BLAZE İLE YEDİ GÜN- 4: BAŞ BELASI ÜÇLÜ
4: Baş Belası Üçlü
Blaze omuzlarından tuttuğu kardeşine doğru eğildi ve, "Evet Duri, biliyorsun ki biz Baş Belası Üçlüyüz..." diye fısıldadı.
"Evet ama... Taufan'la birlikte." diye fısıldadı Duri kafası karışmış bir şekilde. Blaze'in birdenbire neden kendisini sıkıştırdığını anlayamamıştı.
"İşte... Bugünün görevi bu." diye devam etti Blaze sırıtarak. "Üyemizi neşelendirmeyi başarmalı ve onu dışarı sürüklemeliyiz. Evde iyice kötüleşiyor bence..."
"Ama bunu yapamayız. Çok yorgun, doğru düzgün hiçbir şey yapmadı bugün..." diye itiraz etti Duri masumca. "Tüm gece Hali'yle ilgilenmiş galiba. Hali'ye ne mi oldu? Bilmem... Üşütmüş olabilir, Gempa ona kızıyordu..."
"Öf, o Pikachu'nun bizimle ne alakası var?" diye homurdandı Blaze surat asarak. "Bir kere kendi tedbirsizliği yüzünden hasta oldu, Allah Allah... Ah—Taufan'ın morali bu yüzden mu bozuk?"
"Hayır ama Hali'yle o kadar yakınlaştılar ki, artık onun duygularını hissediyor ve etkileniyor." diye açıkladı Duri kendinden beklenemeyecek bir bilgelikle. Ne var ki hemen ardından çocuksu bir masumiyetle, "Solar böyle dedi." diye ekledi.
"Bu gidişle sen de o inekten etkileneceksin." diye homurdandı Blaze gözlerini devirerek. "Neyse, gel şimdi. Taufan'ı bulalım."
"En son bahçeye çıkmıştı. Sanırım hala oradadır."
"Eh, en azından yardımcı oluyorsun..."
Taufan gerçekten de oradaydı. Duri'nin bitkileri arasında amaçsızca dolaşıyor, kimisine dalgınca elini sürüyordu. Belki de dalgınlığı yüzünden onların varlığını fark etmesi zaman aldı.
"Wakey wakey~... MERHABA TAUFAN!"
Taufan kulağının dibine bağırıldığı için irkildi ve kaçmayı akıl edemeden, eli ayağı birbirine dolanarak, yere çöküverdi. Gelenin yalnızca Blaze ve Duri olduğunu fark edince, histerik bir şekilde güldü. "Ah... Beni ölümüne korkuttunuz..."
"Sen fazla dalgındın." diye düzeltti Blaze sertçe. "Biz gayet güzel geldiğimizi belli ettik. Sen ise ağzın bir karış açık havaya bakmaya devam ettin. Ben bekliyorsun, 'armut piş ağzıma düş' falan mı? Yok, bekleme sen, armut ağacı yok burada..."
"Eh, hayır... O kadar daldığımı fark etmemiştim sadece..." diye mırıldandı Taufan yanağını kaşıyarak. "Ee, neden buradasınız peki?"
"Seni dışarı sürüklemek için." dedi Blaze sırıtarak. "Baş Belası Üçlü olarak yalnızca üçümüz dışarı çıkıyoruz."
Taufan yavaşça, "Ama yapamayız..." diye itiraz edecek oldu ancak Blaze eliyle hızlıca ağzını kapattı. Kehribar gözleri kocaman açılınca daha da korkutucu görünüyordu. "Yok, sen ağzını açma. Gempa'dan izin alırız, biter. İzin vereceğinden eminim."
"İsh, ondan demedim!" diye karşı çıktı Taufan elini ittirerek. "Birincisi, Gempa üçümüzü yalnız başımıza hayatta göndermez. İkincisi, diyelim ki gönderdi ve Hali yanımızda olsaydı hiç yaşamayacağımız bir sıkıntı yaşadık. Ne yapacağız?"
"Fazla dert ediyorsun. Hali bir telefon uzağımızda olacak." dedi Blaze rahatça ve Taufan'ın cevap vermesine izin vermeden, Duri'yle beraber koluna girdiler ve onu mutfak kapısına sürüklediler.
"Gempa~ Biz dışarı çıkıyoruz~"
"Siz kim? Ha—hmmm... Peki. Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu Gempa, tereddütle Baş Belası Üçlüye bakarken. "Duri, Taufan, yanınıza ödevlerinizi de alın. Belki bir aralıkta yaparsınız."
"Sonraki Aralık'ta yaparlar, bu Aralık bitti." dedi Blaze gülmemeye çalışarak.
Soğuk esprisi Gempa'da soğuk duş etkisi oluşturmakla kalmadı, bir de kendisine dil çıkardı. Başka bir şey yapmadı ama onun gibi birinden beklenmeyecek bir şey yapması yeterliydi.
"Kapüşonlularımız da tamam olduğuna göre gidebiliriz!" dedi Blaze neşeyle ve ayakkabılarını hızlıca ayağına geçirdikten sonra el salladı. "Görüşürüz!"
"Bekle, şortla mı gideceksin?!" diye sordu Gempa dehşet içerisinde. "Yani tamam, her zaman şort giymek istiyorsun, anlıyorum ama CİDDEN BLAZE. Yeni iyileştin."
"Önemli bir şey değildi... Ayrıca hava soğuk değil. Sadece biraz yağmur var." diye homurdandı Blaze.
"İyi iyi, git hadi..." Gempa iç çekti ve kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Baş Belası Üçlü ise neşeyle Gempa'ya el salladılar. "Assalamualaikum~"
"Waalaikumussalam..." Gempa onların arkasından kapıyı kapattı ve yukarı, odalarına geri döndü. Hem Halilintar'ın başucunda oturuyor, hem de kitap okuyordu. Bu ara Taufan'ın onun yerine kitap almasına izin veriyordu ve sonuç bayağı iyiydi.
...
"İlk olarak nereye gidiyoruz?" diye sordu Duri birlikte hızlı hızlı yürürken.
"Bilmem. Canımız ereye gitmek isterse oraya gideriz herhalde." dedi Blaze gülümseyerek ve bir süre düşündü. "Şeye ne dersiniz? Şu Hali'nin önerdiği bir dükkan vardı ya—"
"Hayır hayır, orası olmaz!" diye karşı çıktı Taufan ve Duri aynı anda. "Hatırlamıyor musun? O kadar acıydı ki, iki gün karın ağrısından kıvranmıştık!"
"Peki peki... Ya Emily'nin hepimizi götürdüğü kafe?" diye şansını denedi Blaze, açıkçası fazla mekan bilmedikleri için seçenekleri kısıtlıydı.
"Ah, orası olabilir. Hem tatlıları, hem de içecekleri güzeldi." dedi Taufan memnun bir ifadeyle. Bu ifadeyi yakalayan diğer ikisi birbirlerine göz kırptılar, oldu bu iş.
"Hadi gidelim o zaman."
Kafenin adı Kebun Strawberi (Çilek Bahçesi)'ydi ve gerçekten de genel olarak çilek temalı bir dükkandı (Emily'nin neden Halilintar'ı buraya getirdiğini sormaya gerek yok). Ama elbette farklı lezzet sevenler için başka seçenekler de vardı. Sıcak çikolata, muzlu milkshake, latte gibi. Tabii dükkan tasarımından mobilyalarına kadar çilek, çilek, çilek ve çilekti.
"Hali buraya bayılıyor." dedi Taufan, dükkanın önünde durdukları sırada. "Sonuçta bu dükkanda istemediği kadar çok çilek var."
"Bence o sade çileği ve çilekli sütü daha çok seviyor." dedi Blaze rahatça. Duri ise yalnızca omuz silkti. Bu konuda bir fikri yoktu.
Birlikte içeri girdiler ve pencere kenarındaki masalardan birine oturdular.
"Tatlı ve içecek seçeceğiz." dedi Blaze, menü gelince. "Ne yemek ve içmek istiyorsunuz?"
"Sanırım meyveli pastayı tercih edeceğim." dedi Taufan, görür görmez ona karar kılmıştı. "İçecek mi? Hmmm... Sıcak çikolata yeterli, evet."
"Duri?"
Duri menüye tekrar tekrar göz gezdiriyordu ama karar verebilmiş değildi. "Hmm... Şey, ne seçsem bilemedim."
"Belki de isimler sana karışık gelmiştir. Bekle, açıklayayım." Taufan Duri'ye doğru yanaştı ve bir tane pastayı işaret ederek, "Bu senin sevdiğin tatlı." dedi. "Her zaman yapıyorum, sen de bu tatlı çok güzel diyorsun hani..."
"Cheesecake? Tamam o zaman, ondan olsun!" dedi Duri neşeyle. "İçecek de seninki gibi sıcak çikolata olabilir."
"Ben de çikolatalı pasta ve espresso alacağım." dedi Blaze memnun bir ifadeyle.
"Gempa kahve içmene izin verir miydi ki?..." diye mırıldandı Taufan şüpheyle ancak Blaze omuz silkti. "Bilmem. Çok da umurumda değil açıkçası, kahve her zaman içtiğim bir şey değil."
Tatlıları ve içecekleri geldi. Hepsi epey taze olduğu için tatları nefisti. Enerji depolamaya gelmiş Üçlünün enerjiyle dolduğunu söylemeye gerek bile yok.
Kafeden çıkınca, biraz yürüdüler. Sonra bir parkın etrafındaki banklara oturup biraz ders çalıştılar. Dersten sıkılınca da, parka gelen çocuklarla oynadılar—ki çocukların çok eğlendiğini söyleyebilirim. Daha sonra da, hava kararmaya başladığı için eve dönüş yoluna koyuldular.
Bir tane evin önünden geçerken, Blaze kimselere çaktırmadan evin posta kutusuna bir zarf attı. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi ıslık çalarak iki kardeşinin ortasında yürümeye devam etti.
Eve geldiklerinde, onları Solar karşıladı. Gempa kitap okurken uyuyakalmıştı, Halilintar hastaydı, Ais.. Ais uyuyordu.
Solar, "Waalaikumussalam..." dışında hiçbir şey söylemedi, ama ifadesi 'gelin de biraz evi neşelendirin' diyordu. Bu yüzden Baş Belası Üçlü Solar'ı soru yağmuruna tuttu. Ne yapmıştı? Bu aralar bir deney üzerinde çalışıyor muydu? Deneyin konusu neydi? Dün gece hiç uyumuştu? Uyurken sarıldığı bir peluşu var mıydı?
Sonuncusunu tamamen eğlence olsun diye sormuşlardı, evet ama işe yaramıştı. Oldukça sıkılıyor gibi görünen Solar biraz olsun daha neşeli göründü. Asıl hedefleri olan Taufan da, sabaha göre daha mutlu görünüyordu.
Taufan banyoya girdiğinde, Blaze Duri'ye beşlik çaktı ve dudaklarında kendini beğenmiş bir sırıtış belirdi. "Bunu da başardık be Duri. Ne diyorsun, ajan olur mu bizden?"
"Ajan olacağını sanmıyorum..." dedi Duri yavaşça. "Ama kardeş neşelendiricisi olarak çalışabiliriz."
"Güzel meslekmiş. Stresli bir iş de değil, sadece ye, iç, uyu, gez."
"Eh... Böyle bir meslek yok tabii..."
"Hayalimi bozmak zorunda değilsin."
Devam Edecek...
Önümüzdeki iki hafta için çok fena şeyler planladım bahahahahahaha! Beklemede kalın!
Hacebar'ın yazdığı versiyonunu hatiyazi.blogspot.com'da, blazeileyedigün ve boboiboy etiketinde bulabilirsiniz.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder