BLAZE İLE YEDİ GÜN- FİNAL: EMİLY İLE
Final: Emily İle
Tık. Tık. Tık.
"Kim o?"
"Benim, Blaze."
"Şifre?"
"B444."
"Tamam, gir içeri."
Evin kahverengi kapısı yavaşça aralandı ve tanıdık bir kız aralıktan başını uzattı. "Evet? Nasıl yardımcı olabilirim Blaze?"
"Sen gerçekten pislik bir gıcıksın Emily." diye homurdandı Blaze asık bir suratla. "Hali seninle konuştuktan sonra boşuna senden şikayet etmiyor."
"Oooo, öyle mi? Hali hanımefendilerle nasıl konuşulacağını gerçekten bilmiyor." dedi Emily kaşlarını çatarak ve içeri girmeyecekmiş gibi duran Blaze'i kolundan yakalayarak içeri çekti. Sonra da kapıyı kapattı.
"Hali benim hakkımda başka ne söylüyor?" diye sordu Emily hızlıca. "Dürüst ol, yoksa fena olur." Yakasını kavraması da, hiç şakasının olmadığının bir işaretiydi.
"Ugh, sinir bozucu kız, gıcık vesaire vesaire... Öyle şeyler diyor işte..." diye ofladı Blaze, bir yandan ondan kurtulmaya çalışırken. Eğer Halilintar bunları Emily'e iletenin o olduğunu öğrenirse bir de onun öfkesini çekmek zorunda kalacaktı.
"Gösteririm ben ona... Neyse." Emily iç çekti ve ona merak-bezginlik karışımı bir bakış attı. "Ee, neden buradasın? Ve posta kutumdan ne istiyordun? Neden mesaj atmak yerine gerçek bir mektup kullandın?"
"Buradayım çünkü seninle vakit geçirmek istiyorum." dedi Blaze sırıtarak, bu da Emily'nin kaşını kaldırmasına neden oldu (mimikleri de Hali'ye benzemeye başladı - //// -). "Mektup kullandım çünkü evdeki kimse güvenip de bana telefonunu vermez, hele Hali hiçten vermez. Zaten son zamanlarda telefonuna yapışık yaşıyor da neyse..."
"Peki, bu makul." diye mırıldandı Emily başını sallayarak ve evin perdelerini açarken, "Peki buraya gelmek istemene ne sebep oldu?" diye sordu. "Eğer Hali buraya geldiğini öğrenirse korkunç sinirlenir biliyorsun. Bu aralar onunla kavga etmeye niyetim yok."
"Seni yiyecek değilim, o Pikachu çok abartıyor." diye homurdandı Blaze kendini salondaki kanepelerden birine bırakırken. "Ayrıca buraya geldiğimi bilmeyecek. Evden çıkarken dışarı çıkıyorum dedim, sadece Gempa nereye diye sordu. Ona söyledim ama bir şey demedi zaten."
"Hm, iyi bari. Kahvaltı ettin mi?" diye sordu Emily, başını eline yaslayarak ona bakarken.
"Tabii ki! Ais'la ikiz olduğumuzu biliyorsun değil mi?" diye çıkıştı Blaze fakat gülüyordu.
"Doğru, doğru, tahmin etmeliydim..." Emily de güldü ve tekrar konuşmaya başlamadan önce bir süre sustular.
"Eee?" dedi Blaze göz kırparak.
"Eeee?" diye karşılık verdi Emily aynı şekilde göz kırparak.
"Ne konuşacaz biz?" diye sordu Blaze can sıkıntısı içerisinde.
"Bilmem." Emily esnedi ve ona bakmaya devam etti.
"Buldummmm, bana küçüklüğünü anlat!" dedi Blaze neşelenerek. "Düşününce fark ettim, senin geçmişine dair hiçbir şey bilmiyoruz. Hali bile bilmiyor."
"Geçmişim?" Emily duraksadı ve biraz telaşla, bakışlarını kaçırdı. "Şey, doğru... Hali bile bilmiyor değil mi?..."
"Yani, tabii anlatmak zorunda değilsin!" dedi Blaze panikleyerek, yüzü biraz patavatsız olmanın verdiği suçlulukla kızarmıştı. "Sadece, öylesine—öylesine dedim işte!"
"Be-ben bunu şuan anlatabileceğimi sanmıyorum." dedi Emily yavaşça. "Ama sanırım sen anlatabilirsin."
