OVERLAPPİNG STORMS- 43

 43: Yolculuk

"Angin... Angin, uyan..."

Angin kendisine seslenildiğini duyuyor fakat bir türlü gözlerini açamıyordu. Gözkapakları görünmez bir bantla yapıştırılmıştı sanki.

"Windara'ya gitmek istemiyor musun yoksa?"

"Gidiyor muyuz?" Angin o kadar hızlı doğruldu ki, neredeyse üstüne eğilen ağabeyiyle kafaları çarpışacaktı. "Şimdi?"

"Evet evet, sakin ol." dedi Beliung gülüşünü saklamak için eliyle ağzını kapatarak. "Önce duş al, uykun açılsın. Sonra düz hazırladığımız kıyafetleri giyersin."

Angin başını salladı ve yataktan atladığı gibi, banyoya gitti.

"Bu kıyafetlerden nefret ediyorum..."

Angin'in arkasından gülümseyerek bakan Beliung iç çekti ve kesinlikle gülümsemeyerek, odaya giren Taufan'a baktı. "Taufan. Şikayet etme."

"Kapa çeneni, yoldan geçen herkesin sana oraya dikilmiş bir anıtmış gibi bakmasının ne kadar kötü bir his olduğunu bilemezsin!" diye çıkıştı Taufan ancak sesi bu sefer daha alçaktı. Her ne kadar ondan altta kalmamaya çalışsa da, her kardeş gibi o da ağabeyinin öfkesinden korkuyordu.

"Uzay gemimiz ne durumda? Senden onu kontrol etmeni istemiştim." dedi Beliung biraz azarlar bir tonda. "Kıyafetlerden şikayet edecek kadar vaktin olduğuna göre onu da kontrol edebileceğinden eminim."

Taufan ona kötü bir bakış attı fakat yine de söylediğini yapmak üzere odadan çıktı.

Beliung ise yalnızca iç çekebildi. Taufan'ın yolculuk boyunca başka sorun çıkarmayacağını umuyordu.

...

"Vay canına, uzay gemimiz bu mu?" Angin hayranlık dolu uzun bir ıslık çaldı. "Harika görünüyor. Kelebek şeklinde olması çok iyi, abang Taufan kelebekleri çok seviyor çünkü."

Beliung gülümsedi ve göz ucuyla Taufan'a baktı. Gencin yanakları hafifçe kızarmıştı ama sessiz kalmayı tercih etmiş gibiydi.

O da yorum yapmadı ve, "Hadi girelim." dedi sessizce.

Oldukça aşina olduğu kumanda kısmının ayarlarını düzenledikten sonra, Ochobot'a ışınlanma tünelini açabileceğini söyleyen bir işaret yaptı.

Böylelikle yolculuk başladı.

"Ehh... Hiç manzara yok." dedi Angin mutsuzca ama hemen ardından aklına gelen bir soruyla Beliung'a döndü. "Abang. Siz ikinizin kıyafetleri bu kadar güzelken ben niye kıyafetlerimi o çirkin pelerinin altına gizleyeceğim?"

"Elbette güvenliğin için." dedi Beliung gülümseyerek ancak Angin ikna olmamış gibi görünüyordu. Her ne kadar, "Peki..." dese de, daha sonra bunu tekrar soracağı açıktı.

Neden sonra oturduğu koltuktan kalktı ve geminin arka kısmına çıkmadan önce, "Ben odama gidiyorum..." dedi yavaşça. Başka bir şey de demedi.

Kumanda kısmında yalnız kalan Beliung ve Taufan bir süre hiç konuşmadı. Beliung uzay gemisini ışınlanma tünelinde, dengeli bir şekilde sürerken, Taufan gözlerini kapatmış ve arkasına yaslanmış, biraz kestiriyordu. Sonuçta çok erken kalkmışlardı.

Neden sonra Beliung yoldan gözünü ayırmadan, "Taufan." diye seslendi. Kardeşi cevap vermeyince kaşını kaldırdı ve hafifçe başını çevirdi. Onun uyuduğunu görünce gözleri anlayışla yumuşadı. Bir eliyle kontrol dümenini tutarken, diğer eliyle kardeşinin omzuna dokundu. "Taufan..."

Taufan başını diğer tarafa çevirirken, oflamakla iç çekmek arası bir ses çıkardı. "Hm... Ne?..."

"Gemiyi kontrol edebilir misin? Angin'e bir bakıp geleceğim."

"Boş ver, gerek yok..." diye bir şeyler mırıldandı Taufan, uyumaya devam edebilmek umuduyla fakat Beliung bir kez daha omzunu dürttü. "Hadii... Kalk."

Taufan sandalyesinde doğruldu -daha önce uyuduğu için cenin pozisyonundaydı- ve ona korkunç denebilecek bir şekilde, dik dik baktı. "...İyi."

Beliung rahatlayarak kaptan koltuğundan kalkarken, ona çaktırmadan kıkırdadı. Az önce Taufan'ın kendisinden iyice nefret etmesine neden olmuş olabilirdi ama çok da önemli değildi.

O ifadeye değerdi, diye düşündü.

Angin odasının önüne geldiğinde, kapıyı birkaç kez tıklattı fakat içeriden cevap gelmedi. Bunun üzerine kapıyı açtı ve odaya girdi.

Angin odadaydı ve yatağında yatıyordu. Hayır, açık konuşmak gerekirse, yatağına yüzükoyun gömülmüştü.

Beliung kapıyı kapattı ve yavaşça yaklaşıp, Angin'in başını okşadı. "Bir sorun mu var Angin?"

Cevap gelmedi, bunun yerine çocuk yatağa daha da çok gömüldü.

Beliung yatağa oturdu ve sabırla beklemeye koyuldu. Zaten çok beklemesine gerek kalmadan, Angin aniden doğruldu ve kendisine atılıp, sıkıca sarıldı.

"Oh—" Beliung bir an şaşırsa da, sonra eli otomatik olarak başına gitti. Bir yandan kardeşinin başını okşarken, yüzü ciddiyetini koruyordu. "Sorun nedir Angin?"

"Bizim hayatımız niye hep kötü geçiyor?..." diye sordu Angin, ağlamaktan kısılmış bir sesle.

"Hep kötü geçmiyor..." Beliung bir şey söylemeden önce duraksadı, olumlu bir şey bulmaya çalışıyordu. "Sadece her şey çok üst üste geldi. Tek sorun bu... İyi zamanlarımız da oluyor. Olmuyor mu?"

"Olmuyor." diye hıçkırdı Angin, Beliung'un bir an duraksaması daha da umutsuz hissetmesine neden olmuştu.

Beliung çocuğu omuzlarından tutarak kendisinden uzaklaştırdı ve gözlerinin içine bakarken, "Tamam, ağlama... Şuan bir sorun var mı mesela? Bana bir sorun söyle." dedi. "Herhangi bir şey de olabilir. Sadece bana söyle, etrafında herhangi bir sorun var mı şuan?"

"Evet. Abang Taufan seni sevmiyor ve sen de ondan soğumaya başladın." dedi Angin neredeyse suçlar bir tonda. "Hiçbir zaman anlaşamayacaksınız diye çok korkuyorum... Ben tek başıma mutlu olmak istemiyorum, sizin de mutlu olmanızı istiyorum..."

"..." Beliung sessiz kaldı, verecek bir cevabı yoktu. Aşırı çaresiz hissettiği için ağlamak üzereydi, hayır! Bu konuşmayı başarılı bir şekilde bitirmesi gerekiyordu!

"Biraz uyumaya çalış..." dedi kardeşinin rahatça yatabilmesi için kalkarak. Ağlamak üzere olduğunu belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. "Çok erken kalktın, uyusan iyi olur. Hem yolumuz uzun."

Angin hafifçe başını salladı ve örtüyü başına kadar çekti.

Beliung o tamamen uykuya dalana kadar bekledikten sonra, kendini bir asır daha yaşlı hissederek kumanda odasına geri döndü.

"Ooo, buraya kimler teşrif ediyor böyle?" diye alay etti Taufan, yoldan gözünü ayırmadan. "Nerede kaldın? Yolda trafik mi vardı, ha?"

"Şuan seninle uğraşamayacağım..." dedi Beliung sessizce ve yan koltuklardan birine oturdu. Başını eline yaslarken, engelleyemediği bir gözyaşı yavaşça yanağından aşağı süzüldü.

"Yine ağlayacak ne buldun?" diye sordu Taufan, bu kadar kolay ağladığı için onu küçümsüyor gibiydi.

"Biz harika ağabeyleriz. Çok harika." dedi Beliung sinirli bir kıkırdamayla ve başını kaldırıp sertçe ona baktı. "Hatta en harikası sensin. O kadar harikasın Angin hayatta mutlu olabileceği hiçbir şeyi olmadığını düşünüyor."

"Sen kötü bir ağabeysen ben ne yapabilirim?" dedi Taufan soğukça ama sözleri zaten yorgun ve yetersiz hisseden Beliung'a kocaman taş gibi çarptı.

"Taufan. Odana git ve geri gelme. Sakın." dedi Beliung, hızla ayağa kalkarken.

"Bana uyar." dedi Taufan umursamazca ama geminin arka kısmına gitmeden önce, durup ona karmaşık, soğuk bir bakış attı. "Ama benim sözlerime katlanamayacak kadar kibirliysen, beni suçlayamazsın."

"Bu konuyu yıllar önce kapattığımızı sanıyordum." dedi Beliung öfkeden dümeni sıkıca kavrayarak.

"Ben de sana hiçbir şeyin değişmediğini söylediğini hatırlıyorum." dedi Taufan sertçe, bu ses geçmişteki incinmiş çocuğa aitti. "Hala aynısın Beliung. Hiçbir şeye tahammülün yok, benimle konuşmuyorsun. Bu sözlerim seni incitiyorsa sevinebilirim, çünkü amacım buydu."

O daha fazla konuşmadan odasına gitti. Beliung ise korkunç bir yetersizlik hissine kapılmıştı. Ağlamamak için dişlerini sıkarken, dikkatini yola vermeye çalıştı. Fakat içinden bir ses şüphe ve kaygıyla fısıldamaya devam etti.

Angin haklı mı?... Gerçekten hayatımızda sadece sorun mu var?

...

"Ahh... Günaydın abang." dedi Angin kumanda bölümüne ayak bastığı sırada. "Uyumak gerçekten iyi geldi, şuan hayatımızda sadece sorun olduğunu düşünmüyorum. Yaya ablanın öğütlediği gibi, Allah'a hiçbir zaman isyan etmemeliyiz. Şükredecek çok fazla  şeyimiz var."

Beliung hiçbir şey anlamamış olmasına karşın, "Doğru..." diye mırıldandı. İki saat boyunca ağladıktan sonra sesi kısılmış ve gözleri belirgin derecede kızarmıştı. Tabii Angin henüz fark etmemişti.

"Abang Taufan da uyuyor. Açıkçası, o kıyafetlerle nasıl rahat ettiğini bilmiyorum." diye devam etti çocuk, düşünceli bir şekilde. Neden sonra, ağabeyinin yüzünü fark etti ve merak ve şaşkınlık dolu tepki sonunda geldi. "Abang! Niye—yani ne oldu? Ağlamış gibi görünüyorsun!!"

Beliung onun bu tepkisine gülümsedi ama kötü hissettiği için, gülümsemesi hemen soldu. "Yorgunum Angin. Sanırım bu yüzden—"

"Hayır, yorulduğun için anlamadın." dedi Angin gözlerini kısarak. Bazen içgüdüleri korkunç derecede keskin oluyordu. "Abang Taufan'la kavga mı ettiniz?"

"Hayır... Sadece kötü hissediyordum. Ama şuan iyiyim." dedi Beliung hızlıca, Angin gittikçe daha da kuşkulu görünüyordu ve bu gergin hissetmesine neden olmuştu. Sorunlarının ortaya çıkmasından hoşlanmazdı. "Önemli değil Angin, gerçekten. İyiyim."

"Abang. Seni pataklarım. Yalan söyleyip durma." dedi Angin ona dik dik bakarak. "Ağlamış olabilirsin yani, anlatmak istemiyorsan sormam."

Beliung onun bu ciddi ve bilmiş tavırlarına güldü ve saçlarını karıştırdı. "Ne kadar anlayışlısın. İkimiz de çocukken, ben ağladığımda Taufan anlatana kadar sorardı..."

Angin güldü ve, "Hadi abang Taufan'ı uyandıralım." dedi neşeyle. "Senin yerine gemiyi o kontrol etsin. Biz uyuduk, sen de biraz uyu."

"Pekala pekala..." Beliung koşarak diğer genci uyandırmaya giden kardeşinin arkasından gülümseyerek baktı. Angin kesinlikle çok duyarlı ve anlayışlı bir çocuktu.

"Beni niye uyandırdın Angin?... Urgh, bırak Beliung kontrol etsin işte, o uyumasa da ayakta durabilir..."

Beliung suratını astı ve iç çekti. Acaba Taufan'ı TAPOPS'a bırakıp kaçsa her şey düzelebilir miydi? Bazen gerçekten de tüm sorunların kaynağının Taufan olduğunu düşünüyordu.

Gülümsedi ve göz ucuyla hafif çaplı bir tartışma yaşayan iki kardeşine baktı.

Ama elbette değildi. Hem onları korumalıydı, TAPOPS'a atıp kaçmamalıydı. Taufan bazen dayaklık olsa bile bunu yapmamalıydı.

Tabi... Hak ederse belki bir şeyler düşünebilirdi.

...

"Windara'ya hoş geldinizzzz, hihihi..."

Devam edecek...

Heheeeee, nasıl devam edecek sizce? No spoiler no spoiler :D

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11