı ceketini bir kenara koydu ve deney odasının kapısını açtı. Ondan önce içeri daldı ve kollarını havaya kaldırarak, "Ta-da! Em'in laboratuvarına hoş geldin!" diye bağırdı.
"Çok gürültücüsün." diye homurdandı Halilintar ilgisizce. "Deneylerinle ilgilenmediğimi söylemiştim."
"Söylemiş miydin? Duymadım, üzgünüm." dedi Emily yanağını kaşıyarak. Neden sonra saçlarını savurdu ve o tuhaf, çılgınca gülümsemesiyle ona baktı. Kahverengi gözleri parlıyordu. "Ama şey... Bugünün kobayı sensin Hali. Senin üzerinde deneyler yapacağım, insanlar hakkında bilgi edinmek için."
"Ha?!" Halilintar şiddetle karşı çıkmak için ağzını açtı ancak Emily ona gözlerini devirdi. "Neye dayanıklısınız, neye değilsiniz bunu öğrenmek istiyorum. Daha önce hiç yaşayan bir Dünyalı görmemiştim."
"Yaşayan derken? Ölü Dünyalıları mı gördün?" diye sordu Halilintar alaycı bir biçimde fakat Emily ciddiyetle -fakat doğru tahminde bulunduğu için gülümseyerek- başını salladı. "Evet. Benim gezegenimdeki Dünyalılar ölüydü. Yaşayanları hiç görmedim... Seninle tanışana kadar yani."
"Yani—benim üzerimde ölümcül deneyler yapacaksın!" diye bağırdı Halilintar sinirlenerek fakat bu öfkesi can korkusundan kaynaklanıyordu.
"Hayır, ben onlar kadar cani değilim!" diye karşı çıktı Emily ve kuvvetle iç çekti. "Bak, zor kullanmak istemiyorum. Lütfen beni buna zorlama ve şuraya otur. Söz veriyorum seni öldürmeyeceğim..." Bir yandan deney odasının ayarlarının bulunduğu küçük, cam bölmeye girdi.
Halilintar onun kendi kendine, "Şu hayatta umursadığım, sevdiğim tek kişiyi niye öldüreyim?..." dediğini duydu ve bu onun iyice kuşkulanmasına neden oldu. Aynı zamanda... Yanakları hafifçe kızardı.
"İlk deneyimiz." diye boğazını temizledi Emily ve bölmedeki şalterlerden birini indirdi. "Su."
"Ah!" Halilintar başından aşağı bir kova su dökülünce sıçradı. Islanan perçemleri alnına yapışmış olsa da, gözlerindeki memnuniyetsizlik görülebiliyordu. "Hey!"
"Üzgünüm, üzgünüm." Emily gergince kıkırdadı ama pek üzgün görünmüyordu. "İkinci deneyimiz sıcaklık. Ya da diğer adıyla... Ateş."
"Woi—kau niiii!" Halilintar öfkeyle Emily'e baktı. "Üstüme neredeyse ateşten yeni çıkmış kömür parçaları atmana gerek yoktu?! Sana ateşe dayanıklı olmadığımızı söyleyebilirdim??! Neredeyse beni yakıyordun, aptal!"
"Ah, aptal olduğumu biliyorum. Gezegenimdeki insanlar da böyle söylerdi." dedi Emily alaylı alaylı gülerek ve bir şalteri daha indirdi. "Ve elektrik tabii."
"Arrgh! E-Eeeem!" Halilintar Emily'e, normal bir kızın ağlamasına neden olabilecek, korkunç bir bakış attı ve yumruğunu gösterdi. "Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?"
Emily onu duymazdan geldi ve parmağını düşünceli bir şekilde çenesine yaslayarak, "Hava ve toprağa tepki vermiyorsun..." diye mırıldandı. "Peki ya... Sıcak ve soğuk su?"
"E-Emily!" Halilintar sonunda sabrı taşarak ayağa fırladı ve onun üzerine atıldı ancak kız sert bir bakışla elini kaldırınca, sersemledi. "N-ne?..."
"Hala Amourbot'un etkisindesin Hali." Emily onun şaşkınlıkla kalakaldığını görünce kıkırdadı ve devam etmek için cam bölmeye geri döndü. Ne var ki tam bu sırada, alarmlar çalmaya başladı.
Emily öfkeli bir iç çekti. "Neden bir türlü gönül huzuruyla deney yapamıyorum?!" diye bağırdı bezgince ve öylece duran Halilintar'ı bileğinden tutarak, peşinden sürükledi.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Halilintar, bıkkınca.
"Davetsiz misafirleri karşılamaya." dedi Emily sinirli bir şekilde ve sokağa çıkan kapıdan geçtiler.
"Onu bize ver, canın yanmasın!" diye bağırdı Blaze, yumruğunu saldırmaya hazır bir şekilde kaldırarak.
"Sadece sizin canınız yanacak." Emily gülümsedi ve kaygıyla kendisine bakan Halilintar'a ileriyi işaret etti. "Senin sıran Hali."
Halilintar emre karşı gelmek istiyordu, Emily ondan yapamayacağı bir şey istemişti. Yutkundu ve cesaretini korumaya çalışarak, "Onlara zarar veremem." dedi.
"Bu benimle değil, seninle alakalı bir durum. Şimdi saldır onlara." diye yineledi Emily ancak Halilintar ayak diremeyi sürdürdü.
Emily oyun oynamaktan hoşlanan birinin neşesiyle, Amourbot'un ayarlarını değiştirdi—hatta iyice yükseltti. Bunun üzerine Halilintar Yıldırım hızıyla ileri atıldı, kontrol artık Emily'e aitti.
"Dikkat edin!" diye bağırdı Gempa, toprak bariyeri oluştururken.
"Gem, onu durdurmak istiyorsak bayıltmalıyız, yoksa asla durmaz!" dedi Solar, toprak bariyerini ayakta tutmak için uğraşan kardeşine bakarak. "Bunu yapmak istemeyeceğini biliyorum ama yapmak zorundayız!"
"Taufan!" Gempa, havadan Halilintar'a atakta bulunan Rüzgar manipülatörüne seslendi. "Hali'yi bayıltman gerekiyor!"
"Ne?! Siz ikiniz delirdiniz mi, ciddi ciddi bunu yapmamı mı bekliyorsunuz?!" diye bağırdı Taufan şaşkınlıkla ancak tam o sırada Halilintar'ın Yıldırım mızrağından son anda kurtulunca, karşı çıkmakla iyi etmediğini sezdi.
"Hadi, yap şunu Taufan!" dedi Solar, onun kararsızlıktan kurtulabilmesi için.
"Pekala..." Taufan ileri atıldı ve böyle bir şey yapmasını beklemeyen Halilintar'ın üstüne atladı. Altta kalan kardeşi onu üstünden atabilmek için kıvranırken, elini yüzüne yaklaştırdı. Rüzgarıyla, onun nefes almasını engelledi¹ ve kardeşi çırpınmayı bırakana kadar bekledi. Bunu yapmak istemiyordu ama mecburdu.
Halilintar'ın bayıldığından emin olunca, kardeşini sıkıca kucakladı ve öylece durdu.
"Tamam, o ikisini yok sayalım. Biri duygusallaşacak, diğeri de baygın." dedi Gempa anlayışla.
Emily'i kolayca yendiler.
"Bize ihanet eden karşılığını alır." dedi Blaze sırıtarak ve kolunu yanındaki Ais'ın omzuna attı. Ais ise ifadesiz gözlerle izlemeyi sürdürüyordu.
"İhanet mi?" Emily öksürükle kıkırdama arası bir ses çıkardı, ifadesinde yenilmiş birinin korkusu yoktu. "Tek istediğim Amourbot'u bulmaktı... ve Halilintar sayesinde siz Dünyalıların çok iyi varlıklar olduğunu da öğrendim." Kız yaralı olmasına rağmen kalktı ve garip bir dans figürü sergiledi.
"Gitmeden önce..." Emily baygın Halilintar'a baktı ve sonra Gempa'ya döndü. "Ona sarılabilir miyim? Önyargılı davranmadan beni yanına aldığı için ona bir teşekkür borçluyum."
Diğerleri tereddütle onayladı. Emily Halilintar'ı sıkıca tutan Taufan'a yaklaşırken, mahcubiyetle gülümsedi. "Üzgünüm, onun incinmesini istemezdim."
Elini uzattığında, Taufan en büyük yedizi göğsüne daha da yaklaştırdı. Ona hala güvenmiyordu.
"Söz veriyorum, bir şey yapmayacağım." diye üsteledi Emily, güven verici bir gülümsemeyle.
Taufan tereddütle, kızın baygın yedize sarılmasına izin verirken, kederle gülümsedi. "Ona kendi elimle zarar vermek istemiyordum..."
"Üzgünüm." Emily'nin Halilintar'ın kulağına fısıldadığı şey buydu. "Böyle olsun istemezdim... Ama dedim ya, sen şuana kadar gerçekten sevdiğim tek kişisin..." Ve bunun ne anlama geldiğini bile bilmeden, çocuğun yanağına bir öpücük kondurdu.
(Taufan nefesini tuttu, çok heyecanlanmıştı.)
Emily gülümsedi ve ayağa kalktı. Onlara el salladı ve Amourbot'u sıkıca tutarak, koşmaya başladı. Az sonra, uzay gemisine binmiş, atmosferin dışına doğru yol almaya başlamıştı.
"Olaylarla dolu iki gün..." diye iç çekti Gempa yorgunca gülümseyerek.
Blaze kolunu kendisi gibi sırıtan Solar'ın omzuna attı ve kıkırdadı. "Globofobik Pikachu için bir alay konumuz daha oldu."
"Ah hayır..." dedi Taufan yavaşça ama gülümsemesi belli oluyordu.
*Bonus bonus*
"Neee?!?!" diye bağırdı Halilintar, bir gözü seğirirken. "Cesaretin varsa bir daha söyle!"
"Şey... Gerçekten sevdiğim tek kişi sensin dedi..." diye mırıldandı Taufan, koltukta oturmuş, çekingenn bir ifadeyle parmaklarıyla oynuyordu ama aslında Solar'la kurduğu plan yüzünden böyle davranıyordu.
Halilintar'ın yüzü hem öfkeden, hem de utançtan kızarmıştı. "Aah, o kız, gerçekten—! Bir gün yine karşılaşırsak bu yaptığından pişman olmasını sağladığımdan emin olacağım!"
"Oh hayır, sevgilisi tarafından öldürülen kız. Ne trajik bir olay!" dedi Solar dramatik bir şekilde hıçkırarak fakat rol yaptığı her halinden belliydi.
"Bu lamba da mı biliyor?!" Halilintar çıkış yolu bulabileceğini umarak etrafa baktı fakat bulamadı. Vücudundaki tüm kan yüzüne hücum ederken, elleriyle yüzünü örttü.
Solar elini kaldırdı ve sanki onu sakinleştirecek bir şey söyleyecekmiş gibi sakince, "Emily eğer onu bir saat boyunca görmezsen aşk acısından öleceğini söylemişti ama sen hala yaşıyorsun." dedi. "Niye ölmedin?"
"Kes sesini lamba! Aahhhhhh Gempaaağ..."
"Boşuna sızlanma..." dedi Ais sakince, bir şekilde bu maceraya dahil olmayı başarmıştı. "Onu özlediğini hepimiz görebiliyoruz."
"Ha ha ha! Düğün ne zaman Pikachu? Davetiye istiyorum!" dedi Blaze sırıtarak, Halilintar'ın bir ömür unutmayacağı harika bir alay konusu bulmuştu.
"Eeeeh, bir rahat bırakın da nefes alsın." diye araya girdi Gempa fakat arkasına sığınan Halilintar'a döndü ve göz kırptı. "Şey... Tebrik ediyoruz Hali."
"Ah—Gem, sen de değil?!!?" Halilintar kendini kanepeye bıraktı ve kıpkırmızı olmuş yüzünü kırlentlerden birine gömdü. Gempa ise kıkırdıyordu. "Eh, sanırım bir süre alay konumuz sen olacaksın Hali. Hepimiz onun seni öptüğünü gördük."
"Ne yaptıııııı?!?!?!"
"Ah, Gempaaa! Bunu söylememiştik!"
"Al işte, sürpriz gitti..."
Ne var ki, Halilintar yaklaşık iki hafta sonra Emily'den Dünya'ya geri döneceğini bildiren bir mesaj aldığında gözleri parladı.
Arkadaşlıkları -ve maceraları- yeni başlıyordu.
Son.
Embéria Aéris.
Düzenleme: Amour 'aşk' kelimesinin Fransızca çevirisidir.
Geçen seferki sonu hatırlayamadım ve AO3'teki versiyonuna baktım XD Şimdi daha da iyi oldu gibi. Neyse, Emily ile Hali böyle tanıştı işte.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder