KAYIP FIRTINA- 3 (REWRİTE)

 3: Soğuk Bir Kabus

Halilintar boşluğa düşerken boğazı yırtılırcasına çığlık attı. Ne olduğunu, buraya nasıl geldiğini bilmiyordu. Tek bildiği şuan her tarafın bembeyaz olduğu ve kendisinin de bu beyazlığın içine düştüğüydü.

Derken, bir anda çimenlik bir alanın ortasına düştü. Bir ağacın dalları ona gölge yapıyordu. Yavaşça doğruldu ve derin bir nefes aldı. Soğuk ama birden fazla bitki kokusu barındıran hava ciğerlerine doldu.

Tam rahatladığı sırada, orada duran bir kişiyi gördü ve bu nefesinin kesilmesine neden oldu.

"Fazla ileri gidersen ne olacağını biliyor musun?" diye sordu kişi ona yaklaşırken.

Halilintar geri çekilmeye çalıştı ancak sırtı arkasındaki ağacın gövdesine çarptı. Kalbi göğsünden fırlayacakmışçasına atarken, "Ha-hayır..." dedi korkarak. "Bilmeli miydim?"

"Evet, bilmeliydin. Ama sorun değil, sana söyleyeyim." dedi kişi önüne çökerek ve aniden parmaklarını göğsüne sapladı. 

Halilintar bir kez daha çığlık attı ama bu seferki saf acıdan kaynaklanıyordu. Göğsünde hissettiği acı yavaşça vücuduna yayılıyordu. Elinde olmadan hıçkırırken, "Dur..." diye yalvardı.

Kişi onu duymazdan gelerek, "Anladın değil mi?" diye sordu. Halilintar cevap vermeyince onu sarstı ve bu çocuğunun acısının iyice artmasına neden oldu. "Anladın, değil mi?"

"E-evet..." dedi Halilintar güçlükle ve ardından inlememek için dişlerini sıktı.

"Mükemmel." dedi kişi ve onu itti. Sonra bir anda her şey yok oldu.

Yine düşüyordu.

...

"Hı—!"

Halilintar nefes nefese doğruldu. Panik içerisinde etrafına baktı. Neredeydi? Buraya ne zaman gelmişti? Gördüklerinin anlamı neydi? Göğsü... Göğsüne saplanan parmaklar nereye gitmişti?

Paniği arttıkça, nefesleri boğuklaşmaya başladı. Karanlık üzerine geliyor, nefesini daha da daraltıyordu.

Neden sonra zihninde, uzaklardan bir ses yankılandı.

"Hey, iyisin... Sadece bir kabustu..."

Etrafına bakarak sesin sahibini aradı ama kimse yoktu.

"Anlatmanı beklemiyorum. Bunu yapamayacağın açıkça belli, Lin."

Halilintar sesin kime olduğunu bile anlayamadan, kendini gözyaşları içinde buldu. Bu ses çok tanıdıktı, ismi dilinin ucundaydı ama... Aynı zamanda hatırlanmaması gereken birine mi aitti?

Çok uzaktaki, ulaşılamaz bir anıydı.

"Ağlamanı zaten istemem, bu beni de üzer. Ama ihtiyacın var."

Ses... Ses... Sanki şey gibiydi...

Hatırlamaya çalışmayı bıraktı ve elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Titrek bir nefes vererek yataktan kalktı. Döşemelerin gıcırdamaması için parmaklarının ucunda yürüyerek, aşağı katı yukarıya bağlayan merdivenleri indi.

Mutfağın ışığının yandığını görünce nefesini tuttu. Yalnız olmayı umuyordu.

Neredeyse buzdolabının içine girmiş olan Ais hafifçe yana doğru eğilerek kapıya baktı ve mutfağa girmekte tereddüt eden Halilintar'ı gördü. "Oh... Sensin." dedi yavaşça ve gece atıştırmasına geri döndü.

"E-evet, ne oldu?" diye sordu Halilintar tereddüt içerisinde ancak Ais cevap olarak yalnızca elini salladı.

Halilintar bunun içeri geç anlamına geldiğini umarak, onun yanından geçti ve mutfaktaki sandalyelerden birine oturdu.

"Bir şey değil, seni Gempa sandım." dedi Ais, sonunda ağzındaki lokmayı yuttuğunda. Buzdolabından yemek aşırmaya devam ederken, hafifçe gülümsedi. "Siz ikiniz eskiden aynıydınız. Gece yemek yemek için mutfağa indiğimde dolabın üzerinde her zaman, 'açsan niye yemekte yemiyorsun?' yazan bir kağıt bulurdum... Ama sanırım bunu da hatırlamıyorsundur."

Halilintar rahatsızca kıpırdanarak, "Üzgünüm..." diye mırıldandı.

"Her neyse..." Ais bir anda ciddileşti. Buzdolabını kapattı ve kollarını kavuşturarak ona baktı. İfadesi sakindi, ancak bir kaşını hafifçe kaldırmıştı. "Bu saatte neden mutfağa geldin? Gecenin ikisinde uyanıp mutfağa inmek senin yapacağın bir şey değil."

"K-kabus gördüm..." diye mırıldandı Halilintar, ensesini ovuşturarak.

"Kabus ha?... Halilintar'ımız için oldukça tuhaf bir şey." Ais düşünceli bir şekilde az önce bulduğu kurabiyeden bir ısırık aldı. "Mmm... Hiç fena değil... Biraz ister misin?"

Halilintar mekanik bir şekilde onun uzattığı kurabiye yarımını alırken, "Bahsettiğin kişi, yani... Ben eskiden kabus görmüyor muydum?" diye sordu.

"Kurabiyeyi yemeyi dene. Tadı enfes." dedi Ais, kendi kurabiyesini hızlıca yiyip bitirmişti. "Soruna gelecek olursam... Çok nadir görürdü. Bu yüzden bir kabus gördüğünde çok korkar, ağlardı... Laf aramızda, ağlamaktan nefret ederdi."

Halilintar elinde olmadan gülümsedi. Bu gerçekten de ona benziyordu, evet.

Ais anıların etkisiyle hüzünlü bir şekilde gülümsedi. "Şimdi yine buradasın... Ama bizi hatırlamadıktan sonra... Ne işe yarar ki?"

Son kısmı fısıldamış olsa da, Halilintar duymuştu. Başını eğerek, "Biraz hatırlıyorum... Anlattığında..." diye mırıldandı.

"Bak, ben yalan söylenmesini sevmem. Yalan söylemesen iyi olur." dedi Ais sertçe.

"Ama yalan söylemiyorum." Halilintar başını kaldırdı ve kararlılıkla ona baktı. "Bahsettiğin şeyleri sanki anılarımmış gibi görüyorum... Mesela az önce kabustan uyandığımda birinin sesini duydum. İnce, nazik bir sesti. Sonra—aargh..."

Sözlerini bir inleme kesti. Göğsünde korkunç bir ağrı hissetmişti.

Ais ise onun canı yanmıyormuşçasına ilgisizdi. Boş gözlerle, göğsünü tutarak alçak sesle inleyen gence baktı. "İşte, bu da yalan olduğunun bir kanıtı. Sözüne devam edemiyorsun bile."

"Ama değil, Ais, dinle..." Halilintar onu durdurmak için bileğini tuttu ancak aşırı soğuk yüzünden elini geri çekmek zorunda kaldı. Yanlışlıkla onun sağ elini, yani buzdan olan elini tutmuştu.

"İyi geceler." dedi Ais kısaca ve onun durumunu umursamadan yukarı, odasına geri döndü.

Halilintar çaresizce kardeşinin ardından bakakaldı. Kendini yapayalnız hissediyordu. Yalnız, boş ve terk edilmiş...

Tıpkı o hatırlamak istemediği günlerde olduğu gibi.

Devam Edecek...

Ehh, bunu yazdığım ortamı sormayın. Ama hayır, bölümün ortamla alakası yok. Bölüm zaten böyleydi :D

Kayıp Fırtına Günlükleri 1 ve 2'yi okumuş muydunuz? Onlar da çok iyiler. Etiketler kısmında bulabilirsiniz.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11