EN HARİKA (!) DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ!

Yazarın notu: Bu bir seri olup, yedi bölümden oluşmaktadır ve başka serilerden karakterler bulunmaktadır. Bahsedilen seriler ve karakterler:

Yaş (16) Arkadaş Halilintar, İn White (Beklemede)

Yaş (16), Ağabey Halilintar, Ana Rutubeti (Beklemede)

Yaş (11) Cüretkar (hehe) Halilintar, Elemental Masters/Elementals (Beklemede)

Yaş (15) Yetim Halilintar, Lies (Her an devam edebilir)

Yaş (14) Gur'latan'lı Halilintar, Overlapping Storms (Devam ediyor)

Yaş (?) Hizmetkar Halilintar, Should Hurt You (Beklemede)

Yaş (27) Komutan Halilintar, Beacon of Light (Beklemede)

Yaş (20) Sıradan Halilintar, Perdenin Arkasındaki Işık (Sona Erdi)

Yaş (15) En Büyük Yediz Halilintar, Kayıp Fırtına (Sona Erdi)

Hikaye Kayıp Fırtına'dan Halilintar'ın bakış açısındandır.

1: Tüm Halilintarlar

Sıradan bir gün olması gerekiyordu. Halilintar sadece sıradan bir gün geçirmek ve oruçlu olmanın verdiği açlığı düşünmeden günü tamamlamak istiyordu. Ama o günün sıradan geçmeyeceğini, komodinin üzerinde bulduğu kağıtta yazanlardan anlamıştı.

"Merhaba Hali, eminim beni hatırlıyorsundur. Embéria ben, yazar Embéria, evet. Şimdi çok eğlenceli bir yolculuğa çıkacaksın. Bir an önce yatağına uzansan iyi olur, yoksa korkarım oracığa yığılıp kalacaksın."

Halilintar pek inanmasa da, yatağına tekrar uzandı—

Hey! Gerçekten de gözleri kapanıyordu—

- - - -

"Hey... Hey, uyan."

Kendine gelirken, ağzından istemsiz bir inleme kaçtı. Kulakları çınlıyor, gözlerini açmaya çalıştığında her şey dönmeye başlıyordu.

Bir süre daha dinlenmeliydi.

"Yeni bir tane daha mı?"

"Evet. Bu seferki epey normal görünüyor, haha. Hey, hey, iyisin değil mi? Ölürsen pek de iyi olmaz."

Halilintar bu sorunun kendisine yöneltildiğini hissederek, başını sallamaya çalıştı.

"Birazdan daha iyi olacaksın. Sadece yolculuğun etkileri, yani az önce biri öyle söyledi..."

Bu gevezenin kim olduğunu gerçekten merak ediyorum, diye düşündü Halilintar sinirle fakat böyle düşündüğünü belli etmedi.

Bir süre sonra gerçekten de daha iyi hissetmeye başladı ve gözlerini açıp, doğruldu—ya da tam tersi mi?

"Pekala, sonuncu kişiniz de uyandığına göre oyuna başlayabilirsiniz." dedi tanıdık bir ses.

Embéria, diye düşündü Halilintar şaşkınlıkla fakat sessiz kalmayı sürdürdü.

"Öncelikle, oyundan önce oyuncuları tanıtmalıyım." diye devam etti Embéria—Halilintar sesin duvardaki bir hoparlörden geldiğini fark etmişti. "Burada farklı yaşları ve farklı konumları olan ama aynı adı taşıyan tam dokuz (9) tane oyuncumuz var. Bu oyunu oynarken, hem birbirinizi tanıyacaksınız, hem de eğleneceksiniz."

Halilintar son kısmı dinleyememişti, kendisi haricinde sekiz Halilintar olduğu gerçeğine takılıp kalmıştı. Bu doğru olamazdı değil mi?! Cidden!! Sekiz Halilintar'dan bahsediyoruz! Kendisini seviyordu elbette ama sekiz tane daha olmasını isteyecek kadar değil! Kardeşleri vardı zaten!

Yanında oturan yetişkine nasıl bir bakış attığını bilmiyordu ama çok çaresiz görünmüş olmalıydı ki, adam gülümsedi ve şefkatle omzunu sıvazladı.

"Sizin de adınız Halilintar, değil mi?" diye sordu kısık sesle ve adam başını sallayınca, yüzünü ellerine gömdü. "Hayatımın en kötü doğum günü..."

"Şimdi oyunu anlatıyorum. Bu biraz sessiz sinemaya benziyor. Sırayla kalkacak, hayatınızı konuşmadan anlatmaya çalışacaksınız ve geriye kalanlarınız da tahmin etmeye çalışacak."

"Hayatımda gördüğüm en utanç verici oyun bu." diye homurdandı Halilintar, solunda oturan diğer Halilintar ise gergince kıkırdadı. "Sanırım özel kalmasını istediğin tatlı anıların var."

"Tatlı değiller." diye iç çekti Halilintar—sonra ona şaşkın bir bakış attı. "Ses tonun kulağa biraz kıskanmışsın gibi geliyor."

"Şey, sanmıyorum, yanlış duymuş olabilirsin..." diye mırıldandı yanındaki kişi ama hafifçe suratını asması, haklı olduğunun bir kanıtıydı.

"Pekala, hadi başlayalım. Perdenin Arkasındaki Işık'tan Halilintar, lütfen başla."

Bahsedilen kişi ayağa kalktı. Odada bulunanların adı aynıydı fakat görünüşleri o kadar farklıydı ki, hepsine farklı bir isim bulabilirdiniz. Mesela bu Halilintar sıradan bir görünüme sahipti; esmer tenli, siyah saçlı, koyu kahverengi gözlü ve siyah-beyaz giyimliydi. Kıyafetleri biraz üçüncü sınıf gibiydi ama bu pek de önemli değildi. Sonuç olarak o da bir Halilintar'dı.

Genç adam bir süre durup herkesi süzdü ve sonra anlatmaya başladı (açıkçası uzun düşünmeyeceğim, neler olabileceği okuyucunun hayal gücüne bağlı).

"Kardeşin var." diye tahmin etti Halilintar gözlerini kısarak.

Anlatıcı başını salladı ve hareketlerine devam etti.

"Biraz şişman."

"Onunla dalga geçiyorlar."

"Üzülüyorsun."

Anlatıcı Halilintar memnuniyetle gülümsedi. "Bu oyunu uzun zamandır oynamıyordum ama sanırım bu iyiydi."

"Evet, iyiydi." dedi Embéria memnun bir tonda. "Perdenin Arkasındaki Işık'tan Halilintar'ın bir kardeşi var ve kilo problemi yaşıyor. Okulda sık sık alay konusu oluyor fakat Halilintar'ın elinden hiçbir şey gelmiyor. Sonunda bir şekilde problem çözülüyor ama Halilintar tam sebebini bilmiyor. Sıradaki kişimiz ise... Should Hurt You'dan Halilintar."

"B-ben mi?" Bahsedilen çocuk tereddütle ayağa kalktı ve ortada dururken, gergin bir ifadeyle etrafa baktı. "N-ne yapmalıyım?..." diye sordu kısık sesle.

"Sessiz sinema oynamayı bilmiyor musun?" diye sordu Halilintar'ın yanındaki geveze genç.

"Ş-şey... Hayır." diye fısıldadı çocuk titreyen ellerini arkasına saklarken.

"Dostum, korkmana gerek yok. Sadece sakin ol ve bize kendinden bahset. Oyunu oynamak zorunda değilsin." dedi sağında oturan yetişkin Halilintar.

"Ben... Bir sarayda hizmetkarlık yapıyorum." dedi çocuk tereddütlü bir ifadeyle. "Ailemi hiç tanımadım, tek ailem Prenses Kira'na... Bana çok kötü davranıyor ama ne yapabilirim? Kaçarsam ölürüm..."

Kira'na'yı çok iyi tanıyan Halilintar çaresiz çocuğa şaşkın ve acıyan bir bakış attı. Teyzesi ona hiçbir zaman -isteyerek- kötü davranmamıştı fakat bu çocuk Kira'na adlı başka biri yüzünden acı çekiyordu.

"Onu fazla konuşturmasak iyi olur." dedi yetişkin Halilintar ciddiyetle. "İyi görünmüyor, sanırım kendini ifade etmeye alışkın değil. Eğer konuşmak için kendini çok zorlarsa onun için kötü olabilir."

Diğer Halilintarlardan biri kalktı ve titreyen çocuğu tekrar oturması için yönlendirdi.

"Dur tahmin edeyim, bir kardeşin var." dedi yetişkin Halilintar hafifçe sırıtarak.

Bahsedilen Halilintar, "Ne alaka?" diye tersledi onu—boynuna astığı kartında 'Elemental Masters/Elementals' yazıyordu.

"Doğru mu onu söyle."

"Doğru. Bir tane kardeşim var." dedi Halilintar (Elemental Masters/Elementals) asık suratla. "Nasıl anladığınızı sorabilir miyim bay dâhi?"

"Shy'a -Should Hurt You'nun kısaltması- davranış biçiminden anladım." dedi yetişkin Halilintar gülümseyerek. "Çok naziksin."

"Olabilir, ne olmuş yani?" diye homurdandı Halilintar (Elemental Masters/Elementals) ve yerine döndü.

"Sırada Elemental Masters/Elementals'ten Halilintar var." dedi Embéria, sesi bir şekilde dalga geçer gibiydi.

"Ben de Shy gibi direkt anlatacağım." dedi Halilintar (E.M/E-tekrar tekrar yazmaya üşendim XD) huysuzca. "Çok basit zaten, anlatacak hiçbir şey yok. Annemle babam kavga ediyor, kardeşimle ben de yaşıyoruz."

Halilintar 'yaşıyoruz' kısmını o kadar rahat bir ifadeyle söylemişti ki odada kısa bir kahkaha tufanı koptu.

"Ha, bir de Taufan ve Duri var. Onlarla sık sık buluşuyoruz falan." diye devam etti Halilintar rahatça. "Blaze ve Ais da var ama onlar daha sonradan geldi... Öyle miydi? Öyleydi öyleydi... O kadar işte."

"Ne güzel, çok basit ve çok kısa." dedi Halilintar'ın (baş karakter olan yani) solunda oturan geveze genç iç çekerek. "Ben nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum. Siz çocuklara göre bir hikaye olmadığını düşünüyorum."

"Senden çok küçük olmadığımı zannediyorum." dedi Halilintar (Kayıp Fırtına) omuz silkerek. "On beş yaşındayım, bugün on altıya girdim."

"Sonuçta on yediye girmene daha bir yıl var." diye takıldı Halilintar—onun kartında İn White yazıyordu. "Ve o zaman da ben on sekiz yaşında olacağım."

"Hikaye devam etmediği sürece sen hep on altı yaşında kalacaksın İW." diye araya girdi Embéria kıkırdayarak. "Neyse, madem konuşmayı bu kadar istiyorsun, öyleyse konuş ve kendinden bahset."

"Eh—" Halilintar (İW) itiraz etmek için ağzını açtı fakat ağzından sadece bir iç çekiş çıktı. "Pekala pekala... Ama küçük olanlar ne olacak?"

"Korkacaklarından endişeleniyorsan, onların hayatı da seninki kadar zor. Ayrıca en küçüğü on bir yaşında." diye cevabını yapıştırdı Embéria.

"En küçük olduğuma inanamıyorum!" dedi Halilintar (E.M/E) şaşkınlıkla fakat diğerinin anlatmasını istediği için başka bir yorum yapmadı.

"Bakın, ben mutlu bir çocuktum—yani annem bana öyle demişti. Neyse. Annemle yaşadım ve hiçbir zaman ailemi sorgulamadım." diye başladı Halilintar (İW), kafalarını karıştırmamak için tane tane konuşuyordu. "...Sonra beş yaşındayken, Taufan'la tanıştım."

"Vay canına, Taufan orada bile beni rahatsız etmeye devam ediyor." dedi Elemental Masters/Elementals'tan Halilintar'la Kayıp Fırtına'dan Halilintar aynı anda ve ikisi de şaşkınlıkla birbirine baktı. Yine aynı anda, "Senin Taufan'ın da mı seni rahatsız ediyor?" diye sordular ve güldüler.

"Taufan beni rahatsız etmiyordu." dedi Halilintar (İW) kıkırdayarak. "Aksine beni bilmediğim, eğlenceli bir hayata sürükledi. On yaşına basana kadar böyle devam etti. Sonra yavaş yavaş benden uzaklaştı... Hem madden, hem de manen beni bırakıp gitti. Bunda bir sıkıntı yok aslında, görüşmeye devam etseydik yani... Neyse işte, sonra ben onu aramaya başladım ve bulduğumda... Kötü birine dönüşmüştü."

"Bence o aptalın peşinden koşmamalıydın, bırak ne yapıyorsa yapsın." diye söylendi Halilintar (E.M/E) omuz silkerek fakat yanındaki yetişkin Halilintar ciddi bir ifadeyle parmağını dudaklarına dayayınca, sustu.

"Onu engellemeye çalıştığımda beni kaçırdı, bana zarar verdi, bilmediğim gerçeklerle psikolojimi mahvetti... Ve ona neden yaptığını sorduğumda sadece güldü—güldü..." Halilintar (İW) başını eğerken, sesi titredi. "...Ben sadece arkadaş olmak istemiştim. Arkadaşımın beni terk etmesini istememiştim, kötü birine dönüşmesini istememiştim, ihanete uğramak istememiştim..."

Halilintar (İW) başını ellerinin arasına alarak öylece dururken, yanındaki sessiz kişi elini anlayışla omzuna koydu. Çok büyük değil gibiydi ama bir şekilde yüzü onu daha yaşlı gösteriyordu.

"Pekala, Lies'tan Halilintar, lütfen kendini tanıt." dedi Embéria.

"Uzun hikaye." dedi bahsedilen kişi kayıtsızca—bu genç, Halilintar'ı (İW) teselli eden gençten başkası değildi.

"Kısalt o zaman."

"Yetimhanede büyüdüm, orada zorbalığa uğradım, sonra bir aile beni evlat edindi fakat sonra yaşanan bir durum yüzünden yetimhaneye geri yolladılar." dedi Halilintar (Lies) ifadesiz bir yüzle. "Sonra bir aile daha beni evlat edindi fakat onların öz çocukları beni sevmedi ve bana zarar verdiler. Sonunda ben de, onlar da terapiye gittik. Daha sonra birini daha evlat edindiler ve birkaç yıl sonra onun öz ağabeyim olduğunu öğrendim. Şuan birlikte ailemizi arıyoruz."

"Tüm hikayeyi bir paragrafta açıkladın." dedi Embéria mutsuz bir tonda. "Ben 20 bölümü boş yere mi yazdım Hali?"

"Anlat dedin." diye karşılık verdi Halilintar (Lies) kayıtsızca.

"Tamam tamam... Ana Rutubeti'nden Halilintar, kendini tanıtabilir misin?"

"Pekala. Ben de Lies gibi kısaca özetleyeyim." dedi Halilintar (AR) gülümseyerek. "Üçümüz, yani ben, kardeşim ve üvey annemiz, beraber yaşıyoruz. Üvey annem Taufan'a çok kötü davranıyor, nedenini bilmiyorum. Diyabetli olduğum için bazen onu engelleyecek gücü kendimde bulamayabiliyorum... Çevremde başka kim var, hm... Sınıf arkadaşım Gempa var, zaten o da Duri'nin kuzeni olduğu için benim de kuzenim oluyor... Ha, söylemeyi unuttum, Duri benim sütkardeşim. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama öyle..."

"Neyse ki aranızdan biri hikayeyi anlatmadan kendini tanıtmayı başardı." Hoparlörden bir iç çekiş duyuldu ve bunun üzerine çoğunluğu kıkırdadı.

Beacon of Light'tan Halilintar ve Overlapping Storms'tan Halilintar da kendisini tanıttıktan sonra, sıra Kayıp Fırtına'dan Halilintar'a geldi.

(Yazarınız spoiler vermemek için bu kısmı atlıyor XD)

"İnan bana, Emily'i gerçekten seviyorum. Sen de seviyorsun—bana o bakışı atma, seni iyi tanıyorum." dedi Komutan Halilintar (Beacon of Light) gülümseyerek. Bir süredir Halilintar'ı inandırmaya çalışıyordu—yani, Halilintar sürekli 'gerçekten mi' diye sorup duruyordu.

"Ugh, tamam da... İleride gerçekten o sinir bozucu kızla evlenmek istemiyorum ki?" diye homurdandı Halilintar suratını asarak, bunun üzerine odadaki çoğu Halilintar güldü.

"Merak etme, o zaman geldiğinde onu seviyor olacaksın." dedi Komutan Halilintar sakince. "Büyüdüğünüzde tanıdığın en akıllı kadın olacak—sana dedim ya, görevlerimizi o yönetiyordu."

"Peki, son bir şey daha. Onu kaybettiğiniz halde nasıl bu kadar rahat konuşabiliyorsunuz?" diye sordu Halilintar tereddüt ve şaşkınlıkla.

"Onu sonsuza kadar kaybetmedim." dedi Komutan Halilintar tekrar gülümseyerek. "Öbür dünyada tekrar buluşmayı umuyorum."

"...Sinir bozucu olsa da, Emily'nin varlığından memnunum sanırım." diye iç çekti Halilintar ve odada tekrar bir kahkaha tufanı koptu.

"Hepiniz tanıdığım en iyi insanlardansınız." dedi Halilintar (K.F) ayrılmadan önce. "Bu doğum günümü asla unutmayacağım."

O ana kadar hep sessiz kalan Shy yaklaştı ve Halilintar'a baktı. Solgun ve bir kenarında iyileşmekte olan bir yara bulunan yüzü ürpertici derecede duygudan yoksundu. "...İltifatınız için teşekkür ederim." dedi hafifçe eğilerek.

"Sakin ol dostum, eğilmene gerek yok." Halilintar kıkırdadı ve hala ifadesiz bir yüzle kendisine bakan Shy'ın elini arkadaşça sıktı. Sırayla diğerlerinin de elini sıktı.

Son olarak Beacon of Light'tan Halilintar'ın karşısında durdu ve mükemmel bir TAPOPS selamı verdi. "Allah'a emanetsiniz Komutan."

"Sen de öyle genç adam. Emily'ne iyi bak." dedi Komutan Halilintar gülümseyerek ve bunun üzerine hafifçe kızaran Halilintar iç çekti. "Bu konuyu kapatsak artık..."

"Pekala pekala. Kardeşlerine de iyi davran, o yollardan geçtim ve ne yaptığını biliyorum." diye devam etti Komutan ciddiyetle—her kelime Halilintar'ın daha da fazla kızarmasına neden oluyordu. "Taufan—Taufan çok değerli bir kardeş. Sinir bozucu olduğunu biliyorum ama o böyle biri. Zor zamanlarda yanında olacaktır, sadece onu incitmediğinden emin ol. Yoksa o da sana sırtını dönebilir."

"Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim. Deneyeceğim." dedi Halilintar başını sallayarak.

Gözleri tekrar kapanırken, hafifçe gülümsüyordu.

İlginç bir doğum günü hediyesi... Senden bekleneni yaptın Embéria.

Son.

Embéria Aéris.

Eh, yani, kendimi övmemek olmazdı şimdi XDD şaka şaka. Nasıl bitirsem bilemedim, böyle bir şey uygun düşerdi gibi geldi.

Eğer yazabilirsem bunun altı bölümü daha var ama Ori Trio'yla sınırlı bırakma ihtimalim de var. Hehehe.

Aslında... Çok mantıklı. Gerisini de Hacebar yazsın XDDD

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

OVERLAPPİNG STORMS- 11

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES