OVERLAPPİNG STORMS- 42
42: Hazırlık
"Hadi ya, buna kim karar veriyor? Sen mi?" diye sordu Taufan alaycı bir şekilde.
Beliung derin bir nefes aldı ve elini yavaşça yatağın yanındaki komodinin üzerine koydu. "Eğer ciddi bir durum olmasaydı seni getirmekle uğraşmazdım..."
"Ciddi bir durum var, doğru. Ama kime göre, neye göre önemli?" dedi Taufan umursamaz bir ifadeyle tavana bakarak.
Angin büyük ağabeyinin bağırmamak için kendini zor tuttuğundan emindi.
"Eğer ciddiye almıyorsan gelmeyebilirsin." dedi Beliung sonunda, kelimeleri yumuşak ama ters psikoloji oluşturacak türdendi. "Seni zorlamayacağım ama Angin'i bırakmamı bekleme. O da benimle gelecek."
"Hey!" Taufan doğruldu ve öfkeyle parıldayan mavi gözlerini ona dikti. "Angin'i kendi işlerine sürükleyemezsin! Onun Windara'ya dair hiçbir bilgisi yok!"
"Bu doğru değil, abang Bel bana tahtın işleyişini ve bilmem gereken diğer şeyleri öğretti!" diye karşı çıktı Angin ama sesi tartışan iki ağabeyi arasında yok olup gitmişti.
"Bunun bir şey bilmekle ilgisi yok, o da en az senin kadar Windara prensi. Kendi kendine çıkarımlarda bulunmayı bırak artık." dedi Beliung gözlerini zemine dikerek.
"Sen de duygusal açıdan o kadar berbatsın ki, sadece midemi bulandırıyorsun..." diye homurdandı Taufan ve daha fazla bir şey söylemesine izin vermeden, kalkıp banyoya girdi.
Beliung bezgin bir iç çekerken, Angin yaklaştı ve yanına oturdu. "Sana ulaşan herhangi bir kağıt var mı abang? Şikayetle ilgili yani..."
"Var. Hem de çok fazla var. Yıllardır vicdan azabı çekmeme sebep olan da bu zaten." diye ofladı Beliung yorgunca.
Angin eskiden onun kusursuz derecede iyi olduğunu düşünürdü ama gördüklerine bakacak olursa, Beliung da en az onun kadar insancıldı. Tamamen kusursuz değildi.
Ağabeyi eğildi ve yatağın altındaki gizli çekmeceden -böyle bir şey olduğunu yeni fark ediyordu- birkaç kağıt çıkardı. "İşte. En güncel kağıtlar."
Angin kağıtları ve iki tanesine hızlıca göz gezdirmeye koyuldu.
"Majesteleri, bu mektubu hızlıca kaleme almak zorundayım, yeterince iyi yazamazsam beni affedin. Reramos'un askerleri bizi çalışmaya ve maden çıkarmaya zorluyor. Köyümüz darmadağın oldu. Lütfen yardım edin ve tahtı ondan geri alın."
"Majesteleri, durum gittikçe kötüleşiyor. Köyde çocuklar dışında kimse kalmadı. Reramos'un onlara da bir şey yapacağından korkuyoruz. Lütfen bize yardım edin."
"Bu mektuplar gerçekten çok kısa. Yazanın gerçekten vakti yokmuş." dedi Angin düşünceli bir şekilde.
"Bunun gibi yüzlerce mektup gelmiş ancak zindanlarda kaldığım süreçte benim adıma gelen mektupların hepsi çöpe atılmış. Şimdikilerin de hepsini saklayamıyorum."
"Peki bu kağıtlar abang Taufan'ı ikna etmeye yeter mi?" diye sordu Angin usulca, Taufan banyoda olduğu ve onu her an duyabileceği için sesini dengede tutmaya çalışıyordu.
"Bilemiyorum. Taufan'ı eskisi kadar iyi tanımıyorum, bu yüzden bir şey söylemek güç..." dedi Beliung biraz mahcubiyetle. Ardından hüzünlü bir tonda, "Taufan artık çok farklı biri..." diye ekledi.
"Biraz değildi. Ama senin yanında gerçekten de çok farklı birine dönüşüyor." dedi Angin açık sözlülükle.
"Tahmin edebiliyorum." diye gözlerini devirdi Beliung. Hemen ardından ciddileşti ve banyo kapısına düşünceli bir bakış attı. "Ama şuan Taufan'ı ikna etmemiz gerekiyor. O gelmezse bizim için iyi olmaz."
...
İlerleyen birkaç gün boyunca Beliung ve Angin Windara'ya gitmek için hazırlanmaya odaklandılar. Bu süreçte Taufan'a hiç dokunmadılar.
"Ne dersin? Sence bu iyi mi?" diye sordu Beliung hoş bir kıyafeti ona göstererek.
"Kimin için?" diye sordu Angin masumca. Ağabeyinin gülümsemesini fark edince, şaşkınlıktan ağzı kocaman açıldı. "Benim için mi? Çok iyi, çok beğendim!"
"Ayrıca benimkiyle takım, bak." Beliung gardırobunu açtı ve siyah bir kılıfın içerisinde olduğu için göze çarpmayan bir kıyafeti çıkardı.
"Aynısııı!" dedi Angin neşeyle. "Peki ya abang Taufan? Ona yok mu?"
"O daha düz şeyleri tercih eder. Siyah bir içlik, gri bir pantolon, siyah ayakkabılar ve... Ah, evet, şu kelebek desenli ceket uygun olur."
Peki Taufan'ı kendisi bu sırada neredeydi? Sorun çıkarmadan durmuş muydu?
Evet, kesinlikle sorun çıkarmamıştı. Sadece uzun yıllardır bitirmeye çalıştığı kalın Windara Tarihi kitabını bitirmeye çalışıyordu. Tarih okumayı pek sevmezdi -hele notlar çıkarıp, anlamadığı cümleleri sesli bir şekilde tekrar etmek onun için eziyet gibiydi- ama ortanca prens olarak, eğer ağabeyini bulamazsa otomatik olarak veliaht olacağını ve tahta geçeceğini fark etmişti.
Bu yüzden, bir gün Windara'yı yönetmek orunda kalma ihtimaline karşı, Windara tarihini iyice öğrenme kararı almıştı.
Eh, tabii ki Beliung'a sinirli olduğunu bir türlü aklından çıkaramadığı için kitaba odaklanamıyordu.
Zavallı Beliung, çünkü Taufan ondan gerçekten hoşlanmıyordu. Şükürler olsun lütfedip de konuşuyordu ama elinde olsa, bunu da yapmayacağına şüphe yoktu.
"Peki biz—" diye başladı Angin düşünceli bir şekilde ancak Beliung elini kaldırarak onu durdurdu. "Biliyor musun? Az önce gösterdiğim kıyafet fazla gösterişli. Onları giymemen gerektiğine karar verdim." dedi ve biraz duraksadı—kafasında bir şeyi hesaplıyormuş gibi elini döndürdü ve başını salladı. "Sana pelerin vereceğim ve başlığını çıkarmayacaksın. Seni tehlikeye atamamam, veliaht olarak seni korumak benim görevim."
"Uuuuh... Söylediklerinin arkasındaki mantığı anlamadım ama peki." Angin omuz silkti ve Taufan'ın yatağına oturup, kıyafetlerle uğraşan ağabeyini izlemeyi sürdürdü. "Peki biz Windara'da ne yapacağız abang?"
Beliung bir an duraksadı, sonra derin bir iç çekti. "Bilmiyorum... Yani hayır, ne yapacağımızı biliyorum ama neyle karşılaşacağımızı bilmiyorum. Sadece..." Omuzlarını düşürdü ve bir kez daha iç çekti. "Gerginim."
"Sanırım abang Taufan'ın sıkıntı çıkarmasından korkuyorsun." dedi Angin gülümseyerek. Onun oflamasını evet olarak algılamak mümkündü, bu yüzden gülümsemesi genişlerken, "Endişelenmene gerek yok." dedi. "Abang Taufan yol boyunca dırdır edip duracak sanırım ama ciddileşeceğinden eminim. O benim gibi değil, ilk başta surat asıyor gibi görünür ama ciddileşmesini de bilir."
"Peki... Umarım öyle olur." dedi Beliung şakacı bir tonda ve bu Angin'in muzaffer bir şekilde sırıtmasına neden oldu. Ağabeyinin şakacı ruh hali geri geldiğine göre, daha iyi hissediyor olmalıydı.
Neden sonra Beliung, "Harika, kıyafetlerimiz de hazır." dedi ellerini silkeleyerek. "Yarın sabah yola çıkabiliriz."
"Yarın mı?!"
"Eh? Eh?" Beliung neye uğradığını şaşırarak bir Angin'e, bir de odaya girdiğini fark etmediği Taufan'a baktı. "Neden şaşırdınız ki? Bu acil bir durum. Hemen gitmemiz gerekmeseydi zaten hazırlanmazdık."
"Yani, iyi... Sadece bu kadar erken gideceğimizi düşünmemiştim." dedi Angin tekrar neşelenerek.
"Ben gerçekten gelmek istemiyorum..." diye homurdandı Taufan, kendini yatağına bırakırken. "Gerçekten gelmek zorunda mıyım?"
"Sana seçenek sunulmaması gerektiğini çok küçükken öğrendim, bu yüzden evet." dedi Beliung soğukça.
Sabırlı bir insanın sabrını kaybetmeye başladığına şahit olan Angin gergin bir gülümsemeyle, "Ehhh, sakin olun..." diye mırıldandı.
Taufan ise etkilenmiş gibi görünmüyordu. Sadece omuz silkti ve yanında getirdiği kalın kitabı okumaya devam etti.
Angin yeni bir Beliung/Taufan çatışması arasında kalmadan önce hızla odayı terk etti.
...
"Angin!"
"Heyoo, Angin geri döndü!"
"Merhaba millet~" dedi Angin ve neşeyle güç kürelerine baktı. "Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi?"
"Dışarıda biraz patırtı oldu, sorun yok değil mi?" diye sordu Emotibot imali bir ifadeyle.
"Ehh, buraya erişimim yoktu ve ben de girmeye çalıştım... Ama hallettim, merak etmeyin." Angin suçlu bir kahkaha attı ve konuyu değiştirmek için yeni haberleri verdi. Zaten sıkılan güç küreleriyse, ilgiyle onu dinledi.
"Yani Beliung ve Taufan artık anlaşamıyorlar..." diye mırıldadı Ochobot düşünceli bir şekilde. "Bu tuhaf. Eskiden birbirlerinden ayrılmazlardı."
"Bir şey olmuş olmalı." dedi Motobot.
"Bilmiyorum... Sonuç olarak Windara'ya gideceğim. Hem de resmi bir görüşme için..." dedi Angin başını eğerek. "Hiç böyle bir şey yaşamamıştım, bu yüzden—"
"Bu yüzden gerginsin." diye tamamladı Emotibot. "Üzülme. İdare edebileceğinden eminim. Hem Kaptan Luís seni uzun zamandır eğitiyor, değil mi?"
"Doğru ama... Bilemiyorum. Ona veya abang Taufan'a baktığımda yetersiz olduğumu hissediyorum..." diye mırıldandı Angin umutsuzca. "İkisi de mükemmeller, ne yapacaklarını her zaman biliyorlar..."
"Kafana takma, sen hala çocuksun. Prens olsan bile." dedi Bellbot gülümseyerek. "Ayrıca o kadar da kötü değilsin. Çok orijinal ve yetenekli bir prenssin."
"Öyle mi?" Angin başını kaldırdı ve şaşkınlıkla onlara baktı. Hepsinin aynı fikirde olduğunu görünce, neşelendi. "Tamam o zaman."
Ayağa kalktı ve çıkmadan önce hepsine el salladı. "Şimdi gitmeliyim, yatma vakti yaklaşıyor."
O koşarak çıkarken, güç küreleri gülümsüyorlardı.
Angin %95 ihtimalle onurlu ve saygıdeğer bir prens olacaktı.
Devam Edecek...
Hehhh, heyecanlı bölümler geliyor. 43. bölüm sadece angst üzerine olacak. Neden öyle oldu bilmiyorum, ütü yaparken aniden çok iyi bir fikir geldi aklıma, hem bu sayede 43. bölümde olacak olayı da ertelemiş oldum hehe.
Baklava mı? Evet, Antep fıstıklı baklavayı çok seviyorum. Deney konusu olabilir.
(Not: Yazarınız hatiyazi.blogspot.com'a gönderme yapmaktadır.
Not 2: Maçevera 16'yı okuyun.)
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder