OVERLAPPİNG STORMS- 44

 44:"Endişelenme. İyi olacağım."

"Taufan."

Ciddiyetle uzay gemisini kontrol eden genç, kendisine seslenen kişiye bakmaya tenezzül etmeden, "Ne var?" diye sordu.

"Az bir yolumuz kaldı ve sana verdiğim kıyafetleri yolculuk sırasında çıkardığının farkındayım." dedi kendisine seslenen kişi, yani Beliung hoşnutsuz bir ifadeyle. "Senin hatırın için kraliyet kurallarını çiğneyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun."

"Ugh, tamam..." Taufan yerinden kalkmak zorunda kaldığı için memnuniyetsiz bir ifadeyle kıyafetlerini değiştirmeye gitti. Bu işlem fazla uzun sürmeyecekti, çünkü Taufan öyle ahım şahım şeyler giymezdi. O 'süslü püslü prenses' kendisi değil, Beliung oluyordu (Taufan'dan duyduğunuz bir tabir daha).

"Hmmm..." Onu baştan aşağı inceleyen Beliung hala tatmin olmuş gibi görünmüyordu. "Ya saçların?"

"Annem bu konuda bile sana vasiyet falan mı etti?! Ne bu?!" diye çıkıştı Taufan sinirle; ona emir verdiği için yeterince öfkeliydi, bir de üstüne bir türlü memnun olmayışı onu çıldırtmıştı.

"Benim amacım senin itibarını korumak." dedi Beliung ciddiyetle ve hafif bir alayla ekledi. "Eğer itibarsız bir prens olmak istiyorsan yapabileceğim bir şey yok sanırım."

Taufan ona dik dik baktı fakat gidip tarağı getirmesine bakılırsa, Beliung'un ters psikolojisi işe yaramıştı.

"Al."

"Ne? Saçlarını da ben mi tarayacağım?" diye sordu Beliung şaşkınlıkla fakat bu tarz işlerden hoşlandığı için, hevesle tarağı aldı.

"Saçlarımı açamıyorum, yoksa kendim tarardım." diye homurdandı Taufan, onunla gün boyu haşır neşir olmak zorunda kalmaktan çok rahatsızdı.

"İşte. Şimdi daha iyi görünüyor." dedi Beliung memnuniyetle ve tarağı Taufan'ın eline bırakırken, gemiyi kontrol etmek için kaptan koltuğuna oturdu. "Atmosfere girmek üzereyiz. Angin nerede?"

"Bilmiyorum, en son odasındaydı..." diye mırıldandı Taufan isteksizce.

"Beni mi arıyordunuz?" diye bir ses geldi arka taraftan ve Angin odaların bulunduğu bölümden, onların yanlarına atladı. "Bir sorun mu var? Aaaa, gelmişiiiiz!"

"Sana verdiğim pelerin nerede Angin?" diye sordu Beliung ciddiyetle, yola odaklandığı için pek fazla bakamamış olsa da pelerini giymemiş olduğunu görebilmişti. İçten içe iki kardeşi de onu uğraştırdığı için mutsuzdu.

Neyse ki Angin, Taufan gibi inatçı değildi.

"Aaa, doğru! Hemen giyip geliyorum, unutmuşum!" dedi Angin hızlıca ve geldiği hızla yok oldu.

"Kupuri Sarayına girmemize izin verecekler mi?" diye sordu Taufan sessizce.

"Bu görüşme önceden ayarlandı, bu yüzden sorun çıkaracaklarını sanmıyorum—tabii tuzak kurmadılarsa." dedi Beliung sakince, hemen ardından iç çekti. "Ve korkarım bir tuzağın içine yürüyoruz."

Taufan cevap vermedi fakat haklı olduğunu biliyordu.

"Geri geldim—oh..." Angin karşısındaki manzara karşısında afalladı ve cama yaklaşıp dikkatle dışarıyı inceledi. "Saray bu mu?... Doğduğum yer de burası mı?"

Beliung kederli bir ifadeyle, hayranlıkla dışarıyı seyreden Angin'e baktı. Ne hayır, ne de evet demeye dili varmıyordu.

"Pekala, çıkma vakti..." dedi sonunda Kupuri Sarayının önüne iniş yaptıklarında. "Angin, sana öğrettiklerimi bugün uygulamanı rica ediyorum. Yapamasan bile sorun değil ama elinden geleni yap. Reramos'un zayıflığımız olduğunu düşünmemesi gerek."

Tam bu sırada, sarayın iki kanatlı uzun kapıları açıldı ve kırmızı giysili, uçuyormuş gibi görünen, sivrisinek görünümlü biri belirdi.

"Iyyy, bu da kim?" diye fısıldadı Angin iğrenerek.

"Bu General Muskida. Reramos'un sağ kolu." diye cevapladı Beliung sakince. "Anlaşılan bizi karşılamaya geldi."

"Windara'ya hoş geldinizz, hihihi..." dedi Muskida sinsi görünen bir gülümsemeyle. "Nedeni içeri buyurmuyorsunuzzzz?"

Beliung ve Taufan birbirlerine baktılar, çok kısa bir anda sessiz bir istişare gerçekleştirdiler ve iki kanatlı kapıdan içeri girdiler

Burası çok güzel... diye düşündü Angin hayranlıkla etrafına bakarken. Burada yaşamak müthiş olurdu...

"Taht odası burası, Majesteleri Reramos sizleri içeride bekliyor." dedi Muskida yüzündeki o sinsi ifadeyle ve içeri girebilmeleri için kapının önünden çekildi.

Beliung ellerinin titremesini bastırdı ve kapıyı ittirdi.

"Vaay..." diye fısıldadı Angin istemsizce, burası diğer kısımlardan daha etkileyici, daha güzeldi. "Burası anneme ait olan yer olmalı..." diye düşündü hayranlıkla.

"Hoş geldiniz majesteleri." dedi Reramos sakince gülümseyerek fakat Beliung'a ait olması gereken tahtta oturması bile, ona saygı duymadığının açık bir ifadesiydi. "Benimle görüşmek istemişsiniz. Bir sorun mu var?"

"Evet var." dedi Beliung sakince fakat gözlerindeki bakışı yakalayan Angin onun inanılmaz öfkeli olduğunu fark etmişti. "Hakkında şikayetler alıyorum. Windara'yı yönetmen sıkıntı değil ancak Windara halkı senin zulmünden şikayetçi. Onları zorla çalıştırıyormuşsun, ayrıca Windara'da maden arıyormuşsun. Bunun hakkında konuşmak için geldim."

"Ah..." Reramos bir şey söylemedi fakat yüzündeki gülümseme yok olmuştu.

"Ya tahtı geri ver ya da adil bir yönetici ol." dedi Beliung, öfkesi sonunda ses tonuna yansımıştı. "Yoksa bu tahtı senden alabilirim; yapamayacağım için yapmıyor değilim, bilesin."

"Ya da şuna ne dersiniz majesteleri? Üçünüzden de kurtulayım ve hiçbir riskle karşılaşmadan tahtı sonsuza kadar yöneteyim." dedi Reramos soğuk bir gülümsemeyle.

Bunun üzerine Beliung hızla arkasına döndü ve kendilerine doğru gelen mızrakları gördü. Büyük bir rüzgar kalkanıyla kendisini ve kardeşlerini koruma altına alırken, Reramos'a baktı. "Seni hain..." dedi dişlerinin arasından.

"Ne? Majesteleri tahtı öylece bırakıp gideceğimi mi düşünmüştü?" dedi Reramos alaycı bir şekilde. "Yıllardır bunu planlıyorken neden şimdi vazgeçeyim ki?"

"Bir şey yapmalıyız! Kalkanın daha fazla dayanamaz!" diye bağırdı Taufan, düşüncelere dalmış gibi görünen Beliung'u sertçe kenara ittirdi ve kendisi daha güçlü bir kalkan oluşturdu.

Beliung dalgınlığından sıyrıldı ve savaşmaya hazırlandı. Güçlü bir Rüzgar Taşıyıcısı olduğu için Kelkatua askerleri ona bir şey yapamıyordu. Aynı şekilde Taufan da kendisini epey geliştirdiği için gayet iyi savaşıyordu.

Angin ise heyecanla onları izliyordu, bu yüzden saldırıya uğrayabileceğini unutmuştu.

"Ah!"

Askerlerden biri onu ittirdi ve ayağa kalkmaya fırsat bulamadan, boynuna keskin bir şeyin bastırıldığını hissetti. Başını çevirip baktığında, iki Kelkatua askerinin mızraklarını boynuna yaslamış olduklarını gördü. Sesini çıkarmayı bile düşünemeden, korkuyla ağabeylerine baktı. İkisi de savaşmakla meşgul oldukları için onun yakalandığını fark etmemişlerdi.

Ağlayacak gibi olsa da, bu sefer kendi başının çaresine kendi bakmaya karar verdi. İki askerin kendisini bilinmeyen bir yere sürüklemesine izin verdi ama zihninde nasıl kaçacağını düşünüyordu.

"Angin? Angin nerede?!" diye sordu Taufan tüm askerlerden kurtulduktan sonra.

"Senin yanında olması gerekiyordu." diye cevapladı Beliung nefes nefese ve kaşlarını çatarak, aynı ifadeyle kendisine bakan kardeşine baktı.

"Ama yok!" Taufan panikle etrafına baktı ve Angin'e dair bir iz, bir şey görebilmeyi umdu. Ama yoktu...

"Senin suçun!" Beliung'a döndü ve korkunç bir öfkeyle, ağabeyinin yakasını kavradı. "Onu buraya getirmek isteyen sendin!"

Beliung cevap veremedi, haklı olduğunu biliyordu ve bu sefer söyleyebileceği bir şey yoktu.

"Şimdi senin yüzünden Angin yok!" diye bağırdı Taufan onu ittirerek ve hışımla Reramos'a döndü. "Ne yaptın ona? Nerede Angin?"

"Angin güvende fakat..." Reramos kıkırdadı ve tekrar konuşmadan önce alkışladı. "Davranışınız çok hoş majesteleri. Anlaşılan hala Sibella'ya inanmaya devam ediyorsunuz."

"Ne saçmalıyorsun?!" diye çıkıştı Taufan öfkeyle ayağını yere vurarak.

"Sibella, ortaya çık." dedi Reramos kötü kötü gülümsemeye devam ederken.

Yukarıda bir yerlerde saklanan Sibella Taufan'ın önüne atladı. Görünüşü orkide peygamberdevesine benziyordu.

Taufan birkaç adım gerilerken, şaşkın ve tereddütlü bir ifadeyle Sibella'ya baktı. Onu tanıyordu elbette, annesinin güvendiği kişilerden biriydi. "Reramos seni kandırmış... Biliyorsun değil mi? Seni kandırıyor." dedi, ona doğru bir adım atarken.

"Kendi iyiliğin için fazla safsın." dedi Sibella gülerek. "Hala anlamadın mı? Ben başından beri Reramos için çalışıyorum."

"Ha-a-ama—ama nasıl? Sen her zaman iyiydin..." dedi Taufan kafa karışıklığı içerisinde.

"Öyle mi? Peki, bir düşün bakalım. Çocukken ne olduğunu hatırlıyor musun?" diye sordu Sibella, küçümser bir tavırla. "Hayır mı? Bunu unutman şaşırtıcı ama beklendik. Sen her zaman detayları unutan biriydin."

Taufan duraksadı ve düşünmeye başladı. Ne olmuştu? Neyi kaçırıyordu?

"Gerçekten hatırlamıyor musunuz majesteleri? Majesteleri Beliung hakkında söylediklerimi anımsamadınız mı?" diye sordu Sibella alaylı alaylı gülerek, Beliung ise şüpheyle gözlerini kısarak, bu gösteriyi keyifle izleyen Reramos'a baktı. Burada bir şeyler dönüyor...

"Hah!" Taufan'ın nefesi kesildi ve başını kaldırdı. Aşırı sinirlendiği ve heyecanlandığı zamanlarda olduğu gibi, histerik bir kahkaha attı. "Şaka—şaka yapıyorsun. Böyle bir şey asla -asla!- yaşanmadı!"

"İster inan ister inanma. Sana gerçeği söylüyorum." dedi Sibella umursamazca.

Beliung şiddetle titreyen kardeşine bakarken kaygıyla kaşlarını çattı. Duygularına hakim ol Taufan, diye geçirdi içinden. Onun seni yenmesine, moralini bozmasına izin verme...

"Ben—ama—" Taufan parmaklarını saçlarına geçirdi ve çaresizce inledi. Her şey çok fazlaydı, duyguları karmakarışıktı, gerçeklik algısı yerle bir olmuştu...

"Doğru." dedi Sibella onun acı çekmesine aldırmadan ve sanki o anı tekrar yaşıyormuşçasına, Taufan'ın kulağına eğilerek, "Majesteleri Beliung sizi aslında sevmiyor." diye fısıldadı ama sesi herkesin duyabileceği kadar yüksekti. "Neden biliyor musunuz?"

"Elbette bilmiyorsunuz, siz Beliung'un çok iyi biri olduğunu zannediyorsunuz çünkü... "

Taufan çocuk benliğini hatırlarken, hıçkırmamak için dudağını ısırdı. O zamanlar Beliung'u çok seviyordu, sonuçta ağabeyinin 'küçük rüzgarı' idi o.

"Ama o sizi sevmiyor, bilmeseniz de çok mükemmeliyetçi biri ve siz asla mükemmel olamayacaksınız."

Ve acıyı hatırladı. Anemosis'li olduğunu ve asla Beliung gibi biri olamayacağını öğrendiği, ağabeyini çok, çok kıskandığı zamanı...

"Sizi hiçbir zaman sevmedi ve sevmeyecek de."

Ve evet... Sibella'yla konuştuğu akşamları, Beliung meşgul olduğunda yanına uğradığını ve kadının söylediklerini hatırladı... Beliung'un aslında meşgul olmadığını, sadece kendisiyle ilgilenmek istemediği için -davul bile dengi dengine demişti Sibella!- meşgulmüş gibi davrandığını söylemişti...

"Ölürseniz arkanızdan ağlamayacak..."

Beliung bir akşam kendisine bağırdığında gerçekten üzülmüştü ve Sibella'nın haklı olduğunu düşünmüştü... Her ne kadar ağabeyi daha sonra özür dilemiş olsa da...

"O kibirli biri, neden olmasın ki? Siz hiçbir şey yapamayan, zavallı, Rüzgar Taşıyıcılarının yüz karasısınız, o ise gelmiş geçmiş en yetenekli Rüzgar Taşıyıcılarından biri."

Bir keresinde ağabeyi zayıflığıyla ilgili ona takıldığında, sinirlenmiş ve çıkışmıştı. O şakayı hiçbir zaman hoş görmemiş ve affetmemişti... Ama ağabeyi bir daha o konuda bir şey söylememiş, şaka yapmamıştı.

"Neden sizi umursasın ki?"

Asıl sorması gereken soru şuydu: neden ağabeyi o kadar iyi şey yapmışken bu kadar paranoyak davranmıştı ki?

Taufan'ın gözleri irileşmiş, öylece kalakalmıştı, bu yüzden Sibella'nın konuşmayı bıraktığını ve kendisine doğru atıldığını fark ettiğinde hiçbir şey yapamadı.

Bu sırada kuvvetli bir rüzgar onu taht odasının çıkışına ittirdi. Güçlükle doğrulurken, başını çevirdi ve cevabı bilmesine rağmen, onu ittirenin kim olduğuna baktı. "Ha?..."

"Kaç!" diye bağırdı Beliung rüzgar kalkanıyla Sibella'yı engellerken.

"Hayır teşekkürler! İkinci kez seni ölüme terk etmeyeceğim!" dedi Taufan doğrularak fakat Beliung bir yandan kalkanı ayakta tutmaya çalışırken, hafif ama yeterince kuvvetli bir rüzgarla onu ittirdi. "Git Taufan!"

Taufan gözlerinin yandığını hissetti fakat mecburen ağabeyine boyun eğmek zorunda kaldı. Koşarak taht kapısından dışarı çıkarken, ona son bir bakış attı.

Beliung da göz ucuyla ona bakıyordu. Bir şey demese de, Taufan onun bakışlarının ne anlama geldiğini biliyordu.

"Endişelenme. İyi olacağım."

Devam Edecek...

Benim bile gözlerim yaşardı, siz ne durumdasınız okuyucular? Bir hikaye insanı bu kadar etkiler mi, etkiliyor valla. Deminden beri stresli stresli yazıyorum. Neyse, inşAllah haftaya görüşürüz. Bölümde bir uyumsuzluk, bir sıkıntı görürseniz söylemekten çekinmeyin.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

OVERLAPPİNG STORMS- 11

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES