KAYIP FIRTINA- 9 (REWRİTE)
9: Dünyanın En İyi Ablası
Gün hızla geçip, akşam yemeği vakti geldiğinde, yedizler mutfağa doluştu.
Diğerlerinin sorgulayıcı bakışlarını üzerinde hisseden Gempa iç çekerek, "Iman'ın işi vardı, birazdan gelir." diye açıkladı.
Sessizce yemek yerlerken, aniden bir anahtar şıkırtısı duyuldu.
"İşte geldi." dedi Gempa gülümseyerek. "İyi insan lafın üstüne gelirmiş."
"Ben geldim millet!" Iman'ın sesi kendinden önce geldi. Kız mutfak kapısında durdu ve elindeki poşetleri kenara bırakıp, ellerini beline dayayarak diğerlerine baktı. "Nerede benim o utangaç Pikachu'm?"
Yedizler -keyifsiz Taufan bile- alaycı bir sırıtışla her şeyden habersiz, düşünceli bir ifadeyle yemeğini karıştıran Halilintar'ı işaret ettiler.
"Haliiii, görüşmeyeli unuttun mu beni?" Iman abartılı bir kahkaha attı ve boş boş kendisine bakan Halilintar'ın yanağını sıktı. "Sen beni unutmuş olabilirsin ama ben seni her şeyinle hatırlıyorum Liiiin! İnsan onca yıllık ablasını unutur mu, seni pataklarım ha!"
"İsh, rahat bırak beni..." diye ofladı Halilintar ellerini ittirerek ve hafif kızarmış yanaklarla, yemek yemeye geri döndü. Diğerleri ise gülüyordu.
"Şuna bak yaaaa, hiç pas vermiyor... Hali, senin canın gerçekten dayak istiyor sanırım?" Iman onun daha da kızarmasına ve burnundan solumaya başlamasına aldırmadan, yanaklarını dürttü. "Domates, Hali. Domates yememelisin. Sana dokunuyor bence."
Sonunda Iman durduğunda Halilintar gerçekten bir domatesten farksızdı. Gempa onu uyarmasa yemeğini yemeden gidecekti.
Iman üstünü değiştirmek için üst kata çıktığındaysa... Herkes sessizleşti. Az önceki neşeli ortam yok olmuştu, sorsanız az önce gülüyorlardı halbuki...
"Nereye Hali?" Gempa başını kaldırdı ve sandalyesinden kalkan yedize kaşını kaldırarak baktı. "Çok az yedin." Sanki bir suç işlemiş gibi konuşmuştu ama endişelendiği için böyle davrandığını herkes biliyordu.
"Şe-şey, doydum." dedi kısaca ve yukarı çıktı.
Odalarına girince kenardaki aynadan kendine göz ucuyla baktı. İç çekti ve günlüğünü çıkarıp, hızlıca bir şeyler yazmaya koyuldu.
"Duygularını yazıya dökmeye ne zaman karar verdin?"
"Ha—ne?!" Halilintar irkildi -neredeyse defterini düşürecekti- ve odaya girdiğini fark etmediği Iman'a bakarken, başparmağıyla damağını kaldırdı. "Ugh... Ödümü patlattın."
"Üzgünüm, üzgünüm." Iman kıkırdadı ve yanına oturmadan önce, şefkatle gülümseyerek onu süzdü. "Uzamışsın."
"Ne?... Ha—yani, uzadım, evet... Nasıl fark ettin?" diye sordu Halilintar şaşkınlıkla—ki o sırada oturduğunu düşünürsek bu şaşkınlığı gayet doğaldı.
"Ah Hali..." Iman iç çekti ve onun kendisine kafa karışıklığı dolu bir bakış atmasına aldırmadan, başını omzuna yasladı. "Beni tuhaf bulduğunu biliyorum ama umurumda değil... Ben güçlü bir insanım Hali ama kardeşini kaybetmek kolay bir şey değil... Senden kolunu kesip atmanı ama kesinlikle ağlamamanı isteseler, sen bile yapamazsın..."
Halilintar onun sesinin titrediğini fark etse de, araya girmedi. Onunla aynı hisleri paylaşıyordu çünkü...
"Seni çok özledim, hepimiz çok özledik... Sen niye bu kadar kayıtsızsın? Bizi özlemedin mi?" Iman başını geri çekti ve bu soru karşısında afallayan Halilintar'a baktı.
Halilintar bakışlarını kaçırdı ve tereddütle, "Şey, ben... Bilmiyorum." diye mırıldandı. Böylesine soğuk tepkiler beklemiyordum. "Özledim... Sanırım? Gerçekten bilmiyorum—"
Kız aniden kendisine sarılınca, şaşkınlıkla donup kaldı. Hıçkırdığını fark ettiğindeyse şaşkınlığı daha da arttı. "So-sorun ne? İ-iyi misin?"
"Hali, böyle demek istemezdim ama çok şapşalsın..." diye hıçkırdı Iman fakat bunun dışında bir şey demedi.
"Uhm... Üzgünüm o zaman?" dedi Halilintar tereddütle. "...Bir şey mi kaçırdım?"
"Uf, hayır şaşkın." Iman burnunu çekti ve geri çekilmeden önce, alnına hafif bir şaplak attı. "Değişmemişsin. Geri geldiğin için mutluyum ama keşke biraz daha olgun bir Halilintar olarak gelseydin."
"Teessüf ederim, çocuksu biri olduğumu düşünmüyorum." dedi Halilintar ciddiyetle ama Iman gözlerini devirerek, "Çocuksu değilsin ama bir çocuk kadar safsın." diye cevabını yapıştırdı.
Tekrar küçük bir çocuk olma düşüncesi Halilintar'ı gülümsetti. "Peki, belki de öyleyimdir..."
"Vayy, senden beklenmeyen hareketler. Gülümsemek ve davranışını kabul etmeek." Iman güldü ve hafifçe kıkırdayan Halilintar'ın omzuna şakacı bir şekilde vurdu. "Neyse, iyi geceler o zaman. Seninle sohbet etmeyi özlemişim gerçekten..."
"Ben de." dedi Halilintar içtenlikle.
Iman tam odadan çıktığı sırada, geri döndü ve kapıdan, hala yatağında oturan kardeşine baktı. "Hali."
Halilintar elindeki defterden başını kaldırmadan, kısaca, "Hmm..." dedi.
"Seni seviyorum."
"Ben de seni..." diye cevapladı Halilintar dalgınca, aslında ezberden cevap vermişti fakat yine de cevabı Iman'ın mutluluktan havalara uçmasına neden oldu.
Halilintar mı? Ne dediğini fark edince önce dondu, sonra Iman'ın ne kadar mutlu olduğunu hatırlayınca gülümsedi.
Devam Edecek...
Halilintar'ın Kayıp Fırtına'daki halini daha çok seviyorum sanırım. Ama ona da yazık, o da acı çekiyor.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder