OVERLAPPİNG STORMS- 41
41: Gergin Teller
"Ne demek 'odanız taşınıyor'? Nereye ve neden benim iznim olmadan taşınıyor? Kim verdi bu emri?!"
"Ü-üzgünüz efendim... Bi-bizim bu konuda bir bilgimiz yok. Sadece sizin eşyalarınızı 315. odaya taşımamız söylendi."
"315. oda ha... Tahmin etmeliydim..."
Durun durun durun, en iyisi olayı baştan almak.
Taufan o sabah kalktığında, bu kargaşanın zerresi bile yoktu. Odaya mutlu bir sessizlik hakimdi. Angin 'bayıldığı Beliung'uyla' kalmayı tercih etmişti ve bunu kıskandığı falan yoktu! Angin yıllarca onunla aynı odada kalmıştı sonuçta, niye kıskansın ki?
O ikisinden ayrı olarak, kahvaltıya gitti, günlük eğitimini yaptı. Öğle yemeğinde ise Angin tarafından yine birlikte oturmaya zorlandı.
Taufan Beliung'a yaklaştıkça resmen vücudu elektrikleniyordu, bu yüzden Angin'in yanında oturdu ve tek kelime etmedi.
Ve şimdi, akşam...
Taufan hışımla odadan dışarı fırladı ve büyük, uzun koridorun en başlarındaki odaya koştu. İzin bile beklemeden içeri daldı ancak gördüğü manzara onu duraklattı.
Luís, yani Beliung uzun zamandır görmediği, kendine özgü desenleri olan gündelik kıyafetleriyle, yatağında oturuyordu. Angin de onun karşısında durmuş, hararetle bir şeyler anlatıyordu.
Kapıyı açtığında ikisi de sessizleşmiş ve ona dönmüştü.
"...Oh." Beliung hafifçe kaşlarını kaldırdı; bu haliyle yabancı birine yakalanmadığı için sevinmekle, onun söyleyecekleri yüzünden endişelenmek arasında kalmıştı. "Sorun nedir...Taufan?"
"Odamızı niye buraya taşıyorsun?" diye sordu Taufan, tereddüt bile göstermeden. Kendisine göre, daha akıllıca bir şekilde, bağırarak kızmak yerine, olabildiğince soğuk ve keskin bir şekilde sormuştu.
Ve gerçekten de etkili bir yöntemdi.
"Oldukça haklı sebeplerim var ama şuan söyleyebilmem mümkün değil." dedi Beliung sakince ve gözleriyle Angin'i işaret etti. Her ne kadar kendinden emin konuşmuş gibi görünse de, gerginlikten dolayı dudakları birkaç kez titremişti.
"Öyleyse durdur şunu." dedi Taufan soğukça, Beliung'un söylediklerinin tek kelimesinden dahi etkilenmemişti. "Odamda daha rahatım. Burada yaşayabileceğimi sanmıyorum."
Beliung ayağa kalktı -bu Angin'in bile biraz ürkmesine neden oldu- ve Taufan'ın tam önünde durdu. Neon mavisi gözlerinde, genellikle hiç kullanmadığı otoriter ve sert bir bakış belirmişti. "Sana bir seçenek sundum mu?"
Normal bir soruydu ancak tonu, "Bunu sorgulayamazsın." diyen bir soruydu.
Taufan korkmuş gibi görünmüyordu, dimdik durmaya devam etti ve meydan okur bakışlarla karşılık verdi. "Hayır sunmadın ama ben kendi seçeneğimi kendim oluşturuyorum. Niye seni dinleyeyim ki? Annem senin sözünden çıkmamı vasiyet etmedi sonuçta—"
"Yeter Taufan!"
Angin irkildi ve daha fazlasını ne görmek, ne de duymak istemediği için, başını yastığın altına soktu. Ne var ki hala duyuyordu.
"Böyle, böyle laubalice konuşmamalısın. Senden sadece bir şey istiyorum ve bunu bile senin iyiliğin için istiyorum. Bir kez olsun itiraz etmeyip tamam diyemez misin? Bir kez olsun beni uğraştırmayı bırakamaz mısın Taufan?!"
"Daha önce de defalarca dedim, senden nefret ediyorum. Öyleyse neden seni umursayayım ki?"
Uzun bir sessizlik oluştu. Angin biraz korkuyla başını yastığın altından çıkarıp baktı.
Taufan yumrukları iki yanında sıkılı bir şekilde, hızlı hızlı soluyarak Beliung'a bakıyordu.
Beliung ise bir elini alnına yaslamış, sakinleşmeye çalışıyor gibiydi. Neden sonra başını kaldırdı ve Taufan'a bitkin bir bakış attı. "Çık."
Taufan boş gözlerle ona baktı. "Ne?"
"Çık."
"Az önce burada kalmamı istiyordun, şimdi neden—"
"Çık dedim!" diye çıkıştı Beliung çaresiz birine ait bir sesle ve Taufan'ı kolundan tutarak, nazikçe ama sertçe odadan dışarı sürükledi. "İkimiz de sakinleşene kadar konuşmayacağız."
"Gerçekten çok tuhafsın... Senden nefret ettiğim için pişman olacağımı sanmıyorum..." diye mırıldandı Taufan uzaklaşmadan önce ve o gittikten sonra, kapı arkasından kapandı.
Beliung iç çekti ve Angin'e dönüp yorgunca gülümsedi. Ne var ki gözleri biraz ama belirgin derecede kızarmıştı. "Sert davranmayı sevmiyorum ama Taufan'a sözümü geçiremiyorum—"
"Biliyorum abang. Hadi bu konuyu kapatalım." dedi Angin aceleyle. O da neye uğradığını şaşırmış ve dehşete düşmüştü. Sadece, bu konu üzerinde yorum yapmak istemiyordu.
...
Taufan odadan çıktıktan sonra, kendince bir yol tuttu ve yürümeye başladı. Bir yandan da kendi kendine konuşuyordu.
"Sonunda sert halini gösterdiğine göre bana karşı olan sabrı tükenmeye başlamış olmalı..." diye mırıldandı soğukça. Beliung'un duygularını umursadığı yoktu ama kendisine karşı gösterdiği tavırları gözetmek zorundaydı ve umursamadığını düşünse de, bu seferki gerçekten acıtmıştı. "Aptalca... Niye bu kadar düşünüyorum ki? Beni bir bakışla ve birkaç bağırışla yenememesi gerekiyordu..."
Ancak az önceki küçük çaplı kavgayı hatırlayınca istemsizce ürperdi. Elinde değildi, bu da Beliung'un güçlü silahıydı ve korunmak için daha dayanıklı olmak gerekiyordu: genel olarak sakin ama sinirlendiğinde korkunç.
Eh... O dayanıklılık onda yoktu ne yazık ki.
Zaten son zamanlarda Beliung'la çok fazla tartışmışlardı. Hepsi yanlışlıkla olmuş gibi görünse de, Taufan hepsini kasıtlı yaptığını kendine itiraf etmek zorundaydı (suç sayısı:1).
Evet, Beliung'a farkında değilmiş gibi davranarak çelme taktığı doğruydu. Ama o an gerçekten eğlendiğini de itiraf etmeliydi (suç sayısı:2).
Eh, tabii üst üste yaptığı için Beliung'un sabrı bir yerden sonra tükenmiş ve onu duvara yapıştırıp, neredeyse vuracakmış gibi yumruğunu kaldırmıştı. Eğer Angin arabuluculuk yapmasaydı, belki de Beliung ona sert bir rüzgar yedirebilirdi, bilemiyordu.
...Korktuğunu da itiraf ediyordu (itiraf sayısı: 3).
"Sonuçta eğlendim." diye düşündü memnun bir ifadeyle ve kütüphaneye gitti. Okumak istediği birkaç kitap vardı.
...
Odanın tamamen yerleştiği haberi geldiğinde, saat akşamın sekiziydi. Okumakta olduğu kitapları yanına alarak odaya gitti.
Akşam rutinleri onun için oldukça normal şeylerdi aslında ancak Beliung'un odasında olduğundan, hepsini erteledi. Yalnızca kıyafetlerini değiştirdi ve odada iki ranzaya gerek olmadığından getirilen tek kişilik yatağa gömüldü. Beliung'la aynı odada kalıyor olmak yeterince kötüydü, üstüne bir de onun ranzasında yatarsa kalp krizi geçirdi.
Nitekim yeni bir yerde uyumak zordu.
Işıklar kapandıktan ve üçü de yattıktan sonra 2 saat geçmişti ve Taufan dalabilmiş değildi. Elinde olmadan iç çekti ancak diğer ikisinin uyuduğunu düşündüğü için, farkında olmadan yüksek sesle iç çekmişti.
"Sorun nedir?"
Taufan irkildi ve hızlıca sol tarafına döndü.
Kendisine seslenen Beliung doğruldu ve yatağında bağdaş kurarak oturdu.
"Yok bir şey. Uyusana sen..." diye mırıldandı Taufan, olabildiğince kısa kelimeleri kullanarak.
"Söylemesi kolay, yapması zor." dedi Beliung, sakince. "Böyle zamanlarda kullanıyor musun bilmiyorum ama banyoda uyku hapları var. Eğer istersen."
"Onlar başımı çok kötü ağrıtıyor. Ayrıca gün boyu uyuşuk hissetmeme de neden oluyorlar." dedi Taufan burun kıvırarak ancak normal bir sohbete geçmek üzere olduğunu fark edince suratını astı. "Ugh, öyle işte... Uyu."
"Çok yorgun olduğum halde uyuyamıyorum." dedi Beliung neşeli bir şekilde. "Ve sen de, sohbetten kaçmayı bırak artık."
Taufan, "Tch, kavgalı olduğum kişiyle mi sohbet edeceğim?..." diye düşünse de, bu düşüncesini dile getirmedi. Sessiz kalmanın en akıllıca seçenek olduğuna karar vermişti.
"Angin'in eğitimi nasıl geçti? Çocukluk eğitimi yani... Umarım atlamamışsındır."
Taufan dolaylı suçlamalara karşı kayıtsız kalamadığı için, "Atlamadım." dedi sertçe. "Gayet iyi geçti ve şimdi Angin yaşına göre çok güçlü."
"Kıskanıyorsun."
Taufan kendisine alaycı bir gülümsemeyle bakan Beliung'a dehşet verici bir bakış attı. "Benimle alay etme. Seni parçalarım."
"Alay değil, gerçek." dedi Beliung bilgece bir tavırla.
"Gece gece uykusuzluk başına vurdu herhalde..." diye mırıldandı Taufan sabırlar çekerek ve tekrar yatağına uzandı. Yatakta dönmeyi, bu sinir bozucu sohbete tercih ederdi.
Ancak o geceki olaylar bununla sınırlı kalmadı.
Taufan rutin bir şekilde gördüğü kabuslardan biri yüzünden, nefes nefese, kan ter içerisinde uyandı. Nefesini toparlamaya bile odaklanamadan, başka bir ses duydu ve otomatik olarak solundaki yatağa baktı.
Gördüğü şey duraksamasına neden oldu.
Beliung, aynı onun gibi nefes nefese doğrulmuştu. Bir elini başına koymuş, öylece duruyordu. Neden sonra elleriyle yüzünü örttü ve Taufan'ın belki de ilk defa duyduğu bir şekilde, acı acı ağlamaya başladı. Sessizdi ama sarsılan omuzları, burnunu çekmesi ve nefessiz kaldığı için derin derin iç çekmesi çok şeyi anlatıyordu.
Taufan bile, ona acıdığını hissetti.
Kendi deneyimlerine dayanarak, kabustan uyanmış birine dokunmaması gerektiğine karar verdi ve ona belli etmeden tekrar yatağına girdi.
Neyse ki o gece bununla sınırlı kaldı.
...
Ertesi gün daha normal geçti.
Beliung erkenden, ikisi uyurken gitmişti, bu yüzden o gün ikisi beraberdi.
Angin'in eğitmeni artık Beliung olduğu için, Taufan'ın eğitim için kaygılanmasına gerek yoktu. Bu sayede gün boyunca dilediği gibi aylaklık etti. Angin de onun telefonunu aldı ve böylelikle ağabey-kardeş aylaklık günü yapmış oldu.
Öğleden sonra, aniden odanın kapısı açıldı. Gelen Beliung'tu ve telefonda konuşan birini ciddiyetle dinlemekteydi.
Angin onun ciddiyetine şaşırırken, Taufan gözlerini kıstı. Beliung'un kaşları hafifçe çatık olduğuna göre, bu yalnızca ciddiyet olamazdı.
Bir sorun vardı.
"Evet evet, yakın zamanda ilgileneceğim. Bunu bana ilettiğiniz için teşekkür ederim. Tabii, lütfen en yakın zamanda yardımın geleceğini iletin. Görüşmek üzere."
Anlaşılan Beliung zor bir durumla karşı karşıyaydı. Onların odada olmasına aldırmadan, telefonunu bir kenara bıraktı ve yatağının yanındaki komodinin çekmecesinden kağıt ile kalem çıkardı. Sonra da ciddiyetle bir şeyler yazmaya koyuldu.
Taufan ve Angin hala onu izliyordu.
Beliung yazmayı bitirdiğinde, kağıdın altına bir tür imza attı. İşte o an, Taufan onun ne yaptığını sonunda anladı. Bu resmi bir mektuptu ve Beliung imzaladığına göre, Windara'nın veliaht prensi olarak yazdığı bir mektuptu.
Şahsen mektup yazdığını bilmiyordum, diye düşündü kaşlarını kaldırırken. Demek uzaktan uzağa tahta sahip çıkıyor...
Kıskandığını itiraf edemiyordu.
"Ortada çok ciddi bir durum var." dedi Beliung, sonunda mektubu işlemeli, zarif bir zarfa koyduktan sonra. "Bu yüzden Windara'ya gitmemiz gerekiyor."
Devam Edecek...
Evet geri döndüm!! Umarım böyle devam edebilirim... :D
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder