BLAZE İLE YEDİ GÜN- 5: CEZA

 5: Ceza

"Bu nasıl bir ceza?!" diye surat astı Blaze, ayağını yere vurarak. Ancak hemen sonrasında yüzüne sinsi bir sırıtış yerleşti. "Hey, istesem de istemesem de dışarı çıkmak zorundayım. Okul var ve bu hafta sınav haftası biliyorsun. Ders çalışmalı ve okula gitmeliyim."

"Merak etme, öğrenci konseyi başkanı olarak onu da  hallettim." dedi Gempa sakince ama bu sefer gülümsemiyordu. "Hali bu sıralar yorgun olduğu için dua et, yoksa onun elinden böylesine hafif bir cezayla kurtulabilir miydin bilmiyorum."

"Hafif bir ceza mı?! Bunun neresi hafif?!" diye sızlandı Blaze ve parmaklarıyla saymaya başladı. "Sen evden bir hafta çıkmayacaksın dedin. O, bir hafta tüm ev işlerini Blaze yapsın dedi. Öbürü, eşyalarına el koyalım dedi. Diğeri, mutfağa girmesine izin vermeyelim dedi. Duri de diz çöküp hepimizden özür dilesin dedi—ki bu çok acımasızcaydı Duri! Hepiniz çok acımasızsınız! Sadece şaka yaptım—şaka!"

"Sadece—"

"Şaka—"

"Evet, sadece bu." dedi Solar ifadesiz gözlerle, sözünü tamamladığı Ais'a bakarak. "Bu kadar kötü başka ne olabilirdi ki?"

"Şakaları birlikte yapacağımızı zannediyordum." dedi Taufan suratını asarak, bu sefer 'belli bir sebepten dolayı' onu savunan taraftan değildi.

"Asıl senin yaptığın çok acımasızcaydı Aze!" diyerek Taufan'ı onayladı Duri, o da Taufan'la aynı sebepten dolayı Blaze'e kızgındı.

"Tamam, zaten ceza verdiniz. Üstüne gitmeyin." dedi bir ses ve bu hepsinin şaşkınlıkla üst kata çıkan merdivenlere dönmesine neden oldu. "Hali???"

"Sen... Blaze'i bağışlıyor musun?!" diye sordu Taufan hayal kırıklığıyla—hayır, en ufak şakada kendisine çok kızdığı fakat Blaze'e hiçbir şey yapmadığı için hayal kırıklığına uğramıştı.

"Hayır, sadece zaten cezasını çekecek. Benim daha fazla bir şey dememe gerek yok." dedi Halilintar sakince. Artık evdeki barış elçisi olmaya falan mı karar vermişti acaba?... "Tabii bunun nedeni bana şaka yapmamış olması da olabilir."

"Ah, anlıyorum..." diye mırıldandı Blaze ve çılgın sırıtışını saklamak için başını eğdi.

Halilintar kaşını kaldırdı ama fazla umursamadığı için, oyalanmadan tekrar üst kata çıktı.

"Yine ne planlıyorsun Blaze?..." diye sordu Gempa midesini düğüm düğüm eden bir huzursuzluk hissiyle.

"Şey, bir şey değil... Ehehe..." Blaze istemsizce kıkırdarken bir süre sessiz kaldı. "Sanırım kendisi öğrense daha iyi olur."

"Blaze... Ne yaptın?" diye tekrarladı Gempa, ki bu onun nihai ses tonuydu ve en iyi Blaze bilirdi.

"Söyleyemem. Hepinize şaka yapıp da onu es geçemezdim." dedi Blaze omuz silkerek.

"Zaten yorgun olduğunu biliyorsun! Niye onu uğraştırıyorsun Blaze?! Urgh!" Gempa elini alnına koyarak iç çekerken, Taufan dramatik iç çekerek, "Seni öldürecek." dedi.

Herhangi bir şey olmayınca, dikkatleri tekrar Blaze'e yöneldi. "Özürlerini bekliyoruz."

"Hahhh... Peki." Blaze ellerini önünde birleştirdi ve Taufan'ın önünde diz çöktü. "Sana en içten özürlerimi sunuyorum kardeşim. Bir dahakine şakaları beraber yapacağımıza dair söz veriyorum."

Bu biraz kötü bir yemin, diye düşündü Gempa bezgince. Ayrıca özür dilemekten de zevk alıyor gibi görünüyor.

"Ve sen de özür diliyorum Gempa." diye devam etti Blaze ve sonra çocuksu bir bakış attı. "Ama annem olarak beni affedersin, değil mi?"

"Hayır, seni uzun süre affetmemeyi düşünüyorum." dedi Gempa tereddüt etmeden. "Önlüğümde yazan şeyler neydi öyle? Nereden öğrendin onları?"

Blaze ağzının hayali bir fermuarı varmış da onu kapatıyormuş gibi yaptı ve bu sefer de Duri'nin önünde çöktü. "Çok üzgünüm Duri, o şakanın sana isabet etmemesi gerekiyordu. Sana bir şey yapmayı gerçekten düşünmemiştim."

"Peki, sanırım seni affedebilirim." dedi Duri gülümseyerek ve bu diğerlerinin tereddütle birbirlerine bakmasına neden oldu.

"Solar, büyük dahi, senden özür—pfffft!" Blaze kıvrılıp kıkırdamaya başlarken, Solar huysuzca, "Benimle alay etme!" diye çıkıştı. "Düzgünce özür dile."

"Tamam tamam... Özür dilerim. Bir daha masana elini sürersem puuuu bana." dedi Blaze gülmemek için kendini çimdikleyerek.

"Böyle olmalısın işte." dedi Solar memnun bir şekilde. "Masama elini sürersen gerçekten fena olur biliyorsun."

Eh, Blaze şimdilik yırtmış gibiydi.

Yaklaşık bir saat sonra, yukarı kattan, aşağıdakilerin bile duyabileceği kadar yüksek bir bağırış sesi geldi. Yani... Biri birilerine sayıp döküyor gibiydi ama Halilintar mıydı bu? O sesini bu kadar kullanmazdı ki?

Ancak bir yarım saat kadar sonra, onu gören herkesi korkutacak bir ifadeyle aşağı inen Halilintar'dı. Gerçekten aşırı sinirli görünüyordu ve ıslak saçlarından yüzüne doğru kırmızı bir sıvı süzülüyordu. Duştan yeni çıktığını anlayabiliyorlardı ama kırmızı sıvı da neyin nesiydi?

O ifadeyle yaklaştı ve elini sertçe Blaze'in omzuna bastırdı. "Blaze, senin cezanı... 4 katına çıkarıyorum."

"Ehehehe... Eee.... Bana yardım edecek kimse yok mu?" diye sordu Blaze gözlerini Halilintar'ın çakmak çakmak gözlerinden kaçırırken.

"Elbette yok." dedi Taufan alaycı bir şekilde ve okuduğu kitabı indirip ona göz kırptı. "Söylemiştim değil mi? Hali seni öldürecek."

"Yorum yapıp durmayı kes." dedi Halilintar ona keskin bir bakış fırlatarak. Sonra Blaze'e döndü, başını ağır ağır sallarken kardeşinin gözlerinin içine baktı (bakışlar öldürebilseydi Blaze o an ölmüştü). "Sen göreceksin... Bana şaka yapmak neymiş göreceksin. Sadece şuan değil, yani seni affettiğimi falan düşünme."

"Fuhh... Sonunda gitti." diye iç çekti Blaze o gidince. "Bir an beni çiğ çiğ yiyecek sandım."

"Yapsa yeridir. Ama seni nasıl bıraktığını anlayabilmiş değilim." dedi Taufan biraz kuşkulanarak.

"Neden olacak, önce tekrar duş alacak. O halde etrafta dolaşmaya devam etmek istemez ki." dedi Blaze kıkırdayarak ancak Taufan rüzgar elementiyle bir yastığı kaldırıp ona fırlattı. "Gülme Blaze. Bu komik değil."

"Hey, beraber yapmış olsaydık senin de güleceğini biliyorum, boşuna bana laf atma!"

"Laf değil yastık atıyorum... Ama haklısın, bu yüzden tamam."

...

"Oh... Demek Hali cezanı dört haftaya çıkardı?" Gempa bir yandan elindeki sebzeleri bir şefin hızıyla doğrarken, başını hafifçe salladı. "İyi yapmış. Üzgünüm ama arabuluculuk yapacak havamda değilim Blaze. Bunu bana şaka yapmadan önce düşünmen gerekiyordu."

"Dört hafta evde nasıl durabilirim?! Sıkıntıdan patlarım!" diye sızlandı Blaze kendini yere bırakarak.

"Eee şaka yaparken eğleniyordun hani? Hem sıkılacak vaktin olmayacak, tüm ev işleri sende." dedi Gempa gülerek ama acımasız bir gülüş değildi bu. Ona ceza vermek istemezdi tabii ama yaptığının bir karşılığı olması gerekiyordu. "Neyse ki Gelap Gur'latan'da ve Iman'a da bulaşmamışsın gibi görünüyor."

"Hayır, ona da şaka yaptım. Ama o hemen saçlarımı çekti ve beni affetti." dedi Blaze suratını asarak. Anlaşılan pek de eğlenceli bir deneyim olmamıştı. "Ne yaptığımı söylemeyeceğim tabii ama sonuç olarak canım çok acıdı. Üstelik sonra bir de kolumu ısırdı." Kolunu açıp izi gösterdi.

"Ooo... Iman'ın böyle şeyler yapabildiğini bilmiyordum." Gempa güldü ve arkadaşça omzuna vurdu. "Sanırım uzun süre böyle şakalar yapamayacaksın."

"Şey... Belki?"

"Blaze!"

...

"Bahaneyle tatil yapıyorsun işte, ne diye bana öyle bakıyorsun? Allah Allah..."

"Plan yapıyorum..."

Blaze hem evde kalıp, hem de birinin gözetimi altında olması gerektiği için, her gün bir yediz evde kalıp Blaze'in başında bekleyecekti. Elbette ilk gönüllü Halilintar'dı, eğer Gempa, "Onu öldürme Hali." dememiş olsaydı Blaze'in... Canlı kalacağından şüpheliyiz.

"Ne planı?"

Ve tam bir saattir karşılıklı kanepelere oturmuş, birbirlerine bakıyorlardı.

"HAP. Hıncımı Alma Planı. Ne yapacağımı buldum bile." dedi Halilintar soğukça gülümseyerek.

"Beni korkutuyorsun..." diye mırıldandı Blaze onun ne planladığını anlamak istercesine süzerek.

"Ölümüne." diye onayladı Halilintar ve kalkıp mutfağa gitti.

Blaze sonunda rahatsız edici bakışlarından kurtulduğu için iç çekti ve elindeki çizgi romana odaklandı. Halilintar'sa, bir süre sonra geri döndü ve telefonunda takıldı. Ona olan ilgisini kesmişti.

Neden sonra Blaze yiyecek bir şeyler bulabilmek için mutfağa gitti ve mutfakta bulduğu, dünden kalan yemekleri atıştırmaya koyuldu. Halilintar'ın yiyeceklere bir şey yaptığından şüphelenmişti ama hepsinin tadı gayet iyiydi.

Ancak henüz bitmemişti.

Yemekten sonra biraz su içmek istediğinde ve biraz baharatlı şeyler yediği için, suyu kafaya diktiğinde... Gözleri kocaman açıldı ve lavaboya dönmeyi akıl edemeden, ağzındaki sıvıyı püskürttü.

"PİKACHUUUUU!"

Eh, Halilintar'ı tebrik etmek lazımdı. Bir sürahiye beyaz sirke doldurmak kimin aklına gelirdi ki?

Ama hala sona gelmemişti.

Düzgün suyu bulup içtikten sonra, sabırlar çekerek banyoya gitti ve kapıyı açtığı anda başından aşağı buz dolu bir kova su döküldü. Sıcağı çok seven ve elementi yüzünde daima sıcak kalmaya ihtiyaç duyan Blaze'in nefesinin nasıl kesildiğini ve ifadesinin neye dönüştüğünü düşünün.

"Puhahahaha!! Nasıl oluyormuş?" diye güldü Halilintar, ki onun bu kadar güldüğünü görmek nadirdir.

Blaze ona dik dik bakarken, yumruğunun alev almasını sağlamaya çalıştı ancak su o kadar soğuktu ki, güçleri bile kısa süreliğine çalışmaz hale gelmişti. "S-sen var ya..."

Şey, söylediği sözlerin hepsini yazamayacağız.

"Ağzına dikkat et Blaze.." dedi Halilintar Gempa'yı taklit ederek ancak onun bu öfkesinden yalnızca zevk alıyordu. "Ayrıca ne olmuş yani, bana yaptığının aynısını yaptım. Boya kullanmadığım için şükretmelisin."

Ve onun sinirli bağırışlarına aldırmadan salona geri döndü.

Blaze ona sesli ve sessiz olmak üzere sayıp dökerken, sıcak bir duş almaya ve kuru giysiler giymeye gitti.

Oh... Halilintar'ın tüm bunları kameraya aldığını henüz bilmiyordu tabii. Muhtemelen bir gün şantaj olarak karşısına çıkarılana kadar da haberi olmayacaktı.

Dört haftalık ceza mı? Halilintar video olayının hatırına onu tekrar bire düşürdü. Yine de Blaze'in zorlanacağı kesindi.

Ne şaka yaptı derseniz, o da diğer bir bölümün konusu...

Devam Edecek...

Hehe, sizce haftaya yazacağımız bölümde ne gibi şakalar yazacağız?

Blaze mi? Mekanı cennet olsun...

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Hacebar'ın yazdığı versiyonunu hatiyazi.blogspot.com'dan okuyabilirsiniz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11