KAYIP FIRTINA- 6 (REWRİTE)

 6: Verilen Söz

Halilintar nefes nefese, dirseklerinden destek alarak doğruldu.

Bir kabus daha... diye düşündü, bitkince aldığı nefesi verirken. Bir işkence daha... Neden bitmiyor ki?

Bir kez daha titrek bir nefes verdi ve saate baktı. 10.30, diğerleri çoktan okula gitmiş olmalı.

Yavaşça kalktı ve pencereye yürüdü. Yumruklarını sıkmıştı, o kadar sıkmıştı ki tırnakları avuçlarına batmıştı.

Karamsar bir ifadeyle koyu gri bulutlarla kaplı gökyüzüne baktı. Her kabustan sonra daha fazla zarar görüyorum, diye düşündü. Bahsetmişti değil mi? Voltra gücü... Bir bakalım...

Bileğini müthiş bir alışkanlıkla şaklattı -bu tabiri nereden bulduğumu bilmiyorum, defterimde öyle yazıyordu- ve elinde siyah-kırmızı, yıldırımlar fışkıran bir kılıç oluştu.

"Vay..." Yalan yok, etkilenmişti. Ne var ki iki saniye bile geçmemişti ki, bedenini büyük bir acı kapladı. İki eliyle sıkı sıkıya tuttuğu ve bir türlü bırakamadığı kılıç avuçlarını yakıyordu.

Ani bir refleksle kılıcı bıraktı ve kılıç yok olurken, kendisi yere çöktü. Acıdan kaynaklanan iki gözyaşı, görüşünü bulanıklaştırmıştı.

Sırtını pencere kenarındaki yatağa yasladı ve ellerine baktı. Avuçlarında hafif yanık izleri ve iki çizik oluşmuştu. Elini saçlarına geçirdi ve yüreğini daraltan tuhaf histen kurtulmaya çalıştı.

Neden sonra aniden ayağa kalktı. Geldiği gezegenin adını hatırlamıştı ve bir şeyi daha...

"Szcéi..." diye mırıldandı. "O orada olmalı... Szcéi gezegeninde..."

Ne olursa olsun onu bulmalı ve öldürmeliydi. Onu öldürmesi gerekiyordu.

Odadaki dolaptan siyah bir kapüşonlu aldı ve üzerine geçirdi. Evde yalnız olduğu için rahatça aşağı indi ve tam kapıyı açacaktı ki—bir el bileğini kavradı.

"Bu havada nereye dostum? Yağmurda dolaşmayı hala seviyorsun sanırım?"

Halilintar elini geri çekti ve kaşlarını çatarak Blaze'e baktı. Diğer kardeşlere kıyasla, onu atlatmak daha kolay olacaktı... "Çekil." dedi kesin bir dille. "Bu seni ilgilendirmez."

Blaze sırıttı ama karşılık vermediği gibi, kapıya yaslanmaya devam etti.

Halilintar öfkelenerek ona doğru atıldı—amacı onu oradan çekmekti fakat beklemediği bir şeyle karşılaştı. Tam karnına bir yumruk yedi.

"Ah, acıdı mı? Duracağını düşünmüştüm, üzgünüm." dedi Blaze umursamazca, Halilintar'ın acıdan nefessiz kalması onu hiç de endişelendirmemişti.

Ugh, bunu beklemiyordum, orası kesin... diye düşündü Halilintar, kollarını karnına dolarken.

"Gitmene izin vereceğimi mi düşündün?" diye devam etti Blaze biraz küçümser bir ifadeyle. "Önce hesaplaşacağız, unuttun mu yoksa?"

"Ha?" Halilintar kaşını kaldırarak, ona bıkkın bir bakış attı. "Ne saçmalıyorsun? Çekil dedim sana."

"Sözünü tutmazsan ödeşiriz demiştim... Unuttun demek." dedi Blaze eğlenerek. Boğazını temizledi ve sırıtışı kaybolurken, ona hayal kırıklığı dolu bir bakış attı. "Söz vermiştin, hatırlamıyor musun? Kalacağım demiştin."

"N-ne-neden bahsettiğini bilmiyorum..." dedi Halilintar fakat kelimeleri güçlükle çıkartabilmişti.

"Bana söz vermiştin." diye tekrarladı Blaze, her ne kadar ona bakıyor olsa da, başka bir şeye dalmış gibiydi. "Kalacağım demiştin fakat bir ay bile geçmeden bizi terk ettin... Geri geldiğine göre diğerlerini acı içerisine sürüklemenin karşılığını almalısın."

"Ne—ben... Bilmiyorum..." diye mırıldandı Halilintar, arkasındaki duvara yaslanarak. Panik boğazından yükselmeye başlamıştı ve bu hiç de iyiye işaret değildi.

"Ne olduğunu gayet iyi biliyorsun!" diye patladı Blaze, ona doğru bir adım atarak. "Sana güvenmemem gerektiğini biliyorum! Sözünü bir kere tutmadıysan, bir daha sana güvenemem demektir!"

Sessizlik.

Blaze bağırmayı bırakınca, onun ne kadar solgun göründüğünü fark etti. "Ne oldu?"

Halilintar tamamen duvara yaslanarak yere çöktü, titriyordu.

"Ne oldu?" diye sorusunu tekrarladı Blaze sertçe.

"İ-iyi... İyi değilim..." dedi Halilintar boğuk bir sesle ve kendini nefes almaya zorladı fakat başaramadı.

"Kalk ayağa." dedi Blaze aynı sertlikle fakat sesinde biraz korku seziliyordu.

Halilintar zar zor doğruldu. Ayakta durabilmek için bir destek aradı ama Blaze'in uzattığı eli dışında bir seçenek görünmüyordu.

"Tut elimi." diye emretti Blaze, o gergince tuttuğunda onu çekti ve kolunu sıkıca kavradı. "İşte, ben sana güvenemem ama sen bana güvenebilirsin." Ona bakmıyordu ama kendinden emin sırıtışı geri gelmişti. "Nereye gitmek istiyorsun?"

"Szcéi gezegenine." dedi Halilintar gözlerini kısarak.

Blaze ismi duyunca irkildi fakat tepki vermedi. "Pekala, oraya nasıl gidebiliriz biliyorum... Ama önce—" Cebinden bir paket yara bandı çıkardı ve içinden iki tane aldı. "Yaralarını sarmalıyız."

Halilintar oldukça büyük bir şaşkınlıkla izlerken, Blaze elindeki iki yara bandını dikkatlice, sabah kılıcını çağırmaya çalıştığında oluşan çiziklerin üzerine yapıştırdı. Sonra da arkadaşça omzuna vurdu. "Güç uğruna canını yakmaya değmez... Öfkene hakim olmalısın kızgın kırmızı Pikachu."

"A-ah, tamam?" Halilintar kafa karışıklığı içerisinde olanları kavramaya çalışırken, Blaze tarafından çekildi. "Hadi koş, eğer o gezegene gitmek istiyorsak acele etmeliyiz!"

Halilintar onunla beraber koşarken, tıpkı geçen gün olduğu gibi, tuhaf bir déja vu hissine kapıldı.

Devam Edecek...

Eh, elimden geleni yaptım.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11