KAYIP FIRTINA- 2 (REWRİTE)
2: Yeni Ama Yeni Değil
"Yani, dört ay sonra... Geri mi geldi?" Solar şüpheyle kaşını kaldırdı ve kapsülün içindeki, soluk benizli, zayıf genci süzdü. Yıpranmış kıyafetleri ve çehresi ona oldukça benziyordu, ama... Ya değilse?
"Onu içeri alsak iyi olur. İyi görünmüyor." dedi Gempa yavaşça ve genci kucaklayarak kapsülden çıkardı.
"Gempa." Taufan yavaşça başını kaldırdı ve sakince kardeşine baktı. Sakin görünse de, yumrukları iki yanında sıkılıydı. "Onu içeri alamayız."
"Biliyorum. Ama almak zorundayız." dedi Gempa aynı sakinlikle ve onunla tekrar göz göze gelmekten kaçınarak, içeri girdi. Sanki aralarında diğer yedizlerin anlamadığı sakin bir tartışma geçmişti.
Açıkçası diğer yedizler de en az Taufan kadar şüphelenmiş görünüyordu; sonuçta genç çok zayıftı, ayrıca daha beyaz, yumuşak tenliydi. O ise buğday tenliydi... Ama o ceket, tişört, hatta kemeri bile... Hepsi aynıydı. Bir de gözlerini görebilseler belki de tüm şüpheler aydınlanacaktı.
Kapsülü incelemeyi bitiren Solar diğerlerine döndü ve, "İçeriye girelim." dedi. "Uyandıysa onu sorguya çekeriz. Eminim bir şeyler biliyordur."
Ancak uyanmamıştı. Gempa binbir çabayla onu uyandırmaya çalışmıştı ama başarılı olduğu söylenemezdi.
"Dur, onu nasıl uyandırabileceğimizi biliyorum." Blaze kötü bir sırıtışla üst kata koştu. Geri döndüğünde elinde bir balon vardı. "Eğer bu gerçekten oysa, balon sesiyle uyanacaktır." diye açıkladı kendini beğenmiş bir ifadeyle.
"Cidden Blaze..." Gempa elini alnına koyarak iç çekerken, Blaze derin nefeslerle balonu birkaç hamlede şişirdi. Sonra elindeki iğneyi gözlerine sokarcasına gösterdi ve hızla balona batırdı.
Genç hiç sesini çıkarmadı ancak sıçradı ve hızla doğruldu. "Neler oluyor—!"
Taufan öne çıktı ve zaten neye uğradığını şaşırmış gence doğru eğilerek, gözlerinin içine baktı. Bir adım geri attı ve aldığı nefesi burnundan verdi. "Kırmızı."
"Ne-ne-yani, siz—" Genç konuşamadı, sert bakışlarını kendisinden ayırmayan Taufan'a bakakalmıştı.
"Öhöm, uyandığına göre, bize kim olduğunu söyleyebilirsin." dedi Blaze, alaycı ama sert bir ifadeyle. "Eğer kardeşimizsen tamam... Ama değilsen, neden kardeşimizin kıyafetlerini giydiğini öğrenmemiz gerekebilir."
"Bir şey bilmiyorum... Kapsül düşerken başımı vurmuş olmalıyım..." diye mırıldandı genç çaresizce, başını eğerek.
"Peki nereden geliyorsun?" diye sordu Blaze başını kaldırması için omzunu hafifçe sarsarak. Bu sorgu işinden bayağı zevk alıyor gibiydi. "Yoksa bunu da mı hatırlamıyorsun, hm?"
"Şey... Hayır." Genç başını ovuşturdu ve ellerini iki yana açtı. "Sadece adımın Halilintar olduğunu biliyorum. Ve 13 Mart 2011'de doğduğumu... Başka bir bilgi veremeyeceğim, üzgünüm."
Hepsi şok içerisinde ona baktı.
"Ha-Halilintar mı?..." Gempa duygularına hakim olmaya çalışırken, gence doğru eğildi. "Eminsin değil mi? Senin ismin buydu... Değil mi?"
"Evet, eminim." dedi genç, yakınlıktan rahatsız olarak başını çevirirken.
"Pekala, peki bizim kim olduğumuzu biliyor musun?" diye fısıldadı Gempa, heyecandan sesi çıkmıyordu.
"Siz... Element kardeşlersiniz." dedi genç yavaşça. "Ben de... Sizin bir parçanızım? Herhalde öyle?"
"Doğru... Bir sorumuz daha var Halilintar." Taufan öne çıktı ve kollarını kavuşturarak ona baktı. "Bizden neden ayrıldığını biliyor musun? Anlarsın ya, bir parçamız olarak bizimle birlikte... Dünya'da yaşıyor olman gerekiyordu."
"Hiçbir fikrim yok." dedi Halilintar kayıtsızca. "Sadece buraya düştüğümü hatırlıyorum. Sonrasında da beni buldunuz zaten."
"Tamam, sorun değil. Sonuçta hala bizim yedizimizsin." dedi Gempa, Taufan'ı nazikçe geri iterken.
"Iman ve Gelap'a da haber vermeliyiz." dedi Ais sakince.
"Şuan olmaz, anneannemlerde kalıyorlar." dedi Taufan. Duygularını bastırmayı başarmıştı. Duygusuz bir ses tonuyla devam etti. "Halilintar, evde yalnız kalmaktan rahatsız olur musun? Okula gitmemiz gerekiyor."
"Hayır, sorun yok." dedi Halilintar sakince.
Diğerleri evden çıkmak için giyinirken, Duri neşeyle, salonda yalnız başına oturan gencin yanına gitti. "Biliyor musun, tam vaktinde geldin Hali." dedi ona yaslanırken. "Üç gün sonra bizim doğum günümüz ve sen de şuana kadar aldığımız en büyük hediyesin!"
"Eh, kulağa iyi geliyor..." diye mırıldandı genç, omuz silkerek.
...
Üç sonra gerçekten de 13 Mart, yedizlerin doğum günüydü.
Hepsi pasta yemeye bayıldığı için, Taufan muhteşem ve enfes bir çilekli pasta yapmıştı. Aslında doğum günü pasta yemek için sadece bir bahaneydi. Taufan o olaydan beri mutfağa pek sık girmiyordu, daha doğrusu mutfakta herhangi bir şey yapması Gempa tarafından yasaklanmıştı. Depresyon dönemlerinde kendine zarar verme girişimleri gittikçe sıklaşmıştı ve Gempa da bunun önüne geçebilmek için, mutfağa yaklaşmamasını söylemişti.
O akşam ise Taufan'ın elinden çıkmış müthiş bir pasta yiyorlardı.
Ancak her doğum gününde olan neşeli hava yoktu. Aksine çok sessizlerdi. Pasta yedikten hemen sonra yattılar, çünkü kimse konuşacak havasında değildi.
Halilintar yatmadan önce, cebindeki küçük defterini çıkardı ve gün içinde yaşananları not etti. Bitirdiğinde onu komodinin çekmecesine attı. Çekmeceyi kapatacağı sırada, gördüğü şey duraklamasına neden oldu.
Şimşek anahtarlık...
Hipnoz olmuş gibi anahtarlığı aldı ve kaşları çatık bir şekilde inceledi.
"Ne yapıyorsun?"
"Hi-hiçbir şey!" Halilintar başını hızlıca kaldırdı ve Taufan'la göz göze geldi.
Taufan sakince ona bakmayı sürdürürken, "O anahtarlıkla ne yapıyorsun?" diye sordu.
"Sa-sadece bakıyordum..." diye mırıldandı Halilintar, yüzü suçlulukla kızarmıştı. Geçen gün yaşananlardan sonra, Taufan'dan neredeyse korkuyordu.
"Ah, öyle mi?" dedi Taufan alaycı bir şekilde ve anahtarlığı elinden hızlıca alırken, ona soğukça gülümsedi. "Eşyalarımızı karıştırmamalısın."
"Ben—"
"Daha önce de dediğim gibi... Sen o değilsin. Buraya ait de değilsin." dedi Taufan soğukça, sözünü keserek.
"Pekala." Halilintar onunla tartışmanın anlamsız olduğuna kanaat getirerek, yatağa girdi. "Yeterince dışlanmış hissediyorum, eğer hissetmemi istediğin şey buysa..."
Yüzünü görmemiş olmasına rağmen, tereddüt içerisinde kaldığını hissedebiliyordu.
"Hayır, sadece senin buraya bağlanmanı engellemeye çalışıyorum." dedi Taufan ciddi bir ses tonu kullanmaya çalışarak. "Eğer gerçekten buraya ait değilsen buraya bağlanman senin için kötü olur."
Halilintar iç çekti, cevap vermedi.
"İyi geceler..." diye mırıldandı Taufan kısaca ve ranzaya tırmandı. Artık biraz eskimiş ranza, onun ağırlığıyla gıcırdadı.
Halilintar gevşeyerek, hafifçe gülümsedi.
"Sana da... Sana da iyi geceler Taufan."
Ancak hala bir şeyler eksik, bir şeyler yanlıştı.
Devam Edecek...
Ehh, no spoiler. Özellikle seriyi daha önce okumuş olanlar, lütfen hiçbir şey söylemeyin. Lütfen.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder