KAYIP FIRTINA- 5 (REWRİTE)

 5: Yalnız Değilsin

Halilintar ertesi sabah, kendini öfkeli hissederek uyandı. Zaten bu yüzden, ona soru soran ya da sadece günaydın diyen herkese ters cevaplar verdi.

Asık suratla banyodaki aynada yansımasına baktı. Bir anda öfkesi silinirken, yerine dehşet geldi. Ve hemen ardından boğuk bir inleme...

Fazla geniş olmayan banyonun duvarına yaslanarak yere çöktü. Titriyordu. Gözyaşları süzülürken, kulağının dibinde bir fısıltı duydu: "Seni uyarmıştım değil mi?... Onlara bir şey anlatamazsın..."

"T-tamam, ta-tamam... Şimdi dur... Dur..." diye fısıldadı Halilintar, bu kadar zayıf düştüğü için çok sinirliydi ama bir işe yaramadığını fark eden öfkesi bile onu terk etmiş gibiydi. Hissedebildiği tek şey çaresizlikti. Köşeye sıkışmış bir av gibiydi; hareket edemiyordu ve...

Tüm sesler boğuklaşmaya başladı, bir an nefes alamadığını hissetti.

Görüşü kararırken, "Yine mi...?" diye düşündü.

...

Yaklaşık on beş dakika sonra kendine geldi. Hala banyoda olduğunu fark ettiğinde, şaşırdı ve üzüldü. Demek ki kimse ona ne olduğunu merak bile etmemişti...

Yoğun yalnızlık hissi tekrar zihnine hücum ederken, doğruldu v e aynaya şöyle bir göz attı. Durum umutsuzdu. Gözlerinin etrafında ince, siyah desenler oluşmuştu.

Belki de Duri bana yardımcı olabilir... diye düşündü iç çekerek.

Sessizce banyodan çıktı ve aynı sessizlikle merdivenlerden indi. Mutfakta kimse yoktu, bu yüzden kimsenin engellemesiyle karşılaşma, rahatça bahçeye çıktı.

Bahçenin temiz ve güzel havası yüzüne vurunca, istemsizce iç çekti. Bahçe rahatlayabileceğiniz, huzurlu bir yerdi...

Bu anlık huzurdan sonra, merakla etrafa baktı. Hmmm... Duri burada değil gibi görünüyor.

Gerisin geri dönecekti ki, biriyle burun buruna geldi. Çığlık atarak geri çekildi. "Gah! Yüreğime indirdin Duri!"

Duri gülümsedi ve başını hafifçe yana eğdi. "Özür dilerim Hali~ amacım seni korkutmak değildi. Burada ne yapıyorsun?"

"Seni arıyordum." dedi Halilintar iç çekmemek için kendini tutarak.

"Beni mi arıyordun? Gözlerin için mi?" diye sordu Duri sakince ve tahmini doğru çıkınca tekrar gülümsedi. "Pekala, beni takip et."

On dört yaşında olan ama hiç de öyle davranmayan Duri elini sıkıca tuttu ve onu bahçenin ortalarındaki ağacın altına sürükledi. Onu yumuşak çimlere uzanması için yönlendirdikten sonra bitki bahçesine koştu. "Geliyorum, senin için bir şey hazırlayacağım!"

"Yatmak zorunda mıyım peki?" diye sordu Halilintar ancak Duri çoktan uzaklaşmıştı. Olumlu bir cevap almamış olduğu halde doğruldu, sabah çiyiyle ıslanmış çimlere yatmak gerekli değilse olmasındı...

Beş dakika sonra Duri bitkilerin arasından sıyrıldı ve yanına geldi. Ellerine beline dayadı ve kaşlarını çatarak ona baktı (Halilintar bir şey keşfetti: Duri de korkutucu olabiliyordu). "Sana yatmanı söylemiştim. Yat ki hazırladığım merhemi sürebileyim."

Halilintar, "Ben kendim sürebilirdim..." diye itiraz edecek oldu ancak Duri derin bir nefes aldı ve ona dik dik baktı. "Yat, Hali. Yoksa seni bağlarım."

Halilintar iç çekti. Ona teslim olarak, uzandı ve gözlerini kapattı.

"Pekala, şimdiden söylemiş olayım, bu biraz sızlatacak." diye mırıldandı Duri ve inanılmaz bir özen ve dikkatle, merhemi göz çevresine sürmeye koyuldu. Şifacılık, onun başarılı olduğu şeylerden biriydi biriydi, hatta en başarılı olduğu şey denebilirdi. "Peki... Nasıl hissediyorsun?"

Halilintar bir an sessiz kaldıktan sonra, "Fena değil, pek bir şey hissetmiyorum." dedi. "Neden—"

"Öyle değil şaşkın." Duri kıkırdadı ve merhemi sürmeyi bir an bırakıp, ciddiyetle bekleyen Halilintar'a baktı. "Genel olarak demek istedim. Pek keyifli görünmüyorsun da... Bu huysuzluğunu neye borçlusun?"

Halilintar soruya odaklanmadan önce, Duri'nin ne kadar olgun konuştuğunu düşündü. Demek ki gerçekten değişmişlerdi. Mesela Taufan da -yanlış hissettiren bir şekilde- aşırı ciddi ve sorumluluk sahibiydi...

Bu düşünceleri başından savdı ve, "Uhm, bir şey değil... Hayat işte..." diye mırıldandı.

"Hı hı, eminim öyledir." dedi Duri, ona inanmadığı sesinden anlaşılıyordu. Ne var ki merhemi sürmeyi bitirene kadar bir daha konuşmadı.

İşi bittiğinde, onu bileğinden tutarak tek hamlede kaldırdı ve bu sayede aslında ne kadar güçlü olduğunu göstermiş oldu.

Halilintar gözlerini ovuşturacaktı ki, Duri son anda fark etti ve iki elini de yakalayarak, yüzünden uzaklaştırdı. "Hayır Hali! Merhem gözüne kaçabilir!"

"İsh, ama korkunç kaşınıyor, bırak Duri..." diye itiraz etti Halilintar, ellerini kurtarmaya çalışarak.

"Bana başka çare bırakmıyorsun yani." diye ofladı Duri ve inanılmaz bir çeviklikle iki bileğini arkasında tutup, kökleriyle bağladı. "Şimdi?"

"Aaah, en azından bir kez kaşısaydım!" Halilintar kendini -dikkatli bir şekilde- çimenlere bıraktı ve bıkkınca gözlerini devirdi.

Duri ise onun bezginliği karşısında yalnızca kıkırdadı.

Bir süre sessizlikten sonra, Halilintar yavaşça, "Seninle vakit geçirmeyeli uzun zaman oldu, değil mi?..." diye sordu.

Duri bakışlarını bitki bahçesinden ayırmadan, gülümseyerek, "Dört ay." diye cevapladı.

"Hiç büsbütün çaresiz ve umutsuz hissettiğin bir zaman oldu mu?" diye sordu Halilintar, iç çekerek.

"Evet, sen gittikten sonraki bir hafta tam olarak öyle hissettim." diye cevapladı Duri sakince, bakışları yukarıdaki mavi gökyüzüne ve bulutlara kaymıştı. "Herkes çok kötü durumdaydı ve elimden hiçbir şey gelmiyordu, bu yüzden çaresiz ve umutsuz hissettim."

"Çok dürüstsün." dedi Halilintar, neşeden ziyade anlayıştan kaynaklanan bir tebessümle.

"Sen de öylesin ama farkında değilsin." dedi Duri kıkırdayarak ve başını çevirip ona baktı. Orman yeşili gözlerinde yoğun bir anlayış vardı. "Dört ay boyunca en az bizim kadar acı çekmiş olmalısın."

"..." Halilintar sessiz kaldı ve gökyüzündeki, gelip geçen bulutları izlemeye koyuldu.

"Bugün rüzgar var." dedi Duri, etrafa bakarak. İfadesi çok huzurlu ve sakindi. "Ama aynı zamanda güneş de var. Rüzgar bizim için iyi oluyor, güneş de bitkiler için iyi bir besin."

Halilintar onun fen bilgisi hakkındaki konuşmasını dinlerken tekrar gülümsedi. Artık daha az yalnız hissediyordu.

Neden sonra Duri çok fazla konuştuğunu fark etti ve başını eğerek, "Eğer konuşmamdan rahatsız oluyorsan... Gidebilirim." diye mırıldandı. "Çok konuştuğumu biliyorum ama elimde değil, ben böyle biriyim..."

"Hayır, sorun değil. Konuşmaya devam edebilirsin, ben de daha az yalnız hissetmeye devam edeceğim..." dedi Halilintar düşüncesizce fakat hislerinden bir parçayı dışarı vurduğunu fark ettiğinde, gözlerini açtı ve Duri'ye temkinli bir bakış attı.

"Ah, sorun buydu... Yalnız hissediyordun!" dedi Duri endişeli bir şekilde ve Halilintar kendini açıklamaya fırsat bulamadan, kardeşi üzerine atıldı. "Seni yalnız hissettirmek istememiştim, özür dilerim!!!"

"Ah..." Halilintar ölü taklidi yaparak onun elinden kurtulup kurtulamayacağını hesapladı ve kurtulamayacağını fark edince, "Duri, nefes alamıyorum..." diye inlemek zorunda kaldı.

"Taufan yüzünden mi? Öyleyse hiç şaşırmam, çünkü son zamanlarda çok asık suratlı." dedi Duri bezgince. "Ama haklı sanırım, sonuçta seni en çok seven oydu..."

"Öyle mi? Ben de onun benden nefret ettiğini düşünmeye başlamıştım." dedi Halilintar kaşlarını kaldırarak. Yine bir düşüncesini açığa vurduğunu fark etti ve yüzünü buruşturdu. "Yani hayır—demek istediğim bu değildi!"

"Neyse, diğerleri seni sevmeyebilir, kendileri bilir!" dedi Duri nefesini burnundan vererek ve ellerini beline yaslarken, gururlu bir şekilde gülümsedi. "Sonuçta ben senin yedizin Duri'yim ve yaşadığımız sürece öyle kalacağım!"

Halilintar istemsizce kıkırdadı ve ona -Duri anlamasa bile- minnettar bir bakış attı. "Teşekkür ederim Duri..."

Yalnız olmadığımı hatırlattığın için teşekkür ederim.

Devam Edecek...

Bakın, yazarınız o kadar uğraştı da değiştirdi hikayeyi! Yaaa... Bunun OOC ile hiç alakası yok yani. Hehehe. Neyse. Kayıp Fırtına Side Story'de sıradaki kişinin kim olacağını artık tahmin ediyorsunuzdur herhalde?

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES