KAYIP FIRTINA- 12 (REWRİTE)

 12: Rüya ile Gerçek Arasında Bir Gece

"Neredeyim ben?"

Halilintar etrafı algılamaya çalışırken, boynuna bir şeyin battığını hissetti ve sesini bile çıkaramadın, dizlerinin üzerine düştü.

"Elbette ki Szcéi gezegenindesin." dedi bir ses.

Halilintar başını kaldırdı ve zayıfça, karşısındaki kişiye baktı. "P.... Poison Noir?"

"Beni hatırladın mı? Ne şaşırtıcı. Halbuki beni unutmuş gibi görünüyordun tatlım." Poison Noir güldü ve eğilip Halilintar'ın boynuna saplanarak onu zayıf düşüren dartı aldı. "Seni tüm gücünle çağırsaydım aptallık etmiş olurdum. Ama bak, şuan o kadar zayıfsın ki ayakta bile duramıyorsun!"

Halilintar onu yalancı çıkarmayı umarak ayağa kalkmaya çalıştı fakat bedenin tüm enerjisi çekilmiş gibiydi. Kalkamıyordu.

Noir kıkırdadı ve çocuğu ayağa kalkmaya zorladı. Sendeleyen Halilintar'ın kolunu sıkıca tutarak, yürümeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?" diye sordu Halilintar ürpererek. Karanlık bir ormanın içinde ilerliyorlardı ve her yerden ürkütücü sesler geliyordu. Buna rağmen havadaki kokunun ormanla yakından uzaktan alakası yoktu.

Noir, "Soru sorma." dedi sertçe.

Ormanın ortasına geldiklerinde -yani Halilintar oranın orta kısım olduğunu hatırlıyordu- Noir durdu ve memnun bir şekilde gülümsedi. "İşte, aradığımız şey şu ağaç."

Halilintar olağanüstü güzellikteki ağaca bakarken, bileğinin sıkıca tutulduğunu hissetti ve daha bakamadan, karanlık bir yere çekildi.

"Mmmm!" Bir el çenesini sıkıca tuttuğu için çıkarabildiği tek ses bu inlemeydi.

"Korkma tatlım, en fazla canın yanabilir." dedi Noir alaycı bir şekilde. Kenardaki neştere benzer tuhaf şeyi aldı ve bununla Halilintar'ın iki kaşının ortasına dokundu.

Halilintar Noir hala çenesini sıkıca tuttuğu için sadece boğuk bir çığlık atabildi ve şiddetle ürperdikten sonra, çenesini tutan elden kurtulmaya çalıştı.

Noir bu sefer dolma kaleme benzeyen ama -öyle tornavidalar var ya, ısınıyor böyle- yazı yazan kısmı ısıtılmış olan bir nesneyi aldı. Onu kullanmadan önce, boynuna bir tane daha dart batırarak, Halilintar'ı tekrar zayıf düşürdü. Sonra tişörtünü kaydırdı ve omzuna dikkatlice 'Noir' yazdı.

Zavallı Halilintar alçak sesle inlemek ve ağlamak dışında hiçbir şey yapamayacak kadar zayıf düşmüştü. Noir'in kullandığı kalem, sıcak bir mürekkebe sahip olduğu için, yazdığı her bir harf hiç kısa olmayan bir eziyet demekti.

"Sanırım beni özlemeyeceksin tatlım ama buna gerek olduğunu sanmıyorum." Noir kıkırdadı ve kulağına eğilerek, "Çünkü er ya da geç sonsuza dek benim olacaksın." diye fısıldadı.

...

"Orada—"

"Hali—"

"Duyuyor musun—"

"Hali!"

"—Halilintar!"

Halilintar gözlerini yavaşça aralarken, belli belirsiz duyduğu seslerdi bunlar. Kapının arkasından geliyordu... Ne kapısı? Neredeydi böyle? Niye karanlıktı? Ve soğuktu...

Banyoda olduğunu anlaması çok uzun sürmedi ama asıl mesele bu değildi ki zaten...

Birinci soru: neden banyodaydı?!

İkinci soru: neden nefes alamıyordu!!?

Üçüncü soru: dışarıdan gelen gürültü patırtı neydi?

O bu sorulara cevap bulamadan, en iyi ihtimalle kapıdan gelen bir anahtar sesi duydu ve zaten nefes alamıyorken, bu iyice gerilerek nefesini tutmasına, olduğu yerde iyice büzülmesine neden oldu.

"Hali... İyi misin? Bağırdığını duyduk."

Bu bir kız sesiydi ama kim? Iman mı, yoksa Emily mi?

"İstersen ben onunla konuşabilirim abla."

"Sorun yok Emily, ben ilgilensem daha iyi olur. Şuan seni görmek isteyeceğinden emin değilim."

İki kişi olduklarından emindi artık... Ve Iman haklıydı, normal zamanda bile Emily'le konuşmayı sevmiyordu, bu halde kendisine yaklaşırsa... Ne yapacağını biliyordu işte.

"Hali, sorun ne? Kabus mu gördün?"

Ablasının başını okşadığını hissedebiliyordu ama şuan konuşabileceğinden emin değildi. Ayrıca sessiz kalmalıydı... Sessiz.

"Peki, seni zorlamayacağım... Sarılmak ister misin?"

Hayır diyebilir miydi! Buna o kadar çok ihtiyacı vardı ki, sarılsa bile o an hiçbir şey umurunda olmazdı (yoksa Emily'nin önünde birine sarılmak mı, daha neler).

... Ama sarılırsa etrafına ördüğü duvarlar darbe alırdı. Tepkisiz kalmak zorundaydı.

"Hadi Hali." Bu sefer konuşan Emily'di, bu çok açıktı. O ince ve sanki onun acı çektiğine şahit olmuyormuşçasına neşeli ses ondan başka kimseye ait olamazdı. "Sorunun ne olduğunu merak ediyorum."

Halilintar onların duyabileceği bir sesle homurdandı ama hareketsiz kaldı. Onlar gitmezse, o da kıpırdamayacaktı.

"Sanırım Taufan'dan yardım isteyeceğim..."

"Yok, gerek yok!" Halilintar hızla başını kaldırdı ve ayağa dikildi.

"Bağırma Pikachu... O soğuk fayansların üzerinde uyumana izin veremem. Sonra soğuk alacaksın falan, şu zamanda hiç çekilmez..."

Halilintar yüzünün kızardığından emindi, bu yüzden Iman'ın arkasına saklanmayı tercih etti.

"Haha, harika bir yöntem. Bunu aklımın bir kenarına yazdım." Emily'nin kıkırdadığını duyabiliyordu ama umurunda değildi. Onunla daha sonra ilgilenebilirdi.

Iman'ın kendisini yatağına yönlendirdiğini hissetti ve hiç itiraz etmeden, üzerine örttüğü örtüye sıkıca sarıldı. Sıcak... Üşüdüğünü fark etmemişti.

Diğer ikisinin güldüğünü duydu ama umursamadı. Kim bilir ne için gülüyorlardı yine?... Kızlar işte.

...

"İşte böyle. Nasıl ama?" diye sordu Iman gülerek.

"Tüm bunlar yaşanırken uyuduğuma inanamıyorum!" diye hayıflandı Blaze oflayarak.

"Şimdi yemeğinizi yiyin, yoksa soğuyacak." dedi Gempa ve böylelikle konu kapanmış oldu.

Halilintar mı? O yemek boyunca kıpkırmızı bir yüzle Emily'nin yanında oturdu ve yemek yemek dışında hiçbir şey yapmadı, başını bile kaldırmadı.

...Sahi, neden Emily'nin yanında oturmuştu ki?!

Devam Edecek...

Biraz eğlenmişim sanırım XD

İletişim: mercan.tasarim11@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

XD

OVERLAPPİNG STORMS- 11

THE DANGERS OF PLAYİNG TOO MANY VİDEO GAMES