KAYIP FIRTINA- 8 (REWRİTE)
8: Umarım...
Halilintar önündeki kişiye bakarken suratını astı (nedenini kendisi de bilmiyordu). "Bunu yapmak zorunda mıydın?"
"Kesinlikle." dedi karşısındaki kişi kıkırdayarak. "Hasta insanlara daha fazla ilgi göstermek gerekir, biliyorsun."
"Benim ekstra ilgiye ihtiyacım yok, teşekkürler." diye homurdandı Halilintar gözlerini devirerek ve kendini tekrar yatağına bıraktı.
"Bu senin düşüncen. Bence çok ihtiyacın var." dedi kişi gülerek, onunla uğraşmaktan gerçekten hoşlanıyor gibiydi.
"Bi git ya..." diye yakındı Halilintar ama hasta olduğu için onu kovalayacak gücü yoktu (ne tesadüf, yazar da hasta olduğu için Halilintar'la uğraşamıyor).
"Tamam tamam, seninle daha fazla uğraşmayacağım." dedi kişi nazikçe ve gitmeden önce başını okşadı. "Sana yemek getireceğim, yani... Yanmamışsa. Umarım yanmamıştır."
"Ciddi misin?..." diye mırıldandı Halilintar fakat kişi çoktan gitmişti. Az sonra geri geldiğindeyse elinde büyükçe bir kase çorba vardı. Gülümseyerek kaseyi ona uzattı. "İştee, nasibine yanmamış."
"İyi bari..." dedi Halilintar sessizce ve daha fazla yorum yapmadan çorbayı içmeye koyuldu.
"Böylesi çok daha iyi." dedi kişi gülümseyerek. "Hasta halinle bana laf yetiştirmeye çalışıyorsun. Kaldı ki ben senden büyüğüm, daha saygılı olmalısın."
"Bla bla bla..." diye mırıldandı Halilintar fakat kendisi de gizlice gülüyordu.
"Sus Hali... Neyse, çorban bitti mi? Harika, şimdi uyu o zaman."
"Pekala pekala..." Halilintar kaseyi kişiye verdikten sonra, yorgun ve hasta bedenini yatağına bıraktı. Uykuya dalmadan önce, dudaklarında bir anlığına küçük bir tebessüm belirdi.
...
Halilintar yavaşça gözlerini açtı. Gerçekçi bir rüya gören herkes gibi, bir anlığına zaman ve mekan kavramlarını algılayamadı. Kafa karışıklığı içerisinde etrafa baktı, odasındaydı... Rüya görmüştü değil mi?
Rüyayı düşündükçe kalbinde derin bir özlem sancısı hissettiği için, düşünmeyi bıraktı.
(Bir damla gözyaşı yanağından aşağı süzüldü....)
"Abang?"
Yavaşça başını çevirdi ve odanın kapısında tereddütle duran kişiye baktı. "Evet?"
"Girebilir miyim?" diye sordu siyah giysili çocuk, sanki uygun bir durumda olmadığını fark etmişti.
Halilintar elindeki günlüğü bıraktı ve gülümseyerek girmesini işaret etti. "Sen Solar'ın bahsettiği kişi olmalısın."
Çocuk başını salladı ve yanına, yatağa oturdu. "İsmimi hatırlamadın sanırım."
"Çok kötü olurdu ama hayır, hatırlıyorum." Halilintar gülümsemeyi sürdürürken, "Gelap, değil mi?" diye sordu.
"Bunun dışında bir şey hatırlıyor musun abang?" diye sordu Gelap merakla.
"Maalesef."
Çocuk üzgün gözüktü, sonra çekingen bir ifadeyle ona baktı.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Halilintar çocuğun kendini güvende hissetmesi için başını okşayarak.
"Şey, hayır."
Halilintar kolunu kardeşinin omzuna attı ve düşünceli bir tonda, "Biliyor musun? İnsan elindekinin kıymetini bilmeli." dedi.
"Neden öyle diyorsun abang?" diye sordu Gelap şaşkınlıkla.
"Boş ver..."
"Abang Taufan sen yokken hiç olmadığı kadar ciddi birine dönüştü." dedi Gelap onun değişen yüz ifadesini fark etmeden. "Aynı sen olup çıktı, eski neşesinden hiçbir şey kalmadı. Ama bunu ciddi olmak için yaptığını sanmıyorum, çünkü birkaç kez abang Gempa'yla konuştuğu sırada ağladığını gördüm. Sanırım iyi değil."
"Geri geldiğime göre umarım... İyileşir." dedi Halilintar zar zor.
Umarım... Benden nefret etmiyordur...
Devam Edecek...
Hala hastayım. Ama Kayıp Fırtına'yı yazmalıydım :D Şaka şaka, bir tık daha iyiyim. Şöyle ki, sabah kalktıktan sonra tekrar bir saat daha uyudum hehe, bu yüzden artık daha iyi hissetmem normal.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder