KAYIP FIRTINA SİDE STORY- 3: KÖTÜ BİR GÜN

Bu eski hikayeyi de yazdıktan sonra Side Story serisine güncel bir şekilde devam edebileceğim :)

 3: Kötü Bir Gün

Taufan. Biliyorsunuz, Taufan Halilintar gittikten sonra, bir ay boyunca depresif bir ruh hali içerisindeydi. Her şey bu sırada yaşandı, bu bir ayın içerisinde.

Taufan bir sabah kalktığında, oldukça kötü bir ruh hali içerisindeydi. Yanağında acı verici bir zonklama vardı -gece boyunca dişi ağrımıştı- ve kötü, uykusuz bir gece geçirmişti. Sonuç olarak, yanağı şişmişti ve zonkluyordu (berbattı). Zaten kötü bir ruh hali içerisinde olduğundan, bu durumu daha da kötüleştirmişti.

Binbir zahmetle okul için hazırlandı ve kendisine 1000 kilometre gibi gelen 1 kilometrelik yolu yürümeye koyuldu.

Tüm bu isteksizliğine rağmen, birkaç haftadır okula erkenden gidiyordu. Dersleri iyi takip etmek veya erken gidebilmiş olmak gibi basit bir sebebi yoktu, sadece yalnızlığa alışmaya çalışıyordu. Her gün dakikalarca, içten içe hala parlayan beklentisinden kurtulmaya çalışıyordu.

Hayal gördüğü bile oluyordu. Sırasında iki dakika uyuklarsa, rüyasında saçma derecede mantıklı ve umut verici şeyler görüyordu. Sonunda sadece rüya olduğunu anlamak onu her seferinde hayal kırıklığına uğratıyordu.

Ama o gün okula yürürken, hiç hesap etmediği bir şeyle karşılaştı.

Diş ağrısının etkisiyle, kendini berbat hissediyordu. Okula gitmeyi o kadar istemiyordu ki, neredeyse ayak sürüyerek yürüyordu denebilirdi.

Derken bir patlama sesi duyuldu ve Taufan sağ omzunda müthiş bir acı hissetti. Omzunu tutarak yere çöktü. Ne olduğunu bilmiyordu ama omzuna bastırdığı eline kaygan bir sıvı bulaşmıştı.

Bulanıklaşan görüşüne rağmen, kırmızı rengi seçebildi ve gözleri kapanmadan önce düşündüğü son şey, "Kan..." oldu.

...

"Ah..." Taufan yavaşça gözkapaklarını aralarken, inledi. Sol omzunda müthiş bir zonklama vardı ve elleriyle ayaklarını oynatamıyordu. 

"Günaydın BoBoiBoy Taufan."

(Anlayacağınız üzere resmi ismi yalnızca bu karakter kullanıyor XD)

Taufan hızla başını kaldırdı. Kimlikte yazdığı halde pek bilinmeyen -hehe, bu doğru- ismini bildiğine göre... Onu iyi tanıyor olmalıydı.

Ve öyleydi de.

"A... Adu Du? Probe?"

"Hehe, sonunda elimize düştün." Adu Du o çılgın ama dışarıdan yalnızca komik görünen, gıcık kötü adam kahkahasını attı. "Bir haftadır seni gözetliyorum ve sonunda yakaladım!"

"Beni bırak..." diye mırıldandı bitkince—çırpınamayacak kadar bitkin hissediyordu. Kan kaybediyordu.

"Siz hiç akıllanmıyorsunuz. Seni neden bırakayım?" Adu Du sinsi bir sırıtışla onu inceledi. "Hmmmm... Seni kendim için mi kullansam, yoksa güç küreleri karşılığında kardeşlerine geri mi versem?..."

"Zor seçim." dedi Probe içtenlikle.

"Hayır..." diye inledi Taufan. Tüm bunlar hala yasta olan kardeşlerine büyük acılar yaşatırdı.

Yeşil küp kafalı uzaylı, "Neden?" diye sordu.

"Çünkü... Kardeşlerim—"

"Ah anlıyorum, bir tür 'kardeşlerim acı çekecek' korkusu. Kendin için hiç kaygılanmamana çok şaşırdım doğrusu." dedi Adu Du yarasına tuz basarcasına umursamaz bir tavırla. "Ayrıca Halilintar'ı unutmak sizin için en doğru seçim olacaktır. Tahminimce Noir onu size geri vermeyi düşünmüyordur, hatta öldürmüş bile olabilir."

İkizini tamamen kaybetme düşüncesi, kan kaybından dolayı zaten yüzü solgunlaşmış Taufan'ın bembeyaz kesilmesine ve dudağının titremesine neden oldu. Düşmanının karşısında zayıf görünmemek için umudunu tazelemeye, canlı tutmaya çalıştı ama sözler kesin ve açıktı.

Halilintar yok artık.

"Yani demek istiyorum ki—"

"Anladım seni uzaylı marul! Anladım!"

(Bu tabiri sıkça kullanmalıyız)

Adu Du ve Probe geri çekildiler. Sert bir rüzgar esmeye başlamıştı. Terk edilmiş bir evin bodrumunda olmalarına rağmen, böylesine bir rüzgar esmesi garipti.

Taufan hıçkırıkla kahkaha arası bir ses çıkardı. Sonra sesler durdurulamaz bir kahkaha nöbetine dönüştü. Elleri ve ayak bileklerindeki bağları tek seferde koparıp attı ve ayağa kalktı. Gülmeyi bırakmıştı fakat çılgınca bir sırıtışı vardı. "Biliyorum, çok bilmiş. Hali'nin gittiğini senden milyon kat daha iyi biliyorum ama o acıyı yaşamadın ki. Anlayamazsın."

"Ne yapacağız İncik Boss?" diye fısıldadı Probe fakat Adu Du cevap veremeden, Taufan kulağa tuhaf gelen, soğuk bir kahkaha attı. "Ne yapabilirsiniz ki? Sizi kim kurtarabilir? Avucumun içindesiniz!"

Gözlerinden yaşlar süzülüyor olmasına rağmen, gülümsemeye devam ediyordu. Zihninin kontrolünü kaybetmeye başlamıştı. "Bana yalan söyledin değil mi? Aslında Hali ölmedi..." Taufan acı dolu bir hıçkırığa daha çok benzeyen bir kahkaha attı ve Adu Du'yu küçük bir rüzgarla yakaladı. "Söyle bana, o yaşıyor değil mi?"

"B-bilmiyorum... Noir'in söylediklerini söyledim sadece..." diye kekeledi Adu Du. Açıkçası Taufan genellikle sakin ve savunmacı bir dövüşçüydü fakat böylesine agresif ve kontrolsüz zamanında... Ondan korkardı ve korkmalıydı da.

Taufan bir an kaşlarını çattıktan sonra, soğukça gülümsedi. "Hm... Peki." Adu Du'yu bıraktı ve onlardan uzaklaştı. Fakat bodrumdan çıkamadan, yere çöktü ve tekrar kalkmadı. Kalkamadı.

Bayılmıştı.

Adu Du ve Probe hızlıca ortalıktan toz olurken, Taufan rutubetli ve karanlık bodrumda saatlerce yattı.

Ve o akşam, içeri birileri girdi.

"Taufan!"

Bu Gempa'ydı. Gempa ve diğerleri...

Solar üçüncü yedizi durdurdu ve sağ omzunu işaret ederek, "Gempa, bekle. Yaralanmış." dedi.

Gempa baygın kardeşinin elini tutarken, öfkeyle, "Bunu yapanlar gününü görecek." dedi.

"Gempa..."

Herkes umutla Taufan'a baktı. Konuşuyordu!

"Halilintar... Yaşıyor değil mi?"

Gempa ani soru karşısında donup kaldı ve tek kelime edemeden, sorusunu yineleyen kardeşine baktı.

Solar Gempa'yı kenara ittirdi ve Taufan'ın yanında olduğunu anlayabilmesi için, bileğini kavradı. "Şuan önceliğimiz o değil. Bize nerenin acıdığını söylemen gerek."

"Sol omzum dışında iyiyim..."

"Halledeceğiz... Seni hastaneye götürmeliyiz."

Taufan bitkince başını sallarken, Solar Duri'ye döndü. "Duri, yanında antiseptik özellikli bir merhem var mı?"

Karanlık ve gergin ortam yüzünden sessizleşen Duri, hızla başını salladı ve küçük çantasından yeşil renkli bir merhem kutusu çıkardı.

Solar dikkatlice Taufan'ın mavi, kolsuz ceketini çıkardı. Sonra aynı hassasiyetle tişörtünü sıyırdı ve yarayı görebilmek için bir ışık küresi oluşturdu. Merhemi yaranın üstüne fazla baskı uygulamamaya çalışarak sürdükten sonra, az önce kenara bıraktığı mavi ceketi Taufan'ın omuzlarına gelişigüzel bir şekilde sardı. "Tamam, bu bir süre onu idare edecektir... Ambulans çağırdınız mı?"

"Çağırdık." dedi Gempa başını sallayarak. "Birazdan burada olurlar. Dayanabilir misin Taufan?"

"Tekrar bilincini kaybetti." diye açıkladı Solar iç çekerek. "...Onun hakkında soru sormasını beklemiyordum."

Gempa derin bir nefes aldı. "Ben de."

...

Taufan yavaşça gözlerini açtı. Nerede olduğunu bilmiyordu. Bembeyaz bir odada, bembeyaz örtüler içerisinde bir yatakta yatıyordu. Yanı başında beyazlar içinde biri... Ne?

"Uyandın demek." Daha sonradan hemşire olduğunu öğrendiği beyazlı kadın gülümsedi. "Daha iyi hissediyor musun? Oh, ne yaptığımı mı merak ediyorsun? Sadece serumunu yeniliyorum, farklı bir şey yok."

Taufan gözleriyle odayı taradığında, yalnız olduğunu fark etti. En son hatırladığı şey Solar'ın boğuk sesiydi -kendisine boğuk gelmişti- ve sonra.... Ne olmuştu?

Hemşireye döndü. "Bana ne oldu?"

Bunu gayet ciddiyetle sormuştu ama hemşire komik bir şey söylemiş gibi, kocaman gülümsüyordu. "Yaralanmışsın, yani... Omzundan vurulmuşsun. Kurşunu çıkardık, neyse ki Allah korumuş da damarlarının olduğu bir yere denk gelmemiş. O zaman seni kurtaramayabilirdik..."

Taufan gözlerini kırpıştırarak bilgiyi işledi. "Peki... Kardeşlerim neredeler?"

"Gece boyunca seni beklediler. Sonra gittiler. Yorgun oldukları için ben gönderdim aslında."

Hemşire böyle söyledikten sonra dinlenmesini söyleyerek odadan çıktı. Taufan ise, korkunç bir hüzne boğulmuştu.

"Hali olsaydı bunların hiçbiri olmazdı... Olsaydı bile beni yalnız bırakmazdı..."

Son.

Embéria Aéris.

2024 6 Aralık'taki Embéria: Tamam, Taufan'ın bakış açısı biraz isyankar ve nankör ama bunu kötü niyetle ya da bilerek yaptığını sanmıyorum.

2026'dan Embéria: Eh, yine de notu düzenledim, evet. Boş verin, adam narkozdan yeni çıkmıştır falan, takmayın kafaya (WhatsApp etiketim buraya çok uygun düşerdi ama atamıyorum maalesef). O an yalnız hissettiği için öyle düşünmüş olmalı.

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES

OVERLAPPİNG STORMS- 11