KAYIP FIRTINA- 4 (REWRİTE)
4: Pervasız Çocuk
Halilintar müthiş bir titremeyle kendine geldi. Kalkmak istediği halde kıpırdayamadı, çünkü tüm bedeni soğuktan uyuşmuştu. O kadar soğuk değildi ama sonuçta Mart ayındalardı ve biri bahçe kapısını açıp itmişti. Oradan gelen soğuk da içine işlemiş olmalıydı.
Kimse de üzerine bir şey örtmemişti...
Göğsünde hissettiği ağrının soğuktan kaynaklandığını anladığında, küçük bir sevinç duydu. Yine o acı olacağından korkmuştu.
Merdivenlerden çıkarken omzunun birine sürttüğünü hissetti.
"Halilintar?"
Gözlerini kırpıştırarak kişiye baktı. Bu Gempa'ydı, evet. Ama neden onu durdurmuştu?
Gempa'nın yüzünde endişeli bir ifade vardı, bu da uzun zamandır şefkat ve sevgi yüzü görmemiş Halilintar'ın hipnoz olmuşçasına ona bakakalmasına neden oldu. "İyi misin?"
"Uhm, sanırım iyiyim... Sadece biraz göğsüm ağrıyor, o da soğuktandır. Neden—"
"Göğsünde siyah bir leke var." dedi Gempa sakince ve lekenin olduğu tişörtünü tuttu. "Ne oldu?"
"Siyah leke—" Halilintar şaşkınlıkla üstüne baktı. Gerçekten de kırmızı tişörtünün üstünde, kana benzer, siyah renkli bir leke oluşmuştu. "A-ama—"
Gempa gözlerini kısarak ona baktı, kırgın görünüyordu. Tişörtünü bırakıp geri çekilirken, "Eğer anlatmak istemiyorsan söylemen yeterliydi..." diye mırıldandı. "Eskiden olduğu gibi... Seni zorlamazdım..."
"Neden bahsediyorsun? Gempa, bekle—" dedi Halilintar kafa karışıklığı içerisinde ancak kardeşi çoktan mutfağa yönelmişti.
Bıkkın ve aynı zamanda kederli bir iç çekti. Neden kimse onu dinlemiyordu?
Üstünü değiştirmek için odalarına gidiyordu ki, kapısının önünden geçtiği bir oda dikkatini çekti. Daha doğrusu aralık kapıdan gördüğü şey...
"Solar."
Solar irkildi ve savunmacı bir refleksle elini arkasına götürdü. "Ne? Bir şeye mi ihtiyacın var?" diye sordu biraz sertçe, odasına pat diye girmesinden rahatsız olmuştu.
"Benim değil ama senin yardıma ihtiyacın var gibi." dedi Halilintar yavaşça ve odaya girerek, kapıyı arkasından kapattı. "Bir şey mi oldu?"
"Aynısını ben soracaktım. Neden buradasın?" diye sordu Solar kaşlarını çatarak, temkinli bir şekilde elini arkasında tutmaya devam ediyordu.
"Gri gözlü bir kardeşimin yardıma ihtiyacı olduğunu gördüm." dedi Halilintar biraz şakacı bir tonda ancak dudaklarının hafifçe yukarı kıvrılması dışında, yüzünde bir gülümseme belirtisi yoktu. "Burada ne oldu?"
Solar istemsizce, dağılmış 'laboratuvarına', yani beyaz masasına baktı ve iç çekti. "Biliyorsun işte..."
"Bilmiyorum." dedi Halilintar ifadesiz gözlerle. "Anlat, Solar."
"Urgh, eskiden olduğun kadar sinir bozucusun! Acı bile seni değiştiremiyorsa yapacak bir şey yok!" diye ofladı Solar ve arkasında tuttuğu elini uzattı.
"Patlama oldu, deney tüplerin kırıldı ve toplarken her zamanki gibi dikkatsiz davranıp elini kestin." diye çok başarılı bir tahminde bulundu Halilintar, sessizce kıkırdayarak.
"..." Solar gözlerini devirdi fakat başını salladı.
"Pervasız çocuk... Derin kesmişsin. Ne yaptın, camı tutup eline mi sapladın?..." diye homurdandı Halilintar oflayarak ve banyodan getirdiği yardım çantasını açtı. "Üçe kadar say." Ekstradan getirdiği peçeteyi Solar'ın avucuna bastırdı.
Solar, "Bir—" diye başlayacak oldu ancak ani acıdan dolayı tısladı ve elini çekmeye çalıştı. "Ne yapmaya çalışıyorsun seni aptal?!"
"Cam parçasını çıkarmaya çalışıyorum, pervasız çocuk." dedi Halilintar sakince, tamamen yaraya odaklanmış olduğu için bundan daha fazlasını söylemedi.
Cam parçasını çıkarttıktan sonra, ilk yardım çantasından sargı ve yara bandı çıkardı. İşi bittiğinde Solar'ın eli, sargılı bir elden ziyade hayaletlerin yemeye çalıştığı bir ele benziyordu ama ikisi de umursamıyordu.
"Harika. Şimdi ortalığı temizle." dedi Halilintar gözlerini devirerek fakat Solar'ın yanağından damlayan gözyaşını görünce dehşete düşerek ona baktı. "Ne oldu???"
"Bu gözyaşının bir özelliği olmalı... Belki de içten gelen bir kederden veya acıdan kaynaklanıyor olması gerekiyordur."
"İyiyim!" diye çıkıştı Solar, fakat bunu ağlarken söylediği için pek de inandırıcı değildi. "Sadece... Boş ver işte."
"Gerçekten önemsiz mi?" diye sordu Halilintar, odanın kapısına yaslanarak.
"Boş ver işte... Kafayı üşüttüm herhalde, saçma sapan şeyler söylüyorum..." diye homurdandı Solar, yerdeki cam parçalarını kaçırma ihtimaline karşı okuma gözlüklerini takarken.
"Sen ve kafayı üşütmek..." diye mırıldandı Halilintar, ona inanmış gibi görünmüyordu. Yine de daha fazla yorum yapmadı. "Neyse. Toplamaya sonra devam edersin. Gempa kahvaltıya çağırıyor."
Solar banyoya koşarken, Halilintar merdivenlere yöneldi fakat tam bu sırada, onun gibi aşağı inecek olan Taufan'la çarpıştı.
İki kardeş birbirlerine dik dik baktılar, neden sonra Taufan onu sertçe itti ve hızlıca merdivenleri indi. Halilintar'sa, neye uğradığını şaşırmış bir şekilde onun peşinden merdivenleri indi.
Kahvaltı sırasında, Gempa'nın kendisine uyarıcı bakışlar attığını fark etti ama nedenini anlayamadı. Aynı şekilde diğerleri de ona tuhaf bakışlar atıyordu.
Masadan kalktığı sırada Gempa kolundan tutarak onu durdurdu ve kulağına eğilerek, "Sana üstünü değiştir dememiş miydim?" diye fısıldadı.
Halilintar utançtan vücudunun alev alev yandığını hissetti ve dilini ısırdı. Tüm kardeşleri, tüm kardeşleri... Ugh...
Koşmamak için -çünkü bu utancını belli etmek olurdu- kendini tutarak merdivenleri çıkarken, tuhaf déja vu hissini üstünden atamadı.
Devam Edecek...
>< bu haftaki bölüm de iyiydi değil mi? Şimdi başka bir şeyler daha yazacağım inşAllah :D
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder