OVERLAPPİNG STORMS- 46
46: Gerçek mi?
"Bunların hepsi senin suçundu!"
"Benim suçum mu? Hiçbir şey yapmadım bile!"
"Urgh, yıllardan sonra hiç değişmediğini görmek çok sinir bozucu, Taufan."
Taufan sinirli bir ifadeyle dilini çıkardı ve kollarını kavuşturdu. "Değişmekle alakası yok. Ayrıca ben sinir bozucu olabilirim ama senin de benden altta kalır bir yanın yok Maripos."
"Tamam, sessiz ol artık. Tekrar yakalanırsak kaçamayız." dedi Maripos alçak sesle ve ikisi de sessizleşti.
Neden sonra Taufan düşünceli bir ifadeyle, "Peki şimdi ne yapacağız?" diye sordu.
"İlk önceliğimiz en küçük prensi bulmak olmalı. Reramos ona fiziksel zarar vermeyecektir fakat ne yalanlar söyleyeceğini bilmiyoruz." dedi Maripos gözlerini kısarak. "Eğer prens ona inanırsa—"
"Angin. Onun adı Angin." diye düzeltti Taufan, sonra alaylı bir gülümsemeyle, "Onun adını unuttun mu yoksa?" diye sordu.
Maripos gözlerini devirdi ve onun kıs kıs gülmesine neden olarak, "Eğer Angin ona inanırsa hepimiz için çok kötü olur." diye tekrarladı. "Onu tersine inandıramayız ve bunun sonuçlarını zaten tahmin edebiliyorsundur."
"Biliyorum, biliyorum..." diye mırıldandı Taufan sıkıntıyla, kendi deneyimleri yüzünden tekrar yoğun bir pişmanlık hissine kapılmıştı.
"Şimdi Angin'in yerini tespit edelim. Sonra da onu kurtaracağız—" dedi Maripos ve gitmeye hazırlanan ikinci prensi durdurup hızlıca, "Ama bir şey yapmadan önce biraz düşün." diye uyardı.
Taufan omuz silkti ve onun azarlayıcı bakışlarına aldırmadan, saklandıkları odanın anahtar deliğinden dışarı baktı.
"Kıyı temiz. Hadi bir an önce harekete geçelim."
...
"Hahahahaha!"
"Çok eğlenmiş görünüyorsunuz Majesteleri. Yoksa bana inanmadınız mı?" diye sordu Reramos sinsi bir gülümsemeyle, kahkahalar atan çocuğu süzerken.
"Neden inanayım ki? Gerçek olmadığı belli değil mi?" diye güldü Angin başını arkaya atarak fakat Reramos tekrar konuşunca gülmeyi bıraktı.
"Öyleyse Majesteleri Beliung'a sorabilirsiniz Majesteleri. Eminim o da doğru olduğunu söyleyecektir." dedi Reramos kötücül bir gülümsemeyle ve hafifçe eğilerek kapıyı işaret etti. "Seçim sizin."
Angin yine gülecek oldu fakat onun ciddiyetini hiç bozmadığını fark edince duraksadı. İkilem içerisinde bir kapıya, bir de Reramos'a baktı. Gerçekleri öğrenmekle onun yalan söylediğine inanmak arasında kalmıştı. Her zaman olmasa da, kararsız kaldığında yaptığı gibi, kendini ağabeyinin yerine koydu.
"Eğer abang Taufan olsaydı... Gerçeği öğrenme imkanı varsa öğrenmeyi tercih ederdi, değil mi?... Hem gerçek değilse abang Beliung'u boş yere suçlamış olurum..." diye düşündü ve doğrulup, kapıya doğru koştu. Kapıdaki iki Kelkatua askerini görünce kaşlarını çattı. Hala özgür değildi, doğru...
Omuzları çöktü ve iki askerin gözetiminde, taht odasına yürüdü. İçeri girdiği anda gözleri irileşti ve şaşkınlık ve kederden dolayı çığlık attı. İlk şoku atlatmayı başardıktan sonra Reramos'a dönerek, ıstırap ve öfke karışımı bir bakış attı. "Abang Bel'e ne yaptın?!"
"Ah, o mu? Uzun süre direndi, daha önce yakalaması bu kadar zor birini tanımamıştım. Yani, yakalayabilmek için ona biraz zarar vermemiz gerekti, hepsi bu. Gerçekten azıcık." dedi Reramos fakat ses tonu aslında onunla alay ettiğini ele veriyordu. "Onunla konuşun Majesteleri. Sizi duyacak."
Bunu söylemesine gerek yoktu, Angin ağabeyinin yanın koşmuştu bile. Beliung el bileklerinden iki ağır zincirle, taht odasındaki sütunlardan birine bağlanmıştı. Sadece el bileklerinde zincir vardı ama kısaydılar ve muhtemelen Beliung'un gücünü kullanmasına engel oluyorlardı.
"Abang... Abang, uyan..." diye fısıldadı Angin, ağlamamak için dilini ısırarak. Ağabeyi hafif yaralıydı ama sonuç olarak yaralıydı ve tedavi göremiyor olması durumu daha da kötüleştiriyordu.
"A-ah... Angin?..."
Angin rahatlayarak derin bir nefes aldı ve henüz bilinci tamamen açık olmayan ağabeyinin omzuna bir kez daha dokundu. "Sana bir şey sormalıyım abang, uyan hadi..."
"..." Beliung yalnızca başını salladı, yüzündeki acı dolu ifadeye bakılacak olursa, azıcık hareket ettiğinde bile canının yandığı anlaşılabilirdi.
"Reramos dedi ki... A-annemi sen öl-öldürmüşsün..." diye devam etti Angin titrek bir sesle, son kısmı zar zor söyleyebilmişti. "Doğru değil... Değil mi?"
Beliung zar zor doğruldu -daha sonra Angin bunu nasıl yaptığını sorduğunda kendisi de şaşıracaktı- ve ellerini kardeşinin omuzlarına koydu. Gülümsediği için, Angin bir an onun güzel bir şey söyleyeceğini düşündü fakat ağzından çıkan sözler onu büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.
"Doğru değil demeyi çok isterdim."
Angin devamını dinleyemedi, ağabeyinin zar zor da olsa konuşmayı sürdürdüğünü görüyordu fakat dinleyemiyordu. Mavi gözleri hayal kırıklığından kaynaklı iki büyük gözyaşıyla parlıyordu.
Beliung kardeşinin saçlarını okşadı ve ona doğru eğilerek, "Taufan'ı bul..." diye fısıldadı. "Bana kızgın olmanı umursamam... Ama şuan gerçeğin sadece nahoş tarafını biliyorsun..."
Angin bir an yaralı ve bitkin ağabeyinin gözlerinin içine baktı. Çaresiz, pişman ve üzgün görünüyordu. Gerçek olduğunu söyleyen çaresiz gözler...
Ağabeyinin ellerini itti ve ayağa kalktı. Hayal kırıklığı, öfke ve korkunç bir keder onu sarmıştı. Soğuk bir ifadeyle, durumdan oldukça hoşnut gibi görünen Reramos'a baktı ve taht odasının çıkışına yürüdü. Havaya zıpladı ve çıkışı kapatan Kelkatua askerlerini kuvvetli bir rüzgarla kenara fırlattı. Sonra da gözden kayboldu.
"Ona bunu söylemek acımasızcaydı." dedi Beliung zayıf bir sesle.
"Değil mi? Ütopik hayallerle yaşamaya devam etmeliydi." diye dalga geçti Reramos, bir çocuğun kalbini kırmamışçasına rahattı.
Bu sırada Angin sarayın koridorlarında tüm gücüyle koşuyordu. Gözyaşları hızlı koştuğu için, yanaklarına değmeden uçuyorlardı.
"Abang Taufan... Neredesin?" diye düşündü bir köşeyi daha döndüğü sırada. Tam böyle düşündüğü anda, bir el kolunu kavradı ve onu karanlığa çekti. Yakalandığını zanneden Angin çaresizlik ve korkuyla çığlık attı fakat bir el de ağzını kapatmıştı.
"Sessiz ol Angin!"
Angin çırpınmayı bıraktı ve şaşkınlıkla gözlerini açtı. Taufan'ın bezgin ve sinirli bir ifadeyle kendisine baktığını görünce rahatladı ve ağabeyine sarıldı.
Taufan bir an şaşkınlıkla kontrolsüzce hıçkıran kardeşine baktı. Sonra iç çekti ve bu hareketi üstüne daha da şiddetli ağlayan çocuğun sırtını ovuşturdu. "Sonunda seni bulabildik."
"Çok kötü durumda fakat neden böyle olduğunu kestirebilmek güç." dedi Maripos gözlerini kısarak.
"Şimdi öğreniriz." dedi Taufan kaşlarını çatarak ve Angin'i omuzlarından tutarak kendinden uzaklaştırdı. "Angin, beni dinle. Kötü hissettiğini görebiliyorum ama şuan çok daha acil meselelerimiz var. Öncelikle bize ne olduğunu anlatmalısın. Reramos senden bir şey mi istedi, sana bir şey mi söyledi bilmek zorundayız."
Neden zorundasınız ama? diye düşündü Angin mutsuzca, fakat yine de gözlerini sildi ve, "Reramos bana abang Beliung ile ilgili bir şey söyledi. Annemi... Onun öldürdüğüyle ilgili bir şeyler." dedi. "Yalan söylediğini düşündüm ve ona güldüm... Ama abang Beliung... Doğru olduğunu... Kabul etti."
Çocuk daha fazla dayanamayarak tekrar hıçkırmaya başlarken, Taufan öfkeyle, "Bunu sana karşı kullanmakta gecikmeyecekti tabii." diye homurdandı. Eğildi ve büyük hayal kırıklığı yüzünden kalbi sancıyan kardeşinin yüzünü görmeye çalıştı. "Bak, neden bahsettiğini biliyorum ve bu düşündüğün gibi değil. Beliung'un hiçbir suçu yok. Sadece bazı kendini bilmezler bu olayı onun aleyhine çarpıttı."
"Ama eğer suçlu olmasaydı TAPOPS'ta tutulmazdı değil mi?! Bunu sen de biliyorsun abang!" diye çıkıştı Angin hıçkırarak. "Bana yalan söylemeyin artık!"
"Angin, sakin ol ve acele duygulara kapılma. Beliung'un bir suçu yok." dedi Taufan sertçe, sesinin sertleşmesi ona inanmasını sağlamak içindi fakat Angin daha da yalnız hissetti ve ağlamaya devam etti.
Taufan iç çekti ve ona bakmasını sağlayabilmek için, ellerini tuttu. Yapabildiği en yumuşak ifadeyi takınmaya çalışarak, "Sinirli olduğunu biliyorum ama bir de onun gözünden bakmaya çalış." dedi. "Yıllardır hak etmediği halde ona beslediğim nefreti çekti. Şimdi de bu... İki kardeşi tarafından terk edilirse geriye onu destekleyecek kim kalır? Kimse. Sana tüm olayı anlatmıyorum çünkü hiç sırası değil ama bize inanmak zorundasın. Beliung annemi bilerek öldürmedi, ayrıca tamamen öldürdü denemez— onu ölüme biraz daha yaklaştırdı sadece."
"Sen onu gördün mü?... Öldürdüğü sırada?..." diye sordu Angin, başını ağabeyinin omzuna yaslarken. Tüm bu olaylardan sonra hem duygusal, hem de fiziksel olarak bitkin düşmüştü.
"Görmedim. Bu sırada seni almaya, saraya gitmiştim." dedi Taufan sakince, çocuğun saçlarını okşarken.
Angin cevap vermedi, omuzları sessiz hıçkırıklarla sarsılmaya devam ediyordu.
Zavallı çocuk, diye düşündü Taufan ona üzülerek. Biz de kötü bir çocukluk geçirdik ama o bizden daha zor ve daha kötü bir hayata doğdu.
"Şimdi nasıl devam etmeliyiz?" diye sordu Maripos sessizce.
"Beliung'u kurtarmalıyız." dedi Taufan kararlı bir ifadeyle gözlerini kısarak. "Yaralıyken uzun süre dayanamaz. Onu kurtarıp geri çekileceğiz ve daha sonra savaşmak için geri döneceğiz..." Angin'e baktı, çocuk uykuya dalmıştı.
"Peki ya o?" diye sordu Maripos, hafifçe başını eğerek.
"O da her şeyi öğrenecek." dedi Taufan, kolları arasında masum bir ifadeyle uyuyan kardeşine bakarak. Çocuğun yüzü kurumuş gözyaşı izleriyle doluydu.
"Öğrenmek zorunda."
Devam Edecek...
Ağır bölümlerden nefret ediyorum. Yazması çok zor ama okuması çok keyifli. Neden böyle???
(Sanırım yeterince ağır değildi, huhehueuhehuehe)
İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder