BİRİ HAKKINDA İLGİNÇ BİR HİKAYE: GEÇMİŞİN İZLERİ

 Biri Hakkında Bir Hikaye: Geçmişin İzleri

Sıradan bir gündü. Aşırı sıradandı hem de. Halilintar ve Emily beraber yürüyorlardı. Nereye? Hiçbir yere. Kendilerine bir yol tutmuş, gidiyorlardı işte.

Tevafuktur ki, yolları bir çocuk parkına düştü. Emily muzip bir ifadeyle Halilintar'a baktı, mesajı alan Halilintar da sırıttı ve salıncaklardan birine atladı. Emily de onun yanındaki salıncağa oturmuştu.

Beraber bir süre sallandılar. Konuşmuyorlar, parktaki çocuk seslerini ve çevredeki ağaçlardan gelen hışırtıları dinliyorlardı.

Neden sonra aniden bir ses duydular. Bir çocuk ağlıyordu. Belki düşmüştü, belki istediği bir şey olmamıştı ama sorun bu değildi.

Ağlama sesini duyan Emily sallanmayı bırakmış, öylece donup kalmıştı. Gözünü dahi kırpmadan, başını yavaşça çocuğun olduğu tarafa çevirdi ve oraya doğru bakmaya devam etti.

Halilintar bir tuhaflık olduğunu sezse de, onun aşırı duygusal biri olduğunu bildiği için herhangi bir tepki göstermedi. Çocuk sustuğu halde Emily hareketsiz kalınca, bir sorun olduğunu anladı.

Oturduğu salıncaktan yere atladı ve Emily'nin önüne geçti. Kız hala bakmaya devam ediyordu. Halilintar şüphelenerek elini gözlerinin önünde salladı, kızın kahverengi gözlerinde dehşet verici derecede boş bir bakış vardı ve ne yazık ki onu transtan çıkarmaya çalıştığı halde tepki vermemekteydi.

O kadar uğraştığı halde başarılı olamadığı için tepesi atan Halilintar Emily'nin omuzlarını sertçe kavradı ve kızı 'biraz' kabaca sarstı.

Emily gözlerini kırpıştırdı ve sinirli bir ifadeyle kendisine bakan arkadaşına şaşkın, biraz da kafa karışıklığı içeren bir bakış attı. "Ha—ne oldu Hali?"

"Bir şey mi var?" diye sordu Halilintar sabırsızca, bu onun için 'iyi görünmüyorsun' demenin farklı bir yoluydu.

Emily bir saniyeliğine sessizce ona baktı ve kulağa tuhaf gelen bir şekilde kıkırdadı. "Haha... Hayır, iyiyim."

Halilintar ona inanmamıştı, hem de hiç. Gözleri daha da kısıldı ve onun bakışlarından kaçınabilmek için salıncaktan kalkan Emily'nin omzunu sıkıca tuttu. "Ne var?"

"Bir şey yok dedim Hali. Eğer önemli bir şey söylediysen özür dilerim, dalmışım." dedi Emily gülümseyerek fakat sesi bir ton daha sert, daha... savunmacı çıkmıştı. Aynı zamanda kırılma noktasına ramak kalmış gibi, sesi biraz titremişti de.

Bunun üzerine Halilintar yalnızca bıkkın bir iç çekti ve daha fazla zorlamadı. Zaten çok geçmeden, parktan ayrıldılar ve Emily'nin evine doğru yürüdüler.

Emily anormal bir şekilde çok sessizdi. Ama bu gerçekten tuhaf bir sessizlikti, hiç konuşmadığı halde, ara sıra Halilintar'ı bile ürperten, tuhaf bir sesle gülüyordu. Genç defalarca kızın ağladığını düşünerek ona bakmıştı fakat her seferinde, kızın o tuhaf ifadeyle güldüğünü görmüştü.

Eve geldiklerinde, Emily yemeğe kalması için ısrar etmek yerine, "Allah'a emanet ol Hali..." diye mırıldandı ve evine girdi.

Halilintar o gün onu daha fazla sorgulamadı ama zaten yakın zamanda kızın kendisine anlatacağını sezinliyordu.

...

Tahmini doğru çıkmıştı. Ertesi gün saat sabah sekiz civarında Emily'den, yanına gelip gelemeyeceğini soran bir mesaj aldı.

Acil olmasa bu saatte bu kadar kısa bir mesaj atmazdı, diye düşündü Halilintar ve kardeşlerini uyandırmamaya dikkat ederek evden çıktı. Emily'nin evi çok uzakta değildi, bu yüzden beş dakikada kapısının önündeydi.

"Assalamualaikum." dedi sakince, kapıyı açan Emily ise, "Waalaikumussalam..." diye fısıldayarak karşılık verdi. O içeri girerken, kız çoktan odasına geri dönmüş ve yatağına gömülmüştü.

"Sabah sabah beni buraya çağırmak için çok önemli bir nedenin olmalı." dedi Halilintar şaşkın bir tonda -kendisinin nefessiz bu kadar uzun bir cümle kurması daha şaşırtıcıydı- ve kollarını kavuşturarak, yatağına gömülmüş ve en hafif tabirle kederin vücut bulmuş hali gibi görünen kıza baktı baktı. "Umarım öyledir, yoksa fena olur. Yorgunum, biliyorsun... Tamamlamam gereken dört aylık bir uykum var."

"..."

"Dünkü mesele mi?"

"..."

"Bak, böyle devam edersen eve dönmek zorunda kalacağım." dedi Halilintar sertçe, fazla sabırlı biri değildi ne yazık ki.

"Anlatacağım... Ama sakinleşemiyorum..." diye mırıldandı Emily ve yatağından doğrulup ona baktı. Yüzünde sayısız gözyaşı izi vardı ve kızarmış gözlerine bakılırsa, geceyi ağlayarak geçirmişti.

"Tamam... Çok önemli sebebin nedir?" diye sordu Halilintar yavaşça, ağlamasına şaşırmamıştı ama neden ağladığı onun için hala bir sırdı.

"Biliyor musun? Sana anlatmamaya karar verdim." dedi Emily keyifsizce, yastığına sarıldı ve ona sırtını döndü. "Umursamayacaksın. Geceni boş yere mahvetmişsin diyeceksin... Hayır teşekkürler, ben Taufan'la konuşmayı tercih ederim."

Onun kendi kendine konuşurcasına söylediklerini dinleyen Halilintar ayağa kalktı ve neredeyse (tamamen değil, biraz uykusuzluğun getirdiği öfke de var!) incinmiş ve biraz küçümser bir tonda, "Öyleyse o hava kafalıyı bulsan iyi edersin." dedi. "Görüşürüz Emily."

"Hey... Hey, bekle—gerçekten gidiyor musun?" Emily hızlıca döndü ve doğrulup dış kapıyı açan arkadaşına baktı (odasından dış kapı görünüyor). Araları bozulduğunda olduğu gibi, elleri titremeye başlarken, panikle, "Gitme!" diye bağırdı.

"Öyle mi? Beş saniyede ne değişti?" dedi Halilintar onun sürekli değişen duygularından dolayı bezgin hissederek. Yine de geri döndü ve Emily'nin yatağının karşısındaki küçük kanepeye oturdu.

"Anlatacağım ama... Lütfen boş yere ağlamışsın vb. şeyler deme Hali. Duygularımı küçümsemene katlanamıyorum." dedi Emily kararlı bir şekilde fakat gencin ondan korktuğu falan yoktu. Bilakis alaycı bir ifadeyle ellerini iki yana açarak, "Eğer dün akşam yemeğini yalnız yediğin için ağlıyorsan öyle derim tabii." diye dalga geçti.

"Öyle bir şey için ağlamam! Uf, sana söyledim işte, beni alaya alıyorsun!" diye çıkıştı Emily ona öfkeli bir bakış atarak.

"Ciddiyim ama." dedi Halilintar ifadesiz gözlerle. "Anlatırsan dinleyeceğim, yoksa eve dönüyorum." Ve tekrar ayağa kalktı.

"Hali, dur! Gitme!" dedi Emily tuhaf bir korku içerisinde ve ses tonu yine değiştiği için, Halilintar merakla ona döndü. "Gerçekten, neyin var senin? Bir şakayı kaldıramayacak kadar hassaslaştın mı?"

"Bunun hassas olmakla alakası yok." dedi Emily durgun bir ifadeyle. Avuç içleriyle gözlerini sildi ve doğrulup, düzgünce oturdu. Ellerini kucağında birleştirdi ve derin bir nefes alarak anlatmaya başladı. "Geçen hafta Blaze geldiğinde, geçmişimden hiç bahsetmediğimi söyledi ve komik çocukluk anılarımı anlatmamı istedi... Ama—"

"Dur tahmin edeyim, geçmişin çok kötü." dedi Halilintar kayıtsızca ama böyle bir şeyi pat diye sorduğu için Blaze'e iyi bir söylev çekmeyi aklının bir köşesine yazmıştı.

"Evet... Ve Hali, ben... Anlatamadım..." Emily durdu, boğazında yine o tuhaf, konuşmasını engelleyen düğümlenme hissi oluşmuştu. Sanırım ağlamasını bastırmaya çalıştığı zaman oluyordu bu his. "Ö-önce sana anlatmak istiyordum ama... Ama yapamadım. Ne zaman anlatmak istesem... Senin gülümsediğini görüyordum ve... Kendi kendime, onu da üzmene gerek yok diyordum... Ama sanırım—"

"Tamam, anladım, teşekkürler." dedi Halilintar sözünü keserek. Kızıl gözlerinde yoğun bir parıltıyla kıza baktı, anlatmaktan ısrarla kaçındığını fark etmişti. "Şimdiye odaklan Emily."

Emily sessiz hıçkırıklarını yatıştırabilmek için bir süre durdu ve derin nefesler aldı. Sonra titrek bir sesle anlatmaya başladı.

"Be-ben ailemi hiç görmedim... Ölmüşler, ya da birbirimizi kaybetmişiz, o konuda hiçbir zaman bilgim olmadı. Scienza'dan geldiğimi biliyorsun ama o gezegenin nasıl bir pislik deryası olduğunu bilmiyorsun."

"Hayır, daha önce Taufan'la gitmiştik." dedi Halilintar, kötü anılar yüzünden yüzünü hafifçe buruşturarak. "Ve haklısın, gerçekten de çok kötüydü."

"Muhtemelen senin gördüğün göz önündeki kısmıydı, yoksa bu rahat konuşamazdın." dedi Emily monoton bir ses tonuyla, gözlerinde yine o boş ama dehşet dolu bakış belirmişti. "O nefret ettiğim adamların tüm suçlarını sana sayıp dökecek değilim. Şu kadarını söyleyebilirim ki, beş yaşıma kadar akla hayale gelmeyecek deneylerin kobayı oldum. Defalarca yaralandım, ölümün kıyısına geldim ama oradaki çılgın bilim adamları hızlı iyileşmemi sağlayan bir sıvı icat etmişlerdi, bu yüzden çok hızlı iyileşiyor ve onların tabiriyle 'kullanılabilir' hale geliyordum... Zaman içerisinde bu umursamazlık ve gördüğüm muamele yüzünden... Aklımı kaybetmeye başladım."

"Sanırım o yüzden biraz delisin." dedi Halilintar esprili bir tonda ama onun ağlamaklı ifadesini görünce sakince, "Şaka yapıyorum. Sen devam et." dedi. Bu da ona saygı duyduğunun küçük bir göstergesiydi.

"Beni bir hücreye kapattıklarını hatırlıyorum. O zamanlar hala akli dengem biraz yerindeydi, bu yüzden bana daha da kötü davranmaya başladıklarını anımsayabiliyorum." dedi Emily öfkeli bir tonda. "Azıcık yemek, azıcık su ve dar bir alanda, sefil bir hayat yaşadım orada... Yani bana söylenen buydu. Ben aklımı kaybettikten sonra olanları hatırlamıyorum."

"Sonra kurtuldun." diye tahmin etti Halilintar, onunla tanıştıkları zamanı hatırlayarak.

"Evet. Akli dengem düzeldiğinde -ki bunun olması bir mucizeydi- beni oradan çıkarttılar ama ben artık onların kobayı olmak istemiyordum." dedi Emily ellerini yumruk yaparak. "Daha önce bir yerde okuduğum Amourbot'u bulmaya ve Scienza'dakilere karşı onu kullanmaya karar verdim. Böylece gül gibi geçinip gideceklerdi."

"Ve benimle karşılaştın." diye homurdandı Halilintar, neşeyle kendisine sarılan kızı hatırlayarak.

"Evet. Şefkatli Halilintar'la." dedi Emily gülümseyerek—bu sefer gerçek bir samimiyetle söylediği için Halilintar sessiz kaldı. "İlk anlardaki sıcak davranışın, yetim olmamı normal karşılaman... Sana ısınmama sebep oldu ama bir amacım vardı ve ona ulaşmak istiyordum. Yine de senin üzerinde deneyler yapmak o anki stresimi atmamı sağladı, yani teşekkür—"

"Sen gerçekten delisin..." diye homurdandı Halilintar ama onun devam etmesi için sessiz kaldı.

"Her şeyden sonra, Scienza'ya geri dönerken... İlk defa özlemenin ne demek olduğunu anladım. Bu hayatta gerçekten sevdiğim tek kişi olduğunu söylerken gerçekten söylediğimi kastetmiştim yani." dedi Emily gülümseyerek. "Daha önce kimseyi bu kadar içtenlikle sevmemiştim ve sevdiğin tek kişiden ayrılmak nasıl bir eziyet, bilemezsin. Elbette tüm bunları sana söylemedim ama Dünya'ya geri döndüm. Bundan sonra benim yuvam Scienza değil, Dünya olacaktı..."

"Zaman içerisinde dala olgun biri olduğumu fark etmişsindir. Gülme Hali, ilk geldiğim zamanlardaki halimi ben bile hatırlıyorum. O zamanlar hala aklım tam yerinde değildi—hayır hayır, korkma! Bilincim yerindeydi, sadece her zaman mantıklı şeyler yapmıyordum gördüğün gibi... Güvenebileceğim bir çevrem olması ve çevremden sevgi görmem yavaş yavaş iyileşmeme neden oldu. Hala çok tutarsız davrandığım oluyor ama boş ver işte..."

"Yani... O kadar da kötü değilmiş." diye mırıldandı Halilintar, onun sinirden titremeye başladığını fark etmeden. "Geceni boş yere mahvetmişsin. Ağlanacak bir şey yok bunda."

"Haliii! Tepemin tasını attırma, nelere maruz kaldım ben biliyor musun?!" diye bağırdı Emily hayal kırıklığı içerisinde ve yastığını alıp ona fırlattı.

"Ya sus, tamam, anca sen haklısın..." diye homurdandı Halilintar, yastığı yatağın üzerine bıraktı ve eliyle hafifçe yastığa vurdu. "Şimdi yat ve uyu. Ya da ben uyuyayım, o da olur—" Böyle söylerken başını yastığa gömmüştü.

"Hayır ya, kalk Hali! Hem sen evine gitsene, küstüm ben sana." dedi Emily sinirli bir ifadeyle fakat Halilintar omuz silkti. "Eve gidip ne yapacağım sanki, senin erkek versiyonunla uğraşmak istemiyorum. Burada kalmak da kötü ama olsun. Sen birazdan uyuduğunda rahata ereceğim."

"Ha, yani gitmiyorsun..." diye homurdandı Emily ama rahatsızmış gibi görünmüyordu. Bunun yerine onu odadan dışarı iteledi, yatabilmesi için onun gitmesi gerekti.

"Bu bir soruysa evet, mutfağını yağmalayacağım." dedi Halilintar rahatça, odadaki Emily ise güldü. "İyi! Git ne yiyeceksen ye... Odama da girme..." Böyle söyledikten bir dakika sonra derin bir uykuya daldı.

Halilintar ise hem onu rahatlatmış hem de kendisini eğlendirmiş olmanın verdiği mutlulukla mutfakta bulduğu şeyleri yedi. Emily'e haber vermeden giderse kızın çok sinirleneceğini tahmin ediyordu, bu yüzden o uyanana kadar gitmedi. Kahve içti, telefonuna baktı, Iman'ın telefonundan kendisine mesaj atan Taufan'a iğneleyici bir cevap gönderdi, karşılığında Iman'dan uyarıcı bir mesaj aldı derken...

Halilintar da masadaki sandalyelerden birinde otururken uyuyakaldı.

Son.

Embéria Aéris.

Ehh, eğlenceli bir hikayeydi. Emily'nin neler yaşadığı tamamen hayal gücünüze kalmış. Ben kendi hayal ettiklerimi saklı tutacağım, insanların psikopat olduğumu düşünmesini istemiyorum 😂

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES