KAYIP FIRTINA SİDE STORY- 5: SOLAN ÇİÇEKLER...
5: Solan Çiçekler (Baharda Yeniden Açardı...)
"Bitkileri düzenlemede bana yardım ettiğin için teşekkür ederim Hali!"
"Haha, sorun değil."
Duri, altıncı yediz. Hakkında, "Halilintar'ın yokluğuna aldırmıyor, ne güzel." diye düşünülen kişi.
Herkes böyle düşünüyordu ama işin aslında, Duri de acı çekiyordu. Hem de çok. Onun Halilintar'la her zaman sessiz ama anlamlı bir ilişkisi olmuştu. O bitkileri konusunda Halilintar'dan yardım ister, Halilintar da bir yarası veya hastalığı olduğunda ona danışırdı.
İki yediz birbirlerini çok severdi; belki Gur'latan'da yaşananlar yüzünden, belki de Duri konuştuğu kişilerin daha iyi hissetmesini sağladığı için (çünkü olaylara her zaman pozitif bir bakış açısıyla bakardı). Sonuç olarak ikisi de bahçede saatlerce dururdu, oradan geçen biri -sessiz olsalar bile- onların yaydığı huzuru hissedebilirdi.
Özellikle son zamanlarında hep birlikte oldukları için, Duri ona bir çift bahçe eldiveni almıştı. Ne var ki artık o eldivenler sahipsizdi...
Duri gülümsemeye ve normal görünmeye devam etti—en azından bir süre denedi. Ama kalbi çok, çok acıdığı için bir süre sonra durmak zorunda kaldı. Gülümsemesi soldu, bahçe ve odası dışında bir yere gitmez oldu. En önemli işi bahçedeki bitkileriyle ilgilenmekti. Acındırmak gibi bir niyeti yoktu, sadece... Acısını şimdi yaşamazsa ne zaman yaşayacaktı?
Neyse ki hepsi aynı acıyı yaşıyordu da kimse 'Duri, çok abartıyorsun' demiyordu...
En çok da Taufan'la konuşmak istiyordu fakat ikinci yediz ondan çok daha kötü durumdaydı. Bir hafta boyunca uykuda kalmış, sonra da -diğerlerinden duyduğu kadarıyla- kontrol edilemez bir depresyon nöbetine girmişti. Bir türlü sakinleştirilemediği için, onu hastaneye götürmüş ve iğne vurdurmuşlardı (yine tüm bunları ona Blaze söylemişti).
Duri... Durumunun o kadar kötü olmadığına karar verse de, alışkanlıkla Halilintar'a seslenip herkesin bakışlarını üzerinde hissettiği o utanç dolu anı hatırlayınca fikrini değiştiriyordu.
Halilintar'ın yokluğunu kabullenmesi gerektiğini biliyordu ama yapamıyordu.
Bir zamanlar umut dolu, Dünya'ya iyimser gözlerle bakan Duri nereye gitmişti?
...
Dııt. Dııt. Dııt. Dııt.
Duri gözlerini ovuşturdu ve titremeye devam eden saatine dokundu. Titreşimli alarmlar harikaydı, bir de bileğini uyuşturmasaydı...
Doğrulmadan önce bir saniyeliğine tavana baktı. Bir gün daha başlamak üzereydi... Umarım iyi geçer, diye düşündü biraz umutsuzca.
Bu bir anlık duraksamadan sonra hızlıca kalktı, yatağını toparladı ve ranzadan aşağı atladı. Hava aşırı soğuk değildi -tropikal iklim, malum- bu yüzden yarım kollu yeşil bir kapüşonlu ve siyah bir eşofman giydi. Siyah bahçe önlüğünü ve eldivenlerini de aldıktan sonra sessizce odadan çıktı ve aşağı kata indi.
Gempa da hala uyuyor olmalı, diye düşündü mutfaktaki bahçe kapısını açarken. Geceyi Taufan'ın başucunda bekleyerek geçirdi muhtemelen...
Bahçede kullandığı siyah çizmeleriyle eldivenlerini giydi ve önlüğünü üstüne geçirdi. Bugünkü işi... Halilintar'la beraber ektikleri bitkilerin bakımını yapmaktı. Çin gülleri, kadife çiçekleri, begonviller, orkideler ve dahası... Bahçesinde bol bol çiçek bulundurmaya özen göstermiş ve çiçek ekeceği zaman hep Halilintar'dan yardım istemişti. Onu herkes kadar iyi tanıyordu ve sert mizaçlı biri olduğunu da biliyordu ama içten içe hep, çiçekleri seven bir tarafı olduğunu hissetmişti.
Sonuçta kimsenin maddi bir kazancı yoktu, sadece kardeşi olarak Halilintar'ın gülümsemesini sağlamış olmak onu çok mutlu ediyordu.
Duri, Halilintar'la ektikleri son çiçeğe baktı. Vedayı temsil eden, hüzünlü bir bitkiydi bu çiçek... Belki asıl anlamı hüzün değildi ama Duri o çiçeğe baktığında, Halilintar aklına geliyordu ve onu tekrar hüzne boğuyordu. Çiçeği söküp atmayı düşünmüş, fakat gönlü el vermemişti.
"Bunu bana Emily verdi." demişti Halilintar iç çekerek. "O kız bana bir şeyler verip duruyor zaten... Dünya'ya yerleşeli belki bir ay bile olmadı ama sabrım tükenmek üzere... Neyse, nereye ekelim bunu?"
Duri güldüğünü hatırlıyordu—uzun bir süredir duyulmayan neşeli bir kahkaha. Sonra şuan önünde durduğu yeri işaret etmişti ve birlikte işe koyulmuşlardı. Halilintar çukur kazmış, Duri çiçeğin köklerini toprağa yerleştirmiş ve sonra birlikte çiçeği tamamen toprağa oturtup, sulamışlardı. En sonunda yumruklarını tokuşturmuşlardı; Halilintar yardım ettiği için teşekkür etmişti ve Duri de karşılık olarak göz kırpmıştı.
"Ektiğimiz son çiçek olduğunu nereden bilebilirdim ki?..." diye düşündü Duri hüzünlü bir gülümsemeyle.
Şimdi bu çiçeğin etrafındaki yabani otları temizlemeli ve biraz bakım yapmalıydı. Eğilip yabani otları koparmaya başladı, bu meşakkatli ama zaruri bir işti. Eğer otları keserse daha hızlı uzarlardı ve kökleri çiçeğin köklerine dolanırdı. İşte tam da bu yüzden yabani otları temizlemesi gerekiyordu, bazısı dikenliydi üstelik...
Bu işi bitirdikten sonra, çiçeğin kurumuş yapraklarını temizledi,, suladı ve toprağına biraz gübre koydu. Sonra toprağa oturdu ve yeni yeni aydınlanan gökyüzüne baktı.
Halilintar şu gökyüzünden yanına düşse ne güzel olurdu...
Son.
Embéria Aéris.
İşin komik kısmı, Kayıp Fırtına- 1'de Halilintar gerçekten de gökten yere düştü :D Yani Duri'nin duası kabul olmuş, hehe. Ah benim masum, kalbi temiz çocuğum...
İstediğim kadar angst havası içermiyor. Kötü :((( AMA YARIN OVERLAPPİNG STORMS 47 VAR! Hahahahahahahah
Yani... O da o kadar kötü değil. AMA BİR ŞEY OLMAZ.
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder