LİES- BÖLÜM 17

 /Taraf: Mavi Kelebek\ 17: Boğucu Bir Geçmiş

"Taufan... Taufan, hey! Kalk uykucu."

"Mmmh...!" Taufan homurdandı ve sese sırtını döndü. Sabahın köründe kimdi bu?...

Bir dakika, akşam olmamıştı ki? Ne zaman sabah olmuştu?

"Ugh... Sorun ne Blaze?" diye sordu ters bir saatte uyumanın verdiği huysuzlukla.

"Hali yok! Gitmiş!" diye fısıldadı Blaze telaşla ve bu, o ana kadar gözlerini bile açmamış olan Taufan'ın hızla doğrulmasına neden oldu. "Ne? Nasıl yok? Siz bulamamışsınızdır, evdedir o..."

"Her yere baktık aptal! Nasıl evde olabilir? Gitmiş işte!" diye bağırdı Blaze panikten kaynaklanan bir öfkeyle ve çaresizce yere çöktü.

"Onu bu kadar önemsediğini bilmiyordum." dedi Taufan kayıtsızca ve bu Blaze'in suratını asmasına neden oldu. "Onu önemsemiyorum zaten."

"Tabii tabii..."

"Sadece ailede bu kadar çatışmaya neden olduktan sonra böyle kaçmamalı. Bu nankörlük."

"Eminim haklı sebepleri vardır." dedi Taufan esneyerek. "Bir not bile bırakmamış mı?"

"Hayır." diye homurdandı Blaze.

Taufan omuz silkti, Halilintar on beş yaşında kocaman delikanlıydı, ona göre bu kadar endişelenmeye gerek yoktu. Zaten onun gibi ilişkilerine gizliden gizliye aşırı düşkün biri evini öyle kolayca terk etmezdi.

Bu düşünceler içerisinde çizim defterini alı ve tam kapağını kaldırdığında, bir kağıt parçası kucağına düştü.

"Bu da ne?" Şaşkınlıkla kağıdı aldı ve üzerine yazılanları okumaya başladı. 

"Biraz molaya ihtiyacım var, bu yüzden evden ayrılıyorum. Geri geleceğim ve bunu anneme iletmeni istiyorum. Endişeden ölmesini istemem :D

                                                                               -Halilintar."

"Pekala, bu iyi oldu." dedi Taufan memnunca ve yatağının yanında hala surat asan Blaze'e kağıt parçasını uzattı. "Bunu anneme götür, daha fazla kötü hissetmesin."

Blaze isteksizce kağıdı aldı ve odadan çıktı ama Taufan onun kağıdı okuyacağından emindi.

Sadece iç çekebildi.

...

Birkaç gün sonra, Halilintar gerçekten geri geldi. Nerede olduğuna dair bir bilgi vermedi ama yüzünde güller açıyordu (eh, onun gibi biri ne kadar gülümseyebilirse tabii). Yorgun görünmesine rağmen iyi vakit geçirmiş gibiydi.

Koruyucu anneleri Halilintar'a sıkıca sarılarak özlemini giderdikten sonra, onu ince ayarda azarlamaya koyuldu ve bu diğerlerinin ortalıktan toz olmasına neden oldu.

"Tamam anne, tamam... Lütfen beni bırak artık..."

Taufan gülümsedi ve kitabını bırakarak, odanın kapısını kapatıp iç çeken Halilintar'a baktı. "Sanırım iyi bir azar işittin."

"Eh, öyle de denebilir..." Halilintar ofladı ve kendini yatağına attı. "Sadece biraz anlayış bekliyorum..."

"Ama nereye gittiğini ve ne yaptığını söylemedin." dedi Taufan bilgece bir tavırla, çok doğru bir mantık kurduğuna inanıyordu. "Annemin yerinde olsam ben de öyle davranırdım. Ya illegal bir şey yaptıysan?"

"Uf, önemli bir şey yapmadım..." dedi Halilintar yüzünü buruşturarak ve sesi iyice kısılırken, "Sadece eskiden kaldığım yetimhaneyi ziyaret ettim..." diye ekledi.

Taufan'ın ifadesinin değiştiğini fark etmeden, devam etti. "Eskiden bana sürekli zorbalık yapan bir çocuk vardı... Arish... Onu orada gördüm. Çok değiş—"

"Ne demek 'sana yardım ettiğim için bana ödeme yapman gerek'? Arish, sen aklını mı kaçırdın?! Neden böyle bir şey istiyorsun ki?"

"Arish'in—Arish'in soyadı neydi?" diye sordu Taufan, gerginliğini gizleyemeyerek. "Ve sen—"

"Arish'in soyadı mı? Hiçbir fikrim yok. Yetimhaneye düştüğüne göre zaten ailesi yoktur herhalde." dedi Halilintar omuz silkerek fakat onun ses tonundaki heyecanı hatırlayınca, şüpheyle ona baktı. "Onu nereden—"

"Ah..." Taufan boğazını temizledi ve eline aldığı yastığını ona fırlattı. Halilintar yastık başına isabet ettiği için oflarken, o sakince, "Seni şapşal." dedi. "Sen bu ailenin çocuğu değilsin."

"Tabii ki de değilim. Bunu bilmiyor muydun?" diye sordu Halilintar inleyerek. "Fark etmemiş olamazsın. Fark etmediysen gerçekten—"

"Yetimhaneden geldiğinle ilgili hiçbir şey bilmiyordum." diye homurdandı Taufan ancak sonra normale döndü. "Ve Arish... Anlatmaya devam etsene hadi."

"İyiydi işte. Beni onun yanına sürükleyen kıza sanki kız kardeşiymiş gibi davrandı. Yetimhanedeki herkes ondan memnundu." dedi Halilintar ve yüzü düşerken, daha alçak bir sesle ekledi. "Bir tane bile şikayetçi yoktu..."

Neden sonra, Taufan'ın sanki yıllarmış tanıyormuşçasına 'Arish' dediğini fark etti ve başını kaldırdı. "Sen onu tanıyor musun?" Taufan'ın ifadesi bir anda öylesine soğuklaştı ki, onu ürpertti. "Tamam... Sanırım senin de onunla pek iyi anıların yok."

"Öyle işte. Ya seni koruduğum için bana ödeme yaparsın, ya da... Ya da yaptığım tüm yardımları geri alır, ben olmasam yaşayacaklarını sana yaşatırım."

"Berbat anılarım var ve senin gibi onunla gidip konuşacağımı da sanmıyorum." dedi Taufan soğukça ve çizimlerine geri döndü.

"Haklısın. Belki de be de onu affetmemeliydim..." diye mırıldandı Halilintar tatsız anılarını hatırlayarak. "Ama... Gördüğüm Arish bambaşka biriydi. Her şeyi hatırladığından eminim, yoksa benden vebadan kaçınır gibi kaçınmazdı. Ona kızacağımdan korkmuş olmalı... Yine de sanırım azılı düşmanım samimi bir dosta dönüşecek."

"Cidden, onunla dost olacak değilsin!" diye patladı Taufan ona hayal kırıklığı dolu bir bakış atarak. Onun travmaları hakkında bir bilgisi olmayan Halilintar'sa biraz korkmuştu. "Ama değişen birini affetmek gerekir—" diye başladı fakat sözünün devamını getiremedi.

"O iyileşmiş olamaz!" diye bağırdı Taufan, sinirden eskiz kalemini sıkıca kavrayarak.

Halilintar biraz korkuyla kaşlarını çattı. "Şey... Tamam, öyle diyorsan—"

"Onun ne yaptığını bilmiyorsun! O, o..." Uzun zamandır hatırlamamak için direndiği anılar aniden Taufan'ın zihnine hücum etti. Bir an için her şey ağır çekimde hareket etmeye başlarken, Arish'in sesi zihninde yankılandı.

"Arish—ah!—ben yetimim! Para kazandığımı düşünmene ne sebep oldu?! Annem ve babam olsaydı harçlığım olurdu ve düşünmeden sana verirdim. Ama yok Arish—ah!"

"Beni ilgilendirmez. Yetimsen o annenin babanın suçu. Ve tabii para yoksa koruma da yok."

"Yani... Ne yapacaksın?..."

"Seni biraz hırpalayacağım, başka ne?"

Taufan elleriyle başını tuttu ve nefes almaya çalıştı. Garip bir şekilde havadaki oksijen azalmış gibiydi. Boğuk sesler duydu, biri yüksek sesle bir şey mi diyordu? Hastaneye geri dönmüş olabilir miydi? Belki de tüm bunlar birer rüyaydı...

"Taufan, sakin ol canım. Nefes almaya çalış."

Taufan başını kaldırıp baktı, gelen koruyucu annesiydi. Demek ki rüya değildi ama niye görüşü bu kadar bulanıktı?

"Ağlama canım... Dediğimi yap, nefes al."

Taufan söylediğini yapmaya çalıştı fakat sonucunda ağzından boğuk bir hıçkırık kaçtı.

Bir süre nefes almak için çabaladıktan ve bir bardak su içtikten sonra, Taufan biraz daha sakinleşmişti.

"Ne oldu canım? Halilintar bir şey mi söyledi?" diye sordu koruyucu anneleri, başını kucağına koymuş, uzanan gencin başını okşarken.

"Hayır..."

"Peki öyleyse sorun nedir?"

"Yok bir şey..."

Kadın biraz şefkatli biraz sinirli bir şekilde hafifçe Taufan'ın başına vurdu. "Bir şey yoksa neden neredeyse panik atak geçiriyordun acaba?"

"Geçmişimden bahsediyorum... O yüzden..." diye mırıldandı Taufan burnunu çekerek. "Ama onun bir suçu yok."

"Öyle olsun. Birazdan sana papatya çayı yapacağım, iyi gelir... Bir şey olursa seslen, tamam mı?" O odadan çıkarken, Taufan iç çekti ve kendini yatağına bıraktı. Bu kadar ağlayacak ne vardı hiç anlamıyordu... Her şey sekiz yıl öncesinde kalmıştı... Öyle olması gerekiyordu...

Az sonra koruyucu annesi çayını getirdi ve inanılmaz bir şekilde, gerçekten işe yaradı. Tuhaftı ama Taufan daha iyi hissettiğinden yüzde yüz emindi. Belki de bunun nedeni annesinin sık sık başını okşamasıydı.

"Daha iyi misin?" diye sordu Halilintar, odanın kapısından başını uzatmıştı.

"Ahaha, evet, içeri gelebilirsin." dedi Taufan gülümseyerek. O çekingence yatağına otururken, sakin bir sesle devam etti. "Bağırdığım için üzgünüm. Sadece benim onunla gerçekten iyi anılarım yok. Gerçek şu ki..."

Derin bir iç çekti ve çayından bir yudum aldı; uf, hala çok sıcaktı. "Yatılı okulda kalıyordum, yetimhaneye geçmeden önce yani. Arish yanlış hatırlamıyorsam üçüncü sınıftayken benimle arkadaş olmak istediğini söyledi. Her şey iyi gibiydi, çok iyi anlaştık ama fark etmesem de Arish bencil bir arkadaştı."

"Sanırım bu zorbadan daha kötü." dedi Halilintar sakince.

"Evet." dedi Taufan hüzünlü bir gülümsemeyle. "Öğle yemeklerini kaçırmama sebep oluyordu. Bu da beni zayıf düşürüyordu. Zaten, yetim olmama rağmen, beni büyüten insanlar el bebek gül bebek büyütmüşlerdi. Bu yüzden narin ve nazlı bir çocuktum. Arish bunu çok hızlı kavradı. Beni ne kadar kolay kandırabileceğini de gayet iyi anlamıştı..."

"Eh, hala bile çok narin ve safsın." dedi Halilintar acımasız bir alaycılıkla. Hemen ardından göz kırptı. "Sadece şaka. Şa-ka."

"Elimdeki çayı üstüne dökmediğim için dua et." diye homurdandı Taufan fakat anlatmaya devam etti. "Bir gün beni bir grup arkadaşıyla sıkıştırdı ve daha önce zorbalara karşı beni savunduğu için para istediğini söyledi... Ve veremeyeceğimi söylediğimde..." Taufan sustu ve elindeki kupanın sapını daha sıkı kavradı.

"Eğer anlatmak istemiyorsan sorun yok." dedi Halilintar hızlıca ancak Taufan cevap vermedi. Yalnızca, banyo dışında çıkarmadığı kapüşonlusunun fermuarını çekti ve çıkardı. Sessizce ona baktı, tepkisini bekliyor gibiydi.

Halilintar merak ve tereddüt karışımıyla ona baktı, ne olduğunu anlamamıştı.

"Yakından bak." dedi Taufan yaklaşmasını işaret ederek.

Bunun üzerine merakına daha fazla engel olamayan Halilintar yaklaştı ve dikkatle Taufan'ın kollarını, tişörtünün açık bıraktığı boynunu inceledi. Dehşetten dolayı suspustu.

Taufan bu tepkiyi biliyordu; yetimhanenin okuluna ilk kez gittiğinde ve kapüşonlu giymesi gerekebileceğini düşünmediğinde, öğrencilerin çoğu ona bu bakışı atmıştı. Geçmişinden dolayı bir kez daha utanç verici bir duruma düşen Taufan, o günden sonra dışarıda kapüşonlusunu çıkartmamıştı. Hava ne kadar sıcak olursa olsun.

"Bu-bu kadar iz kaldığına göre... Sana çok zarar vermiş olmalı." dedi Halilintar, dehşetten dolayı sesi çok çıkmamıştı.

"Hem de çok. Acımdan zevk alıyordu. Çakısını çıkardığında yüzünde oluşan ifadeyi hala hatırlıyorum." dedi Taufan, sesinin titrememesi için derin bir nefes alarak. "Sağ kolumu kırmıştı ve bunu nasıl yaptığını düşünmek bile istemiyorum. Açıkçası o an şoka girdiğim için ne olduğunu bile hatırlamıyorum. Ama o olaydan sonra uzun denebilecek bir süre yaralarım sızladı ve sağ kolumu da 2-3 ay kullanamadım. Benimle ilgilenen öğretmen Shaed'in hakkını asla ödeyemem. Onu daha fazla rahatsız etmek istemediğim için, gece yaralarım sızladığında ve bu yüzden uyuyamadığımda yalnız başıma ağlardım."

"Peki sonra?" diye sordu Halilintar, hikayenin devamını merak etmişti. "Arish cezalandırıldı mı?"

"Yatılı okuldan senin kaldığın yetimhaneye göndermiş olmalılar." dedi Taufan, şimdi ifadesi daha normaldi. "Ben de farklı bir yetimhaneye geçtim. Terapide seninle karşılaştıktan kısa süre sonra da evlat edinildim zaten."

Devam Edecek...

Ehh, ağır bir bölüm oldu. Taufan'ın bahsettiği olayı okumak için 11. bölüme bakabilirsiniz. Sıradaki bölümde şaşırtıcı bir bilgiyle geleceğim.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11