"Ehhh, hatırladığım kadarıyla anlatabilirim." dedi Blaze gergince gülümseyerek. "Eskiden, yani 5-6 yaşlarındayken ne zaman tavuk görsem peşlerinden koşardım. Zavallıcıklar da kaçacağım derken yorulur, ciyak ciyak bağırırlardı."
Emily onun anlatım tarzı yüzünden bir kahkaha patlatırken, "Peki şimdi nasıl?" diye sordu. "Hala koşturuyor musun tavukları?"
"Hayır, şuan kendi tavuklarım var zaten." dedi Blaze sırıtarak. "Onlara da özenle bakıyorum... Bu arada evin de çok güzelmiş."
"Hm? Sen ilk defa mı geliyorsun?" diye sordu Emily şaşkınlıkla, o başını sallayınca gülümsedi. "Beğenmene sevindim. Gerçekten küçük bir ev ama çok şirin, üstelik bahçesi de çok güzel."
"Kesinlikle. Kim aldı bu evi?" diye sordu Blaze konuşacak konu bulmanın sevinciyle.
"Kim aldı?.... Bilmem? Dünya'ya yerleşmeye karar verdim, sonra o zaman ulaşabildiğim tek kişi o olduğu için Hali'den yardım istedim. O da sen gel yer buluruz dedi, ne bileyim?" dedi Emily ve güldü. "Herhalde bugünü bekliyormuş beyefendi."
"Videosunu çekmiştim. Sen tekrar Dünya'ya indiğinde resmen gözleri parlamıştı." dedi Blaze ve kıs kıs güldü. Halilintar orada olsaydı onu diri diri doğrardı ama orada değildi ve acımasız Blaze de bunun tadını çıkarıyordu.
"Doğrudur, bir de bana sık sık senden nefret ediyorum der." diye gözlerini devirdi Emily.
"Her dediğine inanma. Bana da senden nefret ediyorum der ama bunu kastetmediğinden eminim." dedi Blaze tuhaf bir rahatlıkla (çünkü Halilintar bazen gerçekten kastediyor da olabiliyordu).
"Pekala pekala... Peki şimdi ne yapacağız?" diye sordu Emily can sıkıntısı belirtileri göstermeye başlayarak.
"Hmmm... Gerçekten geçmişini anlatamaz mısın?" diye sordu Blaze, son bir kez daha.
"Üzgünüm Blaze. Eğer başlarsam ağlayabileceğimden korkuyorum." dedi Emily başını eğerek. "Önce beni sabırla dinleyecek birine ağlamam, sonra da yine o kişiye anlatmam gerek. Sonra sana anlatabilirim... Belki."
O kadar kötü mü?... diye düşündü Blaze kaşlarını çatarak fakat daha fazla sorgulamadı. Bu kadarı onun haddine değildi.
"Hali'den bahsetsene biraz. Son zamanlarda nasıl?" diye sordu Emily başını ovuşturarak. Sesi birden daha yorgun çıkmaya başlamıştı.
"Eh, her zamanki gibi işte. Huysuz Pikachu." dedi Blaze omuz silkerek. "Geçen hafta ona oldukça iyi (!) şakalar yaptığım için bayağı mutlu (!) oldu."
"Ama sen de hak etmişsin." dedi Emily gülerek. "Bana anlattı zaten, yani korkmana gerek yok."
"Bak hele, evde olanları sana mı yetiştiriyor?" diye homurdandı Blaze kollarını kavuşturarak.
"Eh, bazen... Daha çok sinirlendiğinde diyelim." diye kıkırdadı Emily.
Tam bu sırada telefon çalmaya başlayınca ikisi de donup kaldı.
"Hali arıyor..." diye fısıldadı Emily dilini ısırarak. "Senin varlığını mı hissetti acaba?"
"Gıcık Pikachu..." diye ofladı Blaze ama onun rahat konuşabilmesi için sesini çıkarmadı.
Emily telefonu açtı ve her zamanki sakin ama neşeli tonuyla, "Efendim Hali?" dedi.
"..."
"Waalaikumussalam. Hayırdır?"
"..."
"Ciddi misin?... Tamam, bekle." Emily telefonu hoparlöre aldı ve iç çekerek, "Hoparlörde şuan." dedi.
"Blaze, orada olduğunu biliyorum."
"Ya gıcık yaaaa, kim söyledi?!" diye sordu Blaze suratını asarak.
"Kimsenin söylemesine ihtiyacım yok, kendim de bulabilirim... Ama Gempa söyledi. Heh, o dürüst biri, biliyorsun."
"Sus be, gıcık..." diye homurdandı Blaze kollarını kavuşturarak.
"Ne arıyorsun orada? Taufan bitti bir de sen mi heveslendin Emily'le arkadaş olmaya?"
"Heveslendiğim yok, sadece uzun zamandır konuşmuyorduk!" diye karşı çıktı Blaze, ardından sinsi bir şekilde sırıttı. "Yoksa kıskandın mıııı?"
"Kapa çeneni. Neyi kıskanacakmışım?"
"Tamam, yeter. Önemli bir şey söylemiyorsan kapatıyorum Hali." diye araya girdi Emily sertçe.
Alaycı ses tonuna bakılırsa, Halilintar iyice sinirlenmişti. "Doğruuuu, onu eve alanda kabahat. Niye izin verdin ki gelmesine?"
"Sana ne Hali yaaa, kapat şu telefonu!" diye çıkıştı Emily oflayarak.
"Tamam tamam... Kibrit çöpü, Gempa gelirken markete uğrasın diyor. Evde erişte kalmamış."
"Tamam, hadi güle güleeee, görüşürüüüüz!" dedi Blaze bıkkınca ve Emily'e fırsat vermeden telefonu kapattı. "Görüyorsun ya, burada bile rahat vermiyor bana."
"Sanırım o kadar korumacı bir kardeş ki, seni daima takip ediyor." dedi Emily gülerek.
"Tabi tabi, eminim öyledir..." diye homurdandı Blaze ama o da gülüyordu.
Geri kalan vakitlerinde birlikte bir şeyler oynadılar (kutu oyunu vs). Sonra Emily yemeği hazırlamada ona yardım etmesini söyledi ve yemeği ona paslarken, kurabiye yaptı. Eh, pek güzel bir kurabiye değildi ama Emily beğenmiş gibiydi.
Sonunda Blaze eve gitmeye karar verdiğinde, hava kararmak üzereydi.
"Bugün çok güzeldi." dedi içtenlikle.
"Kesinlikle. Ara sıra böyle uğra lütfen. Yalnız başıma çok sıkılıyorum." dedi Emily gülümseyerek ve elinde tuttuğu paketi ona uzattı. "Bu senin. Evde açarsın."
"Hali'nin görmeyeceği bir yerde." diye ekledi Blaze ciddiyetle, bunun üzerine ikisi de güldü.
"Hayırlı akşamlar."
"Güle güle Aze~"
Blaze eve ulaştığında, kimselere çaktırmadan odasına çekildi ve hızlıca hediye paketini açtı. İçinden güzel, küçük bir tablo ve bir not çıktı. Tablo, vücudu ateşten oluşuyormuş gibi görünen bir tavuğun resmiydi.
Notta şöyle yazıyordu:
"Bunu bir yerden bakarak çizdim. Diğerlerine de bir tane tablo hediye edeceğim. O zamana kadar bunu iyi sakla. -Emily."
Blaze gülümsedi ve tabloyu değerleri eşyalarını sakladığı yere koydu.
*Bonus*
Aniden üstüne bir gölge düşünce, ürperdi ve yavaşça başını çevirdi. "Ehehe... Eeee... Merhaba Hali?"
"Demek Emily'e gittin, ha? Nasılmış, iyi miymiş bari? Halini hatırını sordun mu?" diye sordu Halilintar gülümseyerek fakat bileklerini esnettiği Blaze'in gözünden kaçmamıştı. "Ehhhhhh... İyiydi herhalde, biraz yorgundu..."
"Biraz yorgundu demek... Kaçmaya başlasan iyi olur." dedi Halilintar aniden gülümsemeyi bırakarak ve bu Blaze'in hızla koşmaya başlamasına neden oldu.
"Olduğun yerde kal Blaze!!!!"
"Neden yapayım?!!? Canıma susamadım!!!!"
Onların koşturmasını izleyen Gempa iç çekti. "Yine başladılar, hem de ne saçma bir sebepten..."
Son.
Embéria Aéris.
Bir serinin daha sonuna geldik ve gelecek bir hikaye hakkında spoiler vermiş oldum :D Güle güle
(Hacebar'ın yazdığı versiyonunu hatiyazi.blogspot.com'dan okuyabilirsiniz.)
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder